Üyelik tarihi: 01.02.2003 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Aksama cikacagini bilmeyen insan nasil olur?
Yüksekliği tevazuda liderliği nasihatte buldum. Nesebi takvada, şerefi kanaatte buldum. Rahatlığı zühdte, zenginliği tevekkülde buldum.
Uveysü'l Karani hazretleri gündüz ibadetle meşgul olduğu gibi gecesini de ibadetle geçirirdi. Gecelerini bazı ibadetlere tahsis ederek: Bu gece "leyletü'l–Kıyam" kıyam gecesi der, sabaha kadar kıyamda kalırdı. Öbür gece "leyletü'r–Rüku" ruku gecesi der sabaha kadar rüku ederdi. Bir başka gece ise bu gece "leyletü's–Sücud" secde gecesi der ve sabaha kadar başını secdeden kaldırmazdı. Ömründe bir gece bile yatıp uyumamıştı.
Rivayet edilmiştir ki; Veysel Karani üç gündür ağzına bir şey koymamıştı. Yiyecek alacak parası da yoktu. Yolda giderken bir altın gördü. Ona iltifat bile etmedi. Yolu üzerinde taze otlar düşürülmüş olarak gördü, koyunların nasibidir diye almadı. Daha sonra bir koyun ağzında ekmekle gelerek Üveysin önünde durdu. Ve ağzındaki ekmeği Ona takdim etti. Üveys çok aç olmasına rağmen onun gıdasıdır diye bu ekmeği de almadı. Bu sefer koyun dile gelerek, ekmeği Allah–u Teala'nın fermanı mucibince getirdiğini söyleyip gözden kayboldu. Bunun üzerine ekmeği aldı.
Üveysü'l Karani hazretlerine soruldu:
"Namazda huşu nedir?" şöyle cevap verdi. "Namaz içindeyken mızrağı vurup öbür yandan çıkarsalar bile duymamaktır."
Biri sordu: "Nasılsın?" Üveys cevap verdi: "Akşama çıkacağını bilmeyen biri nasıl olursa öyle!"
Devamlı ibâdet ve tefekkür hâlindeydi. Devamlı insanlardan uzak yaşar kimseyle görüşmezdi. "Benimle en çok konuşan, Hz. Ömer ve Hz. Ali'dir." demişti.
Veysel Karani hazretleri hayatını kendi ifadesiyle şöyle hülâsa eder. "Yüksekliği tevazuda liderliği nasihatte buldum. Nesebi takvada, şerefi kanaatte buldum. Rahatlığı zühdte, zenginliği tevekkülde buldum."
Hz. Rebi' bin Haysem anlatıyor:
Canım Üveys hazretlerini görmeyi arzuladı ve kalkıp onu görmeye gittim. Onun yanına vardığım zaman sabah namazında idi. Namazını bitirince bu sefer de tesbih ile meşgul olmaya başladı. Tesbihlerin sonuna kadar bekleyeyim dedim. Kuşluğa kadar kalkmadı. Kalktı kuşluk namazı kıldı. Yine zikirle meşgul oldu, Bunun sonunda selam vermek istedim fakat hiç bir tarafa bakmadan öğle namazını kıldı. Namazını bitirmesini bekledim. Böylece tam üç gün bekledim. Yemedi, içmedi ve uyumadı, hiç ara vermeden üç gün namaz kıldı. Dördüncü gün münacatını dinledim Allah–u Teala'ya şöyle niyaz ediyordu: "Ya Rabbi! Çok uyuyan gözden, çok yiyen mideden Sana sığınırım!" ben bu sözleri işitince "Artık bir şey sormama gerek yok bu öğüt bana yeter" dedim ve hâlini bozmadan kalkıp gittim.
Şeyh Cemalûllah'dan şöyle nakledilmiştir:
Üveysü'l Karani gizli sırlara ve Kuranın inceliklerine vakıf olan Arifibillah bir insan olduğu kadar, dini bilgileri de bilen kuvvetli bir alim olduğu düşünülebilir. Fakat kendisinin de belirttiği gibi Üveys mesuliyet altına girmekten ve âfet olarak telakki ettiği şöhretten çekinmiştir. Yüceliği alçak gönüllükte bulmuş, bu hususu meslek ve meşrebine daha münasip görmüştür. Dolayısıyla müftü veya kadı gibi görevler almamıştır. Halka v'azu nasihatta bulunmak arzusu göstermediğinden de müderrislik etmemiştir."
Feriddüddin–i Attar bir eserinde Üveysül Karani için; "Ben onun hakkında ne söyleyebilirim ki? Ne yazsam azdır eksiktir. Zira onu alemlere rahmet olan Peygamber Efendimiz sevmiş ve övmüştür." demektedir.
Veysel Karânî hazretleri Mekke'de hac yapıp, Resülüllahın kabri şerifini ziyaret etmek için Medîne'ye gidince, işte Resûlullah'ın türbesi burasıdır diye kendisine gösterildi. O anda Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca; "Beni buradan götürün. Resûlullah Efendimizin medfûn bulunduğu bir beldede benim için yaşamanın tadı olmaz." buyurdu.
Üveysü'l Karani hazretleri daha sonra Medine'yi Münevvereye Hz.Osman zamanında da geldi. Tabiînin büyüklerinden hürmet gördü. Herkes ona izzet ve ikramda bulundu. Bu Üveysül Karani'nin son zamanlarına rastlamaktadır. Zira evvelce herkes ona deli mecnun gözüyle bakardı. Daha sonra Efendimizin Onun hakkında ki beyanları, hırkasını Ona vasiyet edişi, Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin bu vasiyet gereğince Onu arayıp görüşmesi ve hırkayı şerifi takdim etmeleri, onun deli değil çok yüce bir veli olduğunu açığa çıkarmıştı. Zamanla onu bilmeyen, ismini duymayan kalmamıştı.
Üveys hazretleri Medine de kimseden incinmedi, eziyet görmedi, hep itibar ve kıymet gördü. Yalnız bir kimse vardı ki Üveysül Karani bundan pek hoşlanmamış hatta ondan ürkmüştü. Nedense ondan şüphe de duyuyordu. Bu kimse Abdullah İbni Sebe idi. Kur'an–ı iyi biliyor, tefsir ediyordu. Zamanın ulema ve fukahası ile de muhtelif ilim dallarında tartışıyordu. Gerçekten ilmi çoktu, kendini de insanlara sevdirip saydırmıştı. Fakat İbn–i Sebe' den, Hazreti Üveys nedense pek huzursuz olmuş, bu defa o yüzden Medine'de pek fazla duramamış ve uzaklaşmıştı.
İslam alimi gibi görünen Abdullah ibni Sebe'nin, aslında ne büyük bir fitneci olduğu zamanla anlaşıldı. O aslında Yemenli bir Yahudi dönmesiydi. Çok zeki ve çok kurnazdı. Ulema ile yaptığı tartışmalar yapıcı değil karıştırıcıydı. İslam ve müslümanlar için pek tehlikeli niyetleri vardı. Derdi, müslümanlar arasına fitne düşürerek onları birbirine kırdırmak, böylece İslamın yayılmasını önlemekti. Bunun için çalışmış çabalamış, netice de müslümanları tefrikaya düşürerek onları birbirine kırdırmış ve pek çok Müslüman kanı akmasına sebep olmuştu. Hz.Osman'ın da şehid olmasına bu hain sebep olmuştur.
Üveysü'l Karani hazretlerinin vefatı hakkında birkaç muhtelif rivayet vardır.
İmamı Cündînin tarihinde beyan olunduğuna göre; Üveysü'l Karani hicretin 37. yılında Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında vuku bulan Sıffîn vakasında, Nahîle karargâhına gelerek Hz. Ali ile görüşmüş ve ona katılarak, Hz. Alinin ordusu saflarında şehid edilmiştir.
Bazı rivayetlere göre de Hz. Ömer zamanında vefat etti denilir. Şöyle ki:
Hz. Ömer'in hilafeti zamanında, Hz. Üveys'in de içinde olduğu bir ordu, Azerbaycan'a küffar üzerine sefer edip geri dönerlerken, Üveysü'l Karani hastalandı. Kendisini taşımaya başladılar. Fakat onun mecali yoktu. İndirilince ruhunu teslim etti. O civarda akan bir sudan Üveysin nâşını gasl ettiler. Bir kefen bulundu teçhiz ve tekfin–i tamamlandı. Namazı kılınarak o civarda açılan bir mezara defn olundu. Sonra yola devam edildi. Giderken gazilerden bir tanesi Üveysin kabrine bir nişan konularak bilinmesi fikrini ileri sürdüler. Bu fikir kabul görünce hep birlikte geri döndüler. Fakat Üveysin medfun bulunduğu yere gelindiğinde, kabirden hiçbir eser bulunamadı.
Evet böyle bir rivayet varsa da ilk rivayet, yani Sıffin savaşında şehid olması daha doğru gözükmektedir. Zira Üveysü'l Karani nin Hz.Ömer ile görüşmesi ve konuşması, Hz. Ömer'in vefat ettiği sene vaki olduğu, Ebu Hüreyre radıyallahü anh tarafından rivayet olunmuştur. Bu rivayete göre Üveysin vefatı Hz. Ömer'in hilafeti zamanında değildir.
Bir başka husus da şudur ki, Herem bin Hayyan Hz. Üveys ile ilk görüştüğü vakit Üveys Hz. Ömer'den söz ederek Onun dünyadan göç ettiğini ve bunun Mevla tarafından bildirildiğini söylemesidir ki, bu haberin sıhhatinin Herem b. Hayyan tarafından tasdik edilmiş olması da, Üveysü'l Karani hazretlerinin Sıffin'de şehid düşmüş olduğu hususunu daha da kuvvetlendirmektedir.
Şöyle rivayet olunmuştur: "Üveys hazretleri dârı bekaya irtihal edince mübarek naşını alıp götürmek için üç ayrı kabile nizaya düştü". Bunların üçü de "Üveys hazretlerinin mübarek nâşı bizimdir, Onu biz alıp götüreceğiz" dediler. Bunun için her üç kabilede birer tabut getirdiler. Burada Üveys Hazretlerinin bir kerameti daha görüldü ve üç tabutun her birinde de mübarek nâşı bulundu. Ve o kabileler tabutları alıp "Üveysin nâşı bizdedir, onu biz götürüyoruz." diyerek gittiler. Bu üç tabuttan birini Yemene, birini Şama öbürünü de Siirtin Baykan ilçesine, şimdiki Veysel Karani köyüne götürdüler.
Üveysü'l Karani hazretlerinin vefatı hakkında muhtelif rivayetler olduğu gibi kabri şerifinin bulunduğu yerler hakkında da muhtelif rivayetler vardır. Bu hususta on bir yer söylenmektedir. Rivayetlere göre Üveysü'l–Karani hazretlerinin Kabri şu yerlerdedir.
Yemende Zebid kasabasının dışında Meşhed–i Şerifde, Mardin de, Diyarbakırın Kulp ilçesinde, Siirtin Baykan ilçesinin Veysel–Karani köyünde, Şam da, Bursa'da Atıcılar mevkiinde, Garzan'da, Hicazda, Horosan'da, Hindistan'da, Beyrut'ta.
Bir kişinin bu kadar çok mezarının olması, onun halk nezdinde çok sevilen, biraz da hayâli bir şahsiyete bürünmüş muteber biri olduğuna delalet eder. Nitekim Yunus'un mezarı da böyledir.
Efendimizin kendisine vasiyet ettiği hırkası ise nesilden nesile intikal ederek zamanımıza kadar gelmiş, şimdi İstanbul'da, Fatih semtindeki Hırka–i Şerif camiînde bulunan özel odasında muhafaza edilmektedir. Her yıl Ramazan–ı Şerif ayında, gerek Yurt içinden, gerekse dünyanın dört bucağından gelen yüz binlerce müslüman, yaşlı gözlerle yüce Peygamberimizin bu kutlu mirasını hürmetle ziyaret etmektedir.
__________________ Cümle ihvân hallenmişler hâliyle o mahbûbun Ne büyük Saadettir ihvânı olmak efendi Mahmûdun |