İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 14.11.2004, 23:38
KERBELA

 
Bazul_Eşheb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.10.2003
Mesajlar: 137
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

KADİRİLER

İstanbul-Tophane'deki Kadiriler yokuşunda bulunan Kadirhane'de, her salı akşamı zikir düzenleniyor. Bu zikir törenlerine yaklaşık 50 kişi katılıyor. Kadiri Tarikatı'nın sembolü olan Sancak-ı Şerif'in önünde oturan tarikat üyeleri, her yıl Miraç Kandili'nden sonraki ikinci salı günü okunan ''Miraciye Hilavet'i''yi dinlerken görünüyorlar.

Türk İslam anlayışının en köklü temsilcilerinden olan Kadirilerin bir kolu olan İstanbul Tophane'deki Kadirhane kapılarını Tempo'ya açtı. Tasavvuf kültürünü tüm dünyaya tanıtmak amacıyla, müsait oldukları taktirde her ülkeden gelen daveti kabul ettiklerini söyleyen Şeyh Misbah Erkmenkul, bu konuda ellerinden geleni yaptıklarını belirtiyor. Biz ise, Tempo olarak, Türkiye'nin AB'ye girişi aşamasında "devran, zikir, ayin" gibi dini ritüellerin, bir "show zenginliği" olarak turizme açılmasını ve uluslar arası bir gösteri niteliği kazanması gerektiğini düşünüyoruz



Anadolu müslümanlığı
İstanbul'un en eski tarikatlarından Tophane'de Kadiriler Tekkesi'ndeyiz. Halk arasında "Kadirhane" diye bilinen yer. Firuzağa Camii'nin hemen altında. Aynı yerde 374 yıllık bir geçmişe sahip olan tekkenin son Şeyhi Misbah Erkmenkul (73) tevekkülle gülümseyerek şöyle diyor: "İspanya'dan Japonya'ya kadar dünyanın bir çok ülkesinde davet üzerine 19 kişilik semazen ekibimizle gösteri yaptık." Dergahın kapısı kendi deyimleriyle "istisnasız" herkese açık. Kadirilik, Türkiye'nin en eski, en geleneksel, en yaygın, en prestijli tarikatlarından biri. Çünkü kurulduğundan beri tasavvuf çizgisiyle bağnazlığa ve geri İslam anlayışlarına karşı, hoşgörüyü, insaniliği ve modernleşmeyi temsil eden bir tarikat. Müzikle zikir yapıldığı için Arap kökenli Siyasal İslam anlayışı öteden beri Anadolu ve Türk kökenli bu tür tarikatların hepsine karşı ve hepsini İslam dışı sayıyor. Ancak Anadolu Müslamanlığı bu tarikatları günümüze kadar yaşatıp sürdürmeyi başarmış. İstanbul-Tophane'deki Kadiri dergahı da artık neredeyse İstanbul folklorunun yaşayan canlı bir örneği sayılabilir.

Tempo dergisi olarak Kadirileri dergahta ve zikirde izin alarak görüntüledik. Biz Türkiye'ye Avrupa kapılarının açıldığı bir ortamda tekke ve tarikatları "yaşayan geleneksel kültür" olarak değerlendiriyoruz. Ve bunların "devran, zikir ve ayin" gibi dini ritüellerin, bir "show zenginliği" olarak turizme açılmasını ve uluslar arası bir gösteri niteliği kazanması gerektiğini düşünüyoruz. Tabii bir kesimin tekke ve zaviyeleri hala irticanın merkezi olarak gördüğü bir ortamda "tekkeleri turizme açalım" önerisi çok yönlü tartışmaya açık. Kadiri şeyhi ise bu konuda hiç tutucu görünmüyor.

Kadiriler bu çerçevede geleneklerini sınırlı sayıda üyeyle sürdürmeye çalışıyor. Aralarında bilgisayar mühendisleri, gazeteciler gibi meslekten insanların da bulunduğu bir avuç "gönül erenleri" bin yıllık tasavvuf geleneğini kendi çapında sürdürmeye çalışıyor.

Tophane'deki Kadiriler Yokuşu'nda, 1630 yılında kurulmuş olan Kadiri Tekkesi, tasavvuf kültünün önemli bir merkezi olarak varlığını halen sürdürüyor. Kadirhane adı verilen tekkede her salı günü yapılan zikir törenleri 400 yıllık bir geçmişin izlerini bugünlere taşıyor. Tekkenin kurucusu olan Şeyh İsmail Rumi'nin türbesi de Kadirhane'nin içinde bulunuyor. Bugün tekkenin başında bulunan Kadiri Şeyhi Ahmet Misbah Erkmenkul, yaptığımız görüşmede Kadiriliğin ortaya çıkışı, tekkenin kuruluşu, geçmişten bugüne taşıdıkları tasavvuf kültürünün zenginliklerinin yanında, günümüz Türkiye'sinin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal durum hakkındaki bilgi ve düşüncelerini bizlerle paylaştı. Bunu yaparken de ısrarla, tasavvuf geleneğini tüm dünyaya tanıtabilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, bu anlamda kendilerine gelen tüm davetleri kabul etmeye çalıştıklarını söylüyor. Bu bağlamda dünyanın bir çok ülkesinde de Semah gösterileri düzenlemişler.

Tekkeye girdiğimizde bizi karşılayan ilk şey, büyük bir yangında harabe haline gelmiş caminin sağlam kalan tek duvarında çift taraflı ve Arapça yazılmış "Ali" ismi oluyor. Geniş basamaklardan oluşan ve yukarı doğru meyilli bir yoldan ilerleyerek misafirhanenin önüne geliyoruz. Zikir törenleri, semahhane de denilen cami yanmış durumda olduğu için, misafirhanenin üst katında yapılıyor. Tekkeyle aynı yaşta olan misafirhanenin kapısını çalıyoruz. Kapıyı açan kişi, Misbah Erkmenkul'un eşi Remziye Hanım. Buyur ediyor bizi. İçerideki "yaşanmışlık kokusu", gözümüzün değdiği her noktadaki kanıtlarla birleşiyor.


"Gören görsün"
Odaya girdiğimizde, ilerlemiş yaşına rağmen ayakta karşılıyor Şeyh Mihbah Erkmenkul. Selamlaşıyoruz. Teklif edilmeden çaylarımız geliyor. Söylendiğine göre misafir, olabilen en çabuk şekilde memnun edilmeliymiş bu çatı altında... Çok memnun oluyoruz. Kayıt için teybimizi açmadan sohbet başlıyor. Fotoğraf kadrajına girmemesi için boş çay bardaklarını kaldırmak istediğimizde Erkmenkul, onların yerinde kalmasını istiyor. "Gören görsün" diyor. "Onlar, burada tatlı muhabbetin olduğunun ispatıdır."

Röportaj sırasında fotoğraflar çekilirken, bir anda ayağa kalkıyor. "Ceketimi giysem daha şık olur."

Kolaylık sağlamak için ceketini tuttuğumuzda, başını çevirip elimizi öpüyor. "Tasavvuf geleneğinde böyledir" diyor. "Yardım edenin eli öpülür." Söyleyecek sözümüz olmuyor...

Tekke'nin ne zaman ve ne şekilde kurulduğunu anlatmaya başlamadan önce, Türkiye'de kendilerinden başka gerçek Kadiri kültürünü devam ettiren başka bir tekkenin olmadığını söylüyor ve ekliyor, "Teamüden devam ettirdiklerini söylüyorlar, ama ben onları tanımıyorum. Burası asitanedir. Yani tarikatın merkezi burasıdır. Asitane demek, tarikatı kuran pirin metfun bulunduğu yerdir."

Kadiriliğin İstanbul'daki kurucusu Şeyh İsmail Rumi'nin, bu yoldaki hikayesini şöyle anlatıyor: "İsmail Rumi Hazretleri, Kastamonu'nun Tosya kazasındandı. Burada medrese eğitimini yaptıktan sonra Abdülkadir Geylani Hazretleri'nin manevi daveti üzerine, kalkıp Bağdat'a gidiyor. Bağdat Üniversitesi'nde tahsilini kuvvetlendiriyor. Burada 40 gün kalıyor.

41'inci gün Abdülkadir Geylani Hazretleri manevi bir emir veriyor. Bu emirde, İsmail Rumi Hazretleri'nin, İstanbul'un Fatih semtindeki Sofular'a gidip burada 40 gün kalması, kırk birinci gün bugün bulunduğumuz yere gelip tarikatı devam ettirmesi buyuruluyor.

Kendisi İstanbul'a gelerek Sofular'daki medresede 40 gün kalıyor. Kırk birinci gün Hızır Aleyhisselamın mübarek işaretleriyle, buraya geliyor. O vakitler burası Hacı Piri adlı zatı muhteremin bostanıymış. Hızır Aleyhisselam aynı şekilde Hacı Piri Hazretleri'ne de görünüyor. Bunun üzerine bugün yanmış durumda olan ve adına semahhane de denilen camide tarikatını kuruyor. O dönemde padişah olan I. Ahmet, tebdil-i kıyafet burayı görmeye geliyor. Siyasetle uğraşılmadığını görüyor. Bunun üzerine destek olmaya karar veriyor. Tekke bu şekilde kurulmuş oluyor."


“Gizli kapaklı işimiz olmaz”
Her salı günü gerçekleştirdikleri zikir törenlerinin kendileri için anlamını sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: "Zikirin bizim için anlamı, Allah'ın adını anmaktır. Allah'ı türlü sıfatlarıyla anmaktır. Biz ayet-i kerimelerde anlatılanları uyguluyoruz. Hiçbir şekilde uydurma bir şey yapmıyoruz. Bunu isteyen herkes gelip görebilir. Bizim herkese kapımız açıktır. Arzu edenler gelsin ve neler yaptığımızı izlesin. Gizli kapaklı hiçbir işimiz olmaz. İstisnasız olarak herkes gelip burada bizlerle konuşabilir. Kapımıza gelen kimseyi geri çevirmeyiz. Buraya gelen herkese köklü kültürümüzü tanıtmak için elimizden geleni yaparız."

Bugüne kadar ne devletten ne de kişilerden hiçbir şey talep etmediklerini söyleyen Misbah Erkmenkul, her zaman, laik Türkiye Cumhuriyeti ile barışık olduklarını, bugün devam eden tasavvuf ve Mevlevi kültüründe kendilerinin önemli katkılarının olduğunu belirtiyor. Buna göre, devlet yetkililerinden 1953 yılında babası Şeyh İsmail Gavsi’ye gelen talep üzerine o güne kadar unutulmuş olan Mevlevi ayinlerini başlatan Kadiri Tarikatı. Bugün Konya'da her yıl yapılmaya devam edilen ve Türkiye turizmine önemli katkılarda bulunan Şeb-i Aruz etkinliklerinin başlamasında da önemli katkıları olduğunu vurguluyor. Bugüne kadar bir çok ülkede 19 kişilik bir ekiple Mevlevi ayini düzenlediklerini belirten Erkmenkul, tasavvuf kültürünün Türkiye'de önde gelen tarikatlarından Cerrahilerin yeniden faaliyete geçmelerindeki etkilerini de şu şekilde anlatıyor: "Bugünkü Halveti Tarikatı'nın bir şubesi olan Nureddin Cerrahi Dergahı'nın tasavvuf kültür merkezi olmasında da babamın etkisi vardır. O dönem sahaflarda kitapçı olan Muzaffer Ozak Efendi, babamdan ricada bulundu. Bunun üzerine babam Şeyh Fahrettin Efendi'ye vermesi için Muzaffer Bey'e bir pusula yazdı. Pusulada babamın imzasını gören Şeyh Fahrettin Efendi, hemen direktif veriyor. Muzaffer Efendi orada Mihrabı açıyor, yatsı namazını kıldırıyor ve yeniden faaliyet başlıyor. Bu anlattıklarım 16 Eylül 1956 tarihinde oldu."

Her ne kadar politika konusunda konuşmak istemese de, kendi tanımlamasıyla; bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 27 Mart 1931 doğumlu, Mehmet Misbah Erkmenkul olarak elbette kendisinin de siyaset üzerine düşünceleri bulunuyor. "İsteseydim" diyerek başlıyor söze, "İsteseydim, 1957 senesinden beri İstanbul milletvekili olarak Meclis'te görev alabilirdim. Siyasi olayların içerisine mümkün olduğu kadar girmemeye çalışıyoruz. Çünkü tasavvuf ehli dediğimiz mürşit-i kamil de denen şeyh efendiler, alim hocalarımız siyaset yapmaz. Bizim görevimiz toplumu bölmek değil, tam tersine birleştirmektir. Huzuru sağlamaya çalışıyoruz. Siyaset yaptığınız zaman bu huzur sağlama misyonu ortadan kalkıyor. Çünkü taraf oluyorsunuz."

40 yılı aşkın süre devlet memuru olarak Elektrik İdaresi'nde görev yapan Misbah Erkmenkul, hiçbir zaman laik Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkelerine ters düşen bir şey yapmadıklarını belirtiyor. Böylesine büyük bir devleti yönetmenin çok zor olduğunu, bu nedenle de, yetkililerin işlerini kolaylaştırmak adına kendileri için itaat düşüncesinin her zaman ön planda olduğunu vurguluyor. Bu görüşlerini destekleyen bir anısı da bizlerle paylaşıyor: "Yeşilköy'deki Dünya Ticaret Merkezi'nin açılış törenine katılmıştım. Zannediyorum 1994 yılıydı. O vakitler, şimdiki başbakanımız Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanıydı. Ben Elektirik İdaresi'ndeki görevimde kendisini de yetiştirmiştim. O protokolde otururken beni gördü, 'benim velinimetim buradaymış' diyerek ayağa kalktı. Bana sarıldı, sonra da kendi koltuğuna oturtmak istedi. Tabi orada bulunan herkes şaşırdı. Tanımayanlar kim olduğumu merak etmişti. Ben de bizi idare edenlere itaat farzdır diyerek oturmayı reddettim. Eksik olmasın, bize biraz iltifatta bulunarak yerine oturdu.

Allah onlara kolaylık versin, bir devleti yönetmek çok zor bir iş. Toprak suya, alim ilme, abit ibadete, göz bakmaya, dişi erkeğine doymazmış. Biz de insan olarak topraktan geldiğimize göre hiçbir şeye doymuyoruz. Bu nedenle bu kadar büyük kalabalıkları aynı anda memnun edebilmek çok zor bir iş."

1166'tan bugüne Kadirilik
Abdülkadir Geylani tarafından 1166'da Bağdat'ta kurulan Kadirilik'in silsilesi Hz. Ali'ye dayanıyor. İslami kaynaklara göre, Kadirilik, tasavvuf seha, rıza, sabır, işaret, gurbet, seyahat, fakirlik ve suf (yün elbise) giyinmek üzerine kuruludur. Geylani'ye göre bir mürid önce bir çile dönemi yaşayarak yokluğa tamamıyla alışmalı, sonra uzaklaştığı dünyaya yeniden dönerek haz ve nasibini ala ala başkalarını irşad etmeli, aydınlatmalıdır. Ancak dünya ve ahiret nimetlerinin insan ile Allah arasında bir perde olduğu unutulmamalı, mutasavvıf bu nimetleri değil, Allah'ın zatını kendine amaç edinmelidir. Bunun için üç konuya özen gösterilmelidir: Allah'ın emirlerini yapmalı, yasaklarından kaçınmalı ve kadere boyun eğmelidir. Tarikat içi kurallara göre Kadiriliğe geçiş "Mubayaa" adı verilen ve bir takım ritüellere bağlı olarak yapılan bir törenle olabiliyor. Kadirilere göre Mübayaa'nın her harfinin özel bir anlamı vardır. Bu anlamlar, bir bakıma Kadirilik'in esaslarını belirtir. Buna göre: Mim, Allah'ın bâkî, nefsin fânî ve mürşidin kemal sahibi olduğunu bilmektir. Be, Kalbin Allah ile, cesedin ibadet ile, zatın mürşide hizmetle, ayağın İslam'a uymakla beka kazanmasıdır. Elif, mirac ile ruhun saflaşması, her zaman verilen sözü yerine getirme, mürşidin söz ve davranışlarına içten inanmadır. Ye, sebat, bütün hallerde ihlâsın kaynağı bulunduğu intibaını uyandırmaktır. Ayn, himmet yüceliği, başkalarına uymama ve sağlam bir kalbe sahip olmadır. Te, doğruluk, tevekkül, tahakkuk ve tahkik ehli olmaktır. Kadirilik'te zikir açık olarak ve çok defa topluca yapılır. Zikir sırasında oturulabileceği gibi ayakta da durulabilir. Zikir ayakta yapılacaksa halka biçiminde dizilen müridler ellerini birbirlerinin omuzları üzerine koyarak hep bir ağızdan zikre başlarlar. Genellikle "Hu" diyerek yapılan zikir sırasında gözler kapatılır; baş, kelime-i tevhidi temsil edecek biçimde sağa-sola sallanır. Kadirilik, İslam dünyasında en yaygın tarikat olarak biliniyor.



---
Güçlü ÖZGAN
Fotoğraf: Efe NALÇACI

Nefsin Muhabbetine Şehvet, Ruhun Muhabbetine Aşk derler... Vazifeden doğan ahlak'ın annesi Akıl, Aşkdan doğan ahlakın menbağı Ruhdur.
Bazul_Eşheb isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 14.11.2004, 23:38
KERBELA

 
Bazul_Eşheb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.10.2003
Mesajlar: 137
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

1166'tan bugüne Kadirilik

Abdülkadir Geylani tarafından 1166'da Bağdat'ta kurulan Kadirilik'in silsilesi Hz. Ali'ye dayanıyor. İslami kaynaklara göre, Kadirilik, tasavvuf seha, rıza, sabır, işaret, gurbet, seyahat, fakirlik ve suf (yün elbise) giyinmek üzerine kuruludur. Geylani'ye göre bir mürid önce bir çile dönemi yaşayarak yokluğa tamamıyla alışmalı, sonra uzaklaştığı dünyaya yeniden dönerek haz ve nasibini ala ala başkalarını irşad etmeli, aydınlatmalıdır. Ancak dünya ve ahiret nimetlerinin insan ile Allah arasında bir perde olduğu unutulmamalı, mutasavvıf bu nimetleri değil, Allah'ın zatını kendine amaç edinmelidir. Bunun için üç konuya özen gösterilmelidir: Allah'ın emirlerini yapmalı, yasaklarından kaçınmalı ve kadere boyun eğmelidir. Tarikat içi kurallara göre Kadiriliğe geçiş "Mubayaa" adı verilen ve bir takım ritüellere bağlı olarak yapılan bir törenle olabiliyor. Kadirilere göre Mübayaa'nın her harfinin özel bir anlamı vardır. Bu anlamlar, bir bakıma Kadirilik'in esaslarını belirtir. Buna göre: Mim, Allah'ın bâkî, nefsin fânî ve mürşidin kemal sahibi olduğunu bilmektir. Be, Kalbin Allah ile, cesedin ibadet ile, zatın mürşide hizmetle, ayağın İslam'a uymakla beka kazanmasıdır. Elif, mirac ile ruhun saflaşması, her zaman verilen sözü yerine getirme, mürşidin söz ve davranışlarına içten inanmadır. Ye, sebat, bütün hallerde ihlâsın kaynağı bulunduğu intibaını uyandırmaktır. Ayn, himmet yüceliği, başkalarına uymama ve sağlam bir kalbe sahip olmadır. Te, doğruluk, tevekkül, tahakkuk ve tahkik ehli olmaktır. Kadirilik'te zikir açık olarak ve çok defa topluca yapılır. Zikir sırasında oturulabileceği gibi ayakta da durulabilir. Zikir ayakta yapılacaksa halka biçiminde dizilen müridler ellerini birbirlerinin omuzları üzerine koyarak hep bir ağızdan zikre başlarlar. Genellikle "Hu" diyerek yapılan zikir sırasında gözler kapatılır; baş, kelime-i tevhidi temsil edecek biçimde sağa-sola sallanır. Kadirilik, İslam dünyasında en yaygın tarikat olarak biliniyor.

http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/06497/

Konu Bazul_Eşheb tarafından (15.11.2004 Saat 01:26 ) değiştirilmiştir.

Nefsin Muhabbetine Şehvet, Ruhun Muhabbetine Aşk derler... Vazifeden doğan ahlak'ın annesi Akıl, Aşkdan doğan ahlakın menbağı Ruhdur.
Bazul_Eşheb isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 15.11.2004, 00:27

 
asitane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.03.2004
Yaş: 33
Mesajlar: 356
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

tesekkurler bazul esheb
daha evvel nette erkmenkul adini aramistim fakat detayli bilgiye ulasamadim.
hakikaten seyh ismail rumi hazretleri ve tophane kadiri asitanesi arastirilmasi elzem olan bir asitane.
yillardir hep merak etmisimdir seyh ismail rumi asitanesini.insaallah(yanmis olsa da) bir gun ziyaret nasib olur.
elinde daha detayli bilgiler mevcutsa paylasmani rica ederim

رب فاغفر لى ذنوبى يا الله
بركة الهادى المشفع يا الله
asitane isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 15.11.2004, 01:22
KERBELA

 
Bazul_Eşheb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.10.2003
Mesajlar: 137
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız asitane
tesekkurler bazul esheb
daha evvel nette erkmenkul adini aramistim fakat detayli bilgiye ulasamadim.
hakikaten seyh ismail rumi hazretleri ve tophane kadiri asitanesi arastirilmasi elzem olan bir asitane.
yillardir hep merak etmisimdir seyh ismail rumi asitanesini.insaallah(yanmis olsa da) bir gun ziyaret nasib olur.
elinde daha detayli bilgiler mevcutsa paylasmani rica ederim
üstad hangi manada bir bilgi ???

Ismail Rumi hakkinda biraz detayli bilgi vardi siteyi bulamadim Kostamonu iliyle alakali bir site idi...

ama kadirhane ici bir site var az da olsa

http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/12...alar/dos5.html

bir yazi var altinoluk dergisinde cikmisti.. Haziran 1997
o yazi benim dosyamda var bilgisayar dosyasi degil normal kagit üzerinde yazi ama altinoluk arsivinde buldum sadece üye olmak lazim okumak icin ??? bende basvuru yaptim ama halen cevap yok...

http://altinoluk.com/yazarmakale.php...56b582af9511fc

Bir Kâdirihâne Vardı
2 Nisan 1997 Çarşamba akşamı vûku bulan yangın haberini gazeteler, "Hacı Pîrî Camii yandı.", "Tarih yok oldu.", "Dört asır dört saatte kül oldu......

1997-Haziran, Sayı:136, Sayfa:31

hürmetler....


bu arada resimler ekledim onlar ((sancak ve hilye)) hakkinda bilgi verebilirmisin yani yazilari okuyup anlayabiliyormusun???

Nefsin Muhabbetine Şehvet, Ruhun Muhabbetine Aşk derler... Vazifeden doğan ahlak'ın annesi Akıl, Aşkdan doğan ahlakın menbağı Ruhdur.
Bazul_Eşheb isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 15.11.2004, 12:54

 
asitane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.03.2004
Yaş: 33
Mesajlar: 356
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

fotograf kadiri taci serifini anlatmakta lakin biraz silik cikmis daha net olanlari var ama nerde su an elimde yokrur.Zannimca Hattat Aziz Rifai efendinin kaleminden cikma...

ortadaki malum oldugu uzere KAdiri taci
kenar oval yaz"Ya HAzreti Seyyid Sultan Abdulkadir-i Geylani" naksedilmi.
Ustteki misra;
"Uluvv-i qadr-i Abdulqadiri evc-i aladan sor"
"gubar-i hak-i na'linin ,riqab-i evliyadan sor"

4 kenardaki muselsil kucuk yazilar hz. geylaniye kadar olan silsiley-i serif

Alttaki kenar yazisi ise;

"ol baz-i serfirazin ashiyani nerdedir bilmem"
"onu balanisin-i barigah-i kibriyadan sor"

evet baz link verdigin her iki makaleyi daha evvel okumustum lakin cok az bilgi mevcut.su an bu yaban ellerde elimde nushasi mevcut degil lakin kadirilik ve kadiri asitanesi hakkinda daha genis bilgiler mevcut.keske bunlar mustakil bir eser halinde nesredilse...

Bu konuda "Cemaleddin Server Revnakoglu" nun cesitli dergilerde nesredilmis yahut hala osmanlicada kalmis kendi elyazilari vardir.cok kiymettardir.
ne diyelim; yarabbi bu serefi bizlere bahset derim...

رب فاغفر لى ذنوبى يا الله
بركة الهادى المشفع يا الله
asitane isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 15.11.2004, 13:18

 
asitane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.03.2004
Yaş: 33
Mesajlar: 356
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
Wink ve Revnakoglu Anlatiyor

BİR MAKALE


Belediyenin Gazanfer ağa Medresesinde, Tarikat kostümlerine ayrılan küçücük bir odanın içindeki bütün bir malzeme, yalnız İstanbul’ daki 360 dan fazla Tekke; Hankah ve Asitane’ den arabalarla, kamyonlarla çıkarılan ve bu gün tek yapıcısı kalmayan o fevkalade harikulade kıymettar, nadide, kutsi ve tarihi eşyaya karşılık şimdi tozlu raflarda göze çarpan, destarı bozulmuş, rengi atmış üç beş Halveti, yahut Celveti tacı ile nasılsa elde kalmış ve yıpranmış bir Mevlevi Tennuresi, bir de Bektaşi Fahri ve üç, dört tane de eski püskü kostüm ve (külah) tan ibarettir ki, bunların da artık teşhir ve temsile değer kıymet ve mahiyetleri – ne yazık ki – kalmamıştır.

Şimdi bir an düşünelim: Bir takım mesleki rümuzat ile süslü ve işlemeli (Takye) sinden yünlü, pamuklu hırkasına; Haydariye veya Hüseyniye dedikleri aba yeleğinden, şalından asa sına; Yol yol antarisinin beş parmak kıvrımından muayyen büklümlerine; deve tüyü abasından ridasına; hatta bunların dikişinden düğmesine ve örgüsüne kadar her biri, her yeri ve her yanı ayrı ayrı birer kıymet, birer mana ve ifade olan, her parçasında türlü semboller bulunan ve artık aranılmakla da ele geçiremeyeceğimiz bu emsalsiz eşyanın böyle hazin bir lakaydi sonunda ve hem de pek acıklı bir surette mahv-ü heder oluşundan kimin ve nerenin sorumlu ve ilgili tutulacağı, henüz öğrenilmiş değildir. Bize kalırsa evvela sorulacak ve araştırılacak nokta şudur:

Evkaf İdaresinin böyle bir, çoğu şahsi ve gayri mevkuf olan bu eşyayı olduğu gibi, istediği şekilde toplamağa, topladıktan sonra da muhafazası ile hiç alakadar olmayıp, her birini bir tarafa atıp çürütmeye, yahut güneş girmeyen havasız, rutubetli ambarlarda işe yaramayacak bir hale getirip imha etmeye hakkı var mıdır?

Ne kadar acınsa ve esef olunsa yeridir ki; mesela: 7 renk üzerine ham ipekten işlenmiş ve pek ustaca bezenmiş 4 veya 18 “terk” li Kaadiri taçları, yine Kaadiriye hulafasına mahsus siyah kadifeli, uzunca kanatlı “müjganlı” lar..Aynı şekilde yeşil, beyaz, kırmızı, mai, sarı ve lacivert renklerle işlenen ve icabına göre “12, 16, 18” ve ila...72 tığlı, nadide “gül” ler, “gülbehar” lar, “kemer” ler ..Çeşit, çeşit “kan taşları” “elif’ i lame” ler, “güldeste” ler, “tomak” lar...40 Elifli, 20 dallı “Halveti” taçları, türlü renkte ve şekilde “Hüseyni”, “Cüneydi” destarlar...”Mihrablı Burma” lar, “Mücevveze” ler, “Elifi” ler, “Edhemi” ler, “Eşrefi” ler, “Dallı” lar...Hülasa ecdad ve eslaf elinden çıkma iğne hünerinin, göz nurunun ancak şarka mahsus olan bu emsalsiz ibda’ ları ve artık üç beş mezar taşından başka da benzeri kalmayan bu eşşiz eserler, nefiseler- müzelerde saklanması vaadile- Evkaf tarafından, hem de pek zecri bir surette toplattırıldığı ve bu uğurda bütün Tekke’ ler boşaltıldığı halde, ne yazıkdır ki büyük Türk Hattatları’ nın şaheserleri ile birlikte o zamandan beri ortadan yok olmuş, yukarıda işaret ettiğim gibi bu işe tahsis olunan Belediye’ nin (İnkilap Müzesi) bile, fevkalade zengin ve mücehhez olması lazım gelir iken –kuruttuğumuz çeşmeler, sebiller gibi- tam takır bırakılmıştır.

Halbuki yalnız “Kadirihane” den müsadere edilen, üç kamyonun taşımakla bitiremediği, mesela: “Etvar-ı Seb’a” renklerine bürünmüş tiftik “Makam Postları”, bunların önünde “12 İmam” a işaret olarak yanan muhtelif boyda ve şekilde altun kakmalı, yahut sadece gümüşten ve prinçten dökülmüş, kenarlarında Türk Hattat ve Hakkakinin emsalsiz yazıları ve hünerleri bulunan şamdanlar, buhurdanlar, devamlı ve ahenkli, fevkalade bir tannaniyet temin etmesi için hususi surette yaptırılmış – gayet ince, hassas ve altun döğmeli “halile” ler, “mazhar” lar, “kuddüm” ler..yine bunlar arasında çeşit çeşit renkten ve ipekten donanmış “çeyiz” ler, “emanet” ler, “maksure” ler, dolusu postlar, antika seccadeler ve tesbihlerle klasik bir müzeyi baştan başa ve pek ala ihya etmemiz mümkündü...



Bunları eşelemek, bu konuyu kırklamak, “ irticaı ayaklandırmakdır” diyemeyiz. Böyle düşünenler varsa muhakkak ki yanılmış ve aldanmışlardır. Zira ehlinin malumu olduğu üzere taasubun ve kuru zühdün, öteden beri amansız bir düşmanı olan ve daima böyle tanınan tasavvuf teşkilatının, irtica ile zerre kadar ilgisi ve münasebeti yoktur. Zaten İslam medeniyetinin, İslam maarifinin ruhen ve fikren yükselmesi, gelişmesi demek olan, hasseten de bunun için kurulmuş bulunan “Tasavvuf”, Müslümanlıktaki batıl inançlardan doğan ve kökleşen kuruluğu, geriliği, gidermek için teessüs etmemiş midir?

Bundan dolayıdır ki her hamlesinde önüne çıkan taassubla, irtica ile daima mücadele halinde bulunmuş, Medresenin “Ulama-yı Rusum” denilen zahir ulamasının akide hayatına getirdiği Cennet sevdasına, Allah korkusuna karşılık O, her şeyden önce iç alemlere girerek gönüllere Allah sevgisini, Allah aşkını, kainatın felsefesini yerleştirmiş ve bunun neticesi olarak da “insan-ı kamil” dediğimiz insanlığa yarar insan yetiştirmenin yolunu ve gerçek sırrını öğretmiştir.

Yine bu mekteb, deruni ihtiyaçları da düşünerek Medresenin, “Bab-ı Fetva” nın kafa kafaya vererek asırlarca haram tanıtması yolunda sürüp giden ısrarına, ibrarına rağmen bir çok teviller, tefsirler ve arifane incelikler bularak İslam mabedlerine müziği yerleştirmiş, Mutrib denilen musiki mahfelinde sazı ile, sözü ile bütün teşkilat ve ihtişamı ile, “Zakir Başı” veya “Ayinhan” dediğimiz büyük hançere üstadının Şefliği altında muazzam, bedii bir terennüm ve teganni ihtifal ve ihtilali vücuda getirmiştir ki bütün bir Batının ve kilisenin bu gün bile başaramadığı fevkalade ve dahiyane bir inkilabdır.

Bununla da kalmıyarak (ayin) adını verdiği yine müzikle başlayıp müzikle biten ve kalpleri titreten: “ Kıyam, Kuud, Devran ve Sema ” halinde çeşit çeşit zikirler “usul” ler, “ mukabele “ ler, yani bir nevi estetik törenler, füğürler, dini ve lahuti rakslar, semavi danslar ve konserler tertib eylemişlerdir.

Tarihin şehadeti ile de sabit olduğu üzere tarikat büyükleri yani “ Pir” ler, “ Müctehid” ler, bütün tasavvuf uleması daima ve daima her zaman bu yolda uğraşmışlardır. Onların ellerinden çıkmış ve bir hayli seçme parçası bugün mekteblerde okutturulan eserler ve kitablar meydandadır. Ayrıca kütüphaneleri tavanlarına kadar dolduran “ Ana Kitab “ dediğimiz “Ummühat” ve “Muhalledat” ehlinin malumudur. Edebiyat derslerinde, edebiyat tarihlerinde kendilerine geniş sahifeler ayrılan, erişilmez şahsiyetlerden önemle ve övünerek bahsettiğimiz büyük mutasavvuflar, mesela ilk hatıra gelen “Hacı Bayram’ dan, Yunus’ dan, Eşrefoğlundan, Yesevi Ahmed’ den, Mısri Niyazi’ den “ tutunuz da Üsküdarlı “ Aziz Mahmud Hüda-i” ye onun Şeyhi “ Üftade” ye hatta son zamanlardaki “ Erzurumlu İbrahim Hakkı” ya, “ Seyyid Niğari” ye kadar hangisinin şiirinde, eserinde ve tek satırında irticaın kokusu vardır? Zaten şimdiye kadar taassubla, “ Zühdü Mutlak” la tarikat ve tasavvuf uzlaşabilmiş olsaydı, yüzyıllar boyunca uzayıp gelen tekke ve medrese geçimsizliği kökünden halledilir ve her bakımdan da ortadan kalkmış bulunurdu. Binaenaleyh şu vesile ile söylemek ve hatırlatmak lazımgelir ki klasik tekke müziği, tekke dansı veya ridmiyi dediğimiz şey, bu gün liselerde okutulan – manen pek manidar, fakat cansız ve sessiz olduğundan şimdilik kuru ve yavan kalan- tasavvufi metinlerin didaktik parçaların sese ve besteye alınmış (melodi) lerinden ibaret bir “kıyl-ü kal” antolojisidir.

İşte bu melodilerden örülen canlı ve heyecanlı tabloyu gerek ibadet kasdiyle gerek hayret ve ibretle temaşaya gelenlerin dini ve deruni olduğu kadar bedii bir vecd içinde kalmaması da mümkün değildi, zira sadece seyre ve tetkike gelmiş olanları bile kalbinden ve kafasından yakalıyordu.

İnkarı kabil olmayan bu hakikat ve bedahat değilmidir ki Batının aydınını, tarihçisini, yıllarca ve yıllarca bıkmadan ve usanmadan, ardı arkası kesilmeden- biadli bir derviş gibi- Mevlevi ayininde bulunmak, yahud mükemmel bir Rifai veya Eşrefi usulü görmek için Londra’ dan, Paris’ ten hatta çok kerre Amerika’ dan “Kulekapısı Mevlevihanesi” ne, Üsküdardaki (Rifai Asitane)’ sine veya Tophanedeki (Kadirihane) meydanına, -şapkası elinde, medeni bir huzur ve ihtiram içinde – daima zevkle, heyecanla bu güne kadar sevkede durmuş ve hatta ruhan intisab ve incizaba mecbur bırakmıştır.

Şu halde insaf ile düşünmek icabederse ilimle, tarihle pek ilgisi olmadığı halde sadece geçmişin ve göreneğin, bir bakımdan da güya Batı’ nın medeni bir eğlencesidir diye bir çok külfetler, zahmetler ve bir hayli de masraflara katlanarak defalarca ihyasına çalıştığımız ve hiç de usanmadığımız uydurma ve soysuz (festival) lere verilen önem ve değer kadar olsun bu işlerle de uğraşmak zamanı artık gelmiştir. Eğer mazimizi gerçekten seviyor ve onunla cidden övünüyorsak tarihteki servet ve emlakimizin değerini belirtelim. Geçmişteki bedii zevkin, estetik terbiyenin aşk meydanında kutsi ve ilahi heyecana nasıl terfik edildiğini ve bunların nasıl müstesna bir vecd içinde tezahür ve tebellür ettiğini, o anlatılmaz alemin ihtişam ve insicamını, semavi aşkın lahuti sesini, hatta tonunu, fonetiğini –bütün nüansları ile- meçhulün ve metrukün karanlığından kurtarmamız iktiza etmektedir. Bunun içinde “Baltacıoğlu” nun, “Türke Doğru” da, yana yıkıla haykırdığı gibi bunları zaman geçirmeden plakla, filimle, kroki ile hatta –mümkin ise- “Revü” halinde hemen tesbit ve teşhis edib, -aslını kaybetmeden- tarihe ve ebediyete vermemiz; hulasa bu yolda durmadan seferber olmamız lazımdır.

Eli kalem tutan iş başına......

CEMALEDDİN SERVER REVNAKOĞLU

رب فاغفر لى ذنوبى يا الله
بركة الهادى المشفع يا الله
asitane isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 15.11.2004, 14:04
KERBELA

 
Bazul_Eşheb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.10.2003
Mesajlar: 137
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

ya üstad allah razi olsun aciklaman icin....

CEMALEDDİN SERVER REVNAKOĞLU hakkinda fazla bilgi sahibi olmak isterdim... cok yerlerde makalelerini okudum...

asistane kardesim sen YAHYA AGAH b. SALIH el- ISTANBULI EFENDiNiN
""" Mecmu'atü`z-Zara`if Sandukatu`l-Ma`arif """ adli eserini okudunmu bu eser latin harflere cevirildi Millet kütühanesi eski Müdürü **M.Serhan Taysi** (kendisi ile bir telefon görüsmesi yapmistim ") efendi tarafindan ve Ocak Yayincilik bu eseri "Tarikat Kiyafetlerinde Semolizm" adinda nesretti

Eserde cok genis bilgi var bu 12 Hak tarikatin kiyafetleri vs. hakkinda Resimler de mevcud..


**Millet kütühanesi eski Müdürü M.Serhan Taysi ile bir telefon görüsmesi yapmistim kendileri Mehmet Rifat efendinin """ Nevhatü'l Rayazül Aliyye Fi-Beyani Tariki Kadiriyye"" ((bk. Millet Kütüphanesi Ali Emiri eriyye no:1127))eserini latin harflere ceviriyordu ama saglik nedeni ile bu isi yarim birakti.. Ama bu eser hakkinda bir doktora calismasi baslatilmisdi ((simdi ne durumda bilmiyorum)) eser 300 Kadiri Seyhinin Hal Tercümesini iceriyor...**


Bu arada yukarida bir sancak ""resim"" vardi hani Hz. Ali yaziyor büyük sekilde ayna görüntülü yazi han kadirhane de asili olarakta görünüyor ilk resimde onun bir zahmet aciklamasini istesem yaparmisin ÜSTAD...

hürmetler

Konu Bazul_Eşheb tarafından (15.11.2004 Saat 14:18 ) değiştirilmiştir.

Nefsin Muhabbetine Şehvet, Ruhun Muhabbetine Aşk derler... Vazifeden doğan ahlak'ın annesi Akıl, Aşkdan doğan ahlakın menbağı Ruhdur.
Bazul_Eşheb isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 15.11.2004, 16:02

 
asitane - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.03.2004
Yaş: 33
Mesajlar: 356
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 4 Mesaja aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

gorebildigim kadariyla okumaya baslayim efendim.cun ki bazi yerler silik.zannederim bunlarin bir benzeri vehbi kocun karisinin adina bir muze vardi.1998 de bir sergide gormustum sancaklari .kadiri sancagi da var idi.hatta o sancaktan bir sablon cikarmistim ama gor ki hangi defterlerde...
ayrica uc seneden beri turkiyede ki yayin faaliyetlerini takp edemiyorum.yukarida sozunu ettigin eser eger basildiyse cok sevindim.bu konuyu goruselim.
qadiri sancagi serif
sag caprazdan itibaren okuyorum.

"YA safii"
"ya hazreti pir"
"ya hazreti seyh seyyid musatafa ... el-kadiri (sag orta)

" ya Afi" "ya hazret-i pir seyyid ibrahim desuqi"


"ya kafi" sol ust
"ya hazret-i pir seyyid Ahmed el-bedevi"

"Inna fetahna leke Fethan mubina" sol orta


"ya muafi" sol alt
"ya hazreti pir sadeddin el-cibavi"
"ya ali aynali yazinin etrafindaki kusak on iki imam hazeratinin ism-i serifleri naksedilmis...
ortada aynali yazi "YA ALi" ustteki istifte ise"Ya hazreti pir,bazul esheb seiyyid sulatan Abdulkadir-i geylani"
yanlarinda
Ebubeki r ve OMEr
alt iki yanda "Osman ve Ali" yazili

aynlarin ortasinda " Fatima"
zanndedrim alttada zamnani qadiri seyhinin muhru var.ama okunmuyor.

رب فاغفر لى ذنوبى يا الله
بركة الهادى المشفع يا الله
asitane isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 15.11.2004, 16:29
KERBELA

 
Bazul_Eşheb - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.10.2003
Mesajlar: 137
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
CE: İstanbul-Tophane'de 374 yıldır yaşayan gelenek

ya üstad okuyan gözlerin cennette cemalullah görsün... (amin)

dedigim kitab cikti ve muazzam böyle eserlere bayiliyorum inan ya öyle güzel sirlar oluyorki tek kelime ile süper... bu konu hakkinda görüsmek istedigin konu varsa bildir üstad...

Rabbim kütüphanelerimizde benzeri ve diger ve bir zamanlar bahsettigin eserleri gün isigina cikarmayi nasip ettsin ve bunlarla mesgul olan kullarini cennette cemal göstersin...

Nefsin Muhabbetine Şehvet, Ruhun Muhabbetine Aşk derler... Vazifeden doğan ahlak'ın annesi Akıl, Aşkdan doğan ahlakın menbağı Ruhdur.
Bazul_Eşheb isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 04.03.2007, 15:51
Derviş

 
GolgeleR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.02.2007
Mesajlar: 99
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 2 Mesaja aldı
hocalar bu dergaha giden varmı acaba ?
GolgeleR isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
AKP 5 yıldır şeffaflaşmıyor malcolm_x Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 31 30.06.2007 16:25
Bin yıldır söylüyoruz. M. Ali Saral Özgün Yazılarınız 3 23.01.2007 03:50
İstifa edeni bir de tevbe ettirmek, bir gelenek ve zarûret mi? M. Ali Saral Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 22.08.2004 18:20
Gelenek ve modernite kıskacında Türkiye M. Ali Saral Özgün Yazılarınız 0 23.02.2003 19:26


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:36 .
vBulletin (Türkçe)
Copyright 2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49