| |||||||
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Arama |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.167
Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
| asil uyutulanlar sizlersiniz hz peygamber(s.a.s)in hayati bizim icin ornek teskil eder o dua ile birlikte amansiz mucadele etti kendinin ve sahabelerinin cekmedigi kalmadi bu yolda o sadece duayla yetinmiyordu biz onu takip ederiz rezimin comezlerini degil bunu boyle bilmelisin bizim icin rahatdansa imanimiz,dinimiz once gelir vesselam....... |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.227
Teşekkür etti: 989
1.033 Teşekkür 596 Mesaja aldı
| Ne ayet söyleyebiliyorsun ne hadis Mustafa Kemalin ne olduğunu düşüneceğine kendi halini ahvalini ve ibadetlerini düşün. Anıtkabiri bombalamakla İslamı yaymayı düşünmek gerçekten Peygamberimize(sallallahualeyhivesellem) yakışan bir düşünce midir? |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.167
Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
| iste sebataist basinin etkisinde kaldiginiz burdan anlasildi!!!! anit kabir olayi anadolumdaki gizli guclerin 28 subati hakli cikarmak icin yaptiklari bir mafya usulu kendi oyunudur ve bizim sivastaki cemaata mensup insanlari tutuklayip iskence altinda boyle soyleyeceksin diye ifadeleri diyede basina yansittiklari coooook korkunc bir iftira ve muslumanlari karalamak icin hazirladiklari bir tuzak kampanyasiydi bizim oyle seylere tenezzul etmedigimiz almanyadaki onca baskilara ragmen siddetle cevap vermedigimizden anlasilmis olmasi lazimdi uyanin artik biz muslumanlar icin variz ve var olmayada devam edecegiz biiznillah!!! |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 12.227
Teşekkür etti: 989
1.033 Teşekkür 596 Mesaja aldı
| Elinize oyuncak tüfek alıp da stadyum cumhuriyetlerinde hilafet kurmak da mı masonist basının suçu |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.167
Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
| sanane bizim oyuncak tufekle gosterimize seriata gore tufekle gosteri yapmanin hukmu ne dinsizlikmi, tekfirmi seriata gore silah bulundurmak sunnettir kufurrejimin bekcileri korkar tabiki silahtan ayni tepkiyi sincanda tank yuruten sebataist omuzu tenekeden gecilmeyen generallerede gostersenize madem muslumanlar tarafinda iseniz nerde siniz biz gucumuz yettigi kadar kafir rejimle mucadele ediyoruz ya sizin safiniz nerde !!!!!!!!!! |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.02.2007
Mesajlar: 1.167
Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
| AÇIKLAMA HAKKI ISTEMEK HAKTIR!.. "Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, o zaman ALLAH (onun yerine) kendisinin onlari, onlarin da kendisini sevdigi, mü’minlere karsi gayet yumusak, kâfirlere karsi da gayet onurlu ve sert bir toplum getirir ki, onlar, ALLAH yolunda savasirlar, hiç bir ayiplayanin ayiplamasindan korkmazlar. Bu ALLAH’in lütfudur ki, onu, diledigi kimseye verir. ALLAH, (lütfu) genis olandir, (her seyi) bilendir." "(Ey mü’minler) sizin (gerçek) dostunuz, ancak ALLAH ve O’nun Resulü’dür; bir de boyun egerek namazi dosdogru kilan ve zekâti veren mü’minlerdir" "Kim de ALLAH’i, Resulü’nü ve iman edenleri dost edinirse, süphesiz ki, ALLAH taraftarlari üstün gelecektir." (Maide, 54-56) Evet, Hakki Istemek Haktir. Istememek ise, en hafif tabiriyle ahmakliktir. Yeter ki, mesru yoldan olsun! Keza; hakki istemek hak oldugu gibi, hakki sahibine iade de insanî bir vecibe, vicdanî bir borçtur! Ve ayni zamanda medenî bir insan olmanin sartidir... Bu noktadan hareketle: Hak sahibi ümmettir. Hakki ise, ecdat mirasi, sehidler diyari; Islam Imparatorlugu’nun bölümlerinden bir bölümü olan Anadolu topraklaridir. Iste bu bölüm, maskeliler tarafindan isgal edilirken, ikinci bir bölümü de Lozan’da bahsis gibi dagitilmistir. Üçüncü bir bölümü de, daha önceleri milliyetçilik fitnesine kurban gitmisti... Hemen söyliyelim ki, hak sahibi "Ümmet", bugün dünyanin gündeminde olup, Islam âlemine samil istisna kabul etmez bütün topraklarini "Tevhid" bayragi altinda toplamayi, Kur’an idaresine teslim etmeyi hedeflemis, yer yer kurulmus veya kurulacak Islam devletlerinin basindaki mesulleri bir araya getirmek ve onlarin intihabiyle bütün bu idarelerin basina gelecek ve neticede sahih bir senetle A. b. Hanbel’in kaydettigi, "... sonra nübuvvet yolu üzerine kurulacak Hilâfet Devleti olacak..." seklinde varid olan Peygamber (s.a.v.) ifadesinin sirri tecelli etme gayesinin tahakkukuna vesile olacaktir. Enbiya, 105, Nur, 55 ve Kasas, 5-6 seklinde tecelli buyrulan ayet-i celile’ler de, "Ümmet"in hedefledigi gayeye vasil olmanin birer habercisi ve birer müjdecisidir. Yeter ki, sartlar saglansin; yeter ki, ilahî kapiya siginilsin, yeter ki, iman ve amel-i saliha sahib ibadet ehli olup, sirkten uzak, puttan ve putperestlikten beri ALLAH’in salih kullari olsun!.. Bu mukaddimeden sonra esasa geçiyor ve diyoruz ki: Yukarida "maskeliler" tabiri geçti. Bunlardan maksadimiz "Mustafa Kemal ve kemalistlerdir." Iste bunlar, topraklarimizi isgal etmislerdir. Bunlar, topraklarimizin son bölümünü isgal eden din düsmani maskelilerdir! Yetmis seneden bu tarafa topraklarimiz isgal altindadir. Hilâfet makamina ihanet ve hiyanet eden maskeli Kemal ve kemalistler, daha asagida da göreceginiz gibi, din ve imanimiza, seriat ve Kur’an’imiza, örf ve adetlerimize, tarih ve kültürümüze de ihanet ve hiyanet etmislerdir. Dolayisiyla bunlar mürtedlerdir; "Ümmet"i idare edemezler. Çekilmeleri ve hakki ehline iade etmeleri gerekir. Davayi böylece hülasa ettikten sonra: Anadolu insani, Mustafa Kemal’i gerçek yüzüyle taniyamadigindan onun oyununa gelmistir. Açtigi yaralarin tedavisi ise onu asil çehresiyle tanimaya baglidir. Söyle ki: "Üç boyutlu bir adam Mustafa Kemal: Mü’min, münafik ve kâfir! Üç vasfi bir arada tasir, kullanma planini da çok iyi becerir, bu hususta ihtisasi vardir ve bu yolda çok iyi yetistirilmistir!.." Hayati: Bu adamin hayatini incelediginizde çok renkli, çok dalgali ve çok degisken bir politika görürsünüz. Bu degiskenlik; ister ahlakî yönden olsun, ister siyasî yönden olsun ve isterse dinî yönden olsun, günü gününe uymayan bir tip; Gâh Halife'ci, altanatçi ve seriatçi olur, gâh Hilâfet'e düsman, saltanata düsman, seriat’a düsman kesilir!.. Bazen müslüman olup, dinden, seriat’tan ve Hilâfet’ten bahseder, bazen kâfirlesip Nemrutlari gerilerde birakir, bazen de kendi ifadesiyle melanetlerini "Sir" tutup Ibn-i Sebe’lere tas çikartacak derecede münafiklasir. Bazen de mütevazi olup sakinlesir, bazen de sertlesip tehditler firlatir... Bu adama uygun bir isim bulmak gerekirse, "Deccal" demek, hatta yirminci asrin deccali demek çok yerinde olur!.. Hayatinin iki noktasini tesbit edeceksiniz ve bu iki nokta arasini degisken ve iki yüzlü hareketleriyle dolduracaksiniz!.. Hayati da deccal, memati da: Iki cebheli bir deccal! Mustafa Kemal ismini tasiyan bu deccal, deccalligini yapmak üzere, bir çok insanlari etrafinda toplamis, onlari igfal, idlal ve ifsat etmis, onlarin da yardimiyla Islam dininin temeline (98) dinamit koymustur. Mematinda da deccalligini yapmis ve halen de yapmakta; geriye biraktigi eserleriyle milyonlarca insanin kâfirlesmesine, münafiklasmasina, dinsizlesmesine sebebiyyet vermis ve miras biraktigi deccalist rejimle vermeye devam etmektedir. Ihanet ve hiyanetleri: Yirminci asrin deccalinin ihanet ve hiyanetlerini maddeler halinde siraliyacak olursak: 1- Kendisini Andolu’ya gönderen Halife'ye, 2- Abdülmecit Efendi’ye, 3- Saltanat ve Hilâfet müesseselerine, 4- Ilim ve ulemaya karsi, 5- Din ve seriat’a karsi, 6- Meclis içi kendisine karsi çikanlara ve 7- Topraklarimiza karsi ihanet ve hiyanet etmistir. Yedi maddede siraladigimiz ihanet ve hiyanetleri, delil ve misallerle siralamak gerekirse: 1- Padisah Vahdeddin, Mustafa Kemal’i çagirip: "Su paralari al, Anadolu’ya geç ve isgalci devletlere karsi koymalari için insanlarimizi uyandir ve ayaklandir. Mâlum, biz burada isgal altindayiz; adeta elimiz-kolumuz bagli, birsey yapamiyoruz!" demisti. Anadolu’ya geçen, Erzurum ve Sivas kongrelerine katilip yaptigi konusmalarinda Hilâfet’ten, saltanattan hayranlik ve sitayisle bahseden, topraklari da ve tüm mukaddesati da dile getiren ve daha önce kurulup, "Anadolu ve Rumeli Müdafaay-i Hukuk" gibi isimler altinda kurulan cemiyetlerin basina geçen Mustafa Kemal, ayaklarina yer edince, verdigi söze de, halifelere de Hilâfet ve Saltanat makamlarina da ihanet ve hiyanetini yapar; Saltanat ve Hilâfet makamlarini sirasiyle kaldirir ve lagveder ve son padisah Abdülmecid’i de, kendi seçtirdigi halde, gecenin birinde yurtdisina sürer ve sürgüne gönderir. 2- Meclis içi kendisine karsi çikanlari birbirine vurdurarak, bogdurarak yok eder. 3- Din ve seriat’a yaptigi ihanet ve hiyanetin haddi hesabi mi var! Ezcümle, anayasadan "Devletin dini Islam’dir" maddesini kaldirir, ser’iyye ve evkaf vekâletini lagveder, medreseleri kapatir, din derslerini yasak eder, Kur’an harfleriyle okuma yazmayi yasaklar, kilik-kiyafeti degistirir, sarik ve cübbeyi yasak eder, sapka giymeyenlere cezalar verdirir, takvimi ve tatili degistirip onlari da kâfirlestirir. Elhasil yukarida da kaydettigimiz gibi din ve mukaddesat aleyhinde ve Ümmet-i Muhammed Gazetesi’nin 38. sayisinda yayinladigimiz (98) maddelik zulüm ve melaneti icra eder!.. 4- Ilme ve ulemaya ihanet ve hiyanet: Bu adamin hiyanetlerinden biri de ulemaya reva gördügü hakaretler, cinayetler ve idamlardir. Üstelik ilim ve feyz kaynagi medreselerin kapatilmasi, asirlar boyu tedavisi zor olan hatta imkâni olmayan bir yaradir. Sayet bu müessesenin bir eksigi, bir noksani var idiyse onu kapatmak, yikmak ve yok etmek degil, ikmal etmek, tamamlamak gerekmez miydi? Medenî bir insanin yapacagi buydu. Fakat M. Kemal’in gayesi bu degildi; Onun gayesi yikmak ve yok etmekti!.. Elhasil; Onbinlerce medresenin kapisina kara kilitler asmak suretiyle yüzbinlerce ilim adaminin yetismesine mani oldugu gibi, dini müesseselerin yikilmasina mani olan ulemaya da hakaretler yagdirmis ve böylelerini idam sehpalarinda sallandirmistir... Bir memlekete, bir millete ihanet ve hiyanet olursa ancak bu kadar olur! Dünya tarihinin hiç bir devrinde ilim ve ulemaya karsi yapilan ihanet ve hiyanetin bu kadari gösterilemez. Bu, ancak deccallara mahsus olan bir keyfiyettir. Kâfirlesme: Mustafa Kemal’in, 20 Ocak 1921’de meclisten geçirdigi kanunun iki maddesi söyle: "Madde 1- Hakimiyyet kayitsiz ve sartsiz milletindir. Idare usulü, halkin mukadderatini bizzat ve bilfiil idare etmesi esasina müsteniddir. Madde 2- Icra kudreti ve tesri selahiyyeti, milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder." Saltanat ve Hilâfet'i kaldirmayi M. Kemal çok önceden kafasina koymustu. Nitekim: Nasit Hakki Ulug’un anlattigi gibi bu plani da safha safha uygulamaya koymustu. Ayrica; 19 Kasim 1922 tarihinde Abdülmecit Efendi’yi halife seçen ve ona "Halife-i Müslimin", "Hadim'ül-Haremeyn" diyen M. Kemal, bu ifadelerden 3,5 sene öncesinde bile halifeligin kaldirilmasini tasarlamis ve kafasina koymus biri idi. Keza Mazhar Müfit Kansu: "Erzurum’dan ölümüne kadar Atatürk’le beraber" adli kitabinda söylediklerimizi teyid edecek bilgiler ortaya koymaktadir. Mazhar Müfit Kansu, 7-8 Temmuz 1919’da kendisine not ettirdigini, bunlarin içinde saltanatin kaldirilmasindan, Hilâfet'in ilgasina ve hatta latin harflerinin kabulüne kadar her seyin bulundugunu ifade eder. Ve yine 1919 tarihinden önce bunlari tasarladigini belgeleyen ifadeler de mevcuttur. Daha 26 yasinda genç bir subay iken 1907 tarihinde meshur Bulgar Türkologu Manolov’a söyledikleri de bunun ayri bir delilidir. 1907 yilinda Türkolog Bulgar’a M. Kemal söyle demisti: "... Bir gün gelecek ben, hayal sandiginiz bütün bu devrimleri basaracagim. (Konusmada saltanati, Hilâfet'i kaldiracagindan, giyim-kusamla ilgili devrimlerden harf devrimine kadar hepsinden bahsedilmistir.) Mensub oldugum millet de bana inanacaktir. Düsündüklerimin hiçbiri demogoji degildir. Saltanat yikilmalidir. Halifelik ilga edilmelidir. Din ve devlet birbirinden ayrilmali; laikligi getirmeliyiz. Dogu medeniyetinden kendimizi siyirarak bati medeniyyetine aktarmaliyiz. Kadin ve erkek arasindaki her türlü sekil ve hukukî farklar silinip yeni bir toplum düzeni kurmaliyiz. Bati medeniyetine girmemizdeki yasagi atarak Latin kökünden bir alfabe seçmeli, kilik-kiyafetimize degin her seyimizde batililara uymaliyiz. Inaniniz ki, bütün bunlar bir gün olacak ve hepsi de gerçeklesecektir." (Sami N. Özerdim, Bilinmeyen Atatürk, s. 32-33, Ankara, 1974, Cumhuriyet 19.08.1948) Evet bu sözler TBMM Baskani Mustafa Kemal’in Hilâfet seçimini tamamlayip, Halife Abdülmecit Efendi’ye bagliligini bildirdigi ve tebrik ettigi tarihi belgeden tam 17 sene önce söylenmistir. Bir baska ifade ile özel egitimden geçmis olan M. Kemal, saltanat, Hilâfet, cumhuriyet ve devrimlerle ilgili mevzulari ve onlarin kademe kademe gerçeklesecek hallerini ta 1907 yilindan itibaren düsünmeye baslamis ve planli bir sekilde bunlari uygulamaya koymustur. Ayrica tasarilarini nasil tatbikata koyacagina dair keyfiyeti de Izmit’te Istanbul gazetecileriyle yapilan basin toplantisinda bildirmistir. (Ahmet Cevdet Emre, Iki Neslin Tarihi, s. 316-318) Iste bu toplantida M. Kemal, düsündügü ve yapmak istedigi bütün devrim ve tüm reformlari dile getirmis ve kendisi de bizzat söyle demistir: "Eger ben, size bu meseleleri ancak son senelerde düsündüm dersem, inanmayiniz. Ben tâ çocuklugumdan beri bu davayi (en basta halifeligin kaldirilmasini) düsünmüs bir adamim." (Tek Adam, Sevket Süreyya Aydemir, c. 3, s. 317-318; Prof. Dr. Özer Özenkaya, Atatürk ve Laiklik, s. 159, Tekin Yayinevi, Ankara, 1983, 2. Baski) Tehditler: M. Kemal, çok önceleri kendisine telkin neticesi kafasinda tasarladigi, zamani geldiginde de kuvveden fiile çikartmak ve uygulama safhasina koymak istedigi her türlü hile, yalan ve manevralara basvurdugu gibi, siyasî baski ve tehditlere de basvurmustur. Mesela iki konusma (biri saltanati kaldirma mevzuunda M. Kemal’in yaptigi konusma, digeri de Adliye Vekili Seyyid Bey’in Hilâfet'in kaldirilmasi yolunda yaptigi konusma) Türkiye tarihinde dini unsurlarin kademe kademe nasil kaldirilmak istendigini ve buna mukabil inkilaplarin acele edilmeyip tedrici bir surette nasil uygulanmaya konuldugunu göstermesi bakimindan çok dikkat çekicidir. Biri saltanatin, digeri de Hilâfet'in kaldirilmasina sebebiyyet veren her iki konusma da din adina, Islam adina yapilmistir ve saltanat da Hilâfet de din adina, Islam adina kaldirilmistir! Yani dinî olan bu iki müessese, din ve Islam gerekçe gösterilerek kaldirilmistir. Meseleyi bir baska açidan ele alirsak; bu iki konusmanin bir hedefi de meclisteki ikinci grup milletvekillerinin itirazlarina meydan vermiyecek sekilde Hilâfet'in sevildigi, övüldügü ve yüceltilmek istendigi görünümünü vermekti. Ve bu suretle saltanat yerilerek, kaldirilacak ve kaldirilisi hazmedildikten sonra, is Hilâfet'in kaldirilmasina intikal edecekti. Ve öyle de oldu. Tehditler basliyordu: Gündem karma üç komisyona havale edilmisti. Sert tartismalar basladi ve saltanatin Hilâfet'ten ayrilmiyacagi iddia ediliyordu. Ve nerede ise böyle bir karara varacaklardi. Ve iste tam bu sirada M. Kemal mecliste müdahale etti ve meclis öylece bir ihtilal sahnesi haline gelmisti. M. Kemal, ileri yürüdü, konusmaya baslayip sert bir dille söyle diyordu: "Hakimiyyet ve saltanat hiç kimseye, ilim icabidir diye, müzakere ve münakasa ile verilmez; kudretle ve zorla alinir. Bu, bir emr-i vakidir. Burada toplananlar, meclis ve herkes meseleyi tabii görürse fikrimce çok iyi olur, aksi takdirde hakikat yine usul-i dairesinde yerini bulur. Fakat ihtimal ki, bazi kafalar kesilecektir!.." Görülüyor ki, saltanatin kaldirilma hususu ne hür bir tartismaya ve ne de böyle bir oylamaya mevzu olmustur. Tam bir ihtilal sahnesi ile cereyan etmis, aksi davranan ve hareket edenlerin de kafalari kesilecegi açikça ifade edilmistir. (Çetin Özek, Devlet ve Din, s. 471) Mustafa Kemal’in bu ihtilal havasi Bursa konusmasinda daha açik bir sekilde kendini göstermekte: "Kan ile yapilan inkilablar daha muhkem olur. Kansiz inkilab ebedîlestirilmez." (Mustafa Kemal Pasa, Bursa Konusmasi, 22. Ocak 1923) Mustafa Kemal ve avenelerinin kâfirlesmesi: Fetva: 1- (Seyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Gümülcine Müftüsü: Muhammed Nevzat ve diger müftü arkadaslari.) Fetva: 2- (Bu fetva; bir çok ulema ve mesayihin istisaresiyle verilmistir.) Fetva: 3- Bu fetva, dini devletten ayirma teklifinde bulunmanin ser’an hükmü nedir? sualine cevaben "Dinden çikar" seklinde verilmistir. Zahid-i Kevseri tarafindan verilmistir. Mustafa Kemal ve yardimcilarinin daha birçok söz, fiil ve hareketleri kendilerini küfre götürmüs ve kâfirlestirmistir. Burada birkaçina daha isaret edelim: 1- "Hakimiyyet kayitsiz ve sartsiz milletindir" demek kâfirliktir. 2- Ilmi ve ulemayi tahkir etme kâfirliktir. 3- Hilâfet makamini tahkir etme kâfirliktir. 4- Seriat’i kaldirma ve ser’î mahkemeleri lagvetme kâfirliktir. 5- Demokrasiyi ve benzeri sistemleri ser’î sisteme tercih etme kafirliktir. Çünkü, ser’î sistemin tek bir alternatifi vardir: O da kâfirlesmedir. Kâfirlesme ile ilgili sadece bir kaç ayet: Maide, 50; Yusuf, 40; Maide, 44; Nisa, 150-151; Bakara, 85; Maide, 51. Kemalistler ve Velâyet: Islam Devlet reisinde ehliyet ve velâyetin bulunmasinin bir takim sartlari vardir. Bunlarin basinda mü’min ve müslüman olmasi gelir. Emin ve mü’temen olmasi gelir, salih ve adil olmasi gelir, iman ve ilim ehli olmasi gelir. Bir baska ifade ile fasik ve kâfir olmamasi lazimdir. Ve bilcümle ser’î sisteme inanmasi ve saygi duymasi lazimdir. ALLAH’ü Azimüssan, iman edip güzel amel isleyenlere yeryüzünde hükümranligi (Hilâfet'i) vaadetmistir. ALLAH (c.c.), sadece imani, mü’minlerin hakimiyyetine kâfi saymamis; mü’minlere, ayni zamanda güzel amel islemeleri sarti ile hükümran olacaklarini va’detmistir. Kur’an-i Kerim’de söyle buyrulur: "ALLAH, içinizden iman edip de güzel amel ve (hareketlerde) bulunanlara yemin ile va’detti ki, kendilerinden evvelkilere nasil Hilâfet verdi ise onlari da yeryüzünde muhakkak hükümran kilacaktir." (Nur, 55) Ayetin sonunda da "Ibadette bulunmanin ve ne suretle olursa olsun sirke sapmamanin sart oldugunu da ilave etmistir." Bu itibarla: Ne Mustafa Kemal’de ve ne de kemalistlerde Ümmet-i Muhammed’i ve Islam devletini idare etme ehliyet ve velayeti olmadigi gibi, salih kullar meyaninda olmadiklarindan yeryüzü topraklarina varis de olamazlar. Keza: Seriat-i garra’ya hürmet ve icabiyle amel etmediklerinden, üstelik yürürlükten kaldirip ihanet ve hiyanet ettiklerinden ümmeti idareye ehil de degillerdir. Kur’an, Bakara, 124 ayetinde: "... Zalimler benim ahdime (imametime) nail olamazlar" buyururken, Nisa, 141 ayetiyle de mü’minlere karsi ALLAH, kâfirlere velayet hakki vermemistir. Ve netice: Ve yine bu itibarla: Ne Mustafa Kemal ve ne de arkasindan gidenler, ümmet ve devlet idaresine ehil degillerdir; velayet haklari yoktur. Topraklara da sahip degillerdir. Çünkü, bunlar: 1- Haindirler; 2- Fasiktirlar; 3- Zalimdirler; 4- Katildirler; 5- Komitacidirlar; 6- Teröristtirler; 7- Gasibtirlar; 8- Münafiktirlar; 9- Kâfirdirler; 10- Mürteddirler. Binaenaleyh: Bunlarin idareciligi de topraklara sahip oluslari da mesru degildir. O halde Mustafa Kemal devrinden bugüne kadar, yani 70 küsur seneden beri bir idare boslugu vardir. Iste bu idare boslugu mutlaka doldurulmalidir. Ve bu, bütün bir ümmete farzdir, bir gün bile ihmali caiz degildir. Biz, "Tüm Islamî Kuruluslari Birlige Davet" basligini tasiyan bildirimizle bütün kuruluslari birlige davet ettik ve bu suretle bir taraftan Hilâfet ve idare boslugunu doldurmak, diger taraftan da bey’at ve vekâletlerini alarak ümmet adina ser’î mahkemede dava açarak Kemal ve kemalistleri mahkum ederek, onlari idareden uzaklastirmak, irtidad hükmiyle mahkum etmek ve ayni zamanda topraklari istirdad ederek geri almak icab ettigini bildirmistik ve nesir yoluyla da duyurmustuk. Fakat cevap veren olmadi. Bu vecibeyi yerine getirmek üzere harekete geçildi, bunun için, gerek Avrupa’daki ve gerek Anadolu’daki ümmet temsilcileriyle istisare edilerek onlarin da muvafakatlari alindi ve bunun üzerine Almanya’nin Koblenz sehrinde bir toplanti yapildi ve bu toplantida mesele gündeme getirilerek, Hilâfet Devleti’nin ihya, Anadolu devletinin federe seklinde ilani yapildi ve müteakiben devlet reisligine asaleten, Hilâfet Devleti’ne de niyabeten biz Cemaleddin Hocaoglu’na bey’at edildi. HAKIMIYYET KAYITSIZ VE SARTSIZ ALLAH INDIR |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 08.03.2007
Mesajlar: 273
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| sevdiğiyle birlikde olmak isteyen maskeye kızmayın.nefsi en doğrusunu bilir onun o her şeyi bildiğinisananaslında hiç bir şey bilmeyen bir çocuk büyüyünce öğrenecek anyayla konyayı |
| | |
| Bu davada En iyilerimiz feda etmek gerek ![]() Üyelik tarihi: 26.12.2006 Yaş: 23
Mesajlar: 842
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
__________________ Hamdu Sena ile Sukur ederiz Yuce Allaha Kavusturdugu icin bizi o Hizbullaha | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 08.04.2006
Mesajlar: 1.205
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
|
Resulullaha İlk vahiy Geldiği Sıralarda Erkam'ın Evinde Gizli Gizli İbadet Edenler Vardı! Ozamanda Büyük Çoğunluk Kabe Putlara Tapıyordu!! Ve tarihte Niceleri Vardı..Lakin Rejim'den Daha Çok Hakiki Muttakiler,Hep Kendi Nefislerinin Zalimliğini Ön Planda Tutmuşlardı!Hatayı Önce Kendilerinde Arayan Bir Ümmet Zümresi Vardı..! Demekki Bu sadece Bize Mahsus Bir Durum Değil! Ev senin,Oda Senin!Seccada Sende ,Rahle Önünde..Gece Senin,Uyku Senin!Kabe Aynı Yerinde,Ravza'ya Yönelmek 1 Adım!Lebbeyk Sözü Hala Hakkın Katında Geçerli!
İnşallah Yanlış Anlaşılma Olmasın Kardeşim.Cihat Farklı Birşey,Hep Rejimi Suçlamak Ayrı Bir şey..Halife Çıkar.Savaş Emri Verilir.Cepheden Kaçan Nankördür!! Belliki Rahman Maneviyattaki Yetersizliğimi Görüyor Ve Bekliyorki Biz Manevi Olarak Olgunluğa Varıpta ,Samimi Olunca ,Maddi Anlamda Şeriat Devletinin Kurulmasına Himmet Etsin! Şeytan H.z Ömeri Gördüğü Zaman Sokağını Değiştirirmiş! Neden Peki?Hattaboğlunun(r.a)Heybetindenmi?Hayır! Onun Manevi Büyüklüğünden! İnşallah Allah'ın Vadettiği O şeriat Devleti H.z Mehdi A.s İle Gelecek... Üzülmeyin..Çözülmeyin..!Maneviyatımızı Güçlendirmeye Bakalım...Bakalımki Bedirdeki Üç Bin Meleğin Yardımını Hakedebilelim!
__________________ ( Şüphesiz İnsan Aldandı) | ||||||||||||||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||||||||||||||