İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > GENEL > Anketleriniz
Anketimiz: müslüman mücahidlerin gayrimüslim sivilleri hedef alan intihar saldirilarini tasvip e
EVET 6 40,00%
HAYIR 6 40,00%
HICBIR FIKRIM YOK 3 20,00%
Katılımcı sayısı: 15. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 01.04.2003, 16:23
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.557
Teşekkür etti: 11
96 Teşekkür 49 Mesaja aldı
Hayır etmiyorum.

Ama müslümanların son çare olarak buna tevssül etmesine sebep, hiç bir şey yapmayan başta kendim, tüm ümmeti kınyorum.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 01.04.2003, 18:47
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hayir, kesin kez tasvip etmiyorum!!!!!!!!!

Lakin bu yapilani dini boyuttan degil, sosyolojik yani Insanlik acisindan alipta, böyle eylemlere girisenleri anlamaya calismaliyiz... zevklerine göre yapmiyorlar herhalde??

Süleyman cobanoglu'nun bugünkü köse yazisinda bu konuyla ilgili yazisi var, tavsiye ederim okumanizi (Saral Kardes sana is düstü... )!

Simdilik bu kadar diyeyim...
icimden sanki tartisma getirecek bir konuymus gibi geliyor, hayirlisi!!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 02.04.2003, 01:16
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 4.718
Teşekkür etti: 18
28 Teşekkür 18 Mesaja aldı
Red face

Yoksul kardesim, Harun Yahya´nin "Orta Dogu" diye bir belgeseli var. Orada bu konuya deginmisler.. Intihar saldirilarinin Filistinlilerde nereden kalma bir gelenek oldugunu falan anlatiliyor.. Ben bilhassa o belgeseli izledikten sonra baya kafam karisti dogrusu.. Sen biliyormusun o belgeseli?
__________________
YAPAMAZ ERTUĞRUL EVLADI SENSİZ,CAN VERİR CANANI VEREMEZ TÜRKLER
EBEDİ HADİM-ÜL HAREMEYNİNİZ,ÖLSEK DE RAVZANI RUHUMUZ BEKLER
Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 02.04.2003, 01:41
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 4.718
Teşekkür etti: 18
28 Teşekkür 18 Mesaja aldı
Yoksul kardes iyi güzelde.. Tavsiyede bulunduk diye makineliylemi düsüyorsun pesime
__________________
YAPAMAZ ERTUĞRUL EVLADI SENSİZ,CAN VERİR CANANI VEREMEZ TÜRKLER
EBEDİ HADİM-ÜL HAREMEYNİNİZ,ÖLSEK DE RAVZANI RUHUMUZ BEKLER
Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 02.04.2003, 03:15
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hayrettin Karaman Hoca efendi dahil İslam Alimleri bu konuda intihar eylemlerini tasvip ettiklerini söylüyorlar.Bende 100 de 1 00 000000 katılıyorum.

Filistin’de Yahudilerin yaptığı katliamları bütün çıplaklığıyla anlatmasına eş – Yahudilerin yetişkin erkek bulunmadığı bilinen, yaşlı, kadın ve çocukların kaldığı kampları napalm bombaları atarak çocukları diri diri yakması gözü yaşlı, katliam manzaraları çizmesindeki ıstırap kaldı akıllarda. Ve bir şey daha; Filistin kamplarında bulunmuş 68 kuşağından bir solcunun anlattıkları... Savaşmanın Filistin’de gayet tabiî olduğu, 12 yaşındaki çocukların dahî ellerinin silâhlı olduğu, savaşmanın bir hayat tarzı hâline gelmiş bulunduğu... Öyle ya, Filistin kamplarında, futbolcuların, film artistlerinin değil, fedaîlerin posterleri asılı... Savaşmanın bir hayat tarzı hâline geldiği Filistin’de, savaş gayet sıradan bir hadise. Yemek yemek, çalışıp para kazanmak, evlenip çoluk çocuğa karışmak gibi, savaşmak ve bu savaş sırasında da ölümle tanışmak, gayet sıradan ve günlük bir olay... Onlar için ihtiyaç kelimesinin belirtiği mana, bizler için belirttiğinden çok farklı..ısrarla, Batı kafası ve sosyolojisi ve psikolojisiyle izâh etmeye –keyfiyetini, hakikatini örtmeye- çalıştığı fedâî eylemlerinin hiç de öyle olmadığı, bu şartlar ve bu hayat anlayışı karşısında apaçık gözükmekte.

Yahudilerin o topraklarda ne işi var? Şayet ölmek istemiyorlarsa, defolup geldikleri yere geri dönsünler. Onları misafir olarak biz davet etmedik, işgalci olarak hanemize tecavüz ettiklerini, çoluk-çocuk demeden, katlettiklerini, namusumuza el uzattıklarını gördük..

Şehadet eylemleri, sizlerin zannettiğ çaresizlikten dolayı değil, taktik bir anlayış gereği bu eylemlere girişmektedirler . Tankların karşısında ellerindeki silâhların kafi gelmediği yerde fedaîler devreye girmiştir diyor. Ölmenin ve savaşmanın gayet sıradan olduğu, fedairuhunun bu kadar şuurlaştığı bir ortamda, bu eylemleri bu şekilde vasıflandırmanın, fedai ruhunu örtmek, görmezden gelmek için yapılmış olacağınıysa ifade etmiyor. Tanklara, işgalcilere karşı fedaîlerin bu kadar sık kullanılmasındaki asıl mesuliyetin, düşmanın ordusu karşısında kendilerini silahsız bırakan müslümanların üzerinde olduğunu da ifade etmiyor. Mesuliyetimizi hatırlatırsa, utanırız diyedir belki, utandırmamak için söylememiştir belki, kim bilir? Evet, bu taktik bir tercih meselesidir ve fedai ruhiyatının bütün bir toplum tarafından, topyekun kuşanılmış olduğunun ispatıdır da... Conilerin, filimlerde aradığı kahramanlık ruhiyatını, bir toplumun her ferdinin tek tek kendi şahsında yaşattığının ifşasıdır... İşin burasında, karalama sebepleri arasına kıskançlık da girmiyor değil...

İnşallah, bu dava yolunda kendini fedâ eden tüm MÜSLÜMANLAR şehit olmuşlardır. LAkin, orada işgalciye karşı çarpışanlar, yalnız müslümanlar değil... Vatanseverler, solcular, marksist gerillalar da fedâ eyleminde bulunabilir. İşin bir yönü bu... Diğer taraftan, şehitliğin ne demek olduğunu, dışımızdakine anlatmanın zorluğu... Onların anlayış ve gerçeklik seviyesi, zaman üstü hakikat ve gerçeklik seviyesiyle irtibatlı değil... Ve genel anlayış seviesi de aslında bu... Yani, Filistindeki gibi, savaşın hayat tarzı olduğu bir ortamda, bunu izâh etmenin bile lüzûmu yokken, parya psikolojisi içerisinde, Tom Amca ruhiyatına haiz ve eşi ile dişi, dişi ile işi arasına sıkışmış bir hayatın mahkumlarına, şehadet, 70 huriden başka ne çağrıştırıyor ki? İnsan olmak, müslüman olmak çilesi kaybolmuş... Hayvan adamın tek saktığı, hayvani hazlarına hitap eden yön...


Mahallesindeki Ermeni azınlığa ait evleri berhava etmenin yolunu düşünen, cepheden saldırarak, karakol vazifesi gören bu evleri ve içindekileri temizlemenin imkanı olmadığını görünce de, kendi evine soktuğu kundakla bütün bir mahalleyi yangına veren ve bu sayede işgalcilerin evlerini ateşe havale eden Mıllış Nuri’de o evlerdeki çocukların ölümüne sebebiyet verdiği için masumları katleden bir teröristtir..Deyilmi.Bak bu adam da TÜRK ne tesadüf..

Ve son olarak... Allah Resûlü’nün şanlı Sahâbîlerinden biri... Savaş arasında, bir ağacın altına oturmuş, azığı olan hurmaları yemekte... Allah Resûlü’nün, şehit olmanın her şeyden üstün olduğunu belirten hadîsini duyuyor. Yemekte olduğu hurmaları olduğu yere bırakıp, şeksiz ve şüphesiz, şehit olmak üzere, yalınkılıç, kâfir ordusu içine dalıveriyor... Ve fedâî Sahâbî şehit... İntihar etmiş değil... Yaptığı işle düşmana korku vermiş olduğundan dolayı da, Allah Resûlü tarafından övgüye mazhar oluyor...

İnsan olmak için, mucahid ruhiyatına bürünmeye bakmak lazım... Filistinlileşmek lazım... Savaşmak lazım... Sıcak döşeklerde eleştiri yapmak gerekmiyor bize...Unutmayalım: “Cennet, kılıçların gölgesi altındadır!”
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 02.04.2003, 03:50
Hamd icin Ilim
 
Ahmet76 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3.899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Hayrettin Karaman'in bunu tasvip ettigi yazisini görmek isterim dogrusu...

Islam alimlerin cogunun bu eylemleri kinadigini biliyorum da, bu yazi nedense sok etti simdi beni....

Herneyse...

Duygusallikla , Islami olani halen ayiramazsak iste isimiz daha coktur demektir. Yani, Islami olanin ne oldugu bilmek önemli!
Cihad'i cagirabilmek icin Otorite gerek, otorite olabilmesi icin Devlet gerek...
hani otorite , hani Devlet.
Eger arasira yapmacik olarak TV'lere cikip, namaz kilan ve Kuran okuyan safsatalarin Cihad cagrisina katiliyorlarsa, yazik demekten baska birsey diyemem.
Simdi bu eylemleri kinamakla, sakin ola kinayanlari, kardeslerini düsünmüyorlar diye bir düsünce aklinizdan gecmesin...
Sakin ola "öyle diyorsaniz, hadi sizde gidin de , onlarin durumunda siz ne yaparsiniz?" gibi sorular sormayin.
Öyle durumda, Insan oldugumdan ne yapacagimi bilmemekle beraber, önemli olan Müslüman oldugumdan her zaman Islami olani yapmaktir...

Islami örnegini "Örnek Insan" vermistir, ve ondan daha Örnek olabilecek insan yoktur, diger Peygamberler haric!!!!
Mekke Dönemi her zaman bu konuda kaynaktir ve kalacaktir...

Sabretmegi hic denedik mi? Sadece Allah'a güvenmeyi denedik mi? Sadece Allah'tan yardim dilemegi hic denedik mi?
"Örnek Insan"(sav)'in yapmis oldugu örnek davranis budur...
Allaha güvenecegimize, safsatalara güvendik... dehset ile kendi yararlarina calisan sahtekarlara güvendik... kendilerini fetva verebilecek durumda gösteren yobazlara güvendik... Resulullah'in girmis oldugu Güvence yoluna girmedik...Caresizligimizi belirli fetvalar veren kisilere yönelttik, Allaha dayanmadik...Acziyetsizligimizi, Sabir ile adaleti gözetmek var iken, kindolu yüreklerlerle asiri eylemlerle gösterdik....

Sabretmek demek, Korkak olmak demek degildir!!!
Sabredip, her zaman Adaleti ayakta tutmaya calismak, Hakikati savunmak, inancimizdan taviz vermemek, asiriya gitmemek, Tebligini her zaman yerine getirmek ve bu yolda iskencelere ve acilara katlanip , sadece ve sadece Allah'a yalvarmak, ondan yardim dilemek ve O'na güvenmektir, SABIR!!!!!

Ve bu Sabir yolunda , bu Örnek yolda, haksizliga ugrayip öldürülen kisi SEHIDDIR!!!!!!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel
Ahmet76 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 02.04.2003, 04:33
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Epey Romantik olduk zaten...Romantizm ve Modernizm ola ola...Yakında başımız göğe erecek..Ha bide realizm varki evlere şenlik.Birde MÜSLÜMAN olmayı MUHAMMEDİ olmayı becerebilseydik...

Abdullah Azzam gerçekten feraset sahibiymiş..
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV

Konu MeRCaNDeDe tarafından (03.04.2003 Saat 00:11 ) değiştirilmiştir..
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 02.04.2003, 10:20
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina


Alıntı mercandede......
Yahudilerin o topraklarda ne işi var?
*****************************

Sevgili Kardeşim zannediyorum ki bu sorunun yanıtını tarih yapraklarında bulabilirsiniz.

Size bir yardımcı misal vereyim tarih yapraklarını araştırırken yardımcı olur.

Osmanlının bütün borçlarının kapatılması ve buna benzer tekliflerle gelen ve karşılığında sadece filistin bölgesine sahip olmak isteyen yahudilere
o günkü osmanlı padişahı Abdulhamit (ks) reddetmesi.Filistinin osmanlıya sırt döndükten sonra topraklarını yahudilere yüksek meblalar karşılığında sattıklarını. Yani osmanlının satmadığı toprakları kimden satın aldıklarını belki öğrenmiş olursunuz.

Şu anda zülüm gören mümin kardeşlerimizin Allahü Teala yardımcıları olsun..


Aşağıdaki ayetlerin tevsirlerine bakarsanız belki sorunuzun cevabını bulmaya yardımcı olabilir.

Bakara /194- Hürmetli ay hürmetli aya ve bütün hürmetler birbirine karşılıktır. O halde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyle saldırın da ileri gitmeye Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.

Bakara/195- Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 03.04.2003, 09:05
 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.336
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina

ANCAK KADAVRAMIZ PAYLAŞILIR

Sultan AbdülhamidHân (rh.), 1896da görüşme talebinde bulunan Siyonizmin kurucusu Dr. Thedor Herzle, kendisinin de ajanı olan New-linsky vâsıtasıyla şunları söyler:
**********************
MösyeHerzl sizin arkadaşınız olduğuna göre, benim de dostum demektir; kendisine bu meselede artık hiç bir teşebbüste bulunmamasını öğütleyiniz. Benim bir karış toprak vermem bahismevzuu olamaz. Zira istenen toprak bana ait değildir. O milletime aittir. Bu devleti kuran ve kanıyla besleyen milletime... Herhangi birisine vermek veya bizden koparılmasına râzı olmaktansa, yeniden kanımızla yıkamayı tercih ederiz.

Benim, Suriye ve Filistinden gelen iki alayım Plevnede son neferine kadar şehid oldular. Türk İmparatorluk toprakları bana değil, Türk Milletine aittir. Bu imparatorluğun hiç bir parçasını hiç bir kimseye veremem. Yahûdiler şimdilik milyarlarını biriktirsinler. Kimbilir, birgün bu imparatorluk paylaşılırsa onlar da istediklerini belki de bir şey ödemeden elde edebilirler. Fakat ancak kadavramız paylaşılır, canlı vücuttan parça koparılmasına müsaade etmem.
**********************
Bu sözler karşısında Herzlin hâtıralarına kaydettiği satırlar çok dikkat çekicidir.:

Sultan Abdülhamidin gerçek bir devlet adamı büyüklüğünü aksettiren bu sözleri, her ne kadar o an için bütün ümitlerimi söndürse de, bana çok tesir etti ve heyecanlandırdı. (Siyonizmin kurucusu Theodor Herzlin Hâtıraları ve Sultan Abdülhamid, s. 14-15)

DIE POLİTİSCHE STERN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN

Ünlü Alman bilgininin, ilmin soğuk kanlılığıyla yazdığı Politikanın Yıldızı Abdülhamid Han kitabından da bir örnek verelim;İnşaallah faydalı olur.

Bu vaziyeti daha da dramatize eden pekçok hadise vukû buluyordu. Rusya ve Avusturyanın Balkanlardaki kışkırtmaları, İngilizlerin Arap dünyasındaki oyunları devletin başına dertler açıyordu. Daha bir sürü gâilenin, kargaşanın üstesinden gelebilmek için devletin dizginlerin sıkı tutmak şarttı. Abdülhamid Han da bunu yaptı.

Gerçekten müstebit bir ruh taşısaydı, milleti câhil bırakmak isterdi; zira, aydın insanlara baskı uygulamanın kolay olmayacağını bilecek zekâya sahipti. Fakat butün ülkede eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Yakın dönemde yetişmiş, hepimizin iftihâr ettiği ilim ve devlet adamlarımızn hemen hemen tamamı onun zamanında eğitimlerini almışlardır.

Filistin topraklarında Osmanlının himâyesinde özerk devlet kurmak isteklerini reddedince, Yahûdiler ona Kızıl Sultan lakabını taktılar ve her türlü iftirâya başladılar.

Maalesef Müslüman ana-babadan gelen sözüm ona aydınlarımızın büyük kısmı da bu iftirâ kampanyasına iştirâk ettiler. Rıza Tevfik gibi, Bizdik utanmadan itirâ atan, devrin en siyasî padişâhına diye nedemet hissiyle yazılmış itiraflar az değildir.

Bu itiraflara rağmen hemen hemen tamamının nezdinde o, bir Kızıl Sultandı. bilgilerimiz bizi yanıltmıyorsa, ilk defa Nihal Atsız, onun hakkında Gök Sultan başlığıyla makale yazdı.

Sonra da Necip Fazılın Ulu Hakan adlı kitabı fikir hayatımızın üzerinde bomba tesiri yaptı. Atsız ve Necip Fazıl beyler, onu göklere çıkardılar. İster istemez insanın aklına, bu övücü sözlerin, aksiyona karşı reaksiyon olabileceği geliyor.

Ama ünlü Alman biligininin, ilmin soğuk kanlılığıyla yazdığı Politikanın Yıldızı Abdülhamid Han kitabını okuyunca, hiç de reaksiyon olmadığını anlıyoruz. Kitabın orjinal adı; yazının başlığında kullandığımız gibi, Die Politische Stern Sultan Abdülhamid Handır.

Bugün dünün ürünüdür. yarınlarımız da bugünümüzü doğru idrak etmemize bağlıdır. Bu idrâk da dünü iyi bilmekle başlar. (Mehmed Niyazi)

*****************
Bu yazdıklarımdan yapılan zulmü tasvip ediyorum anlamını çıkarmayınız.Yapılan zülümleri hiçbir kimse hiçbir zaman hoş karşılamaz.

Arap dünyası zamanın da kendisi gövdeden ayrıldı gövdeden ayrıldığında en bariz ve birkaç gün önce anmış olduğumuz 250.000 yakın çanakkale şehidimiz ve kurtuluş savaşımızdaki diğer şehitlerimiz bunların hepsi bir gerçektir.

Aynı zamanda unutmayın o zamanlarda hilafette vardı ve müslümanların merkezi türkiyedeydi.Ama kimse hilafeti bile dikkate almadan kendi bildiklerine hareket etti.İş hilafettede değil hakiki müslüman mümmin olmakta böyle olunca istesenizde istemesenizde hilafet gelir.

Ne demişler zaman her şeyin doğrusunu ve yanlışını bildirir. Onlarda ne kadar yanlış yaptıklarının farkındalar.

Allahü Teala bütün mümin müslüman kardeşlerimize yardım etsin.

Görünüşte müslüman olanlara bütün dünya yardım eder bir sonuç elde edemezler.Hakikatteki müslümana mümine Allahü teala yardım eder alemlere hakim olur.

Görünüşteki müslüman zulüm getirir.

Hakikatteki müslüman rahmet getirir.

Bizlerde hakikatte müslüman olmalıyız.Sözümüzü azalarımız doğrulamalı.Allahü Tealaya yönelelim, Kuranı Kerime bütün azalarımızla sarılalım.Farzlara ,vaciplere,ve sünnetlere çok dikkat edelim.

İbrahim Hakkı Erzurumi Hz.(ks) dediği gibi;

Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler.

Hiç bir zaman unutulmamalı ki ummadığımız yerden rahmet ve bereketler gelir.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 06.04.2003, 03:27
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İntihar mı İstişhad mı?
Bilindiği üzere cihad yaşanılan dönemin şartlarına ve gereklerine göre yapılır. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bir hadisinde: "İyi bilin ki kuvvet atmaktır" diye buyurmuştur. (Bu hadisi Müslim, İmare 168'de; Ebu Davud, Cihad 23'te; Tirmizi, Enfal suresi tefsirinde; İbnu Mace, Cihad 19'da; Darimi, Cihad, 14'te; İbnu Hanbel, 4/157'de rivayet etmiştir.) İlim adamları bu hadisi, savaşı yaşanılan çağın gereklerine ve şartlarına göre yapmak gerektiği şeklinde yorumlamışlardır. Bu bütün cihadi ameller için geçerlidir. Bu itibarla savaşta yasaklar sınırının aşılmaması şartıyla yaşanılan çağın gereklerine göre yeni metotlar geliştirilmesi mümkündür. Dolayısıyla bir metot geliştirilirken dikkat edilmesi gereken onun yasaklar dairesine girip girmediğinin tespit edilmesidir. Eğer bir fiilin benzeri Resulullah (s.a.s.) döneminde yapılmış ve itiraz edilmemişse o fiilin yasaklar dairesine girdiği söylenemez. Ayrıca bilmek gerekir ki, burada önemli olan esasta benzerliktir. Yoksa şekilde farklılık esastaki benzerliğe dayanan kıyası geçersiz kılmaz.
Batılıların literatürlerinde "şehadet" kavramı olmadığından, Müslümanların cihad esnasında şehadeti göze alarak gerçekleştirdikleri eylemleri onlar "intihar" olarak adlandırıyorlar. Bu isimlendirme bizim İslami yayın organlarına da aynen yansıyor ve halkın dilinde "intihar saldırısı" ismi dolaşmaya başlıyor. Bu kez: "İntihar etmek haram olduğuna göre bu insanlar bu fiilleri neye dayanarak yapıyorlar?" sorusu akla geliyor. Bazıları bu eylemleri zulüm karşısındaki bıkkınlığa karşı bir patlama şeklinde anlamaya çalışıyor ve: "Her ne kadar şer'an bir izahını bulamazsak da başlarındaki zulmü göze olarak bu fiillerini anlayışla karşılamak zorundayız" tarzında birtakım izahlar bulmaya çalışıyorlar. Oysa bizim için her konuda ölçü ve terazi Allah'ın şeriatıdır. Allah'ın şeriatına göre izahını bulamadığımız bir ameli belli bir sebebe dayandırsak bile geçerli ve meşru göremeyiz. Bir amelin ne derece meşru olduğunu ortaya koymak için yapacağımız izahlarda önemli olan olayın sosyolojik veya psikolojik boyutlarını izah etmemiz değil şer'i yönden geçerliliğini ortaya koyabilmemizdir.

Aşağıda siretten, bir insanın cihad esnasında kesin şekilde öldürüleceğini bildiği halde, Müslüman tarafın maslahatı veya karşı tarafın zayıf düşürülmesi için bir eyleme atılmasıyla ilgili örnekler ve fıkıh alimlerimizin bu konudaki görüşlerini sıralayacağız. Bu bilgilerin derlenmesinde, Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Abdurrezzak Halife eş-Şayci'nin haftalık el-Muctema dergisi, sayı: 1192, sh. 44-45'te yayınlanan bir araştırmasından, yine Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nin dekanı Prof. Dr. Acil Casim en-Neşemi'nin el-Kabas gazetesinin 19 Mart 1996 tarihli sayısında yayınlanan fetvasından, Ezher Alimleri Cephesi'nin konuyla ilgili fetvaları hakkında eş-Şa'b gazetesinin 13 Nisan 1996 tarihli sayısında yayınlanan geniş haberden, değişik üniversitelerin Şeriat fakültelerinde görev yapan bazı öğretim görevlilerinin "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhadi eylemlerin meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlığıyla ortaklaşa yayınladıkları fetvalarından, İbrahim el-Ali'nin, Filistin el-Muslime, Ekim, Kasım ve Aralık 1995 sayılarında (üç sayı arka arkaya) yayınlanan bir araştırmasından ve bunların dışındaki değişik İslami kaynaklardan yararlandık. (Yararlandığımız kaynaklardan bazılarını metin içinde zikrettik.)

* Yüce Allah, bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır." (Ahzab, 33/23)

Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak, Buhari, Müslim, Tirmizi ve daha başkalarının Enes ibnu Malik (r.a.)'ten rivayet ettiklerine göre, Enes ibnu Malik (r.a.)'in amcası Enes ibnu Nadr (r.a.) Bedir savaşında bulunamayınca: "Resulullah (a.s.)'ın girdiği ilk çarpışmada bulunamadım. Eğer Allah bana Resulullah (a.s.) ile birlikte bir çarpışmaya katılmak nasip ederse, mutlaka nasıl (kahramanca) hareket edeceğimi görecektir" dedi. Bu kişi Uhud savaşında şehid edildi. Bu savaşta öldürülünceye kadar kahramanca savaştı. Bedeninde kimi gürz, kimi kılıç, kimi de ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü. Bu ayeti kerime de onun hakkında indirildi. (Bu konudaki rivayeti Buhari, Cihad, 12; Tefsir, Ahzab suresi tefsiri, 3; Tirmizi, Ahzab suresi tefsiri, 2,3'de rivayet etmiştir.)

Dikkat edilirse ayetin metninde Yüce Allah, Allah yolunda şehid oluncaya kadar çarpışmayı adayanlardan ve bu adağını yerine getirenlerden övgüyle söz etmektedir ki, bu onların intihar edenler gibi olmadıklarını gösterir. Ayetin nüzul sebebiyle ilgili rivayet de, şehid olmayı göze alarak kahramanca çarpışmanın övgüye değer bir amel olduğunu ortaya koyuyor. Fakat bilmek gerekir ki, cihadın gayesi ölmek değildir. Ama düşmanın zayıf düşürülmesi veya İslam kuvvetlerinin bir zarardan korunması mücahitlerden birinin veya birkaçının öldürülmesiyle ancak mümkün olacaksa bundan dolayı bazılarının kendilerini şehadete atmaları intihar değil aksine büyük bir kahramanlıktır. Aşağıda vereceğimiz rivayetler de bunu ortaya koymaktadır.

* Müslim'in naklettiği bir hadise göre Enes ibnu Malik (r.a.)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.s.) Uhud gününde ensardan yedi ve Kureyş'ten iki kişiyle birlikte yalnız bırakıldığında, müşriklerin onun üzerine ok yağdırmaları ve kendilerine doğru yaklaşmaları üzerine: "Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır" diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Sonra yeniden üzerine ok atmaya başladılar. Resulullah (s.a.s.) tekrar: "Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır" diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Bu şekilde tam yedi kişi şehid oluncaya kadar devam etti. Daha sonra Resulullah (s.a.s.) yanındaki iki sahabisine: "Arkadaşlarımıza insaf etmedik" diye buyurdu." (İmam Nevevi, Müslim Şerhi'nde hadisin sonundaki: "Arkadaşlarımıza insaf etmedik" ibaresini şu şekilde açıklamıştır: "Yani Kureyşliler, ensara insaf etmedi. Kureyşliler çarpışmaya çıkmazken ensardan olanlar teker teker çarpışmaya çıkarak şehid edildiklerinden böyle denmiştir.")

Bu olayda dikkat edilirse yedi sahabi Resulullah (s.a.s.)'a zarar gelmesini önlemek için müşriklerin üzerine atılmış ve geleceği kesin olan bir ölüme kendilerini atarak müşriklerin Resulullah (s.a.s.)'a yaklaşmalarını engellemişlerdir.

Kurtubi, Tefsir'inde bu olaydan, cesaretli bir kimsenin yalnız başına da olsa ölümü göze alarak kalabalık bir düşman grubunun arasına dalıp onlara zarar vermesinin caiz olduğu hükmünü çıkarmıştır.

* Enes ibnu Malik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre Bedir'de müşrikler Müslümanlara yaklaşınca Resulullah (s.a.s.): "Genişliği göklerle yer kadar olan cennet için kalkın" diye buyurdu. Ensardan Umeyr ibnu'l-Humam: "Genişliği göklerle yer kadar olan bir cennet mi ey Resulullah?" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Evet" dedi. O da: "Tamam, tamam" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.): "Seni "tamam, tamam" demeye yönelten ne oldu?" diye sordu. O da: "Vallahi, oranın (o cennetin) ehlinden olma arzusundan başka bir şey değil, ey Resulullah!" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Sen oranın ehlindensin!" diye buyurdu. (Umeyr) sonra heybesinden birkaç hurma çıkardı ve onları yemeye başladı. Sonra: "Ben eğer bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam bu uzun bir hayat olur" dedi ve yanındaki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar onlarla çarpıştı." (Bunu Müslim, İmare, 145'te rivayet etmiştir.)
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 06.04.2003, 03:31
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
* Enes ibnu Malik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre Bedir'de müşrikler Müslümanlara yaklaşınca Resulullah (s.a.s.): "Genişliği göklerle yer kadar olan cennet için kalkın" diye buyurdu. Ensardan Umeyr ibnu'l-Humam: "Genişliği göklerle yer kadar olan bir cennet mi ey Resulullah?" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Evet" dedi. O da: "Tamam, tamam" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.): "Seni "tamam, tamam" demeye yönelten ne oldu?" diye sordu. O da: "Vallahi, oranın (o cennetin) ehlinden olma arzusundan başka bir şey değil, ey Resulullah!" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Sen oranın ehlindensin!" diye buyurdu. (Umeyr) sonra heybesinden birkaç hurma çıkardı ve onları yemeye başladı. Sonra: "Ben eğer bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam bu uzun bir hayat olur" dedi ve yanındaki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar onlarla çarpıştı." (Bunu Müslim, İmare, 145'te rivayet etmiştir.)

İmam Nevevi, Müslim Şerhi'nde bu hadisle ilgili açıklamasında şöyle der: "Buradan bir kişinin kafirlerin birliklerinin arasına dalmasının ve kendisini şehadete atmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu hareket ilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre caizdir ve hiçbir keraheti yoktur."

* Taberi Tefsiri'nde rivayet edildiğine göre Ebu İshak, Bera ibnu Azib (r.a.)'e: "Bir adam yalnız başına düşmandan bin kişilik bir grubun içine dalarsa, Yüce Allah'ın: "Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın" derken kastettiği kimselerden olur mu?" diye sordu. Bera (r.a.) da şöyle cevap verdi: "Olmaz. Öldürülünceye kadar çarpışsın. Allah, peygamberine: "Allah yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun." (Nisa, 4/84) diye buyurdu."

Burada Bera (r.a.), söz konusu ayeti fetvasına delil gösterirken şunu demek istemiştir: "Allah, peygamberine: "Sen sadece kendinden sorumlusun" diyerek yalnız başına bile kalsa Allah yolunda çarpışması gerektiğini ona bildirmiştir." Ayrıca rivayetten şunu anlıyoruz: "Bir kişi yalnız başına kalabalık bir düşman grubunun içine daldığında onlarda bir şaşkınlık ve dağınıklık meydana getireceğini, bu arada içlerinden birkaç kişiyi öldürebileceğini ve böylece düşman tarafına zarar verebileceğini ama buna rağmen öldürüleceğini biliyorsa bu eylemi yapabilir." İşte bu bir istişhadi eylem yani şehadeti göze alarak gerçekleştirilen eylemdir. Geçmişte bu tür eylemler bir mücahidin kılıcını alarak düşman kuvvetlerinin arasına dalması suretiyle gerçekleştiriliyordu. Bugün de vücuduna bomba bağlayarak veya arabasına bomba yerleştirerek düşman kuvvetlerinin arasında patlatması suretiyle yapılıyor. Esasta benzerlik, şekilde ise farklılık söz konusu. Şekilde farklılığın kıyasın geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını çünkü çağın şartlarına ve gereklerine göre şekilde farklılık olabileceğini daha önce söylemiştik. Eğer cihad uygulamalarında sadece esasta değil şekilde de aynılık ararsak bugün toplarla, otomatik tüfeklerle ve benzeri savaş aletleriyle cihad etmeyi caiz görmememiz gerekir.

* Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İbnu Hibban ve Hakim'in rivayet ettiğine göre Eslem ibnu Yezid şöyle demiştir: "İstanbul'daydık. Birden karşımıza Bizans kuvvetlerinden büyük bir asker birliği çıktı. Bu arada bir mücahit Bizans güçlerinin arasına daldı. Ta ortalarına kadar girdi. Sonra aralarından sıyrılıp çıktı. İnsanlar bunu görünce: "Subhanallah! Bu adam kendini tehlikeye atıyor" dediler. Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.) şöyle dedi: "Ey insanlar! Siz bu ayeti (yani "kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara, 2/195) ayetini) böyle mi yorumluyorsunuz. Bu ayeti kerime biz ensar topluluğu hakkında inmiştir. Allah İslam'ı kuvvetlendirince ve destekçileri de çoğalınca biz kendi aramızda gizlice: "Mallarımız zayi oldu. Yüce Allah da zaten İslam'a güç kazandırdı. Artık mallarımızın başında durup da onlardan zayi olanları düzeltsek" dedik. Bunun üzerine Yüce Allah bize cevap olarak bu ayeti kerimeyi indirdi. Burada tehlike ile kastedilen savaştan geri kalarak malların başında durup onları düzeltmeye çalışmaktır."

İlim adamları bu rivayetten yola çıkarak bir kişinin öldürüleceğini bilse bile düşman birliklerine zarar vermek için onların saflarına dalmasının caiz olduğunu söylemişlerdir. İlim adamları bu hadisin şerhinde şöyle demişlerdir: "Şayet bir kişinin hücumu son derece cesaretinden doğuyorsa ve bununla düşmanı korkutacağını yahut Müslümanları düşmanlara karşı teşvik edeceğini veya buna benzer sahih bir maksat umuyorsa bütün alimlerce bunun iyi bir şey olduğu tasrih edilmiştir." (Bkz. Nimeti İslam'ın İslam mecmuası tarafından yapılan baskısına konulan "Cihad bölümü" ilavesi, sh. 948)

* Bir rivayette bildirildiğine göre, Müslümanlar İran tarafına doğru sefere çıktıklarında Müslümanların atları İranlıların fillerinden ürktü. Bunun üzerine Müslümanlardan bir mücahit, çamurdan bir fil yaptı. Sonra kendi atını o file alıştırdı. Daha sonra atıyla İranlıların fillerine doğru saldırıda bulundu. Etrafındakiler: "Onlar seni öldürürler" dediler. O da: "Müslümanlar fetih gerçekleştirecek olduktan sonra benim öldürülmem önemli değil" dedi.

Bu olayda da dikkat edilirse bir mücahit, İslam ordularının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırmak için kendini şehadete atıyor. İşte bu da bir istişhadi eylemdir.

* Yemame olayında, Hanife oğulları kaleye sığınınca Bera ibnu Malik (r.a.) arkadaşlarından kendisini bir tulum içine koyarak kalenin duvarından içeri bırakmalarını istedi. Onlar da öyle yaptılar ve tek başına kalenin içine girip düşman kuvvetleriyle çarpışarak içerden kale kapısını açmayı başardı ve böylece Müslümanlar kaleye girdiler.

Bu olayda da Bera ibnu Malik (r.a.)'in Müslümanların kaleye girmelerini sağlamak için şehadeti göze alarak bir eylem yaptığı görülüyor.

Sireti ve genelde İslam tarihini incelediğimizde bu olayların benzeri birçok şehadet eylemi gerçekleştirildiğini görürüz. Ulubatlı Hasan'ın yaptığı da bir istişhadi eylem değil midir? Ulubatlı Hasan sırf Osmanlı bayrağını düşman surlarına asabilmek için kendini şehadete atmıştır. Onu bu eyleminden dolayı sürekli övgüyle anıyor, yaptığı eylemi büyük bir kahramanlık olarak zikrediyoruz da, Filistinli bir mücahidin daha büyük gayeler için gerçekleştirdiği benzer bir eylem karşısında neden: "Öyle şey mi olur, bu bir intihardır" diyoruz. Lütfen sürekli başkalarını çifte standartçılıkla suçlarken kendi değerlendirmelerimizde aynı hataya düşmeyelim.

Aslında İslam tarihinden, istişhadi eylemlere daha pek çok örnek gösterebiliriz. Ama sözü bu rivayetlerle uzatmak istemiyoruz. Meselenin anlaşılması ve yapılanın delilsiz olmadığının bilinmesi için bu kadarının yeterli olacağını sanıyoruz. Şimdi ilim adamlarının konuyla ilgili görüşlerine ve fetvalarına bakalım:

* İbnu Arabi (Muhyiddin İbnu Arabi değil fıkıh alimi İbnu Arabi) bir kişinin kalabalık bir düşman grubuna saldırıda bulunması hakkında şöyle demiştir: "Bana göre doğru olan bunun caiz olduğudur. Çünkü bunda dört husus vardır: Birincisi: Şehadeti istemek. İkincisi: Düşmana zarar vermek. Üçüncüsü: Müslümanları onlara karşı cesaretlendirmek. Dördüncüsü: Düşmanları moral yönünden zayıflatmak. Çünkü onlar: "Bu bir kişi böyle yaparsa hepsi birden neler yaparlar!" diye düşüneceklerdir."

Bir kişinin kalabalık bir düşman topluluğuna saldırıda bulunması demek İbnu Arabi'nin yukarıda zikrettiği gayeleri ve İslam kuvvetlerinin yararına düşman kuvvetlerinin zararına olacak daha başka gayeleri gerçekleştirmek için kendini şehadete atması demektir. Çünkü bir kişinin kalabalık bir gruba saldırıda bulunmasının sonucunun o bir kişinin öldürülmesi olacağı kesindir. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi geçmişte bu tür şehadet eylemlerinin kılıçla gerçekleştirilmesi bugün bombayla veya benzeri şeylerle gerçekleştirilemeyeceğini göstermez.

* Maliki mezhebi alimlerinden Kasım ibnu Muhaymere, Kasım ibnu Muhammed ve daha başka fakihler, Allah için halis niyetle olması ve kişinin kendinde bir güç olduğunu hissetmesi halinde bir kişinin kalabalık bir düşman birliğine saldırmasının sakıncalı olmadığını söylemişlerdir.

* Şevkani de Neylu'l-Evtar'da düşmana esir olmak istemeyen bir Müslümanın öldürülünceye kadar çarpışmasının caiz olduğunu söylemiştir. Bazı ilim adamları da düşmana esir olduğu takdirde kendisine işkence edileceğinden dolayısıyla bu işkence altında Müslümanların sırlarını verebileceğinden endişe duyan bir kişinin kendini ölüme atmasının intihar sayılamayacağını ifade etmişlerdir. Bu yöndeki fetvalar kişinin kendini ölüme atmasının her zaman intihar hükmünde olmadığını, bu konuda niyet ve gayeye bakılması gerektiğini göstermektedir.
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 06.04.2003, 03:33
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
* Ünlü tefsir alimi Cassas'ın Ahkamu'l-Kur'an, C.1, sh. 309'da naklettiğine göre hanefi alimlerinden Muhammed ibnu Hasan eş-Şeybani şöyle demiştir: "Eğer sonuçta kurtulabileceğini veya öldürülse de düşmana zarar verebileceğini tahmin ediyorsa bir kişinin bin kişiye karşı saldırı gerçekleştirmesinde sakınca yoktur... Sonuçta kurtulamayacağını hatta düşmana da bir zarar veremeyeceğini ama Müslümanlara cesaret kazandıracağını, böylece onların kendisini örnek alarak düşman karşısında aynı cesaretle çarpışacaklarını hesap ediyorsa yine de saldırıda bulunmasında bir sakınca yoktur. Allah'ın izniyle bu hareketinden dolayı sevap alacağını umarım."

* Ebu Hamid el-Gazali, İhya'da, bir Müslümanın öldürüleceğini bile bile bir düşman birliğine saldırmasının caiz olduğunda ihtilaf olmadığını bildirmiştir.

* İmam Nevevi de cihad esnasında belli bir gaye için kişinin kendini tehlikeye atmasının caiz olduğunu söylemiştir. Nevevi'nin şehadet eylemleriyle ilgili açıklamasını yukarıda vermiştik.

* Beyhaki de Sünen'inde, Avf ibnu Afra ile Umeyr ibnu Humam'ın Bedir'de, Enes ibnu Nadr'ın Uhud'da ve Bera ibnu Malik'in Yemame'de yaptığı hareketleri delil göstererek bir kimsenin kendini şehadete atmasının veya şehadeti göze alarak bir eylem düzenlemesinin caiz olduğunu bildirmiştir.

* Kurtubi, Tefsir'inde, Yüce Allah'ın: "İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını Allah'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler" (Bakara, 2/207) ayetini bir kimsenin düşmana zarar vermek veya Müslümanlara güç kazandırmak amacıyla şehadete atmasının caiz olduğuna delil göstermiştir. (Bkz. Kurtubi Tefsiri, C. 3, sh. 21)

* Maliki alimlerinden Ebu Abdillah Muhammed ibnu Ahmed bir kimsenin kalabalık bir düşman topluluğuna veya saldırgan grubuna yahut isyancılara karşı eylem düzenlemesi hakkında şöyle demiştir: "Saldırıda bulunacağı kimseleri öldürüp de kurtulacağına kanaat ederse bu hareketi yapması iyidir. Öldürüleceğine ancak yine de karşı tarafa zarar vereceğine yahut Müslümanların yararına olacak bir etki yapacağına kanaat ederse o zaman yine caizdir." Ebu Abdillah bu görüşüne Bera ibnu Malik'in Yemame'deki hareketini delil göstermiştir.

* Yine Maliki alimlerinden İbnu Huveyz Mikdad şöyle demiştir: "Bir kişinin bir gruba yahut kalabalık bir asker topluluğuna saldırması konusuna gelince: Bu kişi eğer kendisinin öldürüleceği ama bununla birlikte düşmana zarar verebileceği veya başarılı çarpışma yapabileceği ya da Müslümanların yararına olacak bir etki yapabileceği kanaatini taşıyorsa bu hareketi caiz olur." İbnu Huveyz, bu görüşüne, bizim yukarıda verdiğimiz ve İranlıların fillerine karşı bir Müslüman mücahidin atını alıştırması ve tek başına bir orduya saldırması olayını delil göstermiştir.

Bu aktardıklarımız Allah yolunda, düşmana zarar vermek veya Müslümanların yararına olacak bir etki bırakmak için kendini şehadete atmanın caiz olduğu konusunda söylenenlerin sadece bir kısmı. Sonuç itibariyle, İslam fıkhına göre intihar genellikle, bir insanın dünya sıkıntılarından bıkarak ölümü tercih etmesi ve herhangi bir yolla kendi kendini öldürmesidir. Bir tek ilim adamı bile cihad esnasında düşmana zarar vermek yahut Müslümanlara cesaret kazandırmak amacıyla kendini ölüme atmanın intihar sayılacağını söylememiştir. Sadece ölümü göze alarak gerçekleştirilecek eylemlerde gözetilmesi gereken birtakım kurallar belirlemişlerdir. Çağımızın ileri gelen alimleri de aynı şeyi vurgulamaktadırlar. İşte Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi'nin konuyla ilgili hutbesinden birkaç cümle: "Ne yazık ki HAMAS'taki kardeşlerimiz yoğun bir baskıya maruz kalınca bütün herkes bıçaklarını onlara doğru çevirdi. Böylece herkes onlara sövmeye, ağır tenkitler ve lanetler yağdırmaya başladı... Böylece suçlular ve terör hamlesi başlatan teröristler topluluğu haline geldiler. Oysa daha düne kadar intifadanın fedaileri, kendilerini şehadete atan büyük kahramanlardı. Bu hareketin geçmişte kahramanca eylemler olarak nitelenen eylemleri nasıl oldu da birden bire "intihar saldırıları" haline geldi? Bunun tek sebebi Arap toplumlarının kafalarının yahudileştirilmesidir. İsrail zihinleri yahudileştirdi. Medya, Rabbimizin merhamet ettiklerinin dışında kalanların kafalarını yahudileştirdi. Rabbimizin koruduklarının -ki onların sayıları da azdır- dışında kalan politikacıları yahudileştirdi. Böylece kahramanları teröristler, onların eylemlerini de cinayet eylemleri olarak adlandırmaya başladık..."

Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi dekanı Prof. Acil Casim en-Neşemi de, Kuveyt'te çıkan el-Kabes gazetesinin 19 Mart 1996 tarihli sayısında yayınlanan konuyla ilgili fetvasında özetle şu bilgileri veriyor: "Üzerine bomba bağlayarak veya arabasına bomba koyarak düşmanların arasına dalan bir genç bu hareketiyle düşman tarafında ölüme yol açmayı ve düşmana herhangi bir şekilde zarar vermeyi amaçlıyorsa bu hareketinden dolayı intihar etmiş sayılamaz. Fakat bunun belli şartları var: Birinci olarak: Bu hareketiyle Allah'ın kelimesini yüceltmeyi (i'layi kelimetillah), Allah yolunda ölümü ve Allah'ın dininin yücelmesini amaçlamış olmalı. İkinci olarak: Düşmana zarar vermek için başka bir seçeneğin bulunmadığı yahut bu seçeneğin diğer seçeneklerden daha çok düşman üzerinde etki yapacağı bilinmeli. Üçüncü olarak: Bu tür bir eylemin fert üzerindeki etkisine değil cemaat üzerindeki etkisine itibar edilmeli, böyle bir eylemin nasıl bir sonuç getireceği cemaat açısından değerlendirilmelidir. Böyle bir eylemin ne gibi sonuçlar getireceği üzerinde araştırma yapılmadan ferdi olarak bu tür bir eyleme girişilmesi ise caiz olmaz." Prof. en-Neşemi bunlara dikkat çektikten sonra ilim adamlarının istişhadi eylemlerin cevazıyla ilgili görüşlerini ve bu konuda dayandıkları delilleri sıralıyor. Biz bunların çoğunu yukarıda verdiğimizden burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak şunu belirtelim ki, en-Neşemi, ilim adamlarının bir kişinin kalabalık bir düşman topluluğuna, düşmana zarar vermek yahut Müslümanlara cesaret kazandırmak amacıyla saldırıda bulunmasının cevazına delil olarak gösterdikleri rivayetlerin Filistin cihadı esnasında gerçekleştirilen istişhadi eylemler için de delil sayılacağını ifade etmektedir.

Ezher Alimleri Cephesi de, Filistinli mücahitlerin eylemlerine yöneltilen tenkitler üzerine yayınladığı fetvada bu eylemlerde şehid olanların şehitlerin üstünleri arasında yer almalarının umulduğunu dile getirdi. Ezher Alimleri Cephesi'nin fetvasında da bizim yukarıda sıraladığımız rivayetler ve görüşler delil olarak gösterilmekte, ardından da şöyle denmektedir: "Bu itibarla, Filistin'de ve daha başka yerlerde, Allah'ın kendi üzerindeki hakkını ve Müslümanların haklarını düşünerek kendilerini ölüme atanlar, Allah'ın izniyle, şehadet sevabından mahrum olmayacaklardır... Filistin toprağı canların ve malların uğrunda feda edilmesine en layık topraklardandır. Dolayısıyla, orası için şehid olanlar inşallah şehitlerin en üstünlerinden olacaklardır. Ahmed ibnu Hanbel, Müsned'inde Ebu Umame'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir grup sürekli hak üzere hareket edecek, düşmanlarına üstün geleceklerdir. Allah'ın emri gelinceye kadar (onların bu cihadları devam eder), kendilerine muhalefet edenlerin muhalefetleri onlara bir zarar vermez." "Onlar nerededirler ey Resulullah?" diye soruldu. O da şöyle buyurdu: "Beyti Makdis'de (Kudüs'te) ve Beyti Makdis'in (Kudüs'ün) çevresindeki bölgelerde."... Burada şunu ifade etmeliyiz ki, gasp edici gaspını sürdürdüğü sürece onun gözetilmesi gereken hiçbir mahremiyeti yoktur. Kanının ve canının da dokunulmazlık hakkı (ismeti) kalmaz."

Prof. Dr. Hemmam Said, Prof. Dr. Yasin Deradine, Prof. Dr. Muhammed Amr, Prof. Salah Abdulfettah el-Halidi, Prof. Dr. Muhammed Uveyde, Prof. Dr. Mahmud Salih Cabir, Prof. Dr. Rasih el-Kurdi gibi tanınmış ilim adamları başta olmak üzere şeriat ilimlerinde otorite sayılan onlarca ilim adamının imzasını taşıyan, "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhadi eylemlerin meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlıklı bir fetvada da şöyle denmektedir: "İlim adamlarının ileri gelenleri tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında bir kişinin şehid olmayı göze alarak kalabalık bir düşman kitlesine saldırmasının caiz olduğuna ve bu eylemiyle Allah'ın rızasını, düşmana zarar vermeyi gaye edinmesi, niyetini de halis tutması halinde eylem esnasında şehid olmasının saygın bir şehadet olduğuna hükmetmişlerdir." Fetvada daha sonra konuyla ilgili rivayetler ve görüşler naklediliyor. Sonuçta da şu ifadelere yer veriliyor: "Sonuç itibariyle bilinmelidir ki intihar şer'an reddedilen bir harekettir. İntihar, intihar eden kişinin Allah'ın rahmetinden ümit kestiğine, O'nun kaderine rıza göstermediğine, kaza ve imtihanına sabretmediğine delalet eder... Allah'a olan bağlılığı, O'nun dininin yücelmesi, Peygamberinin isra ve mirac topraklarının işgalden kurtarılması için cihad ettiği, düşmana karşı verdiği cihadda ve düşmana zarar verme konusunda bağlı kalmak zorunda olduğu şeriatın kendini ne ile yükümlü kıldığının bilincinde olduğu bilinen, kendisi Allah'a gönülden boyun eğmiş ve yalnız Allah'ın rızasını gözeterek Müslümanların zaferi için kendini şehadete atan bir genç için aynı şeylerin söylenmesi mümkün müdür? Bu durumdaki kişi Yüce Allah'ın şu ayetinde kastettikleri arasına girer: "İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını Allah'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler" (Bakara, 2/207)
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 06.04.2003, 03:41
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Prof. Dr. Hemmam Said, Prof. Dr. Yasin Deradine, Prof. Dr. Muhammed Amr, Prof. Salah Abdulfettah el-Halidi, Prof. Dr. Muhammed Uveyde, Prof. Dr. Mahmud Salih Cabir, Prof. Dr. Rasih el-Kurdi gibi tanınmış ilim adamları başta olmak üzere şeriat ilimlerinde otorite sayılan onlarca ilim adamının imzasını taşıyan, "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhadi eylemlerin meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlıklı bir fetvada da şöyle denmektedir: "İlim adamlarının ileri gelenleri tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında bir kişinin şehid olmayı göze alarak kalabalık bir düşman kitlesine saldırmasının caiz olduğuna ve bu eylemiyle Allah'ın rızasını, düşmana zarar vermeyi gaye edinmesi, niyetini de halis tutması halinde eylem esnasında şehid olmasının saygın bir şehadet olduğuna hükmetmişlerdir." Fetvada daha sonra konuyla ilgili rivayetler ve görüşler naklediliyor. Sonuçta da şu ifadelere yer veriliyor: "Sonuç itibariyle bilinmelidir ki intihar şer'an reddedilen bir harekettir. İntihar, intihar eden kişinin Allah'ın rahmetinden ümit kestiğine, O'nun kaderine rıza göstermediğine, kaza ve imtihanına sabretmediğine delalet eder... Allah'a olan bağlılığı, O'nun dininin yücelmesi, Peygamberinin isra ve mirac topraklarının işgalden kurtarılması için cihad ettiği, düşmana karşı verdiği cihadda ve düşmana zarar verme konusunda bağlı kalmak zorunda olduğu şeriatın kendini ne ile yükümlü kıldığının bilincinde olduğu bilinen, kendisi Allah'a gönülden boyun eğmiş ve yalnız Allah'ın rızasını gözeterek Müslümanların zaferi için kendini şehadete atan bir genç için aynı şeylerin söylenmesi mümkün müdür? Bu durumdaki kişi Yüce Allah'ın şu ayetinde kastettikleri arasına girer: "İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını Allah'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler" (Bakara, 2/207)

İlim ehli böyle konuşurken ilimden nasipleri olmayanlar ne yazık ki, Filistin'deki fedakar kardeşlerimizin, kutsal Filistin topraklarını siyonizm kirinden temizlemek için cesaretle gerçekleştirdikleri eylemler hakkında ulu orta konuşuyorlar. Düşünmüyorlar ki, İslam adabı insanın bilmeden konuşmamasını, bilmediği bir konuda en azından susmayı tercih etmesini gerektirir. Düşünmüyorlar ki, intihar Allah'ın haram kıldığı bir şeydir ve bu insanlar Allah yolunda canlarını feda ediyorlar. İşin şer'i delillerini bulmadan böyle bir hareketi yapacak, dolayısıyla hem dünya hem de ahiret hayatlarını mahvedecek kadar aptal değiller. Ne yazık ki son zamanlarda, Batı'dan geçme o "bana göre, bence..." ibaresiyle başlayan ve hiç sevmediğim "ben" merkezli anlayış iyice moda oldu. Artık İslami anlayış sahiplerinin bile çoğunun, bir konuda Allah'ın hükümlerini, ilim ehlinin açıklamalarını araştırma zahmetine katlanmadan: "Bana göre, bence..." ibaresiyle başlayan uzun yorumlar yaptıklarını görüyor ve ciddi şekilde rahatsız oluyorum. Zaten bu kadar farklı gruplara ayrılmamız da hep böyle "ben" merkezli düşünmemizden ileri gelmiyor mu? Oysa Yüce Allah: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (yani ilim sahiplerine) sorun." (Nahl, 16/43) demiyor mu? Ve yine Yüce Allah: "Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir." (Nisa, 4/59) diye buyurmuyor mu? Lütfen Allah'ın kitabını ve Resulullah (s.a.s.)'ın sünnetini her zaman ölçü ve terazi olarak kabul edelim ve kardeşlerimiz hakkında insaflı olalım. Bilmeden başkalarının oyunlarına alet olmayalım.


Siviller Kimlerdir?
Filistin'deki cihada yöneltilen tenkitlerin en önemli yanını da eylemlerde sivillerin öldürüldüğü iddiası teşkil etmektedir. Bu iddia karşısında aslında: "Siviller kimlerdir?" sorusunu değil de: "Savaşta kimler suçlu, kimler suçsuzdur. Kimlerin hedef alınması caiz kimlerin hedef alınması caiz değildir" sorusunu sormamız gerekir. Fakat sürekli "sivil" kavramı gündeme getirildiğinden bu soruyla başlamayı uygun gördük. Ancak bu soruya cevap vermeden önce, Filistin'de varlık mücadelesi sürdürenler üzerinde siyonist işgalcilerin zulüm ve baskılarını görmezden gelerek, İsrail'in teröre maruz kaldığını ileri sürenlere sormak istiyorum: Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yahudi komutan Ariel Şaron'un gözetimi altında hıristiyan Falanjist militanlar tarafından öldürülen binlerce kadın ve çocuk, Hz. İbrahim camisinde secdeye vardıklarında öldürülenler, Mescidi Aksa'da öldürülenler ve daha yüzlerce saldırıda vahşice katledilenler neydi? Üstelik bu insanlar vatanlarına sahip çıktıkları için, ötekiler ise haksız bir şekilde gerçekleştirdikleri işgal ve gasptan vazgeçmedikleri için öldürülüyorlar.
Ne yazık ki, Allah Resulü (s.a.s.): "Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine acımadaki örnekleri adeta bir beden örneğidir. Onun bir organı rahatsız olduğunda diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona katılır" diye buyurduğu halde, Filistin'de dört milyon insanın vatanından sürgün edilmesi, binlerce insanın öldürülmesi, on binlerce çocuğun yetim bırakılması karşısında sadece ufak tefek edebiyatlar yapmakla yetinen bazıları, İslami mücadelenin Filistin boyutunu anlamakta zorluk çekince, oradaki varlık mücadelesini "terör" olarak niteleyenler kervanına katılıverdiler. Gerekçeleri ise Filistin cihadı karşısında uluslararası bir karalama kampanyası başlatanların kullandıkları gerekçelerin aynısıydı.

Bunlara dikkat çektikten sonra gelelim başta sorduğumuz soruya. Savaş hukukunda esas olan insanların kılık kıyafetlerine göre değil üstlenmiş oldukları role ve tavırlara göre ayrılmalarıdır. Dolayısıyla savaşa görüşüyle bile katkıda bulunanların, yahut bir yerde zulüm ve işgalin fiilen devam etmesine herhangi bir şekilde katkıda bulunanın öldürülmesi caizdir. Bugün dört milyon insanın Filistin topraklarından çıkarılması, bu topraklarda yaşayanların da zulmün her çeşidine maruz bırakılması dört buçuk milyon yahudinin getirilip o topraklara yerleştirilmesiyle ve bu insanların o topraklarda yaşamakta ısrar etmeleriyle mümkün olmaktadır. Bunun yanı sıra evleri ve yurtları ellerinden alınanlar çoğu zaman askerlerden çekmediklerini sivil kıyafetlilerden çekmektedirler. Bunun örneklerini aşağıda sıralayacağız. Ancak ondan önce ilim adamlarının savaşlarda kimlerin hedef alınabileceğine dair fetvalarını sıralamak ve bu konuda Resulullah (s.a.s.)'ın siretinden örnekler vermek istiyoruz. Prof. Dr. Vehbe Zuhayli'nin Türkçe'ye İslam Fıkhı Ansiklopedisi olarak tercüme edilen ve asıl adı el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletuh olan kitabında şöyle denmektedir: "Savaşa katkısı olmayan kadın, çocuk, deli, piri fani (yaşlı), yatalak hasta yahut çolak, köle, çaprazlama el ve ayağı kesilmiş veya sağ eli kesilmiş, bunak, manastırına çekilmiş rahip, herhangi bir yer veya kilisede inzivaya çekilmiş rahipler, savaşmaktan aciz olanların ve tarlalarıyla uğraşan çiftçilerin öldürülmeleri caiz değildir. Ancak bunların söz, fiil, görüş yahut her hangi bir mali yardımla savaşa katılmaları halinde caizdir. Bunun delili ise şudur: Rabia b. Rufey es-Sulemi, Huneyn günü Düreyd b. es-Simme'yi yetişmiş ve ancak görüşü ile faydalanılabilecek durumda yüz yaşını aşmış bir piri fani olduğu halde öldürmüştür. Bu durum Resulullah (s.a.s.)'a ulaştığı halde, o buna tepki göstermemişti." (Bkz. Zuhayli, İslam Fıkhı Ans. C. 8, sh. 184) (Dureyd ibnu Sımme el-Cuşemi'nin öldürülmesine dair rivayeti Buhari, Meğazi, 55; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 165; İbnu Hanbel, 4/399'da nakletmişlerdir.) Benzer şekilde normal şartlarda kadınların öldürülmesine cevaz verilmediği halde Resulullah (s.a.s.) savaşa katkıda bulunan bir yahudi kadının başının ezilmesini emretmiştir.

Ömer Nasuhi Bilmen'in Hukuku İslamiyye ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu'nun 3. cildinin 368. sayfasında da Zuhayli'nin söylediğine benzer şeyler söylenmekte ve kadın, çocuk, yaşlı vs.'nin savaşa mallarıyla, görüşleriyle, teşvikte bulunmalarıyla veya benzeri bir şekilde katkıda bulunmaları halinde öldürülmelerinin caiz olduğu vurgulanmaktadır. Aynı şeyleri daha başka fıkıh kaynaklarında da okumamız mümkündür.

Yukarıda sözünü ettiğimiz ve çağımızın tanınmış ilim adamlarının imzasını taşıyan "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhadi eylemlerin meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlıklı fetvada bu konuda şöyle deniyor:

"1.Bugün Filistin topraklarına yerleşmiş olan yahudiler İslam şeriatının nazarında kafir, düşman, savaşçı ve gasp edici durumundadırlar. Kudüs dahil olmak üzere bütün Filistin'i gasp etmiş, sonra bu topraklar üzerinde kendi gasıp saltanatlarını ve devletlerini kurmuşlardır. Kudüs'ün sonsuza kadar, kendi yahudi devletlerinin başkenti olacağına inanmaktadırlar. İster İşçi Partisi'nden ister Likud Partisi'nden isterse diğer partilerden olsunlar hepsi bu inançtadırlar. Aynı şekilde bu konuda askerleriyle sivilleri, kadınlarıyla erkekleri arasında da hiçbir fark yoktur.


2.Filistin topraklarındaki sivil yahudiler de, kafir, düşman, savaşçı ve gasp edici durumundadırlar. Onlar yahudi hükümetinin saldırı ve terör eylemi çağrılarına kulak asan, gerek ordudaki gerekse gerilla savaşındaki konumlarını iyi bilen savaşçı askerlerdir. Onlar herhangi bir savaş veya çarpışmada ihtiyaç duyulduğunda kullanılan ihtiyat askeri rolündedirler.

3.Filistin topraklarındaki sivil yahudiler Filistin halkına karşı savaşmış, kadın, erkek, çocuk demeden suçsuz insanların kanlarını akıtmış ve bu savaşa mallarıyla veya görüşleriyle yardımcı olmuşlardır.
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla