| Yeni Safak: Ayşe Olgun Ümmühan Atak
'Şair olacağım'
Batı kültürünün içinden yetişti. Saf şiir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geçti. 14. İslam asrında, İslam'ın asırlar sonra topyekun muhasebesini yerine getirdi... Büyük fikir adamı ve "Şairler Sultanı'' Necip Fazıl Kısakürek'i ölümünün 19.yılında rahmetle anıyoruz...
Eserleri, fikirleri, şiiri ve hayatıyla Türk düşünce ve sanatına damgasını vuran, ama hep "ağrıyan akıl dişi" ile yeryüzünde gezen ve azaplı bir ruhun çırpınışı içinde sürekli "hakikat''i arayan büyük şair ve fikir adamı..
Üstad Necip Fazıl Kısakürek, geçen yüzyılın başında 26 Mayıs 1904'te yine kendi ifadesiyle "Çemberlitaş'tan Sultanahmet'e doğru inen sokaklardan birinde, kocaman bir konakta" doğdu.
Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisliği'nden emekli, İkinci Abdülhamid Han'a Ermeniler'ce girişilen suikastin tarihi muhakemesini yapan ve Mecelle'yi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de "Legion d'honneur" nişaniyle ödüllendirilen vakar ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir.
Necip Fazıl, ilk dini telkin ve terbiyesini yine tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi'den alır. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhi kaynağını teşkil eden "yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku" şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hatıralarının kaynaştığı bir "tütsü çanağı" olan, büyükbabasına ait Çemberlitaş'taki konakta geçirir. İlk öğretiminden sonra, Fransız Mektebi, Amerikan Koleji gibi okullara devam eder. Kızkardeşi Selma ile büyükbabasının ölümü, çocukluk günlerine ait asla unutamayacağı iki hadisedir. 1915 yılında annesinin hastalığı yüzünden Heybeliada'ya taşınırlar. Hastane günlerini ve şair olmaya karar verdiği hastane odasını Üstad, Çile'nin önsözünde şöyle anlatır:
"Bahanesi tuhaf" şairlik
"Şairliğim 12 yaşımda başladı. Bahanesi tuhaftır. Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim.. Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
'- Senin dedi, şair olmanı ne kadar isterdim!'
Annemin bu dileği bana, içimde besleyip de 12 yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim;
'- Şair olacağım!'
Ve oldum. O gün bugün, şairliği küçük ve adi hissiliklerin üstünde gören, onu idrakin en ileri merhalesi sayan ben, bu küçük ve adi bahaneyi hiç unutmadım"
Bahriye Okulu'dan Felsefe'ye
Necip Fazil, önce Bahriye Mektebi'ne kaydolur. Öğrenim gördüğü okul o yıl bir yıl daha uzatılınca okulunu terkederek Dar'ul Fünun'un Felsefe Bölümü'ne girer. Bu arada yazdığı şiirlerin bir bölümünü Yakup Kadri'ye götürür. Bir süre sonra da devrin önemli edebiyat adamlarının yazılarının çıkardığı "Yeni Mecmua''da şiirleri çıkmaya başlar.
1 Temmuz 1923 yılında, "Kitabe" adlı şiirini yayımlayan Necip Fazıl'a ilk övgü, Ahmet Haşim'den gelir. "Çocuk bu sesi nerden buldun sen?" diye Necip Fazıl'a hitap eden Haşim, yakın gelecekte onun Türkiye'nin yetiştirdiği en ünlü şairlerden biri olacağını öngörür adeta.
İlk yolculuk Paris'e
1924 yılında Avrupa'ya talebe göndermek için açılan imtihana giren Necip Fazıl, yurt dışına gider. Cumhuriyet devletinin yurt dışına gönderdiği bu ilk öğrenciler bir vapurla Marsilya'ya ve oradan Paris'e geçerler. Sorbon Üniveritesitesi'ne kaydolan Necip Fazıl, bir yıl kaldığı Paris'te bohem bir hayatın içine düşer. Sorbon'da, profesörlerin dikkatini çeker ama, okula devamsızdır. Bir süre sonra, hükümetin verdiği burs kesilir ve İstanbul'a dönmek zorunda kalır.
Bir vapurun üçüncü mevkisinde gerçekleşen dönüşü Necip Fazıl hiçbir zaman unutamaz. Ruhundaki fırtınalar, varlık ile yokluk arasında yaşadığı soyut acılar, o dönemde yazdığı eserlere de yansır. O yıllarda kaleme aldığı şiirlerini, "Örümcek Ağı'' adında toplar ve kitap edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırır.
Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döner. O yıllarda bankacılık gözde bir meslektir. "Felemenk Bahr-i Sefid Bankası"nda çalışmakta olan Salih Zeki'nin ziyaretine gittiği bir gün, arkadaşının tavassutu ile aynı bankada işe başlar. Daha sonra kısa sürelerle Osmanlı Bankası'nın Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalışır. 1928-29 senelerinde de "Babıali" adlı eserinde Babıali'yi tafsilatlı şekilde anlatır.
__________________ "Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel |