Üyelik tarihi: 02.08.2002 Teşekkür etti: 0
7 Teşekkür 6 Mesaja aldı
| M U H A L E F E T Ü N L İ L - H A V A D İ S Ne Demektİr.? Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.
ALLAHIN ZATİ SIFATLARINDAN M U H A L E F E T Ü N L İ L - H A V A D İ S Muhalefetün lil-havadis, Allah Tealanın, sonradan olmuş şeylere benzememe sıfatıdır. Hz. Allah hiçbir şeye benzemediği gibi, hiçbir şey de ona benzemez, benzeyemez. Allahın zati sıfatlarla yaratılmışlara benzemesi mümkün değildir; zira o ebedidir, bakidir. Varlıklar ise sonludur, ölümlüdür.
Diğer taraftan varlıklar, bir takım cüz ve parçalardan meydana gelmişlerdir. Cenab-ı Hakkın zatı içinse, böyle bir şey bahis mevzuu olamaz. O bakımdan, kim nasıl ve ne şekil düşünürse düşünsün, Allah Teala tasavvur edilenlerin hiç birine benzemez. Çünkü insan; gördüğü, duyduğu ve bildiği varlıkları tasavvur edebilir. Bunlar ise, sonradan yaratılan varlık, suret, renk ve şekillerdir.
Nitekim Kuran-ı Kerimde şöyle buyurulmuştur: Göklerin yaratıcısı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. (S. Şura, 11) Allah Tealanın, canlı-cansız hiçbir mahlukata benzememe sıfatı; diğer varlıklarda bulunan cisimlik, cevherlik, arazlık, cüz ve parçalardan meydana gelme; yemek, içmek, oturmak, uyumak; üzüntülü, kederli veya sevinçli olmak gibi sıfatlardan da uzak olduğunu ifade eder. Bazı ayetlerde zikredilen Yedullah: Allahın eli (S. Fetih, 10), Vechullah: Allahın yüzü (S. Rahman, 27), er-Rahmanü alel-Arşis-teva: Allahın Arşı istiva-istila etmesi (S. Taha, 5) gibi ifadeler, Cenab-ı Hakkın başka varlıklara benzediğine delalet etmez. Zira bunlar, müteşabih ayetlerdir, mecazi manada kullanılmıştır. Müteşabih ayetler; Kuran-ı Kerimin, zahiri manaları maksud olmayıp, misal gibi irad olunan ayetleridir. Diğer bir tarifle; ümmet fertleri için, kendisi ile ne murad edildiğini anlamak ümidi kesilmiş olan lafızlardır. Yukarıda geçen kelime ve terkipler gibi...
Bununla beraber tefsir ve tasavvuf alimlerinden bir kısmı, yanlış anlaşılmalara sebep olmaması için bunlara bazı manalar vermişlerdir. Mesela, Allahın eli: Allahın kudreti; Allahın yüzü: Allahın zatı; Arşın üzerine oturma: Arşa hakim olma, hükmünü geçirme manalarınadır, demişlerdir.
***
İmam-ı Rabbani (k.s.) hazretleri ise bu hususta şunları beyan etmektedir: Yed: el olarak ifade olunan kelimenin tevili kudretten; vecih: yüz olarak tabir olunan kelimenin tevili de zattan ibarettir, diye hayal etmeyesin. Müteşabih ayetler ve mukattaa harfleri, hakikat ve esrar ilminin mahzenidir...
... O bakımdan bunların tevili, gizli sırlardan olup, sadece ehassul-havasa (seçkin kullara) açılıp gösterilmiştir, herkese değil. Bunlardan her biri, aşık ve maşuk arasında gizli sırlardan dalgalı bir deniz, muhib ile mahbub arasında ince işaretlerden gizli bir işarettir....
Şu fakir (İmam-ı Rabbani hazretleri zat-ı alilerini kastediyor), uzun zamandan beri müteşabihatın tevilinde tevakkuf ediyor (duruyor) ve Hakk Sübhanehunun ilmine havale ediyordum. Rasih alimler için de, buna inanmaktan başka bir nasip düşünmüyordum. Sôfiyye alimlerinin açıkladıkları tevilleri de, bu müteşabihatın şanına layık ve münasip bulmuyor ve yine o tevilleri, gizlenmesi kabil olan esrardan da görmüyordum....
Ama ne zaman ki Allah Sübhanehu ve Teala hazretleri bana, sırf fazlı ile müteşabihatın tevilinden bir koku ızhar eyledi, bu büyük denizden bir ark açtı ve onu şu miskinin istidat arzına uzattı da bildim ki; diğer hususlarda olduğu gibi, müteşabihatın tevilinde de şüphesiz rasih alimler için bolca nasip vardır.
Çünkü ulema-i rasihin, peygamberler (aleyhimüs-selam)in varislerinin kamilleridir. Velayet kemalatının derecelerini geçmişler ve asaleten peygamberlere mahsus olan davet makamına ulaşmışlardır... Müteşabihatın tevil ilmi, asıl itibariyle Resullere (aleyhimüs-salavatü vet-teslimat) mahsustur. Bununla birlikte bu ilimden, tebaiyyet ve veraset yoluyla, ümmetlerden azın azına da çok az bir şey ihsan olunur.
Bu dünya hayatında, onun yüzündeki peçe kalkmaz. Lakin ahiret hayatında, ümmetlerden büyük bir cemaatin, bu devletle müşerref olmaları ümit edilir. Bu da yine tebaiyyet yolu ile olacaktır... Müteşabihatla alakalı yazılması mümkün olan kadarı şudur: Dünya hayatında, bu anlatılan pek az kişinin dışında, diğer bazılarının da bu devletle yani müteşabihatın tevil ilmi ile şereflenmelerinin caiz olduğudur. Ancak onlara, bu işin hakikatinin ilmi verilmez, tevili de inkişaf etmez...
Ben bu manayı, müntesiplerimden sadece bir fertte müşahede edebildim; başkalarında ne hasıl olabilir?.. Hamdolsun o Allaha ki, hidayetiyle bizi buna muvaffak kıldı. O bize hidayet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkan yoktu. (S. Araf, 43; Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/276, 2/35, 2/50) Daha geniş bilgi için, adı geçen mektuplar mütalaa edilebilir. |