![]() Üyelik tarihi: 28.02.2005
Mesajlar: 112
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| İstiklal Mahkemeleri (Müslüman katliamları) ... Ve dar ağaçlarında susturulan imânımız Şapka Kurbanları ... Kaynak: Son Devrin Din Mazlumları Müellif: Necip Fazıl Kısakurek - sahife: 75-77 Şeyh Said'in asılışından 5 ay sonra Turkiye büyük millet meclisine "şapka iktisası" ismiyle şapka giymeyi mecburi kılan bir kanun getiriliyor! Hayret! Örf ve adet ölçüleri dururken kılığı kanunla biçilmiş ve mecburi kılınmış hangi millet var bu dünyada? Üniforma için bile aynı şey... İnsanoğlu dilerse onu giyer ve belirttiği mesleğe girer; dilemezse de hem o meslekten, hem uniformasından uzak kalır. Yani mecburi kılık ancak belli başlı mesleklerin hakkı olarak o meslek için düşünülebilir, gönül rızasına dayanır ve asla meslek zarureti olmaksızın topluma tesmil edilemez. Yoksa bu, horozlara kırmızı ibiklerini kesip yerine kül rengi baykuş saçı dikmelerini emretmek gibi bir şey olur. Hürriyet vatanı İsviçre'nin "Giyyom Tel" hikayesindeki şapka, hiç olmazsa, halkın giymekle değil, selamlamakla mükellef olduğu bir Firaun serpuşuydu ve onu, kendi öz rengine sahiplik haklarından mahrum bırakmıyordu. "Giyyom Tel"e selamlaması emredilen şapka: - Ben varım! Diyen bir sembol.. Türk'e zorla giydirilen şapka ise: - Sen yoksun! Diyen bir remz.. Şeyh Said hadisesinin hemen arkasından başlayan ve laiklik teranesiyle devam eden İslamı kazıma hareketi hiçbir fikri, ilmi ve hukuki tepkiye çarpmadı. Basit halk infialleri ve onların doğurdugu, küçük, fakat bütün memleketi üç ayaklı sehpalarla donatıcı direnişler müstesna, hiçbir ağızdan şu sesler işitilmedi: - Eğer laiklik dini devletten ayırmaksa, tarafları birbirinin dünyasına el atmaktan yasaklamak demekse (ki Avrupalı anlayış budur!), Müslümanların, üzerinden ruhi ve menfi bir mana tüttüğüne inandığı şapkayı zorla kellelere oturtma fermanı nasıl çıkartılabilir? Her şey bir tarafa, tamamen batılı bir ilim ölçüsünde, hem de örf, adet ve an'aneyle perçinli, ferdi zevk ve mesrebe devlet mudahalesi hangi hukuk telakkisine hazmettirilebilir? Fertlere tenasul aletlerini icra edip, bir de üzerine kırmızı kordela bağlamalarını emretmek (hiç olmazsa onda küfür yok!) bu işten daha az zalim olmaz mı? Hristiyandan müslümanı ayırd edici alamet ve işaretler, salip, zunnar (papazların beline bağladığı düğümlü ip) ve kenarlı şapka olduğuna göre, bunu adi bir giyim eşyası gibi müslümana zorla teklif etmek, onun din hislerine tecavüz olmaz da ne olabilir ve laikliğin hangi maddesine uydurulabilir? Bir işi telkin etmek başka, cebretmek başka şeylerken, hiç değilse onu şahsi tercihe bırakmak yerine 'buldog' köpeğine çenesinden bağlı takke giydirircesine bir hareket, o millete acaba ne gözle bakmak olur? Evet, şapka adi bir giyim eşyasıdır; fakat salıp de nihayet adi bir maden ve basit bir madde parçası olduğuna göre, sırf belirttiği remz ve mana yüzünden benimsenemez oluyor da, asırlardır cedlerimizin küfür alameti saydığı bir nesne nasıl ruh gümrüğünden vergisiz ve muayenesiz geçirilebiliyor? Ya şahsiyet?.. Medeni dünyada sabit, tek ve mutlak sanılan şapka, İskoçyalısından Moskofuna, Hollandalısından Yunanlısına kadar ayrı şekiller ve üsluplar içinde olur ve müslümanlarda da arnavudu, lazı, çerkezi, arabı gibi İslami örnekler bulunur da niçin Türk'un milli bir başlığı olmaz ve aksine onun şahsiyet cevherine kıyılmak istenir? http://www.predays.host.sk - Kara Kitab
__________________ Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın Fatih'in İslâmbol'u fethettiği yaştasın.. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 28.02.2005
Mesajlar: 112
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| ..Ve İskilipli Atıf Hoca Olayı Kaynak: 'İnönü Dönemi' Müellif: Abdurrahman Dilipak - Sahife 59-60 : İskilipli Atıf Hoca Olayı 25 Kasım 1925'de Şapka Kanunu çıkartıldı. Şapka giymek mecburdur. Giymeyenleri Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali üçlüsü beklemektedir. 30 Ocak 1926'da ise İskilipli Atıf Hoca, şapka kanunundan önce yazdığı bir risale yüzünden hayatından olacaktır. Cumhuriyetin belki de ilk fikir suçlusu İskilipli Atıf Hoca idi.. (Açıklama: yazarın burdaki yorumu doğru değildir. Çünkü bu bir fikir suçu değildir; İskilipli Atıf Hoca HAKKI savunmuştur, şapka'ya muhalefet içeren kitap kendi görüşleri değil, bilakis İslam'ın hükümleridir...) Henüz şapka olayı tüm yönleriyle tartışılmıs değil. Şapka yasasından bugüne fazla bir şey kalmadı. Belki de bu yasanın en büyük hatırası Vakko'dur. Bu ünlü yahudi ilk servetini o zaman şapka kanunu ile yapmıştı. Şapkayı o zamanlar genellikle yahudiler giydiği, ithal ve imal ettiği için şapka yasası çıkınca talihleri yaver gitmişti. Memurlar için şapka mecburiyeti vardı. Memurlara üç kuruşluk şapkalar 10 liradan satılıyor, maaşlarından taksitle kesiliyordu. Özellikle İtalya ve Fransa'dan bol miktarda eski şapka ithal edilerek bunlar temizlenip iç piyasaya verildi. Çünkü yerli için hiçbir hazırlık yoktu bu konuda. Avrupa'da iki-üç franka satılan demode şapkalar Türkiye'de 10 liraya (120 franka) satıldı. 4 Mart 1925'te takriri sükun yasası ile iki yeni mahkeme kurulmuştu. Biri gezici nitelikte çalışacaktı, verdiği idam cezalarını meclisin onaylaması gerekiyordu. Ötekisi ise isyan bölgelerinde görev yapacak olan infaz yetkisine sahip mahkemelerdi. Ankara'daki gezici mahkeme daha çok sıkıyönetim sahası dışında kalan davalarla ilgilenecekti. Kuruluşundan 1.5 ay sonra Ankara'daki mahkemenin de verdiği idam kararlarının meclis onayı kaldırıldı. ..... Atıf Hoca daha önce resmi makamlardan izin alınarak yayınlanan bir kitap yüzünden, üstelik şapka kanunu çıktıktan sonra Trabzon'da mahkeme edilip beraat ettirilmesine rağmen, ikinci kez yargılanarak hiçbir sebep gösterilmeksizin idama mahkûm edildi. İşin garip yanı, idam kararını veren mahkeme üyelerinden biri, şapka kanunundan önce şapka giyen bir gazeteciyi küfrederek mahkemeden "Bu ne kepazelik, bu şapka da ne oluyor.. Baban da mı şapka giyerdi, anandan şapkalı mı doğdun" diye kovmuştu. Bu genç gazetecinin adı Hikmet Şevki idi. Bu hakimin Kılıç Ali olduğu ileri sürülüyor. Bir başka üye Ali Çetinkaya da takvim yasasından önce bir sanığın miladi tarih söylemesi üzerine "Bu ne demek, bizim tarihimize ne olmuş, babalarımız da mı bu tarihi kullanırdı, bunları nereden çıkartıyorsunuz" diye azarlamıştı. ...... 2 Şubat'ta karar verilir. Düzmece bir iddia, düzmece bir mahkeme ve sonuç idam. 3 Şubat'ı 4 Şubat'a bağlayan gece hüküm infaz edilir. Olay akabinde gazetelerde küçük bir haber: "İrtica kitapları müellifi olup, İstiklal mahkemesince idama mahkûm olan İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski müftüsü Ali Rıza Hoca hakkındaki idam kararı bu sabah infaz edilmiştir." İnnâ lillâh ve innâ ileyhi raciun. http://www.predays.host.sk - Kara Kitab
__________________ Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın Fatih'in İslâmbol'u fethettiği yaştasın.. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 28.02.2005
Mesajlar: 112
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| İSKİLİPLİ ATIF HOCA (1876-1926 miladi) ![]() ŞEHADETİ 4 Şubat 1926 Perşembe... Sabahın ilk saatleri... Eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan çarşısı... Metin bir şekilde, dilinde dualarla idam sehpasına gelen Atıf Efendi kelime-i şehadetle bu dünya defterinin kapısını kapıyor ve "yevme tüble's serair" (bütün sırların açığa çıkacağı gün) olarak Kur'an'da bildirilen dar-ı ahiretin özel bir bekleme salonu olan şehadet kapısını çalıyordu. Allah Rahmet eylesin. (Amin).. Ali Tahmilci bey, Hocaefendi ile aynı cezaevinde yatan amcası Hasan Tahmilci Beyin anlattıklarını şöyle naklediyor: "Mahkemeler bitmiş, kararlar verilmiş, her şey belli olmuştur. Hücrelerine çekilen hükümlüler, infaz anını bekliyorlar. Sırası gelenlerin kimisi kapıyı şaşırır, bacakları titrer, yürümekte güçlük çekermiş. Derken, sıra merhuma gelmiş. 'İskilipli Mehmed Atıf' diye bağırmış bir görevli. Hoca metin ve mütevekkil... Ağır adımlarla, vakar içinde, dualar mırıldanarak yürümüş sehpaya." O gece hanımının gördüğü rüya şöyledir: "Bahçemizde kızı ile birlikte dikmiş olduğu çam ağacının dibinde Hoca abdest almakla meşguldü. Kızı Melahat ona su döküyordu. Abdestini aldıktan sonra doğrulan hoca bize: "Ben artık gidiyorum. Sakın ağlamayın. Yalnız bana yedi Yasin okuyun" diyordu.. Nuri Saraç bey Atıf Efendinin mübarek nâşını idamının ertesi günü görenlerden: "Garip bir tesadüf ki, Hocanın muhakemesinin bittiği günün ertesi günü onu asılmış vaziyette eski Meclis'in avlusunda, iri yarı gövdeleriyle ve normal ebattan daha uzun bir darağacında sallandığına şahit oldum. Tesadüfen oradan geçiyordum. Hoca pırıl pırıl parlayan sakallı ve nurani yüzüyle, sanki hiçbir şey yokmuş gibi sallanıyordu." Onu İdam sehpasında görenlerden biri de, yakın arkadaşı Tahir-ül Mevlevi'dir. Mahkemeden beraat alan Tahir Bey o gün Ankara'da kaldığı otelde geceyi üzüntü ile geçirir ve sabah namazı sonrası dışarı çıktığında eski Meclis binasının önüne gelince ciğer parçalayan manzaraya o da şahit olur. Gerisini kendi kaleminden takip edelim: "Birdenbire gözüme ilişen bir manzara, beni olduğum yere mıhladı. Evet, eski Meclis önündeki meydanın ortasına iki tane sehpa dikilmiş, onların arasına da beyazlar giydirilmiş iki vücut çekilmişti. Yüzleri diğer tarafa müteveccih olan (yönelmiş) bu cesetlerden birinin Atıf Efendi olduğu, boyunun uzunluğundan ve hala görünen metin vaziyetinden anlaşılıyor, o refi (yüksek) vaziyetiyle merhum hayatındaki halinden yüksek görünüyordu. Bilâ ihtiyar (elinde olmadan) gözlerimden yaşlar akarken dudaklarımdan da meşhur bir mersiyenin matlaı (taziye konulu kaside beyti) olan: "Uluvvün fi'l hayati ve fi'l memat Le-hakkun ente ikdü'l mucizat" (Sen hayatta da, ölümünde de yücesin. Gerçekten sen mucizelerden birisin) beyti döküldü." Cevdet Soydanses bey de şunları ifade etmekte; "Atıf Hocaya İttihatçılar da düşmandı. Sanırım idamında İttihatçıların bu eski kininin rolü de olmuştur. İdam edileceği sırada başında sarığı varmış. Kılıç Ali de orada... Kılıç Ali ağır bir söz sarf etmiş ve "Alın şu herifin başından sarığı" demiş. "Son sözün ne?" diye sorduklarında, sadece "kelime-i şehadet" getirmiş... Atıf hocayı astıklarında kimsenin sesi çıkmadı. Diyanet işlerinde çok yakın arkadaşları vardı. Onlar da sustu. Kimse konuşamadı." Nasıl konuşacaklardı ki?... Bu ölümü göze alabilmek demekti. Ama o günden beri mü'minlerin vicdanında bir sızı olarak kaldı Atıf Efendi. Onu her anışımızda içimiz burkuldu, gözlerimiz doldu... Ona bu muameleyi reva görenleri Rabbimize havale ettik... A. Hamdi Ertekin Bey anlatıyor: "Ömer Yüce'nin merhum babası, Atıf Hocanın yanında okumuştu. Bir gün Ömer Efendiye babasının Atıf hocanın idamıyla ilgili kendisine anlattığı bir şeylerin olup olmadığını sorduğumda şu cevabı vermişti: "O konu açıldığı zaman babamı bir ağlama tutar ve konuşamazdı." Bediüzzaman hazretlerinin talebelerinden Mustafa Sungur da 1.06.2003'te kendisini ziyaretimizde şu hatırayı anlatmıştı: "Büyük Doğu' da neşredilen, İskilipli Atıf Hoca'nın başına gelenleri anlatan yazıyı Üstad'a okuyordum. Bir ara baktım, Üstad gözlerini siliyordu." Son olarak Atıf Efendinin ders arkadaşı Şeyh Ali Haydar Efendinin bir sözünü nakledelim. Emin Saraç Hoca şöyle diyor: "Ali Haydar Efendi Atıf Efendi ile birlikte 6 ay Ankara'da hapiste kalmış. Ne sıkıntılar çekildiğini anlatır, bir taraftan da elini dizine vurarak; "Atıf Efendi kardeşimiz kazandı" derdi. Bu arada bir şeyi de hatırlatalım: Mahkeme zabıtlarını okuduğumuzda, bazı kimselerin, Atıf Hocadan beri olduklarını, tasvip etmediklerini "Bu adam bütün tarikatlara karşıdır, ben ise Halidi tarikatındanım" demeleri gibi ifadelerini okuyup, o zatlar hakkında suizanna düşmeyelim... O şartları göz önüne getirelim... Hoca Efendinin en yakın arkadaşlarından Tahir-ül Mevlevi bile, beraatı sonrası Kılıç Ali ile görüştüğünde, Kılıç Ali'nin: - "Tahir Bey! Atıf Hocanın idamı hakkında ne dersin?" demesi üzerine - "Ne diyeyim Efendim. Cürmü varmış ki, cezasını gördü" demek zorunda kalmıştır. * * * İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN... İskilipli Atıf Hoca emperyalist batının işbirlikcisi işgalci yahudi/laik/kemalist rejimin "İstiklal mahkemeleri" adı altında katlettiği nice Muazzez Müslümandan yalnızca birisidir. Elbet bu mazlumların hiç birisinin kanları kurumadı, Allah'u Teala bu kutlu insanların hesabını sormayı bize birgün inşaAllah nasib edecekdir. yazının tamamı için: http://www.davetci.com/d_biyografi/b..._iatifhoca.htm
__________________ Elde sensin dilde sen gönüldesin baştasın Fatih'in İslâmbol'u fethettiği yaştasın.. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 11.03.2007
Mesajlar: 202
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| ''İntikam arsamızda yükselecek kellelerden ehramların ihtişamına.....''Ya muntakim Allah bizi intikamına memur et'' |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 08.03.2007
Mesajlar: 273
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| budur |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.693
Teşekkür etti: 4
99 Teşekkür 69 Mesaja aldı
| Bismillah... Sistem....Yel değirmenleri ile mücadele eden Donkişot'un hali geldi aklımıza:) vesselam |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 08.03.2007
Mesajlar: 273
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 9.627
Teşekkür etti: 592
583 Teşekkür 316 Mesaja aldı
| Sen delil sunamayınca ben aynı şeyi yazarım? Yaz bir ayet gözünü seveyim intihar bombasının şehadet eylemi olduğuna dair bir fıkhi fetva yazın dedim Boş boş slogan asarız keseriz biçeriz Öttürürüz hep bu cevaplayamayan sizlersiniz İlminiz yetmiyorsa hiç bir şey yazmayın. Savunduğunuz davayı ayetle hadisle destekleyemiyorsanız biz müslümanız diye gezmeyin
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. Hayırlı Ramazanlar |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 11.03.2007
Mesajlar: 202
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| ![]() |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 01.04.2007
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!) Cumhuriyet’in ilanından sonra ikinci defa kurulan ve 1925-1927 döneminde faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri hakkında Araştırmacı Ergün Aybars’ ın:”Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler kararlarını vicdanı kanaatlerine dayanarak verirlerdi, Kararın verilmesi için delile gerek yoktu dediğini… Bu konu ile alakalı olarak mahkeme üyelerinden Lütfi Müfit Beyin Savcı Süreyya Bey’e: “Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye Varmak için asıra kanunun üstüne çıkarız. diyerek ne kadar adilane(!) hükümler vererek yüzlerce insanın ölümüne imza koyduklarını Kaynak: Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Defteri” , Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25 |
| | |
| Arife Her Gün Kadir Gecesidir ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 9.627
Teşekkür etti: 592
583 Teşekkür 316 Mesaja aldı
| İstiklal mahkemelerinde önce idam edilir sonra şahitler dinlenirdi. Şahsın idamına şahitlerin bilahare dinlenmesine diye mahkeme kararı dünya da sadece biz de vardır
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. Hayırlı Ramazanlar |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 01.04.2007
Mesajlar: 95
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| İstiklal mahkemeleri ulema-yı İslamiyeyi ortadan kaldırmak için idi. Millet zaten seferberlikte tar u mar olmuştu, geri kalanlar da İstiklal Mahkemeleri denilen düzmece mahkemelerle temizledi. Bu mahkemelerin ne kadar adaletli (!) olduğu umumen malumdur. İskilipli Atıf hoca gadre uğrayan yüz binlerce alimden biri. Zannediyorum Kel Ali idi, mahkemede ona demiş: -Hoca şu başındaki sarık da çapu bu şapka da çaput, onu çıkarıp bunu taksan ne olur? İskilipli Atıf hocada: -Ey Hâkim İngiliz bayrağı da çaput, şu Türk bayrağı da çaput demiş, onu çıkarıp diğerini assanız ne olur? |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.04.2007
Mesajlar: 257
Teşekkür etti: 4
14 Teşekkür 8 Mesaja aldı
| Adapazarı uzun çarşıda bereketli olan kumaşçı dükkanını kapatır. Eşini ,4 çocuğuyla beraber yanında götürmek için yalvarır. İkna edemez. Sonra helallık ister ve geçimleri için iki ev dükkan ve bol miktarda para bırakarak arkadaşlarıyla yola çıkarlar. Suriye sınırından girdiklerinde kompartımanın penceresini açarak torbalarından çıkardıkları paçavra şeklindeki şapkaların içine tükürerek camdan Türkiye tarafına savururken dedem şöyle der : " BU MEMLEKETTE ŞERİAT ÜZ'RE YAŞANMAZ "Medine'de sevgili Peygamber'imize mücavir (komşu ) olur. Ticaret yapar, arap bir hanımla evlenir. Sonra çocuğu olmadan vefat eder. Kabri Cennet ül Baki'dedir. Benim dedem ,cumhuriyetin ilk muhacirlerindendir. Oraları ziyaret edip dua ederken benim dedemi de unutmayın. |
| | |