| Resulullah AŞkina 3 AZİZ KARDEŞLERİM; Peygamberimiz (sav) bir fakire sakalının telinden bir tane vermişti. O zaman bunun kıymetini bilmeyen fakir, peygamberimizin vefatından sonra Resulullah aşkı ile yanıyor sakalının teline bakıp bakıp ağlıyordu. Yine Resulullah Efendimizi göremeyen fakat aşkı ile yanan bir zengin Mekke'de bu fakiri görüyor ve diyor ki; Ne olursun beni dinle. Sen fakirsin, ben Resulullah'ı görmedim. Sana istediğin kadar para vereyim, zengin olursun. Mübarek sakalının telini bana ver, benim de bir arzum yerine gelsin, dedi. Bunun üzerine fakir dedi ki; -Yüce Rabbimizin 'Habibim sen olmasaydın bu alemi yaratmazdım' dediği peygamberimizin sakalının bir telini dünyayı verseler yine de vermem dedi RESULULLAH ASKINA... Peygamberimiz Cuma hutbelerini kuru bir hurma kütüğünün üzerine çıkarak okuyordu. Bazıları dediler ki; Ya Resulallah, sana bir kac basamaklı bir minber yapsak hutbelerini oradan okusan. Peygamber efendimiz de tamam dedi. Bunun üzerine bir minber yapıldı. Peygamberimiz hutbe okumak için çıktıkların da, mescidi nebevi'de bir ses yankılanıyordu. Bir feryat yükseliyordu. Ashab-ı Kiram birbirlerine baktılar bu feryat nerden geliyor diyerek. Bir de gör düler ki, bu feryat hurma kütüğünden geliyor. Hurma kütüğü peygamberimizin hasretine dayanamamış feryat ediyor ve bir çocuk gibi ağlıyor du RESULUL LAH ASKINA.... Hacca gidenler bilirler. Medine'de Osmanlı tren istasyonu var. Dedemiz cennetmekan Sultan Abdulhamid Han rayların üzerine keçe döşetiyor. Niçin böyle yaptın diyenlere trenin sesinden peygamberimiz rahatsız olmasın diye yaptım diyor RESULULLAH ASKINA.... Gazneli Mahmud'un vezirlerinden birinin Muhammed isimli bir oğlu vardı. Bu nazik ve terbiyeli genc padişahın yazı işlerine bakıyordu. Bir şey lazım olduğunda sultan mahmud ona ; - Ey Muhammed, şu haceti gör şu işi şöyle yap derdi. Yani delikan lıyı hep has ismi ile çağırıyordu. Birgün yine bir iş için çağırmak istedi ve bu de fa; Vezirimin oğlu diye seslendi. Genc hemen padişahın hizmetine koştu. Lakin yüreğine zehirli bir hançer saplanıvermişti. Acaba diyordu bir hata mı işledim. Bir suc mu işledim de sultan beni ismimle çağırmadı. Akşam eve döndüğünde durumu vezir olan babasına anlattı. Ve ey benim babam durumu sultandan sor manı rica ediyorum, dedi. Vezir padişahın huzurunda olduğu bir zamanda meseleyi padişaha arzetti.Nedir sebep ey sultanım dedi. Sultan mahmud şöyle cevap verdi: - Ey vezirim, dedi. Aslında söylemek istemezdim ama, delikanlıyı üzmemek için söyleyeyim, dedi ve anlatmaya başladı; - Oğlunun ismi peygamber efendimizin has ismidir, ben bu müba rek ismi hayatım boyunca abdestsiz ağzıma almadım. Dün oğlunu çağırdığım da abdestim yoktu. Bu sebeble peygamberimizin ismini abdestsiz ağzıma almaya haya ettim de vezirimin oğlu diye seslendim dedi, RESULULLAH ASKINA... Onikinci asırda Haclı seferlerinin en şiddetli yıllarında, Suriye'de bulunan Türk devletinin hükümdarı Nureddin Zengi 1162 senesinde bir rüya görür. Peygamber (sav) Efendimiz rüyasında üç adamı sultana göstererek, Evladım Nureddin bu adamlardan beni kurtar diye ' diye buyurur. Dedemiz Nureddin sabah olsun demez, hemen yatağından fırlar. Bu rüya doğru bir rüyadır. Resulullah tehlike de diye düşünerek sabahı beklemeden yanına sadık adamlarından 20 kişi alarak ve çok süratle giderek 16 günde Nur şehri Medine-i Münevvere'ye varır. Halk sultanın bu ani ziyaretine hem sevinir hem de şaşar. Ertesi günü genc-ihtiyar, kadın-erkek-çocuk bütün şehir halkının önünden gecmesini ve halka bizzat kendi eliyle hediye dağıtacağını ilan eder. Ertesi günü herkes sultanın önünden geçer ve sultan herkese hediye dağıtır. Fakat sultan geçenler arasında Peygamberimizin kendisine gösterdiği adamları göremez. Buraya gelmeyen kimse kaldı mı diye şehrin vali'sine sorar. O da sevgili Peygamberimizin kabrinin bulunduğu yere yakın bir evde oturan üç kişinin bulunduğunu, bunların da devamlı ibadetle meşgul olduklarından rahatsız edilmediklerini söyler. Dedemiz Nureddin derhal o üç kişiyi getirtir. Görür ki bu adamlar peygamberimizin kendisine göstermiş olduğu üç kişidir. Sul -tan derhal bunları yakalatır. Adamlarıyla beraber eve gider ve eve girince görür ki evin içinde büyük bir tünel kazılmış ve tünelin ucu da Ravza-i Mütahhara'ya iyice yaklaşmıştır. Sultan sonra bu adamları muayene ettirir, sünnetsiz ve hristiyan oldukları ortaya çıkar. Bunlar sorguya çekilince ifadelerin de; Bizler hristiyanız yer altından peygamberin kabrine girip naaşını çalıp avrupa'ya götürecektik, derler. Bunun üzerine Nureddin Zengi böyle hainler zarar vermesin diye Ravza-i Mütahhara'nın etrafına su gelinceye kadar hendek kazdırır. Buraya kalay eritilip dökülerek kalın bir duvar haline getirilir. Böylece Ravza-i Mütahhara emniyet altına alınmış olur RESULULLAH ASKINA....
__________________ GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
Konu itimat tarafından (19.04.2005 Saat 22:08 ) değiştirilmiştir..
|