Tekil Mesaj gösterimi
  #1
Alt 09.08.2003, 16:15
ledunn

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
18 Teşekkür 16 Mesaja aldı
İSLaMi MEVZuLARDA HASSaSiYET

Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belada, darlıkta ve genişlikte.
Salat ve selam, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm aline
Sübhan Allahtan temenni: Selametiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir
Allahummerzuknel hifzal murselin ilhamel enbiyayi ve fehmel evliyayi bikeremike ya ekramel ekramin.ve birahmetike ya erhamer rahimin.
Allahumme bi hubbi zatike tahassanna ya Allah.Lailahe illallah seyyidina muhammedurrasulullah. Hakkan ve sıdkan
****************************
////////////////////////////////////////////
****************************
İSLaMi MEVZuLARDA HASSaSiYET

Bilindiği gibi her sâhanın mütehassısları (uzmanları) vardır. Kimya kimyagerden, fizik fizikçiden, tıpla alâkalı meseleler tabipten sorulur. Hatta her azânın; gözün, kulağın, midenin, kalbin hep ayrı bir uzmanı vardır. Bir ihtiyacımız olduğunda, ihtiyacımız hangi kısımla alâkalıysa, onun mütehassısına müracaat ederiz. Çünkü, ihitiyacımızı karşılamak veya o hususta sıhhatli bilgi almak, ancak bu şekilde mümkün olur.

Tıptan, fizikten, kimyadan ve benzeri pozitif ilimlerden çok daha fazla ve geniş sâhası olan bir ilim dalı daha var ki, o da İslâmî ilimler... İnsanların hem dünyevî, hem de uhrevî hayatlarını; hem maddî, hem de mânevî yönlerini tanzim eden İslâmî ilimlerin sâhası oldukça geniştir. Her inanan insanın, İslâmî ilimlerin bütününe vâkıf olmasına imkân yoktur. Birçok hususta başkalarından bilgi almaya ihtiyacımız vardır.

Öğrendiklerimizi pratik hayata tatbik etmek, dünya ve ukbâmızı mâmur etmek güzel bir şeydir. Bunun için de İslâmî meseleleri sorup öğrenirken, diğer ilimlerde olduğu gibi, bu ilimlerde ihtisas yapmış kişilerden öğrenmek çok mühimdir. Cenâb-ı Hakk, Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz (S. Nahl, 43) buyurmaktadır. Binâenaleyh, öyle uluorta herkesten bir şeyler duyup öğrenmekle, doğru olup olmadığı bilinmeden, İslâmiyeti hakkıyla yaşamak imkânsızdır.

Dîni ilimlerin temelini, kaynağını bilmeyen kimselerden bilgi edinmeye çalışmak, o mevzûdaki bilgisizliğimizi gidermediği gibi, bizde birçok yıkımlara dahi sebep olacaktır. Yarım doktor insanı candan, yarım hoca da dinden eder sözü ne kadar mânidardır.

Burada gâyemiz kimseyi karalamak değildir. Fakat insan her hususta sûiistimâle açık bir varlıktır. Bazan kastı, bazan da cehâletinin kurbanı olarak sapmalara girebilmektedir. Dînî mevzûlarda da İslâmî meseleleri vuzûha kavuşturmaya kalkışan, kendini fetvâ makamında görüp, insanlara da öyle görünen ve dini istismar etmeye çalışanlar yok değildir. Bu kimseler kendilerini hoca-âlim gösterip, halkı kandırmak ve gerçekleri saptırmakla vebâle dalarken, hiç araştırmadan onlara itimat eden ve onların tâlimatlarıyla dini yanlış yaşayanlar da hata etmektedirler.

Bizi ayakta tutan hasletlerimizle alâkalı olan dinî mevzûlarda, ehliyetsiz kimselere soru sorulup danışılmasının vahim neticeleri vardır. Bu cümleden olarak; birçok bidatlerin ortaya çıkıp yayılması... Sahte şeyh ve mürşidlerin ortalıkta arz-ı endâm etmesi...
Dini yanlış anlayıp yanlış tatbik eden kimselerin artması...
Keza bu ehliyetsiz kişilerin hata ve tenâkuzlarını sezen ve anlayan insanların, bunları İslâmiyetin kendisinden sanarak dinden soğumaları...
Kurandan ve sünnetten uzaklaşmaları; dolayısiyle dinin münâfıklar tarafından çok kolay şekilde istismar edilebilir hâle gelmesi...
Din ve iman düşmanlarının bu açığı değerlendirerek, dine tecavüz edip yıkmaya çalışmaları...
Hakiki âlimlerin âtıl kalması veya zâyi olup gitmesi hep bu vahim neticelerdendir.

Hâsılı, ömrünü dînî ilimlerin tâlimine vakfetmiş ulemâya ve Kitap, sünnet, icma, kıyas gibi sahih istinadlara insanların müracaat etmeyişinin arkasında çeşitli sebepler yatmaktadır. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Okuyup araştırmak yerine işin kolayına kaçıp, hemen her şeyi, ehil olup olmadığına bakmaksızın, başkalarından sormayı tercih etmek.

2. Ehil insanların az olması ve onlara ulaşmanın güçlüğü.

3. Hakikatlerin nefse ağır gelip, nefsânî arzu ve menfaatlerle çatışması.

4. Dini yaşama ve yaşatma gibi bir hassâsiyetin olmayışı.

5. Dinî mevzûlara karşı alâkasızlık.

6. Yaşayıp tatbik etmek için değil de, sadece zihni meşgul ettiği için sorma düşüncesine sahip olmak.

7. Her önüne gelene inanmak. Halbuki, fâni ve zâil olmaya mahkûm olan dünyevî ihtiyaç ve meselelerimizde bile, en iyisi, en güzeli olsun diyerek araştırıp ihtimam gösterirken; sönmeyen, bitmeyen, ebedî âleme ait hususlarda aynı titizlik ve hassâsiyeti göstermemek, nefsin aldatmacasından başka bir şey değildir.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla