Eğer cahil bir kimse, tefsir alimlerine veya tefsiri tercüme yapan mütercimlere itimadı olmadığından dolayı, ikna olmaz ve Kur’an’ın manasını, ille de kendisiyle mana arasına herhangi bir alim veya müfessir ya da tefsiri tercüme yapan bir mütercim girmeksizin anlamaya ve öğrenmeye kalkarsa, öncelikle Arap dilini, belagat ve tefsir ilmini esaslı bir şekilde öğrenmesi ve cehaletten kurtulup alim olması gerekir ki, kendi ayarında veya kendisinden daha düşük mertebede gördüğü kimselere güvenmemeye hakkı olsun. Sonra bu kimse Kur’an’la kendisi arasındaki mesafeyi kapatarak Kur’an’ın huzuruna kendisi gelsin, yoksa Kur’an’ı kendi ayağına davet etmesin. Kur’an onun bu davetine icabet etmeyince de kalkıp onu tezyif ve tahkir etmesin. Yine o cahilin yapması gereken şey, Kur’an’la vasıtasız ve direkt temas sağladığını farzederek yaptığı kısa tercümeyle -halbuki bu tercüme dahi vasıtadan başka bir şey değildir-Kur’an-ı Kerim’i kendi derekesine indirmek değil, kendisini Kur’an’ın eşiği seviyesine yükseltmektir. Cahilin kısa tercüme karşısındaki durumu ise aslında hatalı bir vasıta olma halidir. Yahut o, eksik bir vasıtaya rıza gösteren ve bununla Kur’an’ın tam olarak anlaşılacağını iddia eden bir kusurludur…….
……
Bir de, Kur’an’ı kendi re’y, heva ve hevesi ile açıklayanlar, üzerine titremeleri gereken Kur’an gibi bir ni’met-i uzmaya karşı küfran-ı nimette bulunmuş olurlar. Rivayetteki "kefere" kelimesindeki tehdidin ağırlığı, kalbinde zerre kadar iman olan herkesi derin derin düşündürmeli ve Allah’ın ayetlerini uluorta ve keyfi bir şekilde açıklamaktan alıkoymalıdır.
Evet, Kur’an-ı Kerim’in tefsiri ancak hakiki ve icazetli Ehl-i Sünnet ulemasının işi ve vazifesidir. Halkın, gençlerin, okur-yazar müslümanların bu işe karışmamaları gerekir. Kur’an tefsiri, ilahi ayetlerin açıklaması ayağa düşürülmemelidir.
Şimdi sırası gelmişken şu meseleyi de kısaca açıklayalım:
Kimler Kur’an-ı Kerim’i tefsir edebilir? Müfessir olmanın şartları nedir? Muteber ve gayr-i muteber tefsirler hangileridir?
Bu suallerin bir kısmını, son devrin büyük müfessirlerinden merhum Giritli Sırrı Paşa versin. Müşarünileyh "Tabakat ve Adab-ı Müfessirin" adlı küçük, lakin çok değerli eserinin 23, 24, 25 inci sahifelerinde verdiği bilgileri, dilini sadeleştirerek aşağıda sunuyoruz:
ADAB-I MÜFESSİRIN
Tefsir yapacak alimin aşağıda zikr edilen şu onbeş ilmi gayet mükemmel şekilde bilmesi lazım gelir. Bu ilimleri kemaliyle bilmeyen kimselerin Kur’an tefsirine yeltenmesi şer’an caiz değildir.
1. Lügat (Arap dili)
2. Nahv ilmi
3. Tasrif (Sarf ilmi)
4. İştikak .
5. Me’ani ilmi
6. Beyan ilmi
7. Bedi’ ilmi
8. Kıraat ilmi
9. Usul-i din ilmi
10. Usul-i fıkıh ilmi
11. Esbab-ı nüzul
12. Nasih ve mensuh
13. Fıkıh ilmi
14. Mücmel ve mübhem’in tefsiri
Müfessirin sahip olması gereken 15’inci ilim ilmül-mevhi-be’dir. Bu öyle bir ilimdir ki, onu Cenab-ı Hak hazretleri, ilmiyle amil olan bahtiyar kuluna ihsan eder.
Sırrı Paşa’nın saydığı bu 14 ilim kesbi’dir, yani çalışıp öğrenmekle elde edilebilir. 15 nci ilim ise vehbidir, yani
Allah vergisidir. O verirse verir, vermezse, çalışmakla öğrenilip elde edilemez.
İşte bu 15 ilim, müfessirin (tefsir aliminin) mutlaka, kesin Surette ve hiç şüphesiz ve eksiksiz mükemmel bir şekilde sahip olması zorunlu bulunan ilimlerdendir. Ama bunlardan başka, Kur’an-ı Kerim’i tefsir edebilmek için müfessirin diğer ilimlerde derinleşmiş olması da şarttır.
.
.