Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belada, darlıkta ve genislikte.
Salat ve selam, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm aline
Sübhan Allahtan temenni: Selametiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir
Allahummerzuknel hifzal murselin ilhamel enbiyayi ve fehmel evliyayi bikeremike ya ekramel ekramin.ve birahmetike ya erhamer rahimin.
Allahumme bi hubbi zatike tahassanna ya
Allah.Lailahe illallah seyyidina muhammedurrasulullah. Hakkan ve sıdkan
****************************
///////////// ///////////////
****************************
PEYGAMBER EFENDİMİZDEN ÖNCE DÜNYANIN AHVALİ BİLELİMKİ İSLAMIN İNSANLIĞA NELER KAZANDIRDIĞINI DAHA İYİ İDRAK EDELİM.
HİNDİSTAN
*********
* Gariplikler, acaiplikler ve zıdlıklar ülkesi olan Hindistanda, İslamiyetin zuhuru sırasında yüzlerce emirlik ve hükümdarlık bulunmaktaydı. Kubta, Çanika ve Kumara hanedanları bunların en meşhurlarıydı. Örf ve adetlerdeki aşırılık, sınıflar arasında derin ayrılıklar, kan ve soy taassubu ülkenin idaresine hakimdi.
* Hindistan, dini ve ictimai yönden tarihinin en kötü dönemlerini yaşıyordu. Bilhassa Brahmanizmin baskısıyla oluşan Kast sistemi, halkı adeta mengene içinde ezmekteydi.
* Halk, dört sınıfa ayrılmıştı: Din adamları (Brahmanlar), asker ve asiller, tüccar ve çiftçiler ve bir de hizmetçiler. Bu dört sınıf arasında çok büyük farklar bulunmaktaydı. Bir sınıftan diğerine geçmek ya da diğer sınıfa mensup bir aileden evlenmek yasaktı. En üst sınıf olan Brahmanlar, zulümle diğer üç sınıfı yok etse bile suçsuz sayılırlardı. Çünkü, bütün günahları af edilmiş olarak kabul edilirlerdi.
* Hindistanda kadınların hiçbir önemi ve değeri yoktu. Kocası ölen kadın ya diri diri toprağa gömülür ya da kendisini yakardı. Dul bir kadının saygı görmesi şöyle dursun evlenmesi bile yasaktı. Kadınların iffetinden de söz edilemezdi. Bir adam karısını kumar masasında kaybedebilirdi.
ÇİN
******
* İslamiyetin zuhuru arefesinde karışıklık ve tam bir kaos halinde idi. Yerli olanlarla olmayanlar, farklı muameleye tabi idi. İnsanlık ve adalet zevkinden çok mahrumdular.
* Çinde kadınların hiçbir hakkı yoktu. Erkek, aile içerisinde olağanüstü bir güce sahipti. Eşini ve çocuklarını köle olarak satabilme veya istediği zaman öldürebilme hakkı vardı. Çocuklarına ve eşlerine çok nadir olarak sofrasına oturma izni veriyorlardı.
* Anneler için, kız çocuğu dünyaya getirmek, çok büyük ayıplardan sayılıyordu. Kız çocuğu bulunan bir evde, yeni bir kız çocuğu dünyaya gelir ve o aile de fakir olursa, o günahsız çocuk, ya kışın şiddetli soğuğunda ölmesi için dışarı atılır ya da ayılara ve vahşi hayvanlara yem olarak verilirdi.
JAPONYA
************
Bu ülkeyi, halkın, (haşa) güneş tanrısının soyundan geldiğine inandığı bir imparator yönetiyordu. Japonlar, dünyayı sadece Japon Adalarından ibaret sanıyorlardı. Peygamberi, kitabı ve ibadeti olmayan Shinto (Şinto) dinine mensuptular. Atalarına, krallarına ve putlara tapıyorlar, bir takım delice hareketleri ibadet kabul ediyorlardı. Ülke son derece ibtidai gelenek ve göreneklere göre yönetiliyordu. Ancak, Japonlarda kadının namusu çok önemli idi. Ona yönelik herhangi bir saldırıda, kadının erkek akrabaları canlarını bile verirdi. Bir baba idam ya da ateşte yakılma cezasına çarptırılmışsa, onun ergenlik çağına gelmiş bütün erkek çocukları da aynı cezaya çarptırılıyordu. Bu çağa gelmemiş olanlar ise ergenlik çağına gelince sürgüne gönderiliyorlardı. Kız çocukları miras alamazdı.
AVRUPA DEVLETLERİ
**********************
Altıncı asır Avrupası, cehaletin ve zulmün karanlığında, kanlı savaşlar içinde yaşıyordu. Avrupalılar ilim ve medeniyetten çok uzakta idiler. Ne onların dünya hakkında, ne de dünyanın onlar hakkında doğru dürüst bir bilgisi yoktu. Vücudları murdar, kafaları bir takım kuruntularla doluydu. Temizlikten ve su kullanmaktan çekiniyorlardı. Daha, kadının insan mı yoksa hayvan mı olduğu, ruhun ebedi olup olmadığı, insanların satma, satınalma ve mülkiyet haklarının olup olmadığı münakaşa ediliyordu.
*Başta Fransa ve Almanya olmak üzere Orta ve Batı Avrupayı ellerinde bulunduran Frenkler, her bölgede kendilerine has kanunlar tatbik etmekteydiler. Eskiden batı medeniyetinin beşiği sayılan İtalya, haksızlığın, anarşi ve çöküntünün kurbanı olmuştu.
* Britanya adaları ise beşinci asrın başlarında İngiller adıyle tanınan Alman asıllı Anglo-sakson deniz korsanlarının istilasına uğramıştı. Hırsızlık ve çapulculukla meşgül olan bu korsanlar altıncı asırda tamamen yerli halkı mağlup ederek Britanya adalarına hakim oldular. Bundan sonra buraya «ingiller ülkesi» manasına gelen İngiltere denilmeğe başlandı.
* Bu dönem Avrupası hakkında Avrupalı mütefekkir ve müverrihlerin (tarihçilerin) de çok ilginç tesbitleri bulunmaktadır. Bunlardan Robert Briffauld, şunları söylüyor: *Avrupayı beşinci asırdan altıncı asra kadar devam eden koyu bir karanlık kaplamıştı. Hem de giderek koyulaşan bir karanlık. Bu dönemdeki karışıklıklar eski dönemlerden daha korkunç ve daha karanlıktı. Çünkü Avrupa, yok olmağa mahkum, izleri tamamen silinmiş büyük bir medeniyetin kokuşmuş cesedine benziyordu.*
* Hülasa, dünyanın her yerinde harpler, ırk, renk ve bölge ayırımları ve bu hususta saçma sapan peşin hükümler yüzünden insanlık bir sefalet ve bunalım içinde idi.
BİZANS
********
İran ve Türklerle komşu olan bu imparatorluk, sukut halinde idi. Bizansın ictimai ve ahlaki durumu hiç de iç açıcı değildi. Bizansda kokuşmuş bir ictimai nizam vardı. Rüşvet ve yolsuzluk çoğalmış, vergiler kat kat artmıştı. Kumar, zevk ve sefa peşinde envaı çeşit sefahet almış yürümüştü. Taht ve mezhep kavgaları, sınıf mücadelesi ve zulüm Bizansı batırdıkça batırıyordu. Seksen bin kişilik spor salonlarında bazen insanlar bazen de insanlarla yırtıcı hayvanlar arasındaki mücadeleyi seyredip eğleniyor ve zevk alıyorlardı. Oyunları çoğu zaman kanlı olurdu. Verdikleri cezalar tüyler ürpertecek kadar vahşet verici ve iğrençti.
* Bizansın bir eyaleti olan Suriye, Bizanslıların ihtiras ve arzularını gerçekleştirmek için kullandıkları bir yük hayvanı durumunda idi. Bizanslılar, mahkum milletler için en ufak bir şefkat hissi duymazlardı. Borçlarını ödeyebilmek için çocuklarını satan Suriyeliler az değildi. Zulüm ve zorbalık artmış, köleler çoğalmıştı.
İRAN
********
Bizans ve Orta Asya Türkleri ile devamlı harp halinde olan bu ülkede, taht ve saltanat kavgaları, siyaset entrikalarından ayrı olarak, avam ve zadegan (asiller) sınıflarına bölünen halk; batıl Zerdüştlük dininin ve onun yöneticilerinin, ismet ve iffeti ortadan kaldırmalarının verdiği ıstırap ve huzursuzluk içindeydi.
MISIR
********
Tarih boyunca birçok istilalara uğramış bir ülkeydi. İranlılar, Büyük İskender ve Romalılar eskiden Mısırı istila etmişlerdi. Romanın koyu zulmü, Romalıların şiddetli tazyikleri karşısında Hristiyanlık Mısırda yayılıyordu. Mezhep ihtilafları, din kavgaları almış yürümüş, halk bunlardan bıkmıştı. Ağır vergiler altında ezilen halk, İslam fatihlerini halaskar (kurtarıcı) olarak karşılayacaklardı.