Hangi takımı tutuyorsun?
- Fenerbahçe’yi tutuyorum de, bak sana forma alacağım.
- Ne var şu Beşiktaş’ta… Galatasaray UEFA şampiyonu. Takımını değiştir, seni maça götüreyim olur mu?
- Ya ya, şa şa en büyük Cimbombom… Benin oğlum da Galatasaraylı amcası.
- Biz ailecek Trabzonluyuzdur. Var mı bir diyeceğin? Kızım sakın başka takım tutma tamam mı?
***
Her çocukla benzer konuşmalar yapılır. Takımını değiştirmesi şartıyla forma, ayakkabı gibi sözler verilir. Çocuklar parkta top oynarken bile Galatasaray, Fenerbahçe diye oynar. Okulda kimin hangi takımı tuttuğu bilinir. Takım tutmayanlar sanki herhangi bir yolu olmayan yolsuz muamelesi görür. Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi, Beşiktaş’ı tutmak artık neredeyse bir zorunluluk halini almıştır. Kimse, “O takımları tutmuyorum; aslında ben takım tutmuyorum. Tutmak da istemiyorum.” diyemiyor. “Ben futbol maçı seyretmek istemiyorum, ben futbol takımı tutmak istemiyorum, ben herhangi bir futbol takımının renklerinde kaşkol ya da şapka kullanmak istemiyorum.” diyebilen kaç kişi var?
Çocukların bilinçaltlarına daha küçük yaşta kamplaşmayı, sınıflaşmayı öğretiyoruz. Altı yaşındaki çocuk Fenerbahçe diyor, gözü başka hiçbir şeyi görmüyor. Diğer takımları tutan arkadaşlarına o kadar hoşgörüsüz ve saygısız ki! Fenerbahçe kaybettiğinde dünyası yıkılıyor adeta. Hep tuttuğu takım kazanmalı, yenilgi hiç olmamalı. Sonra... Başka takımı tutanlarla çekişmeler, itişmeler, laf çarptırmalar…
Birçok ailede çocukların yatakları, çarşafları, odanın rengi, tuttuğu takımın renklerinden döşenmiştir. Odalarda futbolcuların posterleri… Daha küçücük çocukların zihinlerine sarı-kırmızı, siyah-beyaz, sarı-lacivert, bordo-mavi simgeler yerleştirilmiş. Simgeler o kadar katı ve kalıplaşmış ki; üç-beş yıl sonrasının aşırı fanatik taraftarları, evlerinde şu an oyuncaklarıyla oynuyor.
Çocuklar hayallerini renkli görmüyor artık. Çoğu çocuk renk körü de. İki renk dışında algısı gelişmiş çocuklar yok artık. Ya sarı-kırmızı, ya sarı-lacivert ya da siyah-beyaz…
Herkes bir takımı tutmak zorunda mı?
Herkes futbolla ilgilenmek mecburiyetinde mi?
Bir takıma sevgi duymak, aşka dönüşmüş. O aşk ise inanılması mutlak bir meta gibi algılanır olmuş. “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusuna muhatap olmamak artık ne mümkün?
Her gün sınıflarda Fenerbahçelilerle Galatasaraylılar atışıyor, didişiyor… Kamplaşma mı; gözümüzden ırak değil, yanı başımızda. Simge mi dersiniz; her yanımız simgelerle dolu. Üç yaşındaki çocuğun kafasında, boynunda simgeler asılı.
Takım tutmak, insanı önyargıya sürüklüyorsa, bağnazlığa ve hoşgörüsüzlüğe itiyorsa; kırıcı, çekilmez, acımasız bir insan ortaya çıkarıyorsa hiç iyi bir şey değildir. Bir takıma sevgi duymak, “Her şeyimiz sana feda olsun.”, “Mezara kadar!” sözleriyle birleşiyorsa, bize fayda yerine zarar getirir. Yedi metrelik kaleye girecek üç-beş gole odaklanmış bir hayatımız varsa yeniden düşünmenin zamanıdır.
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
|