Münasebetsiz insan - Siz de mi Bursa’ya yolculuk yapıyorsunuz?
- Evet.
- Bursa’da mı oturuyorsunuz?
- Hayır.
- İstanbul’da ne iş yapıyorsunuz?
- Evli misiniz? Çoluk çocuk var mı? Çocuklarınız olursa ne isim verirsiniz?
- Yaşınız göstermiyor; ama üniversiteyi yeni bitirmiş gibisiniz? ***
- Hükümetin “falanca icraatı” için ne düşünüyorsun?
- Sence yanlış yapıyorlar değil mi?
- Sen nereliydin, annen-baban da oralı mı? Neden doğduğun yerde oturmadınız? Baban ne iş yapıyor? Annen de çalışıyor mu? Kaç yıldır çalışıyorsun? Sorması ayıp, ne kadar maaş veriyorlar sana? Ev kiran ne kadar? Nasıl, geçinebiliyor musun? Eşin nereli?... ***
Sorular uzayıp gidiyordu. Sanmayın ki soruları soran Mustafa Bey’in yakından tanıdığı bir insan. İlk soruları soran, bir otobüs yolculuğunda yanına oturduğu orta yaşlardaki bir beydi. İkinci soruları soran Fuat Bey’le tanışıklığı da bir merhabadan öteye gitmiyordu. Ama bu konuşma bir sohbetten ziyade karşıdaki insanın sorguya çekilmesi gibiydi. Her soru Mustafa Bey’i daha da sıkıntıya sokuyor, soruları geçiştirmeye çalışıyordu. Ama karşındaki insan densiz olmaya görsün. Sen istediğin kadar sus, sen istediğin kadar lafları geçiştir. O zafer kazanmış komutan gibi saldırı üstüne saldırı yapmaktadır. İnsan sorduğu sorunun cevabından ne denilmek istendiğini anlayamaz mı? Densizlik üst düzeyde ise anlayamaz. Sorulara siz istediğiniz kadar “evet” ya da “hayır” deyin. ***
Densizlik, züccaciye dükkanında yolda yürüyormuş gibi elini kolunu sallayarak yürümek gibidir. Kırdığınız bardakları, tabakları görmez, şakırtısını duymazsınız bile. Yıktığınız gönüllerin burkuntusunu hiç ama hiç hissetmezsiniz. Eğer yaptığınız hareketlerin sonuçlarını düşünmüyor, söylediğiniz lafların nereye gideceğini bilmiyorsanız, sorumsuzluğun yanına seviyesizliği de eklemek gerekir. Densizlik için bazen cahillik bir sebep olurken, okumuş adamın patavatsızlığına da zevzeklik ve görgüsüzlük bir sebep teşkil eder. ***
Mustafa Bey, seviyesiz, düşüncesiz ve sorumsuz insanların bu sohbetlerinden çok rahatsızdı. Amma velakin onlara bu durumu nasıl anlatabilirdi? Hiç olmadık bir ortamda, “Sen öğretmensin, hele şu 7. sınıfa giden kızımın matematik sorusunu bir çöz hele!” diyen bir adama ne demeliydi. “Ben tarih öğretmeniyim, matematik sorusunu çözemem mi?” diyecekti. Ya da “Senin arabayı bir saatliğine alabilir miyim?” diyen babasının arkadaşının hiç de önemli olmayacak bir işi için arabasını istemesine “hayır veremem” diyebilir miydi. İki gündür tamirden çıkaramadığı arabası için “Arabayı tamirciye göstermem gerekiyor” demek ne kadar doğru anlaşılabilirdi. ***
Münasebetsiz insan sınırlarını bilmeyen insandır. Sana söylenmediği sürece bilmen gerekmeyen konularda yaşadığın merak, çevrendeki dostlarının dostluğunu öldürür.
__________________ GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL |