Yakin Mertebesine Ulaşmak Mükellefiyetleri Kaldırır mı? SORU:
Durumları zahiren ve batınen şeriata aykırı olduğu halde, gerçek mutasavvıfların izinden gittiği iddiasında olan tarikat erbabının durumu soruldu. Onların kötü, çirkin ve haram olan davranışlarından birkaçı şöyle: Masumiyyet ve günahsızlık iddiasında bulunan şeyhlerin kadınlarla baş başa kalması gibi dinen haram olan yasakları helal addetmek, bazılarının bayramlarda ve teşrik günlerinde oruç tutması, şeyhlerinin açık, saçık kadınlar arasına katılması, kadınların onun el ve ayaklarına kapanarak öpmesi, yanlarında mahremi olmadan şeyhlerinin kadınlarla baş başa kalarak halvet etmesi, hanım müridlerine hamile korkusunu ileri sürerek kocalarına yaklaşmamalarını tavsiye etmeleri, kocalarının izni olmaksızın kadın dervişlerin şeyhleriyle halvet etmeleri ve onunla oturmaları, ona güzel ve cazip kokular hediye etmeleri, ilk şeyhlerinin kabri çevresinde bir mescid yaptırarak kabrin etrafında tavaf etmeleri, bu yanlış fikir ve davranışlarına karşı çıkan biri çıktığında da “Bunlar şeriatta haram, hakikat mertebesinde ise helaldir” gibi saçma-sapan savunma yapmaları. Bizim böylelerini kötü fiilleri ve haramları helal saymaları gibi tutumları ile baş başa bırakmamız caiz mi? Kadınların kocalan da onların bu durumlarını ve haram hareketlerine rıza gösterdiklerine göre bize düşen görev nedir? Kendilerine karşı çıkan birini yalanla itham ediyor, eğer nakilde bulunarak reddeden biri çıkarsa nakleden eserin müellifinin yalan söylediğini ileri sürüyor. Sen de yalan söylüyorsun diyorlar. Bunlara karşılanması gereken tavır ne olmalıdır? Bize açıklayın ki
Allah size sevabını versin.
CEVAP:
Muhakkak tasavvufi tarikatlar bilinen ve sapa sağlam birer müessesedir. Ehline göre Kur'an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye tıpa-tıp uygundur; Tarikat ehlinin Allah'ın hükümlerinden bir tek hükme bile aykırı davranışları yoktur. Ancak kendilerine dalalet ve bid'at ehli demek daha doğru olan “Onlar sağır, dilsiz ve körlerdir. Akıllarını kullanamazlar” hitab-ı ilahisinin muhatabı cahil pek çok süfi mukallidinin bulunduğu da bir vakıadır. Tarikatta aslolan bir şeri'at, bir kitap vardır. Bu zümre ondan sapmışlardır. Onlar cahillerin ta kendileridir. Gerçek tarikat; İslam fıkıhçılarının ısrarla üzerinde durduğu şeriatı sağlamlaştırmak, büyük bir hassasiyet ve itina ile yaşamaya çalışmaktır. Bu tarikat, her sufi ve her Müslüman için mutlaka lazım olan bir şeydir. Bid'atçı, sapık ve kafirlerden başka kimse şeriatın sınırını aşamaz ve zorlayamaz. “Biz ancak zahire ve görünene göre hükmeder, iç dünyalarını da Allah'a havale ederek hükmederiz.” buna göre onlar zındıkların ta kendileridir. Bunlar meşayih-i kiramın izinden gidenler ise hani nerede onların meşayihe ittibaları ve prensiplerine bağlılıkları… Onların ileri gelenleri, bazılarını dosdoğru yoldan saptırdılar, sırat-ı müstakimden ayırdılar. Kendi fikirlerine körü körüne bağlanarak bozuk bir zihniyete saplandılar. Hem kendileri saptılar. Hem de kendilerine tabi olan diğerlerini saptırdılar. Tasavvufta kendilerine uyulan ve ileri gelen hiçbir şeyhten haramı helal saymak, mahzurlu olan bir şeyi mubah kabul etmek gibi bir şey duydunuz mu? Böyle bir şey kulağınıza geldi mi? ya da; bir şey'in masumluk iddiasında bulunduğunu, vuslat derecesine ulaştığından şer'i mükellefiyetlerin kendisinden sakıt olduğunu söylediğini gördünüz mü? Rasulullah sallahü aleyhi ve sellem, diğer peygamberler, sahabe ve tabi'inden hiç birinin ulaşmadığı bir dereceye, bir şeyh nasıl ulaşabilir? Onların iddia etmediği bir şey , şeyhler tarafından nasıl ileri sürülebilir. Bu tür iddialarda bulunanlar zındıkların ta kendileridir.
Ramazan ve Kurban Bayramlarında oruç tutmak haramdır. Aynı şekilde; yüzleri ve göğüsleri açık kadınlarla oturup kalkmak da haramdır. Kur'an-ı Kerim'in kesin hükümlerine aykırıdır. Eğer böyle bir davranış haramı helal kabul etmek gibi bir fikirden kaynaklanıyorsa, yapanın kafir, aksi halde günahkar olduğu hususunda icma vardır. Yabancı bir erkeğin elini ve ayağını, diğer yabancı bir hanımın öpmesi kesinlikle haramdır. Birbirine bakması haram olanın dokunması da kendiliğinden haramdır. Kadınlarla oturup kalkma konusuna gelince; kadınlar kapalı ve toplu olurlarsa caiz, aksi halde yasaktır. Mürşidlerin kadın dervişlerine, kocalarından uzak durmalarını tavsiye etmesi, büyük bir vebal, elim bir tehlike ve garip bir zulümdür. Bu düşünce nikahın asıl maksadı olan neslin çoğalmasını engellemek, şer'an yasak olan Hıristiyanlık’taki ruhbanlığa benzemek gayesine matuftur. Kadınların şeyhlerine hediye olarak güzel kokular götürmesinde bir mahzur yoktur .Ancak şeyhlerinin kabirlerini mescid yaparak orada tavafa benzer garip hareketlerde bulunmalarına gelince: “A11ah, peygamberlerinin kabrini mescid yapan Yahudi ve Hıristiyanları lanetlemiştir” hadisine göre mürşidlerinin makberlerini mescid ittihaz edenler lanetlenmiştir. Peygamberlerin kabri için yasaklanan bir durum, başkaları için nasıl düşünülebilir.
Bu taifenin: “Şeriatta haram, fakat hakikatta helaldir” sözlerine gelince, bu büyük bir vebal, çirkin bir iftira, çok kötü bir yalan, haram ve küfürdür. Elinde Kur'an-ı Kerim ve sünnnet-i seniyye'den bir delil olmadığı halde, bu tür iğrenç iddia, isnat ve iftirada bulunanların kılavuzu ve akıl hocaları şeytandır. Şeytanın alenen isyan ve tuğyana sevk ettiği kimselerdir. “Azim ve yüce Allah'tan başka güç ve kudret sahibi yoktur.” Her Mü'min ve muvahhidin bunlara karşı çıkması, menfi fikir ve temayüllerinin yayılmasını önlemeye çalışması, kendilerine mürted ve zındık muamelesi yaparak kendi inanç ve akidelerini korumaları vaciptir.
* Ömer Ziyauddin Dağıstani / Tasavvuf ve Tarikatlarla ilgili Fetvalar