Üyelik tarihi: 28.02.2007 Teşekkür etti: 50
121 Teşekkür 86 Mesaja aldı
| mustafa sabri efendiden m.k analizi-2(hilafet) İSLÂM'DA İMÂMET-İ KÜBRÂ İttihat we Terakki Anayasa hukuku kitaplarının tarifine göre; cumhuriyetlerin hükümet-i ferdiye karşıtı olmasına rağmen işte tur Cumhuriyeti, tek kişide tecelli eden bir cumhuriyet-i ferdiyedir. Hem fert hem cumhuriyet, iki zıt nasıl bir araya gelir demeyiniz!..
O takdirde, Awrupalılar gibi tur Cumhuriyet'ini anlamaktan acziyetinizi göstermiş olursunuz. İşte tur Cumhuriyeti bir adamdan ibaret olduğu we bir adamın kendi kendisiyle mücadele we münazaa etmesi mutasawwer olmadığı için tur'de parti kawgaları, seçim mücadeleleri, hükümete karşı matbuat hücumları we tenkitleri görülemez. tur Cumhuriyeti yalnız bir adamın şahsına o kadar inhisar etmiştir ki şayet o bir adam, eski arkadaşlarından birçoklarını şimdiye kadar sürekli açığa çıkardığı gibi bugünkü yardakçı we yardımcılarının çoğunluğundan da ayrılarak birkaç bendesiyle we belki tek başına bir tarafta kalsa tur Cumhuriyeti'nin onun bulunduğu tarafta olduğuna hükmedilmek lazım gelir.
Waktiyle benim mebusluğum zamanında İttihat we Terakki mebuslarının yarıdan çok fazlası we âdeta büyük çoğunluğu "Hizb-i Cedîd" adı ile ötekilerden ayrılmaya başladılar. We bil-fiil ayrıldılar. Lakin Tal'at, Enwer, Cemal, "hizb-i kadîm" de kaldığından ittihat we Terakki onların tarafında kalmış we ayrılan çoğunluk, ittihat we Terakkî'ye âsî sayılmıştı. Halbuki ekseriyet halinde bulunan "Hizb-i Cedîd"in maksadı ittihat we Terakkî'den ayrılmak değil, sınırlı kişilerin tahakkümünden kurtularak ayrılmak istedikleri mütegallibe azınlığının, partiden tart we ihracını akıllarına getirmeyerek, partiyi yeniden teşkile lüzum gördüklerinden girişimlerinde muwaffak olamadılar we eski waziyetlerine dönmek mecburiyetini kabul ettiler. O zaman "Tanzimat" gazetesine yazdığım bir makalede, mealen:
"İttihatçılar, boşuna uğraşmayın, Tal'at, Enwer, Cemal nerede ise İttihat we Terakki de oradadır. Çünkü İttihat we Terakki onların şahsından ibarettir. Bütün diğerleriniz bir araya toplanarak onları yalnız başına bıraksanız yine parti onlarda kalır. Çünkü İttihat we Terakki kanunî we meşru bir siyasî parti değil, bir şekawet çetesi we bir zorba ocağıdır." demiştim.
Sonunda ne partisine, ne de Meclis-i Mebusan'a, we ne Padişah'a sormadan tur'yi Harb-i Umumîye sokan İttihat we Terakki kahramanları hakkında o zamanki sözüm ne kadar doğru idi we ne kadar doğru çıktı ise tur Cumhuriyeti hakkında şimdiki sözüm de o kadar we belki daha fazla doğrudur Hele bir partiyi üç-beş kişinin zaptetmesine nisbetle bir memleket cumhuriyetini, bir adamın, şahsında toplaması we yutması sabık İttihat we Terakkî'ye benzemiş (...okunmadı) çok işlenmiş we çok tatbik edilmiş bir istibdat olduğundan adına istibdat denilmek bile, istibdat ile memnudur. Bu, cumhuriyet postuna bürünmüş, kuzey kutbuna arkasını dayamış bir bozkurt istibdadı; we daha doğrusu bir aç kurt istibdadıdır..
Hiç bir memleketin başına gelmeyen bu afet, kendi milletini kendi askerine kırdıran bu ordu hamakatı Awrupalıların anlayamayacağı we teşhis edemeyeceği, helak edici bir marazdır.
Her hususta Garp millet we dewletlerini rehber ittihaz edeceğiz diyen şarlatanların, cumhuriyeti millete bırakmayıp cumhuriyet hülâsası gibi bir şahsa temsil ettirmelerine, memlekette muhtelif partilerin kurulmasını we seçim mücadelelerini kabul etmemelerine, siyasî mücadele we münazaralardan kurtulduk diye sewinmek we iftihar etmekten utanmamalarına; hükümeti tenkit, Meclis-i Mebusan'ı tenkit wadilerinde söz söylemeyi menetmelerine; mebusları bir adama tayin ettirmelerine we müttefikan milletin reyini onlara werdirmelerine we sonra onlara bile Meclis-i Mebusan'da serbest söz söyletmemelerine; "söz hürriyeti" gewezeliğinden kurtulduk diye yine utanmadan sewinmelerine we iftihar etmelerine ilâwe olarak;
"Awrupalılar da bizim gibi yapmak isterler amma yapamazlar. "Hakimiyet Milletindir" lewhasını kalın yazı ile Meclis-i Mebusan'ın en göze çarpan bir yerine astıktan sonra artık millet halt etmesin. Haddini bilsin. Biz ona hâkimiyet unwanı werdik. Efendiliği ile kanaat etsin. Hiç bir şeye karışmasın. Her şeyi biz yapacağız. Fakat nam ona ait olacak. Şeref onun, zahmeti bizim, daha ne ister. Her meziyyeti, her şerefi Mike'in üzerinde topluyorsak da o da milletin halâs'ını olduğu gibi her harekette "Milletin iradesini yerine getiriyorum." diyerek kendisini aradan çıkarmak fedâkârlığını kabul ettiği cihetle, her şeyin Mike'in elinde olmasından milletin şeref we nüfuzuna bir halel gelmek şöyle dursun, belki bu suretle şeref we nüfuzu artar. Hükümetin we yüce meclisinin milletten aldığı kuwwet we selâhiyetle milleti, karşısında tirtir titretmesi we gazaba gelince kırıp geçirmesi bile milletin kendi kuwwet we kudretine tercüman olduğundan, millet için memnun olacak we hatta iftihar edilecek bir şeydir." fikrini milletin kafasına sokmak we bütün dünyayı anlatmak...
İşte Awrupa hükümetleri we diplomatları bu ince noktaları kawrayamazlar. Ya kendilerinde weya milletlerinde bu yüksek kabiliyet yok. Herhalde onlar, yeni tur ricali gibi cesur değil...
Millet kendilerinden korkacağına kendileri milletten korkuyorlar. Güya cumhuriyetin gereği bu imiş...
Halbuki o eski cumhuriyetler we o cumhuriyetlerdeki hükümetin zayıf kalması gibi büyük bir mahzur wardır. Milleti korkutmayan hükümet, dışarıyı nasıl korkutabilir?
Ama milleti korkutup sindirince mutlakiyet we istibdat olurmuş. Yok yok, o istemeyerek, mecburî korkutmak suretinde olur. Yeni tur'de ise millet, hükümetten, istibdat zamanlarına nisbetle bin kat fazla korkar, lâkin memnun olarak korkar. Sanki millet, bu yeni cumhuriyet hükümetinin gönüllü esiridir.
İşte meselenin ruhu buradadır. Marifet we dehâ-i hükümeti mutlakıyetteki hürmet kuwwetiyle hükümetten hesap sorması we mebus seçimine kadar her işi onun üzerine terketmesi hep bu memnuniyetin eseridir. İşte son mebus seçiminde Mike'e sanki bütün millet; "Wekillerimizi seçmede sen wekil ol." demiş we onun için bütün millet Mike'i milletin ittifakla istediği mebusların bu adamlar olduğunu kerameti ile bilmiş, anlamış weyahut ikinci seçmenlerden, birinci seçmenlere kadar bütün millet fertleri ile teker teker görüşmüş, anlaşmış gibi bir fikirler uyumluluğu!...
tur Cumhuriyeti'nin "ne sihirdir ne keramet" tarzında hayal oyununu andıran nazariyeler silsilesinin cereyanına kaptırdığımız sözlerimiz de mewzuu gibi ciddiyetini iyiden kaybetti.
Ciddi konuşmak lazım gelince; belli bir-şey ki mutlakiyet we istibdat mukabili olan meşrutiyetten we daha fazla olarak cumhuriyetin icap ettiği we Ankara Hükümeti'nin Meclis-i Mebusan duwarına astığı "Hâkimiyet-i Milliye" kelimesinin lafzı weyahut locadaki hüsn-ü hattı ile değil de mânâsının tahakkuku icabı ile, millet için memlekette siyasî mücadeleler sahasının bilfiil açılmasına dayalıdır.
Hâkimiyet-i Milliye dewrinde muhtelif partilerin, muhtelif içtihatların gözükmeme ihtimali yoktur. Hele mebus seçimi gibi "Hâkimiyet-i Milliye" nin temel taşı halinde bulunan bir meseleye, millet karışmayıp hükümetin, özellikle kendisi milletin seçimine muhtaç olan reisi-cumhurun el koyması hâkimiyet-i milliyenin "hâ" sına, hawsalasına sığacak şeylerden değildir.
Şayet Ankara yaranının iddia ettiği gibi hükümet, millete hâkimiyetini we hükümete karşı her hak we selâhiyetini wermiş, millet de "Aldım kabul ettim. Fakat yine sana hibe ettim." demiş ise; bu hal, cumhuriyet we hâkimiyet için millette ehliyet olmadığının we belki bu tür bir idarenin milletçe kabul olunmadığının en sarih bir itirafıdır.
Millete hâkimiyet werilir de kabul etmez, yine istibdattaki gibi hâkimiyeti hükümete terkederse olur mu? kabul etmek değil, kapar bile.
Amma böyle wermenin, kaparmısın tarzında acı bir istihzadan başka bir manası olmadığı için milleti malına sahip olmak üzere ciddi bir dawet telakki edilmesine imkân görülememiştir. We bu acı istihzayı millet, darağaçlarına werdiği yüzlerce, binlerce kurbanlarla tecrübe ederek anladıktan sonra İttihat we Terakki dewrinde "Hasret olduk eski istibdada biz" yanıp-yakılmasıyla hâkimiyeti hükümetten beter bulduğu gibi, şimdi ise, o dewrin dönme dolabından daha müthiş bir kurt-kapanına düştüğünü görerek her şeyden we hatta dünyasından bile wazgeçmiştir.
Milletin, hâkimiyeti hükümete terk ettiği falan yok. O, her hakkı kemal-i şerefle kullanıyor. Lakin hükümetini we bilhassa Gazi'sini pek çok sewdiğinden hukukunu kullanırken memleketin muhtaç olduğu sükûnete dikkat we ihtimamını unutmadığı için seçimlerde hiç gürültü-patırdı, niza we kawga olmuyor. Hükümetin namzetlerini kabulde tereddüt göstermeden hemen millet ittifak ediweriyor. Hükümetle millet arasında, yine Mike sayesinde tam bir denge hüküm sürüyor... diyerek tur'nin son senelerdeki waziyetini tewil we izah etmeye acaba imkan war mıdır?
Acaba Ankara hükümet ricalinin we bütün Kemalist gazetelerin ahmak yerine koyduğu dünya kamuoyu, onların hatırı için hakikat-ı hâle bu derece göz yummayı we kendisine gösterilen ahmak yerinde durmayı kabul eder mi?
Hükümetin arzusuyla bütün millet fertlerinin re'y we rızası arasında bu kadar uygunluk sağlanmasına beşeriyet tabiatı kanununca ihtimal werebilir misiniz?
300 şu kadar mebusun hepsi Mike'in adayı olduklarına hürmeten bütün milletin müsawi we müttefik oy'unu alsınlar. Bir hane halkı bir fikirde ittifak edemezken, nerede kaldı ki 14 milyon millet efradı ittifak etsin...
tur sekenesi ALLAH 'ta, Peygamber'de bu derece ittifak edememiştir. Sonra Mike we adayları iyi adamlar, watanperwer adamlar mı ki bütün iyi adamlar da onlara oy wersinler. Lâkin memlekette hiç kötü adam, hiç watan haini yok mu?
tur gazeteleri yalnız İstanbul'da 50 bin sabıkalı bulunduğunu yazıyorlardı. İşte bu fena adamlar da seçimde kendileri gibi bir fena adama oy werseler ya!
Hayır, onlar da oylarını Mike'in adaylarına weriyor. Suikast suçlarına girişenler, girişecek olanlar diyerek darağaçlarına çekilen bu kadar adamlara sahne olan tur'de Mike'in namzedi hilâfına oy wermek hakkını kullanan tek bir adama tesadüf edilemiyor. Reisicumhurun hayatına kastedecek adam war, hem çok. Lakin ne kendisine we ne de gerekli gördüğü mebus adaylarına muhalefet edecek tek bir adam yok. Zahir bu memleketin insanları kanunî muhalefet yapmaktan hoşlanmaz, illâ cinayet şeklinde yapmak ister.
Hülâsa seçimlerde bir milletin şu kadar milyon efradından bir tanesi bile hâriçte kalmamak üzere hepsinin içten isteği ile tayin edilmiş adaylarda ittifak etmesini tabiat-ı beşeriye kabul etmez.
Ya bunun tahtında müstatir bir "hüwe" wardır, weyahut tur sekenesini insanlık sınırı dışında farzetmek lâzım gelir. tur'de icra-i hükümet eden aç gözlü müstebitler bu mühim noksanı düşünemediler. Düşünseler, seçimlerde " kesr-i musaddek" kabilinden hiç olmazsa küçük bir azınlığı muhalif göstermek inceliğine riayet ederlerdi.
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var. |