İslam, iman, Müslüman, ahlâk, din deyince aklımıza neler geliyor? Ya da bu kavramları tanımlamak istersek en veciz şekliyle bunu nasıl başarabiliriz? İlk anda çok zor gelse de aslında hiç de yorulmamıza gerek yok. Bu konularla ilgili dilimize yerleşmiş ve pelesenk olmuş öyle güzel ifadeler var ki, her gün kaynağını bilerek ya da bilmeyerek defalarca kullanıyoruz.
Atasözü olarak bildiğimiz ve yeri geldiğinde kullandığımız yüzlerce vecizenin aslında hadis-i şerif olduğunu bilmek ilk anda çok şaşırtıcı. Bu esrarlı kutlu sözlerin İslamiyet ve iman sahası başta olmak üzere birçok girift konuyu ne de güzel ifade ettiğini, özetlediğini, kulaklara küpe haline getirdiğini hissetmek ise ayrı bir duygu.
Milletimiz bin sene İslamiyet’e bayraktarlık görevini yerine getirirken, Efendimiz’in kutlu sözlerini de her zaman başının tâcı yapmıştır. Anadolu bozkırlarından Balkan ovalarına, Orta Asya steplerinden Yemen çöllerine, Nil vadisinden Fas’a kadar milyonlarca kilometrekarelik alanda inşa edilen camilerin, kervansarayların, medreselerin, şifahânelerin duvarlarına, kapılarına, mezar taşlarına kazınarak billurlaşan bu ifadeler günümüzü de aydınlatıyor.
Atalarımızın “yerde koymadığı” kutlu sözleri onlara layık torunlar olarak bizim de baş tacı etmemiz gerekiyor. Son zamanlarda hadisleri küçümseyen bakış açılarının sudûr ettiğini biliyoruz. Onlara göre sünnet hiçbir şey ifade etmiyor.
Ancak, Efendimiz’in sünnetinin yaptırım gücünün aynı Kur’an gibi olduğunu Haşr Sûresi 7’nci ayette bize bildiren Rabbimizdir: “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa sakının.” O'na (sas) kayıtsız şartsız uymamız gerektiğini bize hatırlatan (Al-i İmran 31-32), Hz. Peygamber’in vereceği hükmü beğenmediğimiz takdirde imanımızdan olacağımızı (Nisa 64) bildiren yine Ezel ve Ebed Sultanı’dır (cc). “Bana Kur’an ve onunla beraber onun gibisi (sünnet) verildi. Yakında karnı tok, koltuğuna kurulmuş birisi ‘size Kur’an yeter, O’nda neyi helal buluyorsanız onu kabul ediniz’ diyecek. Şunu iyi biliniz ki
Allah Resûlü’nün haram kıldığı da Allah’ın (cc) haram kıldığı gibidir.” (Ebu Davud, es-Sünne, 5; Et-Tirmizi, El-İlim, 10; İbni Mace, El Mukaddime, 2)
Hem Kur’an’ın hem de sünnetin kaynağı İlâhi’dir. Kaynağı aynı oluşu nedeniyle Kur’an’a uymak ve kabul etmek nasıl şart ise Efendimiz’in sünnetine uymak da öyledir. Her farzı biz ancak O’nun sünneti üzere, yaptığı ve tarif ettiği gibi yaparsak bizim için iki cihan saadetini getirecektir. Yoksa, kılmak farzdır, eğer farzlar keyfe bırakılsaydı biz oturup Kur’an’dan bir bölüm okuyup “Namaz kıldım.” diyebilirdik. Ya da, Kâbe’yi şöyle bir dolanır biraz alışveriş yapıp geri döner ve “hacı oldum” sanabilirdik. Ama bize emredilen farzları, vacipleri, müstehapları “sünnete” göre yerine getirmektir.
Efendimiz, “Kim ümmetime dini işlerine dair kırk hadis hıfzediverirse,
Allah Teâlâ onu alimler zümresinde haşreder. Ben de kıyamet gününde ona şahid ve şefaatçi olurum.” buyuruyor. O yüzden hem O’nu yaşatmak hem de şefaatine nail olabilmek için Prof. Dr. Ali Yardım Bey’in nefis bir şekilde derlediği Şihâb’ül-Ahbar Tercümesi adlı kitaptan sizin için 40 hadis-i şerifi seçtik ve bir güldeste yaptık:
40 HADİS
Âfetü’l ilmi en-nisyânü.=>
İlmin âfeti unutkanlıktır.
Et-tebessümü sadakatün.=> Tebessüm etmek sadakadır.
Et-tuhûru şatru’l îman.=> Temizlik imanın yarısıdır.
A’kilhâ ve tevekkel.=> (Deveyi) Bağla ve tevekkül et.
Sûmû tesıhhû.=>
Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz.
Es-salâtü imâdü’d-dîni=>
Namaz dinin direğidir.
Talebü'l helâli cihâdün.=>
Helal peşinde koşmak cihattır.
Ed-dêllü alel-hayri kefâilihi.=>
Hayra vesile olan yapan gibidir.
El-kelimetü't-tayyibetü sadakatün.=>
Güzel söz sadakadır.
El-cennetü tahte zılâli's-süyûf.=>
Cennet kılıçların gölgesi altındadır.
El-mecâlisü bi'l-emaneti.=>
Meclislerdeki sözler emanettir.
El-cennetü dâr-ül eshıya.=>
Cennet cömertler yurdudur.
Es-savmü nısfu’s sabr.=>
Oruç sabrın yarısıdır.
Es-sabru nısfu’l iman.=>
Sabır imanın yarısıdır.
Es-sabru ınde sadmeti’l ûlâ.=>
Sabır, musibetin ilk anındakidir.
Es-sabrü miftahü’l-fereci.=>
Sabır felahın anahtarıdır.
Efdalü ibadeti edvemühâ.=>
İbadetin efdali devamlı olandır.
El-Kur'ânü hüve'd-devâ.=>
Kur'an, sırf devâdır.
Men samete necâ.=>
Dilini tutan kurtuldu.
Re'sü'l-hikmeti mehâfetullah.=>
Hikmetin başı,
Allah korkusudur.
El-ıdetü atıyyetün.=>
Vaad edilen verilmelidir.
Ed-duâü silahu'l mü'min.=>
Dua mü'minin silahıdır.
İsmah yüsmah leke.=>
Müsamaha et ki sen de göresin.
Es-salâtü nûr'ul-mü'min.=>
Namaz mü'minin nûrudur.
En-nedemü tevbetün.=>
Pişmanlık tövbedir.
El-mescidü beyt-ü külli takıyyin.=>
Mescid, takva sahiplerinin evidir.
Ed-dînü en-nasîhatü.=>
Din nasihattir.
Ed-duâü hüve'l ibadetü.=>
Dua ibadettir.
El-cümuatü haccü'l-mesakîn.=>
Cuma fakirlerin haccıdır.
Hüsnü's-suâli nısfu'l-ilm.=>
Güzel soru, ilmin yarısıdır.
Es-selâmü kable'l kelâm.=>
Önce selam sonra kelam.
İzâ gadıbte fe'sküt.=>
Öfkelendiğinde sus.
Kesretü'd-dahiki tümîtü'l kalb.=>
Çok gülmek kalbi öldürür.
Es-savmü cünnetün.=>
Oruç kalkandır.
Es-subhatü temneu'r-rızk.=>
Sabah uykusu, rızka engeldir.
El-hamrü ümmü'l-habâis.=>
İçki kötülüklerin anasıdır.
Zina'l-uyûni en-nazaru.=>
Gözlerin zinası bakmaktır.
El kanâatü mâlün lâ yenfedü.=>
Kanaat bitmez bir sermayedir.
El-hayâü mine'l îmani. =>
Hayâ, imandandır.
El-mer'ü alâ dîni halîlihî.=>
Kişi, arkadaşının dini üzeredir.