Başkalarını Değil Kendimizi Sorgulama Maalesef, insanlarda hala kusur arıyor ve onları kusurlarından dolayı sorguluyoruz. Aslında sorgulanması gereken bizim kendi kusurlarımızdır. Biri gırtlağına kadar çamura batsa; fakat, çamur senin sadece topuğuna bulaşsa karşındakini sorgulayıp "Bu kadar çamur da ne?" demeye hakkın yoktur; "Neden ben topuğumu kirlettim?" deyip kendini sorgulaman esastır. Başkasının gırtlağına kadar çamura gömülmesi seni alakadar etmez. Sadece sui zanna girmeden ve gıybet edip çekiştirmeden Allah'ın onu halas eylemesi için dua edebilirsin. Eğer biz, bütün beklentilerden sıyrılıp muradımızı Hakk'ın muradı haline getirememişsek daha yapacak çok işimiz var demektir. Öyleyse, kendimizin onca eksiği varken nasıl başkalarının kusuruyla uğraşıp onları sorgulayabiliriz..
Evet, bu hususta korkmalı, tir tir titremeli; her başarı ve muvaffakiyetten sonra o işe layık olup olmadığımız hususunu (liyakatimizi) masaya yatırmalı.. çok büyüten bir mercekle tavır ve davranışlarımıza bakmalıyız; "Acaba biz böyle bir ihsânı ilahî ve nimet karşısında şükür ve vefa vazifemizi yerine getirebiliyor muyuz?" İşte bu duyguyla kendi eksik ve kusurlarımızı sorgulamalıyız. Hani Muhasibî, muvakkaten aklından geçenleri, mesela bir anlık "Şu adam şu kadar iyi olsa..." şeklinde başkalarını kritiğe tabi tutmayı dahi büyük günah sayıyor ve onun ızdırabıyla yaşıyor. Davranış, fiil, ya da tavır değil, aklına gelip uğrayan sevimsiz şeyler hakkında bile "Benim aklım temiz olsaydı o kirin ne işi vardı onda!" diyor ve her an kendi muhasebesiyle uğraşıyor. Bizim şiarımız da bu olmalı ve biz sadece, masiva düşüncesinden sıyrılamayan kendi nefsimizi kınayıp onu sorgulamalıyız.
M.F.Gülen
*
Sui zann = Kötü zannetmek
Halas = kurtulmak
şiarımız= yolumuz
masiva = dünyalik
__________________ Vuslata az kaldi
Hunkari heycan sardi... |