![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 5.096
Teşekkür etti: 5
196 Teşekkür 129 Mesaja aldı
| Bismillah... Şu forumda şahit olduğumuz en manider ve güzel satırlarınızdı.Allah razı olsun. vesselam |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| Bu da, yasama, yürütme ve yargı -ardından, ilahlık, tevhid ve iman meselesidir. Meselenin özü, şu sorulara verilecek cevaplarla özetlenebilir: Yasama, yürütme ve yargı, peş peşe gelen semavi dinlerce muhafaza edilen, peygamberlere ve onların yolundan yürüyebilmeleri için daha sonraki yöneticilere farz kılınan Allah'ın misaklarına, akitlerine ve koyduğu kurallara göre mi olacak? Yoksa, değişken arzulara, Allah'ın koyduğu kurallardan hiç biriyle teyellendirilemeyen çıkarlara, bir nesil ya da değişik kuşaklarca benimsenen geleneğe göre mi olacak? Bir başka deyişle, yeryüzünde ve insanların yaşamlarında, ilahlık, Rablik ve hakimiyet, Allah'a mı ait olacak? Yoksa tüm bu saydıklarımız ya da bunlardan biri, insanlardan, Allah'ın izin vermediği kanunlar koyan birine mi ait olacak?Bu da, yasama, yürütme ve yargı -ardından, ilahlık, tevhid ve iman meselesidir. Meselenin özü, şu sorulara verilecek cevaplarla özetlenebilir: Bir insan, insanlar için kanun koyucu durumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda yasaların kaynağında, o insanın arzuları ve görüşleri bulunmaktadır. Dolayısıyla farklılık sadece sözcüklerdedir. Bir sınıf, diğer sınıflar için kanun koyucu durumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda yasalar, söz konusu sınıfın çıkarları ya da parlamenter çoğunluğun görüşü doğrultusunda belirlenmektedir. Dolayısıyla farklılık yine, sadece sözcüklerdedir. Bir ulustaki tüm sınıfların, tüm sektörlerin temsilcileri kendileri için kanun koyucu konumundaysa bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda kanun, yanıltıcı tutkulardan kesinlikle kurtulamayan, bilgisizlikten kesinlikle soyutlanamayan insanların arzularına ya da halkın görüşlerine göre belirlenmektedir. Dolayısıyla farklılık yine sadece sözcüklerdedir. Bir grup ulus, insanlık adına kanun koyucu durumundaysa, bu, cahiliyyenin ta kendisidir. Çünkü bu durumda kanun, söz konusu ulusların ulusal amaçları ya da devletler topluluğunun görüşü doğrultusunda belirlenmektedir. Dolayısıyla burada da farklılık sadece sözcüklerdedir. Ancak, kanun koyucu, insanların yaratıcısı, toplumların yaratıcısı, ulusların ve kuşakların yaratıcısı ise, bu durumda söz konusu olan, Allah'ın şeriatıdır. Bu şeriatta, hiç kimse bir başkasına karşı kayırılmamaktadır.. Hiç bir birey, hiçbir toplum, hiçbir devlet, hiçbir nesil, bir diğerine karşı kollanıp kayırılmamaktadır. Zira Allah, herkesin Rabbidir. O'nun önünde herkes eşittir. Zira Allah, herkesin gerçek durumunu ve herkes için neyin uygun olduğunu çok iyi bilmektedir. Hiçbir aşırılığa ya da savsaklamaya düşmeksizin insanların yararını gözetme ve gereksinimlerine yanıt verme noktasında, hiç kimse Allah'tan daha üstün bir konumda olamaz.diyor seyyid kutup |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| allah nisa suresinde 13.ayete kadar miras hukukundan bahseder 13 ve 14 de derki Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse Allah onları içinde ebedi olarak kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştirir. İşte büyük kurtuluş, büyük başarı budur.nisa13 14- Buna karşılık kim Allah'a ve Peygamber'e karşı gelir, O'nun çizdiği sınırları aşarsa Allah onu, içinde ebedi olarak kalmak üzere Cehennem'e atar. Onun için onur kırıcı bir azap vardır.nisa 14 Niçin? Evet, niçin miras hukuku gibi alanı sınırlı bir yasal düzenlemede, hatta bu hukukun ayrıntılı bir hükmünde, ayetin deyimi ile "Allah'ın sınırlarının" belirli bir çizgisindeki itaatin ya da karşı gelmenin zorunlu sonuçları bu kadar ağır, bu kadar dramatik oluyor? Bu sorunun iki zıt, iki alternatif cevabı vardır. Bu dinle ilgili herşey, tüm insanlar ile ilgili herşey bu iki cevaba dayanır, bu iki cevabın bağlayıcı sonucu olarak ortaya çıkar. Evet, ilahlık yetkisi kimindir, Rabb olma yetkisi kime aittir? Cevaplardan birincisine göre bu yetki sırf yüce Allah'a aittir, yaratıklardan hiçbirinin bu yetkide zerre kadar payı yoktur. İşte bu İslâm'dır, işte bu imandır, işte bu dindir. İkinci cevaba göre bu yetki yüce Allah ile bazı yaratıkları arasında ortaktır, ya da bütünüyle bazı yaratıkların tekelindedir. Bu ise ya şirktir, Allah'a ortak koşmaktır, ya da açık küfürdür. o her şein rabbiken ondan başka rabmi arayayım enam 164 Ben, niyetim ve yaptıklarımdan sorgulanacağım, itaat etmek ve karşı çıkmakla kazandığım şeylerden hesaba çekileceğim halde, Allah'dan başka hayatıma hükmeden, işlerimi düzenleyen, buna egemen olan, beni idare eden ve beni yönlendiren bir Rabb mı arayayım? artık teslim oldunuz deyilmi?????????? |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.253
Teşekkür etti: 993
1.034 Teşekkür 596 Mesaja aldı
| Biraz uzun oldu ama umarım okuyabilirsin Biz zaten Rabbimize teslimiz.Yine söylüyorum ben şeriat devletine karşı değilim sadece bazı müslümanların eforlarını yüzde 98 lik kısım varken yüzde 2 lerde harcamasına karşıyım. Fakat yine şunu unutuyorsun. Miras da kişiye aittir. Baba vermek istemedikten sonra binbir dereden su getirir. Bu neye benziyor biliyor musun? Ahmediler var Hindistan da zekatı vermemek için malın üstünden tam 11 ay geçti mi hanımlarına verirlermiş malı. Hanımlar da 11 ay doldu mu beylerine verirlermiş. Buyur buradan yak bakalım Devlet ispatlayabilecek mi bunu? Yoksa vicdan meselesi mi? Diğer bir mesele ise şu: Hayatıma hükmeden demişsin. Hayatına hükmeden senden başkası değildir. Sen izin vermedikten sonra kimse hayatına hükmedemez. Nefsini bilen Rabbini bilir (Bu hadis size göre mevzudur ama bize göre değildir)Sen nefsini tanıyorsan Rabbini bilmişsindir ve ona tabi olmuşsundur. Sen İslam üzere yaşamak isteyip bunda sebat ettikten sonra vallahi seni devletler bir araya gelse yıldıramaz. Ahirzamanda sünnetime yapışana yüz şehit sevabı vardır hadisi var. Biz daha bir şehit sevabına akıl sır erdiremiyoruz kaldı ki 100 şehit sevabı nedir? Bir hadis daha ümmetim yağmur gibidir evvelkiler mi hayırlıdır sonrakiler mi bilinmez. Niye orta kısımdan bahsetmiyor.Baştan ve sondan bahsediyor.çünkü orta bulanıktır neden Nehir düz akıyordu.Herkes uyup gidiyordu. Ama şimdi öyle değil.Nehir tersten akıyor.Hadiste yine İslam olmanın elde kor bir ateş tutmaktan daha zor olacağını söylüyor. İşte bizim 100 şehit sevabına ulaşmamız neredeyse ashab seviyesine gelmemiz zamanın kötülüğündendir. Eğer sistemle ilgili sorunlar önemsenseydi hadislerde mutlaka belirtilirdi. Kıyamet alametleri hadisine inanıyor musun bilmiyorum ama şu andaki olayların hepsini Peygamberimiz her şeyi ayan beyan görmüş. O zaman hadislerde söylenirdi.Sistemle savaşın ölünceye kadar vurun kırın intihar bombacılığı yapın gibi şeyler geçerdi. Ama öyle bir bahis olmadığı gibi hep kendimizi doğrultmaya adam etmeye teşvik etmiştir. İnsanların şu anda ailesine hükmedemediği bir devir de kişinin sistemle uğraşması ne kadar abes olur. Sana Yusuf a.s örnek vereyim.O da küfür sistemindeydi ama gitti çalıştı hem de vezir olarak.Kendi doğruluğunu dirayetini gösterdi ve herkes ona iman etti. Seyyid Kutup sistemle savaştı idam edildi.Getirisi ne oldu?Hasan El Benna idam edildi.Getirisi ne oldu?Müslüman Kardeşler örgütü hala çile çekiyor.Neden Çünkü kendilerini düzeltmek yerine sistemle savaşmaya kalktılar samimi müslümanların gözünde bile hala kötü biliniyor? sistemle barışık ama sistemin kurallarına uymadan devam etselerdi Mısır bugün çok başka bir halde olacaktı.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.253
Teşekkür etti: 993
1.034 Teşekkür 596 Mesaja aldı
| ve son olarak "Andolsun insanlar hüsrandadır iman edip salih amel işleyenler ve Hakkı ve Sabrı tavsiye edenler müstesna" İman edecen salih amel işleyecen hakkı ve sabrı tavsiye edecen senden alası yok
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 01.04.2007 Yaş: 24
Mesajlar: 14
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
| ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| elimnigmare.....zaten bende silahı alın ve devletle harbe girişin demiyorum..çünkü şu anda bunu yapmak için şartlar elverişli değil..ama en azından sistemi reddedin..çünkü sisteme tabi olmak alllaha ilahlığında ortak koşmaktır.... Konu islam davetcisi tarafından (08.04.2007 Saat 13:56 ) değiştirilmiştir. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| resulullah buyuruyor : yaradana isyan da yaratılmışa itaat yoktur.. bu kişiler allaha isyan olan kanunlarla yönetim sergiliyorlar..bu kişilere oy vermek onların yönetimini tanımaktır..ve itaat etmektir..kişi ya allahın ve resulünün hükümlerine tabi olur ve alllha itaat etmiş olur..yada azgınların sistemlerine tabi olur ve tağutlara itaat etmiş olur..bu ikisinin arasında bir yol tutmak istemek apaçık nifak alametidir..imanda samimi olmamanın göstergesidir.. namaz konusunda ..oruç konusunda..ahlak konusunda allahın hükümlerine tabi olup..ekonomi konusunda..medeni hukukta..ceza hukukunda.vs..allaha karşı haddi aşanların hükümlerine tabi olması olacak iş değildir..bu jkişiler bu konuları allah ve resulünden daha mı iyi biliyorlarki onlara tabi olunuyor. ben maide 50 ayetini sık sık yazıyorken anlatmak istediğim temel mesele buydu.. ayetin metnini yeniden yazıyorum ve tefsir alimlerinin..ehli sünnet alimlerinin ayeti nasıl yorumladıklarının araştırılmasını tavsiye ediyorum.. cahiliyenin hükmünümü istiyorlar..? yakinen iman eden bir millet için allahtan daha güzel hüküm veren kim vardır...maide 50 |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| maide 50 ayetnin bazı tefsirleri FİZİLAL KURAN-----seyyid kutup 50- Yoksa istedikleri cahiliye düzeni midir? Kesin inançlılara göre Allah'ın düzeninden, Allah'ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç? Anlatımdaki bu netlik, ifadedeki kesinlik, kimi durumlarda ve koşullarda kişiyi bu şeriattan -küçük çapta da olsa- herhangi bir hükmü terk etmeye özendirebilecek aldatıcı gerekçeler karşısında bu denli kesin önlemler alınmış olması, insanı ister istemez duraksatıyor... Bu ayetler karşısında insan elinde olmaksızın oturup düşünmek zorunda kalıyor. Kimi insanlar, koşullar ve durumlar bunu gerektiriyor diyerek Allah'ın şeriatını tümüyle inkar etmelerine karşın, hâlâ nasıl oluyor da müslümanlık iddiasında bulunabiliyorlar, şaşırmamak elde değil!.. Kişi, Allah'ın şeriatını tümüyle terk etmesine karşın, nasıl oluyor da hâlâ müslüman olduğunu iddia edebiliyor? Bu tür insanlar kendilerini, nasıl oluyor da hâlâ "müslüman" olarak niteleyebiliyor? İslâm'la hiçbir bağları kalmamasına karşın, Allah'ın şeriatını tamamen terk etmelerine karşın, her koşulda her durumda geçerliliğini koruyan ve her koşulda her durumda uygulanmak zorunda olan Allah'ın şeriatını reddederek O'nun ilahlığını inkar etmiş olmalarına karşın, hâlâ nasıl "müslümanlık" iddiasında bulunabiliyorlar? Bu tür insanlara, şaşırmamak, hayret etmemek elde değil.. . Allah'ın dini Kur'an'la tamamlanmış bulunmaktadır. Allah'ın bu noktada kendisine teslim olanlara verdiği nimet Kur'an'la son bulmuştur. Allah, Kur'an'ın tüm insanlar için bir yaşam düzeni olmasını uygun görmüş bulunmaktadır. Kur'an'ı değiştirmek, onun hükümlerinden herhangi birini terk etmek, ya da başka bir şeriatı bu şeriata yeğleyebilmek için, artık hiçbir gerekçe bırakılmamıştır. Allah bu dini insanlara uygun gördüğünde, onun tüm insanları kapsayacağını biliyordu. Yine Allah, bu kitabı nihai kaynak olarak uygun gördüğünde, bunun tüm insanların yararına olacağını, kıyamete dek bütün insanları kapsayacağı biliyordu. Bu kitaptan, değil uzaklaşmak, bir bölümünü değiştirmek bile, İslâm'a ilişkin bu bilginin bulunması hasebiyle, kişiyi inkara götürür. Buna yeltenen bir kişi, diliyle bin kez müslüman olduğunu söylese bile dinden çıkmış demektir. Allah, bazı insanların, Allah'ın indirdiklerinden ödün vermeye götürecek kimi mazeretler ileri süreceklerini ve de yönetenlerin ya da yönetilenlerin keyfï arzularına kapılabileceklerini biliyordu. Kitabında belirttiği hükümleri -hiçbir ödün vermeksizin- yürürlüğe koymak, zorunlu olmasına karşın, bazı insanların kimi durumlarda kendi duygularına kapılarak bu zorunluluğun gereğini ihmal edebileceklerini biliyordu. Bu nedenle de söz konusu ayetlerde peygamberimizi, yönetilenlerin keyfî arzularına kapılmaması için uyarıyor ve de kendisinden, insanların onu Allah'ın indirdiği hükümlerin bir kısmından bile şaşırtmalarından sakınmasını istiyor... İnsanları buna yeltenmeye iten faktörlerin başında, aynı ülkedeki değişik grupları, fraksiyonları ve öğretileri benimsemiş olan farklı kimselerin tümünü uzlaştırıp biraraya toplama noktasında insanların içgüdüsü gelmektedir. Buna kapılan kimseler, karşılarındaki insanların istemleriyle şeriatın hükümleri çatıştığında işi basitleştirme ya da ayrıntı gibi görünen meselelerde –bunlar anladığımız kadarıyla şeriatın temel meselelerinden değildir deyip- işi kolaylaştırma yoluna başvururlar. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| maide 50 ayetin bazı tefsirleri TEFHİMUL KURAN----ebul ala el mevdudi 83. Arapça Cahiliye kelimesi İslâm'ın zıddıdır. İslâm'ın yolu bütünüyle her gerçekliğin bilgisine sahip olan Allah'ın gönderdiği ilme dayanırken, İslâm'ın yolundan ayrılan ve ona karşı olan her yol cahiliyetin yoludur. Arabistan'daki İslâm öncesi döneme, halkın yaşama yollarını sadece zan ve hevaya dayanarak kendilerinin icat etmiş olması anlamında Cahiliye dönemi denir. Bu yüzden ne zaman bu yollardan biri benimsense, bu zaman "cahiliye" zamanı olacaktır. Aynı şekilde, bugün okullarda ve üniversitelerde verilen bilgi yalnızca cüz'î, kısmî bir bilgi olup, hiçbir şekilde insanlığa yol gösterebilecek bir bilgi değildir. Bu yüzden, İlâhî bilgiyi hiçe sayarak, cüz'î bilginin yardımıyla oluşturulmuş hayale, zanna ve tahmine dayalı tüm hayat sistemleri, İslâm öncesi sistemler gibi Cahilî sistemler olmaktan kurtulamayacaktır. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| HAK DİNİ KURAN DİLİ------hamdi yazır 50-Bu böyle iken o ilim ve din iddiasında bulunanlar, Allah'ın hükmüne razı olmayıp da kötülüğe meyletme, dalkavukluk, garazkârlık, eşitsizlik gibi haksız davaya tâbi olan cahiliyet hükmü, cahiliyet kanunu mu istiyorlar? Halbuki hüküm ve hâkimiyeti Allah'tan daha güzel olan kim vardır? Allah'ın hükmünden daha güzel hangi hüküm, Allah'ın hükmüyle hükmeden hakimden daha güzel hükmedecek hangi hâkim düşünülebilir? Fakat bu soru herkese değil, îkân (sağlam bilgi) sahibi olan kimseler, topluluklar i ç indir. Bunu ancak sağlam bilgi ehli olanlar takdir eder. Yoksa küfür ve şüphe içinde bulunanlar, kalblerinde hastalık olanlar, bir zalimin haksız hükmüne "daha güzeldir" demekten çekinmezler. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| TABERİ TEFSİRİ----ibni cerir et-taberi 50- Onlar, cahiliyc hükmünü mü istiyorlar? İncelikleri idrak eden bir kavim için Allah´tan daha güzel hüküm veren kim vardır? Ey Muhammed, senin hakemliğine başvurup sonra da senin adaletle verdiğin hükme razı olmayan bu Yahudiler, ellerinde Allah´ın kitabı Tevrat bulunduğu halde, putperestlerin ve müşriklerin hükümlerini mi istiyorlar? Ey Yahudiler, Allah´ın birliğini ve rabliğini kesin olarak bilen bir kavim için kimin hükmü Allah´ın hükmünden daha güzel olabilir? Eğer sizler, gerçekten Allah´ı birleyen ve onun rabliğini ikrar eden insanlarsanız, bunu idrak etmelisiniz |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.02.2007
Mesajlar: 429
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 3 Mesaja aldı
| MEFATİHUL GAYB----tefsiri2) Bu âyetle, yahudilerin ehl-i kitap ve ilim sahibi olmalarına rağmen, sırf cehalet ve apaçık bir hevâ ve arzu demek olan câhiliyye hükmünü arayıp peşine düştükleri için, onları ayıplamak mânası kastedilmiştir. Daha sonra Allah, "Şüphesiz ve katî bir kanâate sahip olacak bir kavm için, hükmü Aüah ´tan daha güzel kim olabilir ki!" buyurmuştur. kelimesinin başındaki lâm, tıpkı "daha ne duruyorsun, geliver" (Yusuf, 23) tabirinde olduğu gibi, beyân içindir. Yani bu hitap,ve bu soru, yakînen inanan kimseler içindir. Çünkü, hüküm bakımından Allah´tan daha âdil ve beyân bakımından daha güzel olan hiç kimsenin bulunmadığını, ancak bunlar bilirler, anlarlar |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.253
Teşekkür etti: 993
1.034 Teşekkür 596 Mesaja aldı
| İslam davetçisi Şimdi bu tefsirlerin hepsi doğruyu söylemiştir.Lakin açıklamayı en yukarıda yaptım.Olayın şurasını karıştırıyorsunuz. Mesela bir öğretmen var devlete çalışıyor. Hemen bu yorumlardan çıkarılan hükümlerle küfür damgası vuruluyor. Neden çünkü sistem küfür düzenidir küfür düzeninden maaş aldığı için küfürdedir. Ya da milletvekili o da devletten maaş alıyor. Öğretmen olmassa körpecik beyinlere İslamı kim anlatacak. Müslüman Milletvekili olmazsa müslümanların haklarını kim temin edecek. Evet küfür sistemini toptan reddediyoruz.Ama küfür sisteminde hizmet edenler o küfür sistemine razı oldukları için değil razı olmadıkları için çalışıyorlar. Yusuf aleyhisselamı örnek verdik. O da küfür sistemindeydi ama Vezir oldu.O sayede doğruluğunu ispatlamış oldu.Onun Vezir olması küfür sistemine razı olduğu için mi idi?
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |
| | |
| Müslümanlar el ele ,Filistin icin! ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 22.08.2003 Yaş: 35
Mesajlar: 3.838
Teşekkür etti: 59
125 Teşekkür 71 Mesaja aldı
|
Yusuf süresi ayet 40 tefsiri: 40- "Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir. Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor." Yusuf -Allah'ın selâmı üzerine olsun- burada, harikulâde, son derece net ve aydınlatıcı şu birkaç cümleyle, bu dinin genel niteliklerini, bu inanç sisteminin temel prensiplerini mükemmel bir biçimde çizmiş bulunuyor. Yine şirk, tağut ve cahiliye sisteminin temellerini de son derece şiddetli bir biçimde sarsmış durumda: "Ey hapishane arkadaşlarım, çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir?" Yusuf, karşısındaki iki genci kendine arkadaş ediniyor. "Arkadaşlarım" diyerek, onların sevgisini kazanıyor. Buradan hareketle de, çağrısının özüne, inancının temeline inmeye başlıyor. Onları kendi inanç sistemine hemen doğrudan çağırmak yerine, önce onlara nesnel bir soru yöneltiyor: "Çok sayıda ilaha inanmak mı, yoksa ezici iradeli tek Allah'a inanmak mı daha iyidir." İnsanın özbenliğini, merkezinden vuran, şiddetle sarsan bir sorudur bu. İnsanın özbenliği tek bir ilah tanıdığı halde, birçok rabblerle karşılaşılması neyin nesidir?.. Kulluk edilecek, buyruğuna boyun eğilecek ve şeriatına uyulacak Rabb olmaya gerçek anlamıyla lâyık olan sadece, her şeyden üstün tek Allah'dır. Tanrı birlenip, onun varlıklar dünyasında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğu benimsendiğinde, buna bağlı olarak, rabbin de birlenmesi ve onun insanların yaşamında her şeyden üstün bir otoriteye sahip olduğunun benimsenmesi gerekmektedir. Allah'ı bir ve her şeyden üstün kabul eden insanların, onun dışında birinin buyruğuna boyun eğmeleri ve Allah dışında bir rabb edinmeleri, bir an için bile olsa asla mümkün değildir. Rabb olarak sadece ve sadece, evrendeki tüm yasaların sahibi ve evrenin yöneticisi durumundaki Allah tanınmalıdır. Tüm evrene söz geçirebilmekten aciz bir kimsenin, buyruklarıyla evrene üstünlük sağlayamazken, otoritesiyle insanlar üzerinde üstünlük sağlayan bir rabb konumuna geçmesi asla doğru değildir! Burunların ötesini görmeyen bütünüyle kör, aciz, bilgisiz, benmerkezci bir sürü uydurma rabblere boyun eğmek yerine, insanların, her şeyden üstün tek Allah'ın Rabliğine boyun eğmeleri kuşkusuz en doğru olanıdır. Burada belirttiğimiz eksiklikler, Allah dışındaki tüm uydurma rabbler için geçerlidir. insanlığın yaşadığı korkunç perişanlığın temelinde, bir sürü uydurma rabbler edinerek parçalanma ve kulların sözkonusu uydurma rabblerin aralarındaki bencillikler ve çekişmeler doğrultusunda darmadağın olmaları yatmaktadır... Tarih boyunca kimi zaman yeryüzünün sahte rabbleri Allah'ın otoritesini ve rabbliğini kendilerine yamamışlar; kimi zaman da cahil kimseler bilgisizlik, hurafe ve efsanelerin etkisiyle ya da baskı, aldatmaca ve propaganda etkisiyle onlara böylesi bir otorite sunmuşlardır. Yeryüzünün bu sahte rabbleri, ben merkezcilikten, salt kendini ve koltuğunu düşünmekten; kendi otoritesini sürdürüp güçlendirme noktasındaki o amansız hırstan kendilerini bir an için bile olsa sıyıramamaktadırlar. Bu sebeple de otoriteleri için, ama yakın ama uzak vadede, bir tehlike olarak gördükleri tüm güçleri, tüm potansiyelleri ortadan kaldırabilmek; aldatmacaları gün yüzüne çıkıp sona ermemesi için tüm güçleri, tüm olanakları kendilerine övgüler döktürmeye, kendilerinin borazanlığını yapmaya seferber edebilmekten başka bir şey düşünmemektedirler! Her şeyden üstün olan tek Allah, evrendeki hiçbir şeye en ufak bir gereksinim duymayacak denli güçlüdür. O kullarının, erdemliliğinden, kurtuluşundan; çalışmasından ve belirlediği ilkeler doğrultusunda ilerleme kaydetmelerinden başka hiçbir şey istememektedir. Onların bu yoldaki tüm çabalarını, kendisine ibadet olarak saymaktadır. Kullarını yükümlü kıldığı ibadetlerde bile amaç, onların yaşamlarını ve durumlarını en iyi düzeye getirebilmek için, yüreklerini ve duygularını ıslah edebilmektir... Yoksa Allah'ın kullara hiçbir ihtiyacı yoktur. "Eyinsanlar! Siz Allah'a muhtaçsızın, Allah ise müstağnîdir, övülmeye lâyık olandır..." (Fâtır Suresi 15) İşte, her şeyden üstün tek Allah'a boyun eğmek ile çeşitli uydurma rabblere boyun eğmek arasında böylesine büyük bir farklılık vardır... Daha sonra Hz. Yusuf, bir adım daha ilerleyerek, cahiliye inancını ve cahiliyenin korkunç kuruntularını çürütmeye geçiyor: "Allah'ı bir yana bırakarak taptığınız düzmece ilahlar, ya sizin ya da atalarınızın taktığı birtakım boş, içeriksiz adlardan başka bir şey değildirler. Allah onlara hiçbir güç vermiş değildir." İster beşer türünden olsun, isterse beşer dışındaki ruhlar, şeytanlar, melekler, Allah'ın hakimi bulunduğu evrensel güçler türünden olsun, sözkonusu sahte rabblerin tamamı, rabblik noktasında bir hiçtir, rabblik gerçeğinin en ufak bir niteliğine bile haiz değildir. Rabblik sadece ve sadece, her şeyden üstün ve tek olan, kulların yaratıcısı ve onların tümünden üstün bir konumda bulunan Allah'a aittir... Gelgelelim çeşitli cahili sistemlere ve ortamlara mensup kimi insanlar, sözkonusu sahte rabblere, kendi kafalarından bazı isimler yamamakta, bazı sıfatlar takmakta ve de kimi özellikler yakıştırmaktadır. Bunların başında da bu tür sahte rabblere tanınan, hüküm koyma ve otorite yetkisi gelmektedir... Oysa Allah onlara ne böylesi bir otorite tanımış, ne da onların doğru olduklarına ilişkin bir delil indirmiştir... Bu noktada Yusuf, bu çürük inanç sistemini yere sermek üzere son darbesini indirerek, doğruyu açıklıyor: Otorite kimin olmalıdır? Hüküm koyma yetkisi kimin olmalıdır?! Kime boyun eğilmelidir?! Bir başka deyişle, kime "kulluk" edilmelidir?! "Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyor." Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah'ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah'a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun- tanrılığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah'a savaş açmış demektir. Tanrılığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah'a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah'ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir! Kişiyi dosdoğru dinin çerçevesinin dışına çıkara | ||||||||||||||||||