Bu dünya hayati trende seyahat eden yolcunun pencereden
seyrettigi manzaralar gibi. Daglar, irmaklar, agaclar, calisan insanla, evler köyler her sey bir an görünüp sonra geride kalmiyor mu?
Iste dünya hayati bundan ibaret. Hangi gün yasadigimiz zevk kalici?
Hani dün gördüklerimiz, sevdiklerimiz?
Hani hayatin anlami zannettigmiz zevk safa verici olan sey?
hepsi yokluk.... Hepsi trende seyahat eden yolcunun kompartimanda gördügü ufukta kaybolan bir anlik görüntüden ibaret. Bir gün tren son istasyona gelecek.
Allah var.. Onu su alemdeki mükemmellige bakinca görüyoruz.
Günesi kim yerlestirdi oraya? Bir kac metre daha yakin olsa dünya sicaktan kavrulacak, bir kac metre uzakta olsa soguktan donacak. Bu muhtesem denge onun eseri. O her yerde.
Su güclü insan, Ay'a cikabilen fakat bir damla kan yapamayan, Amerika'daki görüntüyü bizim evimize getirebilen fakat kücük bir sivrisinegin kanadini yapamayan insan o kadar aciz ki. Allahin istedigi kadar kuvvetli, onun istedigi kadar aciz. Bu aleme bakinca iste Allah'in kudreti, iste kulun acziyeti diyoruz. Nasil asi olabiliriz?
Peygamberimiz cehennemin türlü zevk ve safa ile, cennetin türlü mesakkat ve izdirapla cevrilmis oldugunu görmüs ve o sefkat, merhamet denizi yüce insan ümmetinden hic kimsenin cennete giremeyecegini düsünerek aglamis.
Biz cenneti ceviren onca zorlugu gögüsleyebilmek icin calisiyor muyuz, oraya ulasmak icin cabamiz yeterli mi? Yoksa cehennemi cevreleyen zevk, safanin icinde miyiz? Halbuki mesru sinirlar dünyadan kafi miktarda tad almaya ve nefsi tatmine yeter. O sinirlardan ilerisi insani yikilisa götürür.
suan okdugum ve henuz bitiremedigim
kitaptan ufak bir alinti...