| Bediüzzaman’ı gereği gibi tanıyabildik mi? İzmit’ten mektup gönderen “Abdullah İhvan” isimli okuyucum, cevaplandırmam için 19 sual sormuş. O suallerin tamamının cevabı, “Rumûzü’l Kur’an” isimli eserde mükemmel şekilde verilmiştir (Rahle yayınları. Tel: 0212- 643 83 27). O esere bakıldığında; “Lâ ilâhe illallah” ile birlikte “Muhammedü’rresûlullah” demeyenin; Peygamber Efendimizin (asm) tebliğ ettiği Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyeyi bütünüyle tasdik edip de taraftar olmayanın; hıristiyan ve yahudilerle din cihetinden diyaloğa girip onların inancını da hak din olarak görenin; Müslümanları vuran kafirlere fiilen ve kalben taraftar olanın nasıl ebedî Cehennemlik olduğu delilleriyle birlikte ortaya konulmuştur. Her Mü’min kendisine, fıkhın ölçülerine göre çekidüzen vermelidir. Meselâ, “elfaz-ı küfür” var. Bu sözlerin ne olduğu kitaplarda mevcuttur. Bir tek sözle insanın nikahı gidebildiği gibi, o küfür sözlerini söylemekle de imanı gidebilmektedir. Onun için ağızdan çıkacak her söze, atılan her adıma dikkat etmeli, şayet hata edilmişse, tevbe edilmelidir.
Okuyucumun mektubunun diğer kısmına gelecek olursak; Bu ülkede yaşayan Müslümanların Bediüzzaman’ı gereği şekilde tanıdığı kanaatinde değilim. Bediüzzaman’ın ismine ve onun eserlerine sahip çıktığını belirten bazı kimselerin hatalı davranışları ve sözleri, bu muazzez İslam büyüğüne mal edilmiştir. Bu yanlış bir davranıştır. Hiçbir şahsın veya grubun sözleri ve davranışları Bediüzzaman’ı ve onun eserlerini bağlamaz.
Bediüzzaman’ın hayatı ve eserleri ortadadır. Bediüzzaman yiğit bir Kur’an hizmetkârı idi. İdamla muhakeme edildiği zamanlar bile, “Şeriatın bir hakikatına bin ruhum olsa fedâ etmeğe hazırım.” , “Yüzer milyon başların fedâ oldukları bu kudsî hakikata başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, Hakikat-ı Kur’aniyeye fedâ olan başlar, zındıkaya teslim-i silah etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşaallah” diye haykıran bir İslâm fedâisi idi.
Bediüzzaman’ın hayatına bakınız; Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyeye harfi harfine bağlı olduğunu, dinden zerre miktar tâviz vermediğini görürsünüz. Birinci Dünya savaşında Anadolu işgale mâruz kaldığında, beş yüz talebesi ile cepheye koşmuş, Gönüllü Alay Kumandanı olarak, iki sene boyunca Ruslarla ve Ermeni çetecilerle savaşmıştı. Küffar İslam beldesine girdiğinde, savaşmak kadın, erkek her Müslümana “Farz-ı ayn” olurdu. Bediüzzaman bu hükmün gereğini yerine getirmişti. Yaralanıp da Ruslar’a esir düştüğünde Rus Orduları Başkumandanı Nikola Nikoloviç gelince ayağa kalkmamış, “Rus ordularına hakaret ettiği” gerekçesiyle idama mahkum edilmişti. Bediüzzaman burada da Şeriatın bir hükmünü uygulamıştı. Müslüman idarecilerin ve âlimlerin kâfire hürmet göstermeleri küfrü mucipti. İşte onun için Bediüzzaman, dinin bir hükmünü ihlal etmektense idam edilmeye razı olmuştu. (İdam edilmeden önce iki rekat namaz kılması ve son derece vakur hali dolayısiyle onun inancı gereği böyle davrandığına kanaat getiren Nikola, kararı iptal ettirecek ve özür dileyecekti.)
Bediüzzaman İstanbul’da iken bu şehrin İngilizler tarafından işgal edilmesi üzerine; “Tükürün İngiliz lâinin o hayasız yüzüne!” diye haykırıyordu. İngiliz Anglikan Kilisesi Başpapazının, “İslamiyet hakkında sorduğum bu altı soruya altı yüz kelime ile cevap isterim!” diye küstahça sorusu üzerine, “Ayağını boğazımıza basmış vaziyette küstahça soru soran bu papaza, değil altı yüz kelime, değil altı kelime bir tükürük ile cevap veriyorum!” diyordu.
İşte Bediüzzaman buydu. Değil papazlarla, hahamlarla diyalog içine girmek, onları baş köşeye oturtmak, onları Müslümanların alkışlarıyla konuşturmak; onlara zerre kadar hürmet ima edecek davranışta bulunmazdı. Allah’ın indinde bir tek din vardı, o da İslamiyetti. Ancak İslamiyeti tebliğ ederdi. O da yüksek bir makama oturarak. Muhatapları ise uslu şekilde dinlemeleri kaydiyle...
Risale-i Nur; Kur’an-ı Azimüşşan’ın imânî ayetlerini tefsir eden; Allah-u Teâla’nın isimlerinin kâinattaki tecellilerini gösteren, öldükten sonra dirilmeyi ispat eden ve daha pek çok mühim mevzuu açıklayan muhteşem bir eserdir. Bu eserler, Müslümanların İslamiyetle bağlarının kopartılmak istendiği bir zamanda Allah-u Teâlâ’nın bu ülke insanlarına bir lütfudur.
Risale-i Nur eserlerine bakıldığında; Nazarların devamlı Kur’an’a, Hadis’e, edille-i şer’iyyeye çekildiği görülür. Aslolan bu eserlerde yazılı olanlardır. Yoksa bazı kimselerin sözleri ve davranışları mühim değildir. Bu eserler, şahısların ve grupların değil, ümmetin malıdır. Bediüzzaman’ı ve onun eserlerini tanıyan kârlı çıkar...
__________________
o geliyor müjdeler olsun
|