Osman Yeter!”
Bir sohbetlerinde arzettiği Bursalı Hacı Osman efendinin, Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerine intisabını anlattı:
“Kabristan yolunda ihtiyar bir bakkal var o anlatmıştı, ona anlattığını size anlatıyoruz.
‘Birgün Konya’dan trene biniyordum, sakallı bir zât da benimle beraber bindi, birçok kimseler onu yolcu ettiler. Mevzu açıldı. Dedi ki:
‘Ben İstanbul’da Fatih cami-i şerifinin vâizi idim, her kürsüye çıktığımda Tarikat-ı aliye’nin aleyhinde konuşurdum, ilk vazifem bu idi. Bir gün cemaatın ortasında bir zât çıktı. ‘Osman yeter!’ dedi. O zât Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri idi. ‘Yeter!’ deyince durdum, ne söyleyeceğimi bilemedim. O akşam âlem-i mânâda kendimi bir fino köpeği olarak gördüm. Çok susamışım, kıvranıyorum. İki tane çeşme var, birisi Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e âit, diğeri ise Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Haretlerine âit. Bir oraya koşuyorum, bir oraya koşuyorum. Nihayet Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
‘Açıver açıver!..’ buyurdu. Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri çeşmeyi açtı, ben de o çeşmeden içtim içtim, o kadar çok içtim ki... Daha sonra intisap nasip oldu. Ondan sonra her kürsüye çıktığımda hep Tarikat-ı aliye’nin güzelliğinden bahsettim. Ben yine o fino köpeğiyim.’
Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretleri onun hakkında:
‘Bir âlimin ölmesiyle denizdeki balıklar, ağaçtaki kuşlar ağlar. Nerede kaldı ki Hacı Osman efendi vazifeliydi.’ buyurmuş.
Bizzat ondan duymuştum, gasledilirken sol tarafı simsiyah imiş, Lâfza-i celâl’in ateşi içini de dışını da yakmış. Az evvel ne idi, biraz sonra ne oldu. Bir defacık: ‘Yeter!’ demesiyle bunlar oluyor. Hazret-i
Allah o vakte getirmedikçe olmuyor.”