İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack (1) Seçenekler

  #1
Alt 26.06.2004, 11:40
HamaL
 
MeRCaNDeDe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.03.2003
Mesajlar: 121
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Tekfir,Tevil,Gayrimüslim,Sakal-Sarık Üzerine(Ebu Bekir Sifil)

Soru: “Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’nin “Bir müslimde 99 küfür alameti görülse, bir iman alameti olsa onun küfrüne hükmetmeyiz” sözü ne demektir? Yani adam 99 tane küfür sözü söylese de, bir tane alamet-i iman hamili olsa onu, tekfir etmeyiz mi diyor? Bu nasıl olur peki?”

Gümüşhânevî hazretlerinden nakledilen söz, hemen bütün Ehl-i Sünnet ulemanın (özellikle de müteahhirunun) Kelam ve Fıkıh kitaplarında rastladığımız bir hükmü ifade etmektedir. Tekfir (bir kimsenin herhangi bir söz veya fiilden dolayı küfre girdiğine hükmetmek), yerli yerinde işletilmediği zaman dünyevî ve uhrevî çok büyük sıkıntılara yol açabilecek bir müessesedir. Günümüz şartlarında bir şey ifade etmeyebilir; ama İslam tarihi, tekfir meselesinden dolayı bu Ümmet’in yaşadığı büyük acı ve sıkıntılarla doludur.

Bu sebeple ulema, bir kimseyi tekfirde alabildiğine hassas davranmış, hatta maddi-manevi ağırlığı sebebiyle herhangi bir kimsenin tekfiri konusunda ağzını açmama kararı alanlar olmuştur.

Bu meselede ölçü, –İmam Ebû Hanîfe’nin dediği gibi– şu olmalıdır: Bir kimse, kendisini iman dairesine sokan hususlardan (zarurat-ı diniyyeden) herhangi bir hususu inkâr etmedikçe tekfir olunmaz.

Bu noktada “küfr-i lüzumi” ile “küfr-i iltizami” ayrımına dikkat etmek gerekir. Bir kimseden, bilerek-isteyerek küfre girmeyi kasd etmeksizin sadır olan “elfaz-ı küfür”, “küfr-i lüzumi” grubuna girer. Yani insanları iman-küfür sınırına riayet konusunda titiz olmaya teşvik için “Şu şu sözleri söylemek küfürdür” denmiştir. Bir kimse küfre girmeyi niyet etmeksizin –mesela kızgınlıkla veya sürçü lisan ile– bu sözlerden birisini söylemiş olursa, hemen tekfir edilmemelidir. İşte soruda ifade edilen husus bu durumda söz konusu olur.

Ancak bu sözler bir kimseden bilerek-isteyerek sadır olsa ve kişi, bu sözlerin, sahibini küfre düşüreceğini biliyorsa, burada “küfr-i iltizami” gündeme gelir...

*



Soru: “Ehl-i Sünnetin selef uleması müteşabihatı tevil etmemiştir. El, yüz, istiva gibi v.s. müteşabihatı örnek verebiliriz, veya İmam-ı Malik’in “İstiva malum, keyfiyeti meçhul, ona iman vaciptir” dediği gibi. Lakin halef uleması ise müteşabihatı tevil yoluna gitmiştir. Selef ve halefin bu kabil tavrı birbirine muhalefet etmek demek midir?”


Cevap: Müteşabihatın tevili konusunda soruda dile getirilen tesbit doğrudur. Selef’in yakîn ve teslimiyeti, müteşabihata tevilsiz iman etme konusunda herhangi bir problem çıkmasını engellemiştir.

Ancak zamanla Ümmet fertlerinin iman ve yakîninin zayıflaması ve teşbih/tecsim inancının yayılma eğilimi göstermesi üzerine müteşabihatın, akla, muhkem nasslara ve Arap dili kurallarına aykırılık teşkil etmeyecek tarzda tevili kaçınılmaz olmuştur. Halef uleması (müteahhirun) bunu yaparken de, müteşabihata tevilsiz imanın asıl olduğunu da belirtmiştir.

Söz gelimi İbn Teymiyye, İmam Mâlik’in o sözünü şöyle anlamıştır: “İstiva malumdur” demek, “istiva” fiilinin sözlük anlamı malumdur” demektir. Şu halde Allah Teala’nın Arş’a istivası da bu anlamı ifade eder. İmam Mâlik’in “İstivanın keyfiyeti meçhuldür” sözü ise, Allah Teala’nın Arş’a –sözlük anlamıyla– istivasının “nasıl” olduğunu bilemeyiz demektir.

Oysa İmam Mâlik’in “İstiva malumdur” derken, “istivanın sözlük anlamı malumdur” değil de, “Allah Teala’nın bir fiili olarak istiva malumdur” demek istemediğini nereden biliyoruz? Şurası kesin ki, Allah Teala’nın, “anlamı malum bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demektense, “Allah Teala’nın, bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demek tenzihe daha uygundur...

*



Soru: “Gayri müslimlere kabirde azab var mıdır, yoksa onların cezası mahşere mi tehir edilmiştir?”

Cevap: Gerek Firavun ve hanedanı hakkındaki 40/el-Mü’min, 46 gibi ayetler, gerekse kabir azabı hakkındaki hadisler, inanmayanlar için de kabir azabı bulunduğunu ortaya koymaktadır.

*



Soru: “Sakal ve sarık sünnet midir? Muhalif kaviller olduğu için soruyorum. Mesela Yaşar Nuri Öztürk, “Ebu Cehil de sakallıydı ve sarık sarıyordu; o yüzden sakal ve sarık sünnet değildir. Yörenin ve zamanın adetleridir” diyor.”

Cevap: Sakal ve sarık sünnettir. Ebû Cehil’in veya diğer herhangi bir inkârcının sakallı-sarıklı olması, bunları sünnet olmaktan çıkarmaz. Bilindiği gibi vahiy üç türlü ahkâm vaz etmiştir:

1. Önceden hiçbir şekilde bilinmeyen ve uygulanmayan hükümler; ibadetler için niyet şartı, abdest, gusül... gibi ahkâm böyledir.

2. Mevcut uygulamaları kökünden kaldıran hükümler; faizin yasaklanması gibi.

3. Mevcut uygulamaları ıslah eden, daha doğrusu “İslamîleştiren” hükümler; alış-veriş, nikâh, talak, hac, vakıf... ahkâmı gibi. Sakal ve sarık da böyledir. Efendimiz (s.a.v) bu tür uygulamaları belli bir şekil ve içerik değişikliği ile tatbik ettiği için artık bunların inkârcılarla ilgisi kesilmiş demektir.

Cahiliye döneminde müşriklerin Kâbe’yi tavaf ettiğini biliyoruz. Nasıl bu durum hac ibadetinin İslam’a has olduğu gerçeğini değiştirmezse, sakal, sarık vb. uygulamalar da böyledir.



esifil@yahoo.com
__________________
Din nasihattir,din hemen nasihattir.Din Allah için,kitâbi için,Resûlü için,tüm müslümanlar için nasihattir.SAV
MeRCaNDeDe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 26.06.2004, 17:55
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....
 
itimat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2004
Mesajlar: 17.039
Teşekkür etti: 10
201 Teşekkür 107 Mesaja aldı
CE: Tekfir,Tevil,Gayrimüslim,Sakal-Sarık Üzerine(Ebu Bekir Sifil)

Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız MeRCaNDeDe
Soru: “Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’nin “Bir müslimde 99 küfür alameti görülse, bir iman alameti olsa onun küfrüne hükmetmeyiz” sözü ne demektir? Yani adam 99 tane küfür sözü söylese de, bir tane alamet-i iman hamili olsa onu, tekfir etmeyiz mi diyor? Bu nasıl olur peki?”

Gümüşhânevî hazretlerinden nakledilen söz, hemen bütün Ehl-i Sünnet ulemanın (özellikle de müteahhirunun) Kelam ve Fıkıh kitaplarında rastladığımız bir hükmü ifade etmektedir. Tekfir (bir kimsenin herhangi bir söz veya fiilden dolayı küfre girdiğine hükmetmek), yerli yerinde işletilmediği zaman dünyevî ve uhrevî çok büyük sıkıntılara yol açabilecek bir müessesedir. Günümüz şartlarında bir şey ifade etmeyebilir; ama İslam tarihi, tekfir meselesinden dolayı bu Ümmet’in yaşadığı büyük acı ve sıkıntılarla doludur.

Bu sebeple ulema, bir kimseyi tekfirde alabildiğine hassas davranmış, hatta maddi-manevi ağırlığı sebebiyle herhangi bir kimsenin tekfiri konusunda ağzını açmama kararı alanlar olmuştur.

Bu meselede ölçü, –İmam Ebû Hanîfe’nin dediği gibi– şu olmalıdır: Bir kimse, kendisini iman dairesine sokan hususlardan (zarurat-ı diniyyeden) herhangi bir hususu inkâr etmedikçe tekfir olunmaz.

Bu noktada “küfr-i lüzumi” ile “küfr-i iltizami” ayrımına dikkat etmek gerekir. Bir kimseden, bilerek-isteyerek küfre girmeyi kasd etmeksizin sadır olan “elfaz-ı küfür”, “küfr-i lüzumi” grubuna girer. Yani insanları iman-küfür sınırına riayet konusunda titiz olmaya teşvik için “Şu şu sözleri söylemek küfürdür” denmiştir. Bir kimse küfre girmeyi niyet etmeksizin –mesela kızgınlıkla veya sürçü lisan ile– bu sözlerden birisini söylemiş olursa, hemen tekfir edilmemelidir. İşte soruda ifade edilen husus bu durumda söz konusu olur.

Ancak bu sözler bir kimseden bilerek-isteyerek sadır olsa ve kişi, bu sözlerin, sahibini küfre düşüreceğini biliyorsa, burada “küfr-i iltizami” gündeme gelir...

*



Soru: “Ehl-i Sünnetin selef uleması müteşabihatı tevil etmemiştir. El, yüz, istiva gibi v.s. müteşabihatı örnek verebiliriz, veya İmam-ı Malik’in “İstiva malum, keyfiyeti meçhul, ona iman vaciptir” dediği gibi. Lakin halef uleması ise müteşabihatı tevil yoluna gitmiştir. Selef ve halefin bu kabil tavrı birbirine muhalefet etmek demek midir?”


Cevap: Müteşabihatın tevili konusunda soruda dile getirilen tesbit doğrudur. Selef’in yakîn ve teslimiyeti, müteşabihata tevilsiz iman etme konusunda herhangi bir problem çıkmasını engellemiştir.

Ancak zamanla Ümmet fertlerinin iman ve yakîninin zayıflaması ve teşbih/tecsim inancının yayılma eğilimi göstermesi üzerine müteşabihatın, akla, muhkem nasslara ve Arap dili kurallarına aykırılık teşkil etmeyecek tarzda tevili kaçınılmaz olmuştur. Halef uleması (müteahhirun) bunu yaparken de, müteşabihata tevilsiz imanın asıl olduğunu da belirtmiştir.

Söz gelimi İbn Teymiyye, İmam Mâlik’in o sözünü şöyle anlamıştır: “İstiva malumdur” demek, “istiva” fiilinin sözlük anlamı malumdur” demektir. Şu halde Allah Teala’nın Arş’a istivası da bu anlamı ifade eder. İmam Mâlik’in “İstivanın keyfiyeti meçhuldür” sözü ise, Allah Teala’nın Arş’a –sözlük anlamıyla– istivasının “nasıl” olduğunu bilemeyiz demektir.

Oysa İmam Mâlik’in “İstiva malumdur” derken, “istivanın sözlük anlamı malumdur” değil de, “Allah Teala’nın bir fiili olarak istiva malumdur” demek istemediğini nereden biliyoruz? Şurası kesin ki, Allah Teala’nın, “anlamı malum bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demektense, “Allah Teala’nın, bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demek tenzihe daha uygundur...

*



Soru: “Gayri müslimlere kabirde azab var mıdır, yoksa onların cezası mahşere mi tehir edilmiştir?”

Cevap: Gerek Firavun ve hanedanı hakkındaki 40/el-Mü’min, 46 gibi ayetler, gerekse kabir azabı hakkındaki hadisler, inanmayanlar için de kabir azabı bulunduğunu ortaya koymaktadır.

*



Soru: “Sakal ve sarık sünnet midir? Muhalif kaviller olduğu için soruyorum. Mesela Yaşar Nuri Öztürk, “Ebu Cehil de sakallıydı ve sarık sarıyordu; o yüzden sakal ve sarık sünnet değildir. Yörenin ve zamanın adetleridir” diyor.”

Cevap: Sakal ve sarık sünnettir. Ebû Cehil’in veya diğer herhangi bir inkârcının sakallı-sarıklı olması, bunları sünnet olmaktan çıkarmaz. Bilindiği gibi vahiy üç türlü ahkâm vaz etmiştir:

1. Önceden hiçbir şekilde bilinmeyen ve uygulanmayan hükümler; ibadetler için niyet şartı, abdest, gusül... gibi ahkâm böyledir.

2. Mevcut uygulamaları kökünden kaldıran hükümler; faizin yasaklanması gibi.

3. Mevcut uygulamaları ıslah eden, daha doğrusu “İslamîleştiren” hükümler; alış-veriş, nikâh, talak, hac, vakıf... ahkâmı gibi. Sakal ve sarık da böyledir. Efendimiz (s.a.v) bu tür uygulamaları belli bir şekil ve içerik değişikliği ile tatbik ettiği için artık bunların inkârcılarla ilgisi kesilmiş demektir.

Cahiliye döneminde müşriklerin Kâbe’yi tavaf ettiğini biliyoruz. Nasıl bu durum hac ibadetinin İslam’a has olduğu gerçeğini değiştirmezse, sakal, sarık vb. uygulamalar da böyledir.



esifil@yahoo.com
Allah razi olsun...
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
itimat isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 28.06.2004, 02:09
 
Alperen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.01.2003
Mesajlar: 4.718
Teşekkür etti: 18
28 Teşekkür 18 Mesaja aldı
CE: Tekfir,Tevil,Gayrimüslim,Sakal-Sarık Üzerine(Ebu Bekir Sifil)

Allah razi olsun
__________________
YAPAMAZ ERTUĞRUL EVLADI SENSİZ,CAN VERİR CANANI VEREMEZ TÜRKLER
EBEDİ HADİM-ÜL HAREMEYNİNİZ,ÖLSEK DE RAVZANI RUHUMUZ BEKLER
Alperen isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 03.09.2007, 13:28
Adalet
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.527
Teşekkür etti: 22
29 Teşekkür 22 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız MeRCaNDeDe
Mesajı göster

*



Soru: “Ehl-i Sünnetin selef uleması müteşabihatı tevil etmemiştir. El, yüz, istiva gibi v.s. müteşabihatı örnek verebiliriz, veya İmam-ı Malik’in “İstiva malum, keyfiyeti meçhul, ona iman vaciptir” dediği gibi. Lakin halef uleması ise müteşabihatı tevil yoluna gitmiştir. Selef ve halefin bu kabil tavrı birbirine muhalefet etmek demek midir?”

Cevap: Müteşabihatın tevili konusunda soruda dile getirilen tesbit doğrudur. Selef’in yakîn ve teslimiyeti, müteşabihata tevilsiz iman etme konusunda herhangi bir problem çıkmasını engellemiştir.

Ancak zamanla Ümmet fertlerinin iman ve yakîninin zayıflaması ve teşbih/tecsim inancının yayılma eğilimi göstermesi üzerine müteşabihatın, akla, muhkem nasslara ve Arap dili kurallarına aykırılık teşkil etmeyecek tarzda tevili kaçınılmaz olmuştur. Halef uleması (müteahhirun) bunu yaparken de, müteşabihata tevilsiz imanın asıl olduğunu da belirtmiştir.

Söz gelimi İbn Teymiyye, İmam Mâlik’in o sözünü şöyle anlamıştır: “İstiva malumdur” demek, “istiva” fiilinin sözlük anlamı malumdur” demektir. Şu halde Allah Teala’nın Arş’a istivası da bu anlamı ifade eder. İmam Mâlik’in “İstivanın keyfiyeti meçhuldür” sözü ise, Allah Teala’nın Arş’a –sözlük anlamıyla– istivasının “nasıl” olduğunu bilemeyiz demektir.

Oysa İmam Mâlik’in “İstiva malumdur” derken, “istivanın sözlük anlamı malumdur” değil de, “Allah Teala’nın bir fiili olarak istiva malumdur” demek istemediğini nereden biliyoruz? Şurası kesin ki, Allah Teala’nın, “anlamı malum bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demektense, “Allah Teala’nın, bir fiili nasıl işlediğini bilemeyiz” demek tenzihe daha uygundur...

*



esifil@yahoo.com
ALLAH razı olsun...
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 03.09.2007, 13:34
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız MeRCaNDeDe
Mesajı göster


Soru: Ehl-i Sünnetin selef uleması müteşabihatı tevil etmemiştir. El, yüz, istiva gibi v.s. müteşabihatı örnek verebiliriz, veya İmam-ı Malik’in “İstiva malum, keyfiyeti meçhul, ona iman vaciptir” dediği gibi. Lakin halef uleması ise müteşabihatı tevil yoluna gitmiştir. Selef ve halefin bu kabil tavrı birbirine muhalefet etmek demek midir?”



Cevap: Müteşabihatın tevili konusunda soruda dile getirilen tesbit doğrudur. Selef’in yakîn ve teslimiyeti, müteşabihata tevilsiz iman etme konusunda herhangi bir problem çıkmasını engellemiştir.
Bu iletimi başka bir başlık altında yazmıştım, gerekli gördüğüm için buraya da kopyalıyorum.

Tevil meselesine gelince, selefi salihinin bu hususta tuttukları iki yol vardır.

Biri, kısaca tevil edip çok anlamlara gelebilecek kelimelerin geçtiği müteşabih ayetler için “Bunlara keyfiyetsiz (nasıllık olmaksızın), benzetmeksizin inanırız” gibi sözler kullanıp tam olarak ne manaya geldiğine girmemektir.

Diğer yol ise ayrıntılı tevil etmektir ki bu hem İbni Abbas gibi bazı sahabeler hakkında hemde Mücahid, İmam Ahmed bin Hanbel, Buhari ve Süfyan es-Sevrî gibi sonraki gelenlerden bazıları hakkında sabittir.

İbni Abbâsa gelince, İbni Hacer el-Askalânî sahih-i Buhari üzerine yaptığı şerhinde (Fethu’l-Bârî alâ sahihi’l-Buhârî, c.13, s. 428) şöyle demiştir: “(السَّاق) Es-sâk kelimesine gelince
İbni Abbâstan, Allâh’ın şu kavli hakkında: (يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ)
(El-Kalem suresi, 42) şöyle bir söz gelmiştir: “Çetin durumlar ortaya çıkacaktır ve araplar der ki “Çetinleştiği zaman harp baldırın üzerinde başlamıştır”

İşte bundan anlaşılır kı baldır kelimesinin arapçadaki karşılığı olan (السَّاق) (sâk) kelimesi uzuv anlamında değil işlerin zorlaşması anlamında mecazen kullanıldığı da olur. Arapçada (السَّاق) (sâk) kelimesi çok manada kullanılır, mesela ağacın gövdesine de kullanılır.

İbni Abbâs’ın öğrencisi Mücahide gelince, hadis hafızı Beyhakî, “El-esmâu ves-sıfât” isimli eserinin 309. sayfasında Hadis hafızı Ebu Abdullâh ile Ebu Bekir el-Kâdî’nin şöyle dediklerini bildiriyor: Bize Ebu’l-Abbâs Muhammed b. Yakub haber vermiştir ki (ona da) Hasen ibnu Ali ibnu Affân (ona da) Ebu Usâme (ona da) Nadr, (ona da) Mücahidin Allâh Azze ve Cellenin şu kavli için: (فَأَيْنَمَاتُوَلُوا فَثَمَّ وَجْهُ اللهِ) (Manası: Nereye yönelirseniz yönelin Allâh’ın vechi orasıdır) şöyle dediğini haber vermiştir (yani Mücahid bunu demiştir): “Allâh’ın kiblesi (namaz kılacak kimsenin yöneleceği yön), o halde nerede olursan ol doğuda olsun veya batıda olsun ancak oraya (namaz kiblesine) yönelmiş olursun.”

İşte bu ayette manen “Allâh’ın vechi” diye geçen kısım, “Allâh’ın kiblesi” diye açıklanmıştır.

İmam Ahmed bin Hanbele gelince Beyhaki, İmam Ahmedin menkıbeleri hakkında Hanbelden duymuş olan Ebu Amr ibnu Semmâktan naklen Hakimden şunu rivayet etmiştir: İmam Ahmed bin Hanbel Allâh’ın şu kavlini: (وَجَآءَ رَبُّكَ) (El-Fecr suresi, 22) şöyle tevil etmiştir: “Allâh’ın sevabı (mükafatı) gelecektir” Bunun ardından Beyhaki şöyle demiştir: “Bu, üzerine toz konmamış bir isnad’dır” Bunu, İbni Kesir “El-bidaye ven-nihaye” isimli tarih kitabının 10. cildinin 327. sayfasında nakletmiştir.

Beyhaki şöyle demiştir: “Bunda İmam Ahmedin, Kitapta geçen geliş hakkında ve sünnette geçen nüzul (iniş) hakkında cisim olan zatların gelişleri ve inişleri gibi bir mekandan başka bir mekana geçiş anlamında olmadığına inandığına dair bir delil vardır. Bu ayet Allâh’ın kudretinin eserlerinin zuhur edeceğinde ibarettir. Onlar (İmam Ahmedin zamanında, kendisiyle anlaşamayan bir takım insanlar): “Kur’an Allâh’ın kelamı ve zatının sıfatlarından bir sıfatı olmuş olsaydı gelmesi mümkün olmazdı” diye iddia ettiklerinde İmam Ahmed cevaben şöyle demiştir: “Allâh’ın o günde belirmesini murad ettiği kıraatın (ayetlerin kıraatının) sevabı gelecektir. Dolayısıyla bunları belirteceğini, gelmesiyle tabir etmiştir” (İmam Subkinin Seyfus-sakil kitabı için Muhammed Zahid el-kevserinin yaptığı talikatı, s. 120-121)

Selef alimlerinden bazılarının tevil etmeleriyle ilgili bilgiler konusunda, şam diyarının muhaddisi olan el-Habeşi olarak tanınan Abdullâh el-Harari Hoca efendinin “Sarihu’l-Beyan firraddi alâ men halefe’l-Kur’ân” (Kur’ana muhalefet edenlere karşı sarih beyan) isimli eserinden yararlanarak nakilde bulunmuşturum.

Tarık Ceylan adlı bir üyeden alıntıdır.
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 03.09.2007, 13:50
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
51. Allâh-u Teâlâ’nın şu kavli:
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ne mânâdadır?

İbnu Abbâs şöyle demiştir: بِأَيْدٍ yani kudretle...” O hâlde buradaki يد yed ile bizdeki uzuv denilmek istenmemiştir. Muhakkak ki, Allâh bu tür şeylerden münezzehtir.

Manası: Allâh göğü yed’iyle (kudretiyle) yaratmıştır.

Darulmeşari'nin yayımladıği ''Müslümanların Akidesi'' adlı kitapçıktan alıntı.
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 03.09.2007, 13:57
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Tekfir meselesinde de önceden şu iletiyi yollamıştım:

Bu meseleye ilişkin bir makaleden alıntıda bulunacağım. Metnin yazarı kim bilmiyorum. İbn-i Teymiyye taraftarlarınca yazıldığı malum. Başka kitaplarda okuduğum yazılara paralellik sergileyen bilgilere rastladığım için şu bölümü alıntılıyor ve bu bilgilere katılıyorum:


Aşağıda, inkar ya da helal sayma kaydı olmaksızın -sırf fiil ve terk şeklinde- küfre düşürücü günah işleyen kimsenin kafir olacağına dair nasslardan ve icmadan çesitli deliller sunacağız:

a - Allahu Teala şöyle buyurur (meali)(1): “Söylemediklerine dair yemin ederler oysa küfür kelimesini söylemişler ve islamlarından sonra küfre düşmüşlerdir”(9et-Tevbe:74)
Allahu Teala’nın onların küfrüne hükmetmesi sadece söylemiş oldukları küfür sözü nedeniyledir. İbn Teymiyye der ki; “Allah, Kur’an’da kafirlerin sözlerini zikrederek onların küfürlerine ve bu nedenle tehdidi(vaîd) hak ettiklerine hükmetmiştir.”

b - Allahu Teala şöyle buyurur (meali): “Münafıklar, onların kalplerindekini haber verecek bir sûrenin inmesinden çekinmekteler. De ki, alay edin. Şüphesiz Allah sizin sakındığınız şeyi açığa çikaracaktir. Onlara sorarsan, biz sadece dalmış eğleniyorduk derler. De ki: Allah’la, Onun ayetleriyle ve Onun Rasul’ü ile mi alay etmekte idiniz.

Özür bildirmeyiniz, siz imanınızdan sonra küfre düştünüz” (9et-Tevbe/64-66).
İbn Teymiyye der ki: “Allahu Teala onların, ‘biz küfür sözünü inanmaksızın söyledik; hatta biz dalmış, eğlenir bir halde idik’ demelerine rağmen, onların imanlarından sonra küfre düştüklerini bildirmiş ve Allah’ın ayetleri ile alay etmenin küfür olduğunu açıklamıştır.”
Yine aynı ayetler hakkında şunu söyler: “Ayetler onların, kendilerinin küfür işlediklerinin farkında olmadıklarını, bilakis işlediklerinin küfür olmadığını zannettiklerini göstermektedir. Ayrıca Allah’la, Rasul’ü ile ve Onun ayetleri ile alay etmenin kişiyi imanından sonra küfre düşüreceğini açıklamaktadır.”

Kurtubi, bu ayetin tefsirinde Kadı Ebu Bekr b. el-Arabi’den şöyle nakletmektedir. “Onların bu söyledikleri sözler ciddi de olabilirdi, şaka da olabilirdi. Ancak ne olursa olsun bu sözler küfürdür. Çünkü küfür sözleri şaka yollu söylemenin de küfür olduğu hususunda ümmet arasında görüş ayrılığı yoktur.”

Kitap ve Sünnetin nasları ve sahabe icması, -işleyenin küfrünün sabit olduğu söz, fiil veya terk cinsinden- küfre düşürücü günah işleyenin, inkar yahut helal sayma gibi bir şeyle kayıt konulmaksızın sırf bu sebeple kafir olduğuna delildir. Ehli sünnet imamları bu konuda ittifak içindedirler. Bu konuda yalnızca aşirı Mürcie’ler şâz görüş bildirmiş ve demişlerdir ki: “Küfür fiili işlemek sadece inkarla birlikte olursa küfre düşürür.” Çagdaslardan birçoğu onların bu görüşünü kullanmaktadırlar.
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 03.09.2007, 14:07
Adalet
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.527
Teşekkür etti: 22
29 Teşekkür 22 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Muhammed Han
Mesajı göster
51. Allâh-u Teâlâ’nın şu kavli:
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ne mânâdadır?

İbnu Abbâs şöyle demiştir: بِأَيْدٍ yani kudretle...” O hâlde buradaki يد yed ile bizdeki uzuv denilmek istenmemiştir. Muhakkak ki, Allâh bu tür şeylerden münezzehtir.

Manası: Allâh göğü yed’iyle (kudretiyle) yaratmıştır.

Darulmeşari'nin yayımladıği ''Müslümanların Akidesi'' adlı kitapçıktan alıntı.

ayette "yed" in çoğulu geçmektedir...hiç kimse bizdeki gibi bir uzuvu (eller) kasdetmez zaten...

anlatılan husus "genel tavırlarıdır" hiç yapmadıkları anlamına gelmez...
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 03.09.2007, 14:19
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
''Ehl-i Sünnetin selef uleması müteşabihatı tevil etmemiştir. '' iddiasına yönelik ''Müteşabihatın tevili konusunda soruda dile getirilen tesbit doğrudur.'' cevabından ve
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Abdulcabbar
Mesajı göster
selef mesela "tevil" yapmıyordu...ayetlerin zahirini (haberi sıfatları) olduğu gibi kabul ediyorlardı...
bu cümleden Selefin tevil yapmadığını anlamamız bizim Türkçeyi anlamadaki kıtlığımızdan kaynaklansa gerek...


Herneyse bizler herkesin anlayacağı dilde yazalım tekrar:

Tevil meselesine gelince, selefi salihinin bu hususta tuttukları iki yol vardır.

Biri, kısaca tevil edip çok anlamlara gelebilecek kelimelerin geçtiği müteşabih ayetler için “Bunlara keyfiyetsiz (nasıllık olmaksızın), benzetmeksizin inanırız” gibi sözler kullanıp tam olarak ne manaya geldiğine girmemektir.

Diğer yol ise ayrıntılı tevil etmektir ki bu hem İbni Abbas gibi bazı sahabeler hakkında hemde Mücahid, İmam Ahmed bin Hanbel, Buhari ve Süfyan es-Sevrî gibi sonraki gelenlerden bazıları hakkında sabittir.
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 03.09.2007, 14:21
Adalet
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.527
Teşekkür etti: 22
29 Teşekkür 22 Mesaja aldı
"en nadiru ke l ma'dum"
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 03.09.2007, 14:29
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Şeyh Abdullah Harari selefin müteşabihat konusunda iki yolu benimsediğini bildirmiş. Bu yoldan birisi de tevildir.

Onların tevilleri nadir olsa bile kesin bir ifade ile ''onlar tevil yapmazdı'' diyerek kestirip attırmak ne kadar insaflı bir davranıştır!?..

Ya da Türkçemizde onlar tevil yapmazdı kelamından önünde veya arkasında hiçbir karine olmaksızın nadiren tevil yaparlardı gibi manalar anlaşılabiliyorsa demek ki biz sizlerin kelamını anlayamamışız.

Konu Mavi tarafından (03.09.2007 Saat 21:28 ) değiştirilmiştir..
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 03.09.2007, 15:05
Adalet
 
Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.527
Teşekkür etti: 22
29 Teşekkür 22 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Muhammed Han
Mesajı göster
Şeyh Abdullah Harari selefin müteşabihat konusunda iki yolu benimsediğini bildirmiş. Bu yoldan birisi de tevildir.

Nadir olsa bile onlar tevil yapmazdı diyerek kestirip attırmak ne kadar insaflı bir davranıştır!?..

Ya da Türkçemizde onlar tevil yapmazdı kelamından önünde veya arkasında hiçbir karine olmaksızınnadiren tevil yaparlardı gibi manalar anlaşılabiliyorsa demek ki biz sizlerin kelamını anlayamamışız.

ikincisi nedir ? (birincisi tevil ) (ikincisi de tevil )

kardeşim siz var ya ;

harari nin tek sözü üzerine ilim bina edersiniz...lakin said i nursi yi de tek sözünden dolayı tekfir etmeye çalışırsınız...

genel kaideler anlatılırken "istisnalar" tek tek sayılmaz...

ayrıca kısa tevil ile ayrıntılı teville ne demek istemiştir...burada tevilin kısalığımı yoksa tevil yapılanların azlığı mı kasdedilmiş...

bir şey tevil edildikten sonra ha kısa olmuş ha uzun...

harari nin bu sözlerine bakınca tüm selef için "TEVİLCİYDİLER , KİMİ KISA (!) KİMİ UZUN (!) yapardı mı diyeceğiz...


imamı malik in sözü ne olacak : yalan söyledi mi diyeceğiz...

Süfyan b. Uyeyne der ki: Bir kişi İmam Mâlik´e şunu sordu: Allah, arşa istiva etti, ayet böyle diyor. Nasıl istiva etti? İmam Mâlik uzun süre düşündü, alnında iri iri terler belirdi. Mâlik´in bu sözden alındığı kadar hiç bir şeye böyle alındığını görmemiştim. Yanındakiler ne diyecek diye beklemeye başladılar. Sonra bu hal geçince «İsitvâ malûm, fakat onun istivasını akıl kavrayamaz, bunu sormak da bid´attır, buna iman ise farzdır, ben seni şaşırmış görüyorum,» dedi.
kılıçustası isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 03.09.2007, 15:15
 
Mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.07.2007
Mesajlar: 1.146
Teşekkür etti: 55
42 Teşekkür 34 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Abdulcabbar
Mesajı göster

harari nin tek sözü üzerine ilim bina edersiniz...lakin said i nursi yi de tek sözünden dolayı tekfir etmeye çalışırsınız...

.
Anlaşılmayan bir yer var ise bunu daha sakin bir şekilde beyan edersin. Bu şekilde bir saldırganlığa anlam veremiyorum.

Hararilerin Said Nursi'yi tekfir ettikleri görülmemiştir, bunu da nereden çıkardın şimdi.

Haaa nette Hararilerin yumurta mı yoksa bal mı onu yemeye haram dediklerinin iddia edilmesi gibi iftiralara rastlayınca sizin bu iddianızı nereden çıkardığınıza şaşırdığım gibi o zamanda şaşırıp kalmıştım.


Hem bu mevzunun konu ile alakası nedir?.

Kısa ve uzun tevilden kasıt nedir araştırırım. Kitapta o bölümü bulamadım, bilgisi olan arkadaşlara danışırım.

Konu Mavi tarafından (18.09.2007 Saat 21:17 ) değiştirilmiştir..
Mavi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla