Üyelik tarihi: 10.07.2004 Teşekkür etti: 0
5 Teşekkür 2 Mesaja aldı
| En büyük düşman nefis Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
“Allah yolundan sapanlara, hesap gününü unutmaları yüzünden, şiddetli bir azap vardır.” (Sâd; 26)
Dünya hayatındayken, Allah-u Zülcelal’in uyarılarına rağmen, hesap gününü unutarak, nefislerinin arzusuna tabi olup, Allah-u Zülcelal’in doğru ve saadete götüren yolundan ayrılanlar için ahirette büyük ve çetin bir azap vardır.
Akılsız insan odur ki, yaşadığı süre içinde, ahiret mutluluğunu düşünmeden, kendi ateşini kendi eliyle tutuşturur. Ne yazık ki, insan Allah-u Zülcelal’den o kadar gafildir ki, arkasında cehennem olduğunu bildiği halde, gülmeye devam eder. Halbuki tek kurtuluş yolu, çok ağlamak ve daima Allah-u Zülcelal’e yalvarmaktır.
Bütün kötülüklerin anası, nefsin isteklerine uymaktır. Nefis, hiçbir zaman insana, bir şeref, bir mükâfat kazandırmaz. İmam-ı Şafii (Radıyellahu Anh) Hz. şöyle buyurmuştur:
“İki görüşten hangisi doğru, hangisi yanlış diye karar veremediğiniz zaman, nefsi isteklerinizin meyl ettiğinin tersine olanını seçiniz. Zira nefis, insanı daima kınanmış amelleri yapmaya teşvik eder.”
Bundan dolayı Firavun’un durumunu daima hatırımızda bulundurmalıyız. Çünkü, onun nefsi kendisine; “Ben Rabb’ım” dedirtti. Nefsimizi serbest bırakıp, gem vurmadığımız zaman, tabi ki nefis de bizi günaha sürüklemeye devam edecektir.
Bu Ahir Zaman’da insanın nefsi, Allah-u Zülcelal’e yönelmeye engel olmak için oldukça büyük çaba sarf etmektedir. İnsanın ibadet, zikir, sohbet, hizmet yapmasını istemediğinden, türlü bahanelerle onu bu işlerden alıkoymaya gayret eder.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadis-i şeriflerinde:
“Yeryüzünde ilâh olarak ibadet edilenler içinde, Allah-u Zülcelal’e karşı, heva-i nefisten (nefsin arzularından) daha büyüğünü görmedim” buyurmuştur. Nefse tabi olmak, putlara tabi olup, onlara ibadet etmekten daha ağır bir suçtur.
Onun için elimizden geldiği kadar, nefisimizin arzularına uymaktan sakınmalıyız. Nefis ve şeytanla mücadele, insan için çok büyük bir mücadeledir. Bunun şuurunda olarak, nefisimize hakim olmaya gayret etmeliyiz. Çakmak taşında ateşin gizlenmesi gibi, nefsin istekleri de kalpte öyle gizlidir. Çakıldığı zaman parlar, kendi haline bırakıldığı zaman gizlenir.
Nefsin isteklerine uymak, çirkin bir binektir. Bizi, Allah-u Zülcelal’in yolundan, zikirden, ibadetten, hizmetten alıkoyup, günahlara ve karanlıklara sürükleyerek geri bırakır. Tabi ki bu, insanın imtihanıdır. Dediğimiz gibi imtihanı kazanmak için biraz mücadele etmek lazımdır.
Kim ki hayata, nefsinin isteklerinin gözüyle bakarsa, daha dünyada iken kendi –cehennem- ateşini yakmış demektir. Onun için elimizden geldiği kadar, hata ve günahlar üzerinde konaklamadan, kendimizi Allah-u Zülcelal’e yöneltmeliyiz.
Amelsiz İlim Olmaz
Günümüzde ilim sahibi olmak çok kolaylaşmıştır. Eskiden, insan 20 yaşlarına kadar ilim okuduğu halde, az bir ilme sahip olabiliyordu. Şimdi ise hemen hemen bütün kitaplar, okuyup anlayacağımız şekilde, Türkçe’ye çevirilmiştir. İnsan, kendini çok kolay ve daha kısa bir zamanda yetiştirebilir. Tabi asıl mühim olan, öğrenilen ilimle amel yapmaktır. Amel yapılmadığı zaman, o ilmin sahibine hiç bir faydası yoktur.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in yanına bir adam gelerek:
-Ya Resulellah! Allah’ın sana öğrettiği bir şeyi, menfaat elde edebilmem için bana da öğret, dedi. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o adamı Ashab’ından birine teslim ederek, şöyle buyurdu:
-Ona biraz Kur’an okumayı öğret. Sahabe o adama, ‘İzâ zülzilet...’ diye başlayan sureyi öğretti. “Kim zerre kadar hayır işlemiş ise onu (karşılığını) görecek. Kim de zerre kadar şer (günah) işlemiş ise, onu görecek.” ayet-i celilesini okuduğu zaman:
-Bu kadarı bana kâfidir, dedi. Sahabe şaşırarak:
-Nasıl olur, bu kadar ilim sana yeter mi? Dediği zaman, şöyle cevap verdi:
-Evet, bu kadarı bana yeterlidir. O sahabe Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e gelerek:
-Ya Resulellah! Bu ayet-i kerimeye sıra geldiği zaman, okumayı bıraktı,dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
Görüldüğü gibi o adam, bu ayet-i kerime ile ilim sahibi oldu. Madem ki zerre kadar ne hayır, ne de şer kaybolacak, o zaman elimizden geldiği kadar, kendimizi günahlardan muhafaza edip, salih ameller işlemeye gayret göstermeliyiz. Zaten ilim de budur.
O zaman Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Onu bırakın, o alim oldu.”
İşte, insan ne kadar ilim öğrenirse öğrensin, o ilmin sahibi olabilmek için onu tatbik etmesi ve amel yapması gereklidir. Tatbik edilmeyen, kendisi ile amel yapılmayan ilim, insana ağır bir yüktür. Bize düşen görev, bu sohbetlerden ‘Denizden bir damla misali’ bir miktarını dahi olsa, alıp uygulamaktır. Böyle yapalım ki, amelimizden bir fayda elde edebilelim.
Çünkü, ilmin hayata geçirilmesi, Peygamberlerin, Sahabe-i Kiramın ve Evliya’ya mutabbat etmek, onların yoluna uymaktır.
İbrahim bin Ethem (Kuddise Sırruhu) şöyle buyurmuştur:
“Bir gün bir taşın yanından geçerken, üzerinde ‘beni çevir’ yazılı olduğunu gördüm. Taşı çevirince, baktım bir kağıt var. Kağıtta da şöyle yazmakta:
‘Sen öğrendiğin ile amel yapmadığın zaman, bilmediğin şeyi nasıl talep edeceksin?’ Anladım ki, ilim olarak ne öğrenirsem, Allah-u Zülcelal benden onu yerine getirmemi istiyor. İlim bildiğim halde, onunla amel yapmadığımda, o ilmin bana bir faydasının olmadığını öğrendim.”
Dikkat edersek, Selef’in, Sahabe-i Kiram’ın, zamanlarını sadece ilimle değil, bu öğrendikleriyle amel yaparak geçirdiklerini görürüz. Onun için daima kitap okumalı, sanki eczaneden ilâç almış gibi bu okuduklarımızı tatbik etmeliyiz. Ancak bu şekilde, kendimiz de günahlardan muhafaza olup, hayırlara yönelme gücünü bulabiliriz.
Allah-u Zülcelal, hepimize razı olacağı salih ameller nasib etsin. Ve kendi fazl-ı keremi ile af ve mağfiret etsin. (Amin.)
Nefse Hitap - Reyhan Yayın Evi |