|
acabaaa?????
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.05.2002
Mesajlar: 741
Konulara Teşekkür etti: 1
2 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
mine, bu yazini okudum ve cok sasirdim<br><br>yani müzik neden haram olsun ki, yada sözler vallahi cok sasirdim.<br>Müzigin bi desavantaj oldugunu hic düsünmemistim , tam aksine rahatlaci bi avantaji var, neden haram oldugunu düsünmekteyim,<br> ??? :o
__________________
Baskasi olmaa, kendin OL ..... Böyle cok daha güzelsin.... |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002
Mesajlar: 2,175
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
* <br><br> * delicikkk, o kadar sasirma arkadasim....Hocalardan,yetkililerden cevap gelince beraber * ögreniriz....ok?<br><br><br><br> * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
|
||
|
|
|
|
acabaaa?????
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.05.2002
Mesajlar: 741
Konulara Teşekkür etti: 1
2 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
s.a. minecim<br><br>böyle seyleri kafana böcek yapma, mantigini kullan canim arkadasim :D, bende merak ediyorum , ama bence yani simdiki düsüncem sanirim,müzik haram sayilmaz, yani bi gerekcesi yok , ama tabiki bi hocalarimizinda fikrini dinliyelelim.<br>Ama lütfen, gerekcelerini de yazsinlar, ki bizde kaynaginla bilgilenelim,<br>sevgilerimle minecik
__________________
Baskasi olmaa, kendin OL ..... Böyle cok daha güzelsin.... |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002
Mesajlar: 2,175
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
<br>Aleyküm Selam.delicikkk,<br><br>ilk önce 1.cümleni anlamadim delicikkk....haramlarda ve helallerde zan,sani veya mantik olamaz arkadasim bunlar kesin delillerle sabittir...bize düsen bunlari ögrenip hayatimiza gecirmektir...yapmak istedigim ve yaptigimda budur...ve sanirim halen bir yetkili okumadi bu soruyu...cevap gelince ikimizde ögrenicez insaallah...<br>
|
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.05.2002
Mesajlar: 2,175
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü,
Allah razi olsun Ubeyde Hocam,yine cok güzel ve ince bir sekilde anlatip bizi aydinlattiniz...sagolunuz ellerinize kuvvet insaallah...zira sorularimiz ve ögrenmek istedigimiz cok sey var...Haydar Abi Allah sizdende razi olsun... Her iki hocaninda yazdigi ayni olduguna göre artik rahatlikla (tabiiki sartlara uyarak) müzik dinleyebiliriz...tesekkür ediyorum |
||
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 27.08.2002
Mesajlar: 56
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Esselamu aleykum
yeni bir soru degil sorulan isabetli cevaplarda verilmis tamamlama acisindan ilavede bulunmak isterim: imamu Bezzar kitabinda bildiriyor:Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurdu: SAVTANI MELUNANI FIDDUNYA VEL AHIRATI MIZMARUN INDENNIMEH VE RINNETU INDE MUSIBEH Manasi :iki ses vardirki dünyada ve ahirette lanetlenmistir .Nimet aninda mizmar calan. Ve üzerine musibet geldiginde sesli agit yakmak. Bu HADISTEN yola cikarak alimler saz caz zurna gibi muzik aletlerinin haram oldugunu bildirmislerdir. Müfessir olam imam Kurtubi demistirki:Alimlerin cogu bu tür aletlere haram demistir. Hadisteki lanet bu calgilari calanadir. dinleyen ve getirten ise günaha girer.Def ise istisnadir.Def davul gibi aletler caiz dir cünki defin caiz oldugunu bildiren hadis vardir. Eger bir sarki haram olan calgilar iceriyorsa sözlerinde haram yoksada dinleyeni günaha sokar.Def ile söylenen de eger haram sözler iceriyorsa bunu da dinlemek caiz degildir. Bir seyin helal olup olmamasi insanda yaptigi etkiye göre olmaz,kur ana hadise göre olur.Zira bazi insanlar ickinin kendi üzerlerinde sakinlestirici özelligi oldugunu söylerler,bu ickinin onlar hakkinda caiz oldugunu göstermez. VEL HAMDULILLAHI RABBIL ALEMIYN |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5,453
Konulara Teşekkür etti: 16
67 Teşekkür aldı 35 Mesajlar için
|
Bir büyüğe sormuşlar ' Dünya nedir? ' diye.
'Sizi Allah' tan alıkoyan ne ise odur', diye cevap vermiş. Her hususta olduğu gibi bu konuda da ölçümüz bu olursa problem kalmaz, inşaallah. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5,453
Konulara Teşekkür etti: 16
67 Teşekkür aldı 35 Mesajlar için
|
Yeni konu açmaktansa epey önce açılmış bu bölüme yazayım dedim.
Geçen Ramazan ve bilhassa bu Ramazan muhafazakar olduğu iddia edilen TV'lerde kelli felli hocaefendilerin sohbet aralarında makyajları yerinde bayağı da dekolte sayılabilecek giysilerle bayan çalgıcı ve söyleyiciler adet oldu. Bununla ne yapılmak isteniyor, bilen cevap versin.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |
||
|
|
|
|
Hamd icin Ilim
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3,899
Konulara Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
Sloganik bir söz ama, uygun buldum..aklima da baska birsey gelmedi:
Türkiye'de olup bitenleri "BILEN" bir kisi cikarsa, elini öperim!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel |
||
|
|
|
|
Hamd icin Ilim
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3,899
Konulara Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
Bak Kardesim(benden gencmissin)!
Senin görüsünde olmiyan, senin seyhinin görüsünde olmiyan, senin benimsedigin alimin görüsünden olmiyan, fakat baska bir düsüncede olan, baska bir seyhin görüsünde olan, baska bir alimin görüsünde olan kisiye, ne kafir, ne sapik, ne bilmem ne diyebilirsin(hem burada, hem H.Karaman ile ilgili yazmis oldugun yazilari kastediyorum...cevab vermeyi gerekli görmemistim bile)!!!! Dersen, iste o zaman haricilik tuzagina düsersin! Not: gazali bu konuda ne diyormus, iyice bak!!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel |
||
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.08.2003
Mesajlar: 63
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Güzel san’atların bir kolu denilen müzik, hisleri ve düşünceleri seslerle ve hareketlerle anlatmak san’atıdır. Müzik, düzenlenmiş ses ve hareketdir. Seslerin melodi, armoni ve polifoni gibi şekllerde düzenlenmesidir. İlâhî dinler ve bunların bozulması ile meydâna çıkan, eski Mısr, Çin ve Yunan inançları ve Buda, Berehmen kâfirleri, Cennetde müzik olduğunu bildirmekdedir. Hattâ müzik kelimesi, yunanlıların büyük putları olan Zeüs’ün kızları sayılan Mousa (Müz) denilen dokuz heykelin adından hâsıl olmakdadır. Müziğin bütün dinlerde büyük günâh olduğu, (Dürr-ül-müntekâ)da yazılıdır. İncîlin yasak etdiği müziği, sonradan papasların hıristiyan dînine sokdukları Zerkânînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Mevâhib-i ledünniyye) şerhi, beşinci cildinde uzun yazılıdır. Bozuk dinler, kalbleri ve rûhları besliyemediği için, müziğin, her nev’ çalgı sesinin nefslere hoş gelmesi, nefsleri beslemesi rûhânî te’sîr sanıldı. Bugünkü batı müziği, kilise müziğinden doğdu. Bugün yeryüzünü kaplıyan bozuk dinlerin hemen hepsinde, müzik, ibâdet hâlini almışdır. Müzik ile, her nev’ çalgı ile nefsler keyflenmekde, şehvânî, hayvânî arzûlar kuvvetlenmekdedir. Rûhun gıdâsı olan, kalbleri temizliyen ve nefsleri ezip, harâmlara olan arzûlarını yok eden, ilâhî ibâdetler unutulmakdadır. (Mekâtîb-i şerîfe)nin doksanıncı ve doksandokuzuncu mektûbları sonunda diyor ki, (Şarkı, tegannî çok dinleme. Simâ’ kalbi öldürür. Nifâk hâsıl olur). Doksanaltıncı mektûbda diyor ki, (Kalbde Allah sevgisini artdıran şi’rleri, çalgısız ve fâsıklar olmaksızın dinlemek câizdir). Müzik, her nev’ çalgı, insanları, alkolikler ve morfinmanlar gibi gaflet içinde, uyuşuk yaşatmakdadır. Böylece, nefsleri azdırarak, se’âdet-i ebediyyeden mahrûm kalmasına sebeb olmakdadır. İslâm dîni, insanları bu âfetden, bu sonsuz felâketden korumak için, müziği kısmlara ayırmış, zararlı olanlarını harâm kılmış, yasak etmişdir.
(Hadîka)da diyor ki, (Tâtârhâniyye) fetvâ kitâbında, (Başkalarını hicv eden ve fuhş, içki anlatan ve şehveti harekete getiren şi’rleri tegannî ile, ya’nî ses dalgaları ile okumak, her dinde harâmdır. Harâma sebeb olan şeyler de harâm olur) demekdedir. Böyle, kat’î harâm olana güzel okudun diyen kâfir olur. Zinâ, ribâ, riyâ ve şerâb içmek gibi harâmlar için de böyledir. Va’z, hikmet, nasîhat, güzel ahlâk bildiren şi’r ve ilâhîleri tegannî ile okumak câizdir. Devâmlı, böyle vakt geçirmek mekrûh olur. Tarîkatcıların, câmi’lerde, tekkelerde ilâhî, zikr, tesbîh okuyarak, nefslerin şehvetlerini tahrîk etmeleri, dahâ büyük harâmdır. Böyle olduğu kat’î olarak bilinen toplantılara gitmemelidir. Böyle yerler, ibâdet yeri olmakdan çıkmış, fısk meclisi olmuşdur. Fekat, iyi bilinmedikce, sû-i zan etmemelidir. Kur’ân-ı kerîmi, zikri, düâyı, ezânı, tegannî ile okumak, sözbirliği ile harâmdır. Tegannî, harfleri, kelimeleri değişdirmekde, ma’nâyı bozmakdadır. Bunları kasd ile, bile bile değişdirmek harâm olur. Hatâ ile, tegannî ile ve bilmiyerek bozulunca harâm olmaması, bozulup bozulmıyacak yerleri öğrenmeğe çalışanlar içindir. Bunun için, tecvîd öğrenmek lâzımdır. Kur’ân-ı kerîmi, zikri ve ilâhîleri, ma’nâyı bozmıyacak güzel ses ile okumak, müstehabdır. Bu da, tecvîde göre okumakla olur. Bunun kalbe, rûha te’sîri çok olur. Güzel ses ile okumak demek, nağme yapmak, çene oynatmak değil, Allah korkusu ile okumakdır. Enbiyâ “salevâtullahi teâlâ aleyhim ecma’în” ve Evliyâ “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” böyle güzel sesle okurlardı. Fâsıklar [kötü kimseler] ve Ehl-i kitâb gibi tegannî yaparak hazîn okumak ve bunu dinlemek hadîs-i şerîf ile men’ olundu. Elhân ile, ya’nî mûsikîye uyarak tecvîdi bozmak bid’at ve dinlemesi de büyük günâhdır. Tegannî, müzik üzerinde tâm bilgi edinmek için, Gazâlînin (Kimyâ-ı se’âdet) kitâbı, birinci rükn, sekizinci aslını terceme etmek, uygun görüldü. (Ahlâk-ı alâ’î) yüzseksenikinci sahîfesinde ve Zehebînin (Et-tıbbün-nebevî) kitâbının sonunda da tegannî için güzel ve geniş bilgi vardır. İmâm-ı Gazâlî buyuruyor ki: İnsanların yüreğinde kalb veyâ gönül denilen bir kuvvet vardır. Çelik, taşa sürtülünce ateş çıkdığı, [cam veyâ bakelit çubuk, yün parçasına sürtülünce, çubuk ucunda elektrik hâsıl olup, kâğıd parçalarını çekdiği] gibi, güzel ve âhenkli ses işitmek de, gönül denilen bu gizli kuvveti harekete getirir. Güzel ses, insanın elinde olmıyarak, kalbine te’sîr eder. Çünki, kalbin ve rûhun, Arşın üstündeki (Âlem-i ervâh) ile bağlılığı vardır. Maddesiz, ölçüsüz olan o âlem, hüsn-i cemâl, güzellik âlemidir. Güzelliğin temeli ise (tenâsüb, uygun, düzgün) olmakdır. Bu dünyâdaki bütün güzellikler, o âlemin güzelliğinden gelmekdedir. Güzel, düzgün, âhenkli sesler de, o âleme benzemekdedir. İslâmiyyete uyanların kalbi temiz olur. Kuvvetli olur. Böyle kalblerin (Âlem-i emr) ile bağlılıkları kuvvetlidir. Bunlara müzik te’sîr edip, harekete getirir. Böyle olan kalb, bir şeye tutulmuş ise, meşgûl olduğu şeyi harekete getirir. Rüzgârın ateşi tutuşdurmasına benzer. Kalbde, Allah sevgisi varsa, güzel ses, bu sevgiyi artdırır. Fâideli olur. Bir kimse islâmiyyete uymaz, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsine uyarsa, kalbi bozulur. Çalgı dinlemek ve her günâhı işlemek nefsi kuvvetlendirir. Sâlim, temiz kalb müzikden zevk alamaz. Müzik nefsi kuvvetlendirip, harekete getirip zararlı olur. Kalbde Allah sevgisi olabileceğini anlamıyanlar, her güzel sese harâm der. Bunlar, insan kendi cinsini sevebilir. İnsanın kalbi, kendi cinsinden başka şeye bağlanamaz diyerek, Allah sevgisine inanmıyor. İslâmiyyet, Allah sevgisini emr ediyor denince, bundan maksad, emrlerini seve seve yapmakdır diyorlar. Güzel ses, kalbe, dışardan birşey getirmez. Sağlam kalbdeki halâl olan bağı harekete getirir. Hasta olmıyan kalbin tegannî dinlemesi halâl olur. Kalbde bir bağlılık yoksa, güzel sesden lezzet alması, kuş sesi dinlemek, yeşillik, akar su, çiçekler seyr etmek gibi olur. Bunları seyr, göze lezzet verdiği gibi, güzel koku, burna hoş geldiği gibi, lezzetli yemek ağza tatlı geldiği gibi ve lise bilgileri, fennî buluşlar, akla hoş geldiği gibi, güzel ses de, kulağa lezzet vermekde olup, onlar gibi mubâh olur. Kalbi hasta olanın ya’nî Allahdan başka birşeye bağlı olanın, ya’nî sevenin nefsi azar. Meselâ, yabancı bir kızı veyâ oğlanı ister. Çalgı, müzik dinlediği zemân, nefsinde onlara kavuşmak arzûsu artar. Kalbi bu yola hareket etdirir. Bunlarla buluşması harâm olduğundan, her çeşid çalgıyı dinlemesi de, harâma sebeb olur. Kalbi hasta olmıyan, ya’nî kalbinde yalnız Allah sevgisi bulunan kimse, kız, aşk, şehvet anlatan sesleri işitince, kalbi bunlardan zevk almaz. Sıkılır. Kalb hasta ise, bunlardan nefs zevk alıp, kalbi bu yola hareket etdirir. Böyle kimselerin müzik dinlemeleri harâm olur. Erkek ve kız, bütün gençler böyledir. İslâmiyyetin, sönmesini emr etdiği nefs ateşini tutuşduran herşey harâmdır. Hasta olmıyan kalbin, halâl şeylere olan sevgisini, bağını artdıran ve nefsi za’îfleten sesleri dinlemek de, ba’zı şartlarla mubâh olur. (Mevâhib-i ledünniyye)de diyor ki, (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Mekkeye girdiği zemân, önünde İbni Revâha beytler okuyarak gidiyordu. Ömer “radıyallahü anh” bunu görünce, Resûlullahın önünde şi’r okunur mu? diyerek darıldı. Resûlullah da, Bırak yâ Ömer. Mâni’ olma! Bu beytler kâfirlere, ok atmakdan dahâ çok te’sîrlidir buyurdu). Buradan anlaşılıyor ki, nefsi azdıran şi’rleri okumak câiz olmayıp, harbde kâfirlere zarar verici, onları üzücü şi’rleri okumak câizdir. Günâhları, kusûrları, azâbları anlatan kasîdeleri, ilâhîleri dinliyerek, üzülmek, tevbeye sebeb olmak sevâbdır. Fekat, ölüme, kazâ kadere karşı üzülmeğe sebeb olan ilâhîleri, kasîdeleri dinleyerek üzülmek harâm olur. [Bunun için, mevlidlerde vefât bahsini okumamalıdır.] Düğün, ziyâfet, sünnet, bayram, sefer dönüşü gibi sevinmesi lâzım olan yerlerde halâl olan ses ile neş’elenmek mubâhdır. Bu sesler, nefse değil, kalbe kuvvet verir. Kalbi kararmış olanların, kalbimde Allah sevgisi var diyerek ses, ilâhî dinlemeleri insanı ekseriya aldatır. Kalbin temiz, kuvvetli olup, nefsi ezmiş olduğunu, yâhud kalb hasta olup, nefsin azmış olduğunu ancak Veliyyi kâmiller “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” anlar. [Bunun içindir ki, imâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”, ikiyüzaltmışaltıncı [266] mektûbunda, gençlerin toplanarak kasîde, ilâhî, mevlid okumalarını uygun görmemişdir.] Kalbinde hâller hâsıl olmıyan, hâsıl olsa da, nefsi şehvetden temâm kesilmemiş olan tesavvuf yolcularına güzel ses, nağme, fâideden ziyâde zarar verir. (Kimyâ-yı se’âdet)den terceme temâm oldu. |
||
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.08.2003
Mesajlar: 63
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
(Reşehât)da, Sa’düddîn-i Kâşgarî, hâce Muhammed Pârisâ “kuddise sirrühümâ”dan işiterek buyuruyor ki, (İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaşdıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, ya’nî dünyâ sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz şeyler seyr etmekden hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Fâidesiz kitâb, [roman, gazete, mecmû’a, hikâyeler] okumak, lüzûmsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi artdırır. Kadın ve kadın resmleri, [resmli mecmû’a, filmler, televizyon] seyr etmek, şarkı, çalgı, [kadın sesleri] dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleşdirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaşdırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Birinci kısmda, 46. cı maddenin sonuna bakınız! Allahü teâlâya kavuşmak istiyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran herşeyden ictinâb etmesi lâzımdır. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, kalbi temizlemeğe ve nefsi ezmeğe çalışmıyanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmıyanlara bu ni’meti ihsân etmez). [Kalb, muhabbet yeri, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmıyan kalb ölmüş demekdir. Kalbde, yâ dünyâ sevgisi, yâhud Allah sevgisi bulunur. Burada dünyâ demek, harâm olan şeyler demekdir. Zikr, ibâdet yaparak, kalbden dünyâ sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günâh işleyince, kalb kararır, hasta olur. Dünyâ muhabbeti yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.]
Tesavvuf büyüklerinden Mahmûd-i İncirfagnevî “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki, (Zikr-i alâniyye, ya’nî yüksek sesle zikr yapabilmek için, kalbinde yalan ve gıybet bulunmamak, buğazından harâm ve şübheli şey geçmemiş olmak, gönlü riyâdan ve süm’adan ve sırrı hazret-i Hakdan başka şeylere teveccühden pâk olmak lâzımdır). İşte, tegannî, simâ’ yalnız böyle kimselere fâideli olur. Fıkh âlimleri de, tegannînin, böyle olmıyanlar için ve çalgının herkes için, harâm olduğunu bildirmişlerdir. Beyt tercemesi: Sevgilimle geziyorduk el-ele, Haberim yok, bakmışım bir çiçeğe. Utanmadın mı dedi ve ekledi: Ben varken nasıl bakıyorsun güle? Bu beyt, tesavvufcuların, takvâ ehlinin hâlini göstermekdedir. Tegannînin mubâh olduğunu bildirdiğimiz yerde, beş şartı gözetmek lâzımdır: 1 — Kadın, kız veyâ parlak oğlan sesini, yanında kendilerini görerek dinlemek, mahremleri olmıyan [yabancı] erkeklere harâmdır. Bunları görünce, temiz kalb sıkılır, kararır, hasta olur, za’îfler. Nefs zevk alır, kuvvetlenir, azar. Şeytân, nefsin, hareketine yardım eder. Nefs, kötü isteklerini, harâmları, kalbe yapdırır. Çünki, bütün a’zâlar kalbin emri ile hareket etmekdedir. Güzel olmıyan oğlanın sesi câiz ise de, çirkin kızın da sesini, yanında dinlemek harâmdır. Kızların, kadınların mevlid, ilâhî gibi okuması câiz olan seslerini, kendilerini görmeden [Meselâ gramofondan, radyodan] yabancı erkeklerin dinlemesi, oğlanın yüzüne bakmak gibidir. Ya’nî, düşünceye göre, halâl veyâ harâm olup, mevlidi dinlemesi câiz, sesini dinlemesi harâm olur. Şübheli şeyden kaçınmalıdır. (Hadîka)da diyor ki, zarûret olmadan, erkeğin [yabancı kadın], kız ile konuşması harâmdır. Alış veriş gibi işlerde, zarûret mikdârı konuşmak câiz olur. 2 — Ses dinlerken, ud, keman, ney, saz, kaval gibi hiçbir çalgı çalmamalıdır. Keyf için, eğlence için, her çalgıyı çalmak ve dinlemek harâmdır. Çalgı, içki içenlerin âdetidir. İçki ise, nefsi kuvvetlendirir. Kalbi za’îfletir. Yalnız muhârebede, askerin moralini kuvvetlendirmek için, bando, muzika çalmak ve bunlara sulh zemânında da hâzırlanmak ve düğünlerde davul, def çalmak, her müslimâna câizdir. [Siyâsî toplantılar da, harb sâhası demekdir.] Çalgı âletlerinin, kendileri harâm değildir. Bunları çalmak ve dinlemek harâmdır. 3 — Güzel sesle fuhş, kadın, içki anlatan şi’rleri okumamalı ve bunları dinlememelidir. Müslimânı, din âlimlerini kötüliyen sesleri de dinlemek harâmdır. 4 — Dinleyiciler arasında parlak oğlan, yabancı kadın bulunmamalıdır. Fısk, fuhş, livâta ve zinâ, nefsin istekleri, şehvetleridir. Nefsin kötü arzûlarına [ya’nî şehvete] aşk, muhabbet adı takmamalıdır. Aşk, muhabbet kalbde olur ve kıymetlidir. 5 — Kalbinde mahlûk sevgisi, nefsinde şehvet hissi olmıyanların, zevk için, güzel ses dinlemeleri câiz ise de, devâmlı olmamalıdır. Ba’zı mubâhları, sık sık işlemek, lehv, la’b ve abes olur. Boş yere zemân öldürmek olur. Bunlar ise harâmdır. [Zâhir bilgilerinde derin âlim ve bâtın ma’rifetlerinde ârif ve kâmil olan Mazher-i Cân-ı Cânân “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki, (Simâ’ ya’nî kasîde, ilâhî, mevlid dinlemek, hasta olmıyan kalbe rikkat verir, yumuşatır. Yumuşak kalbli müslimâna Allahü teâlâ merhamet eder. Allahü teâlânın merhametine sebeb olan şey niçin harâm olsun? Çalgıların, harâm olduğu sözbirliği ile bildirilmişdir. Yalnız, düğünlerde def [davul] çalmak mubâh ve ney çalmak mekrûh denildi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, yolda giderken ney sesi işitdi. Mubârek kulaklarını kapadı. Yanında olan, Abdüllah bin Ömerin de kapamasını emr buyurmadı. Demek ki, işitmemek takvâdır, azîmetdir. Simâ’ için, âlimler arasında ihtilâf vardır. Câiz diyenler de, değil diyenler de oldu. [Fekat, çalgı çalmanın harâm olduğu, icmâ’ ile, sözbirliği ile bildirildi.] İhtilâf edilmiş olan birşeyi yapmamak dahâ iyidir. Takvâ ehli, bunun için, yüksek sesle zikr etmemiş, sessiz zikri âdet edinmişlerdir.) Mazher-i Cân-ı Cânânın bu sözleri, (Makâmât-ı Mazheriyye)de yazılıdır.] (Dürr-ül me’ârif)in dördüncü sahîfesinde diyor ki, (Simâ’ ancak, Allahü teâlâya müteveccih olanlara câizdir. Herşeyi Allahü teâlâdan bilirler. İhtiyârî olmıyan raksa (Vecd) denir. İrâdî ve ihtiyârî olarak raks etmeğe, (Tevâcüd) denir. Nizâmüddîn-i Evliyâ hazretlerinin “rahmetullahi teâlâ aleyh” meclisinde, Simâ’ vardı, fekat çalgı yokdu. Kadın ve oğlan da yokdu. El şaklatmak bile yokdu. Âletsiz, çalgısız olan sese (Simâ’) [ya’nî (Tegannî)] denir. Âlet ile, çalgı ile birlikde olan insan sesine (Gınâ) [ya’nî (Müzik)] denir. Gınânın harâm olduğunu bütün âlimler sözbirliği ile bildirmişlerdir. İsrâ sûresinin altmışdördüncü âyetinin, gınâyı harâm etdiğini bildiren âlimler vardır. (İlk tegannî eden şeytândır) ve (Gınâ, kalbde nifâk hâsıl eder) hadîs-i şerîfleri de gınânın harâm olduğunu göstermekdedirler. Âlimler, simâ’ın harâm olmasında ihtilâf etdi. Gınânın harâm olduğunda ihtilâf yokdur. Kadın ve oğlan sesi gınâya dâhildir. Simâ’a halâl diyen âlimler de, buna şartlar bildirdiler. Bu şartlar bulunmıyan simâ’ da sözbirliği ile harâm olur.) (Dürr-ül-me’ârif)den yapılan bu terceme de gösteriyor ki, islâmiyyetde müzik, çalgı yokdur. Son zemânlarda işitilen (Tesavvuf müziği) sözünün islâmiyyetde yeri olmadığı anlaşılıyor. Harâma halâl diyenin kâfir olacağı bildirildi. Bunun için, harâmı ibâdete karışdıranın, hem kâfir olacağı, hem de islâmiyyeti yıkmak, bozmak için uğraşan zındık olacağı hâtıra gelmekdedir. Kur’ân-ı kerîmi, tekbîrleri ve ilâhîleri çalgı ile, ney çalarak okumak, bunun için tehlükeli bid’atdir. Kur’ân-ı kerîmi güzel ses ile, tecvîd ile okumalıdır. Tegannî ile, kelimeleri değişdirip nağmeye uydurarak okumak harâmdır. Genç hâfızların, genç kadınlar, kızlar arasında, Kur’ân-ı kerîm, mevlid, ilâhî okuması da gınâ olur. Harâm olur. Bir kimse, bir yere şehvet ile bakarsa, kalbi de oraya takılıp lekelenir, hastalanır. Kalb hastalanınca, nefs kuvvet bulur, azar. Kalbinde yalnız Allah sevgisi olanların güzel ses dinlemesi câiz olup, yukarıda yazılı şartlara uygun olarak, oturup okurlar dedik ise de, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” ve Tâbi’în-i ızâm “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” böyle yapmadı. Bid’at olduğu meydândadır. Fâidesi olduğundan câiz dedik. (Siyerül-aktâb)da, Hasen Basrî buyuruyor ki, (Allah sevgisi ile, simâ’ dinleyen, Sıddîk olur. Nefse tâbi’ olarak dinleyen, zındık olur). Hadîka) ve (Berîka)nın sonlarında diyor ki, (Def, tanbur ve her nev’ çalgıyı evinde, dükkânında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediyye, âriyet, kirâya vermek günâhdır). Mubâh ile günâh karışık olursa ve radyoda, televizyonda, filmde veyâ bunların görüldüğü, dinlenildiği yerde, harâm şeyler varsa, günâha girmemek için mubâhı, hattâ sevâbı terk etmek lâzım olur. Nitekim, mü’minin da’vetine gitmek sünnet olduğu hâlde, harâm bulunan da’vete gitmemeli, harâmdan, mekrûhdan sakınmak için sünneti terk etmelidir. (Ahlâk-ı alâ’î) kitâbında diyor ki, (Şi’r, veznli söze denir. Lahn ve nağme bulunmıyan güzel sesi dinlemek mutlaka mubâhdır. Sıkıntı gidermek için, nağme ile, kendi kendine okumak câiz diyenler vardır. Fekat, başkalarını eğlendirmek veyâ para kazanmak için okumak harâmdır. Nağme, ya’nî veznli ses üçdür: 1 — İnsan sesi. Yukarıda uzun bildirdik. 2 — Hayvan sesi. Kuşların ötmesi gibi. Bunları dinlemek, mutlaka halâldir. 3 — Cansızlardan [bütün çalgılardan] vurmak, üflemek, sürtmekle çıkarılan sesleri dinlemek, mutlaka harâmdır. Suyun akması, dalgaların çarpması, rüzgâr, yaprak seslerini dinlemek günâh değildir. Bunları dinlemek fâidelidir. Sıkıntıyı giderir). (Eşi’at-ül-leme’ât) hadîs kitâbının sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Beyân ve Şi’r) bâbında diyor ki, Âişe “radıyallahü anhâ’nın bildirdiği hadîs-i şerîfde, (Şi’r, iyisi iyi olan, çirkini çirkin olan sözdür) buyuruldu. Ya’nî, vezn ve kâfiye, bir sözü çirkinleşdirmez. Şi’ri çirkin yapan, ma’nâsıdır. |
||
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 26.08.2003
Mesajlar: 63
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
(Hadîka) kitâbının sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki, (Harâm karışmamış olan tegannî, sâlih insanın temiz kalbine, rûhuna tatlı geldiği gibi, harâm karışmış olan müzik de, fâsıkların nefslerine tatlı gelir). Onlar, bunların, bunlar da onların müziklerinden zevk almazlar, sıkılırlar. Çünki kalbe, rûha lezzet veren şey, nefse sıkıntı verir. Nefse tatlı gelen şey, temiz kalblere sıkıntı verir. Bunun içindir ki, kâfirlerin, fâsıkların Cennet hayâtı yaşadıkları yerler, müslimânlara, sâlihlere zındân olur.
Sûre-i Lokmandaki (Lehvelhadîs) âyet-i kerîmesinin, mûsikînin men’i için olduğunu, tefsîrler meselâ, (Tefsîr-i medârik) bildirmekdedir. Fârisî (Mevâhib-i aliyye) ismindeki tefsîrde, bu âyet-i kerîme şöyle tefsîr ediliyor: (Ba’zı insanlar, dedikodu yaparak, yalan hikâyeler, romanlar söyliyerek ve yazarak ve para ile şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’ân-ı kerîm dinlemelerine, farzları, harâmları okuyup öğrenmelerine ve nemâz kılmalarına mâni’ olmağa, ya’nî gençleri islâmiyyetden uzaklaşdırmağa çalışıyor ve müslimânlarla ve Allahü teâlânın emrleri ile, alay ediyorlar. İslâmiyyete gerilik, müslimânlara da, anormal insan, ibtidâî, örümcek kafalı, hasta adam ve gerici gibi ismler takıyorlar. Bunlara, Allahü teâlânın emrleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözleri söylenince, kendilerine bir süs vererek, kibrle, gurûrla yüzlerini çevirerek, bu söylenenleri hiç duymuyormuş gibi aldırış etmezler. Onlara Cehennem ateşini, çok acı azâbları müjdele!). Bu tefsîr, türkçeye terceme edilmiş ve (Mevâkib tefsîri) ismi verilmişdir. (Dürr-ül-müntekâ) kitâbında buyuruyor ki, (Kur’ân-ı kerîmi ve ezânı tegannî ile okumak ve dinlemek harâmdır. Burhâneddîn-i Mergınânî “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyurdu ki, Kur’ân-ı kerîmi tegannî ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyen kimsenin îmânı gider. Tecdîd-i îmân ve tecdîd-i nikâh etmesi lâzım gelir. Kuhistânî hazretleri de, böyle yazmakdadır. Kasîdeleri, ilâhîleri tegannî ile okuyarak, bunları dinliyerek vecde geliyoruz, kendimizden geçiyoruz diyenlerin sözleri doğru değildir. Dînimizde böyle birşey yokdur. Tekkelerde yapılan rakslar, tegannî ile okunan şeyler [ilâhîler, mevlidler] harâmdır. Buralara gidip oturmak, dinlemek câiz değildir. Tesavvuf büyükleri, böyle şeyler yapmadı. Bunlar sonradan uyduruldu. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” şi’r dinlemişdir. Fekat bu, şarkı, nağme dinlemeğe izn değildir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” şarkı dinleyip vecde geldi diyenler, yalan söyliyor). [Harâm olan tegannî, mûsikî perdelerine uyarak okumakdır. Sünnet olan tegannî, tecvîde uyarak okumakdır.] Raks ve simâ’ hakkında (Ukûd-üd-dürriyye) sonunda geniş bilgi vardır. (Kimyâ-yı se’âdet) kitâbı, ikiyüzaltmışaltıncı sahîfesinde, çocuk terbiyesini anlatırken, (Çocuklara kadın, kız, aşk bulunan şi’rleri okutmamalı, böyle şi’rler rûhun gıdâsıdır diyen öğretmene göndermemelidir. Talebesine böyle söyliyen, [ve seks bilgileri veren öğretmen], üstâd değil, şeytândır. Çocuğun kalbini bozmakdadır) buyuruyor. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Gınâ kalbi karartır) buyurdu. Ya’nî insan sesi ile tegannî ve çalgılar kalbi karartır. [Bu hadîs-i şerîfi, İbni Âbidîn, beşinci cild, ikiyüzyirmiikinci sahîfede, îzâh etmekdedir.] Mûsikîye özenmemeli, hâsıl etdiği lezzete aldanmamalıdır. Bundan rûh değil, Allahü teâlânın düşmânı olan nefs lezzet almakdadır. Zevallı rûh, nefsin elinde esîr olduğundan, kendi lezzeti sanmakdadır. [Üçüncü kısm, otuzbeşinci maddeyi okuyunuz!]. Mûsikînin tadı, zehrli bala, şekerlenmiş, yaldızlanmış necâsete [pisliğe] benzer. Mûsikînin harâm ve zararlı olduğunu bildirmekden maksadımız, buna tutulmuş olan binlerce insanı fâsık ve günâhlı olmakla lekelemek değildir. Şunu bildirmek isterim ki, bu satırları yazanın günâhları, okuyucularınınkinden katkat ziyâdedir. Ma’sûm, günâhsız olan, ancak Peygamberlerdir “aleyhimüsselâm”. Yayılmış olan günâhları bilmemek de, ayrıca günâhdır. Sözbirliği ile bildirilen harâmları, halâl sanarak, sıkılmadan işliyen kâfir olur. Günâhlarımızın çokluğunu düşünerek, Rabbimize karşı, her zemân mahcûb, boynu bükük olmalıyız. Hergün tevbe etmeliyiz! Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, Evliyânın büyüklerinden olan, Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh”, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi. Ya’nî dans etmedi. Kırkyedibinden ziyâde beyti ile dünyâya nûr saçan (Mesnevî)sine, her memleketde, birçok dillerde şerhler, açıklamalar yapılmışdır. Bunlardan pek kıymetlisi ve lezzetlisi, mevlânâ Câmînin kitâbı olup, bunu da, birçok kimse, ayrıca şerh etmişdir. Bunların içinde de, Süleymân Neş’et efendinin şerhinden ellialtı sahîfesi, yalnız dört beytin şerhi olup, sultân Abdülmecîd hân zemânında, [1263] de matba’a-i Âmirede tab’ edilmişdir. Bu kitâbda, mevlânâ Câmî “kuddise sirruh” buyuruyor ki: (Mesnevînin birinci beytinde, [Dinle neyden, nasıl anlatıyor-ayrılıklardan şikâyet ediyor] ney, islâm dîninde yetişen kâmil, yüksek insan demekdir. Bunlar, kendilerini ve herşeyi unutmuşdur. Zihnleri, her ân, Allahü teâlânın rızâsını aramakdadır. Ney, fârisî dilinde, yok demekdir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuşdur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden hâsıl olmakdadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden, Allahü teâlânın ahlâkı, sıfatları ve kemâlâtı zâhir olmakdadır. Neyin üçüncü ma’nâsı, kamış kalem demekdir ki, bundan da, insan-ı kâmil kasd edilmekdedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep Allahü teâlânın ilhâmı iledir). Sultân İkinci Abdülhamîd hân zemânında Ankara vâlîsi olan Âbidîn Pâşa “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Mesnevî şerhi)nde, neyin insan-ı kâmil olduğunu, dokuz dürlü isbât etmekdedir. Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh”, yüksek sesle zikr bile yapmazdı. Sonradan gelen din câhilleri, ney, saz, def gibi çalgılar çalarak, gazel okuyup dönerek, dans ederek, nefslerini zevklendirmişlerdir. Bu günâhlara ibâdet adını verebilmek ve kendilerini din adamı tanıtabilmek için, Mevlânâ da böyle çalar ve oynardı. Biz mevlevîyiz, onun yolunda gidiyoruz diyerek, yalan söylemişlerdir. Zâhir ilmlerinde mütehassıs, tesavvuf derecelerinde çok yüksek olan, derin âlim, büyük velî Abdüllah-ı Dehlevî, yetmişdördüncü mektûbunda buyuruyor ki, (Tegannî, hazîn ses ve Allah sevgisini anlatan şi’rler ve Evliyâ-yı kirâmın hayâtını bildiren kasîdeler, kalbdeki bağlılığı harekete getirir. Hafîf sesle zikr etmek ve islâmiyyetin yasak etmediği şi’rleri dinlemek, Çeştiyye yolunda olanların kalblerini inceltir). Seksenbeşinci mektûbda buyuruyor ki, (Tesavvuf büyükleri güzel ses dinlediler. Fekat, çalgı ile değil idi. Oğlanlar ve kızlar yanında değil idi. Fâsıklar arasında değil idi. Çeştiyye yolunun büyüklerinden Sultân-ül-meşâyıh Nizâm-üddîn-i Evliyâ hazretleri güzel ses dinlerdi. Fekat hiçbir zemân, hiçbir çalgı dinlemediği, (Fevâid-ül-füâd) ve (Siyer-ül-evliyâ) kitâblarında yazılıdır. (Simâ’), ya’nî güzel ses dinlemek, Evliyânın kalbindeki kabz [sıkıntı] hâlini bast [râhatlık] hâline çevirmek içindir. Gâfillerin güzel ses dinlemeleri, fıska yol açar. Hiçbir çalgı halâl değildir. Sekr hâlinde iken, câiz diyenler oldu ise de, bunlar ma’zûrdur. Bunları ileri sürerek câiz dememelidir. İslâmiyyete uygun şartları gözeterek, sesle zikr câiz ise de, sessiz zikr efdaldir. Ud, keman, saz, ney ve her çalgıyı ve gâfillerin şarkılarını dinlemek ve raks [dans] yapmak ve seyr etmek câiz değildir). Doksandokuzuncu mektûbda buyuruyor ki, (Kalbdeki kabzı, bulanıklığı gidermek için, güzel sesle, tecvîde uyarak okunan Kur’ân-ı kerîmi dinlemelidir. Eshâb-ı kirâm böyle yapardı. Kasîde ve şi’r dinlemezlerdi. Şarkı ve çalgı dinlemek ve yüksek sesle zikr yapmak, sonradan meydâna çıkdı. Ebül-Hasen-i Şâzilî ve Hammâd-i Debbâs gibi tesavvuf büyükleri “kaddesallahü teâlâ esrârehümâ” şiddetle inkâr etdiler. Abdülhak-ı Dehlevî “rahmetullahi aleyhim”, bunu uzun bildirmekdedir. Çalgısız olarak ve fâsıklar ve gâfiller arasında olmıyarak, Allah sevgisini anlatan şi’rleri dinliyen büyükler de vardı. Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin yanına ney ve saz getirdiklerinde, biz bunları dinlemeyiz. Dinliyen tesavvufcuları da inkâr etmeyiz buyurdu. Çünki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hiç dinlememişdir. Tarîkat-i müceddidiyyede, tegannî dinlemenin kalbe te’sîri yokdur. Kur’ân-ı kerîm dinlemek, safâ vermekde ve huzûru artdırmakdadır. Nağme ve saz dinlemek kalb seyrinde olanlara zevk verir. Hafîf sesle ve hazîn tegannî ile zikr, zevkı ve şevkı artdırır. İrâde ve ihtiyâr ile olmadan, derd ve hüzn ile içden gelen yüksek sesle zikr etmek yasak değildir. Fekat her zemân yapmamalıdır). (Eşi’at-ül-leme’ât)da, (Beyân ve Şi’r) bâbında diyor ki, Tâbi’înin büyüklerinden Nâfi’ buyurdu ki, Abdüllah bin Ömer “radıyallahü anhümâ” ile berâber gidiyorduk. Ney sesi işitdik. Abdüllah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaşdık. Ney sesi dahâ işitiliyor mu, dedi. Hayır işitilmiyor dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” de böyle yapmışdı dedi. Nâfi’, sonra dedi ki, ben o zemân çocuk idim. Bundan anlaşılıyor ki, Nâfi’a kulaklarını kapamasını emr etmemesi, çocuk olduğu için idi. Yoksa, ney sesi dinlemek tahrîmen mekrûh olmayıp tenzîhen mekrûh olduğu için, Abdüllah vera’ ve takvâsı sebebi ile kulaklarını kapatdı demek doğru değildir. Nâfi’, böyle yanlış anlaşılmaması için, çocuk olduğunu bildirdi. (Eşi’at-ül-leme’ât)dan terceme temâm oldu. |
||
|
|
|
|
Hamd icin Ilim
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3,899
Konulara Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
Yazdigimi hic okumamissin, yine aynisinda devam etmektesin...yeniden koyayim, umutluyum cünkü, fakat son yanit bu...zamanim degerli:
Bak Kardesim(benden gencmissin)! Senin görüsünde olmiyan, senin seyhinin görüsünde olmiyan, senin benimsedigin alimin görüsünden olmiyan, fakat baska bir düsüncede olan, baska bir seyhin görüsünde olan, baska bir alimin görüsünde olan kisiye, ne kafir, ne sapik, ne bilmem ne diyebilirsin(hem burada, hem H.Karaman ile ilgili yazmis oldugun yazilari kastediyorum...cevab vermeyi gerekli görmemistim bile)!!!! Dersen, iste o zaman haricilik tuzagina düsersin! Not: gazali bu konuda ne diyormus, iyice bak!! <<<< buradaki kastim , müzik ile ilgili idi!!! sen bakmiyacagina göre, buyur: Hz.Aise(ra) söyle rivayet eder: „Kurban bayrami günlerinde babam Hz. Ebu Bekir(ra) evime geldi ve yanimda def calip sarki söyleyen iki cariye vardi. Hz.Peygamber(sav) de örtüsüne bürünmüstü. Babam her ikisini de azarlayip usturdu. Hz.Peygamber(sav) basini örtüsünden kaldirarak: „Ey Ebu Bekir! Birak calsinlar. Bu, bayram günleridir.“( Ibn Mace, Buhari ve Müslim,Bu hadis ayni anda kadin sesini dinlemek mevzusu ile ilgilide alinabilinir) Imam-i Gazali de „Ihya“ kitabinda bu iki cariyenin sarki söylemesi, habeslilerin Peygamber mescidinde oynamalari, Hz.Peygamberin onlara „göreyimsizi ey Erfede ogullari“ ve hanimi Hz.Aise’ye „seyretmek istermisin?“ demesi ile hanimi seyretmekten usanincaya kadar beraberinde durmasi ve onun arkadaslariyla birlikte yapma bebeklerle oynamasi hadislerini zikreder ve der ki: Butün bu Hadisler , "Sahihayn"da mevcuttur ve hepsi sarki ve oyunun haram olmadigina birer delil teskil eder. Yine bunlarda bazi oyunlara delalet vardir: 1. Oyun... habeslilerin adetinde raks ve oyun birdir. 2. Oyunun mescidde yapilmasi... 3. Hz.Peygamberin „göreyim sizi, Ey Erfede ogullari!“ sözü. Ki bu oyunu emirdir. Ve onu benimseyistir. Bu türlü emir ve benimseyisten sonra oyunun haram oldugu nasil söylenebilir? 4. Hz.Ömer ve Hz.Ebu Bekir’in (R.Anhüma) mani olmaya kalkismalarina mani olmasi ve onlara o günün bayram günü yani sevinc günü oldugunu söylemesi... 5. Hz.Aise(ra)‘nin seyredebilmesi icn beraberinde uzunca zaman durmasi ve onlari bizzat seyrederek dinlemesi. Burad su delili cikariyoruz...kadinlarin ve cocuklarin gönlünü hos tutmak bakimindan güzel ahlak sahibi olmak ve onlarin oyunlari seyretmelerine müsaade etmek, sert ve kaba davranip onlari menetmekten daha iyidir 6. Baslangicta Hz.Peygamber(sav)‘in Hz.Aise(ra)‘ye seyretmek ister misin? demesi... 7. Iki Cariyenin sarki söyleyip def calmasina müsade etmesi... gibi Imam-i Gazali’nin „Kitabü’s-Sema“‘da zikrettigi butün deliller.... Yine bircok sahabi ve tabiinin sarki dinledikleri ve bunda mahzur görmedikleri de rivayet edilir. Bu konu'dan da biktim....itikadim zayif oldugundan degil, seriati izhar etmekten cekindigimden degil, aksine TAM TERSI!!! Son SÖZÜM!
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5,453
Konulara Teşekkür etti: 16
67 Teşekkür aldı 35 Mesajlar için
|
Ahmed kardeş sahabeden verdiğin örekler müziği mubah kılmak için güzel bir gayret. Ama yeterli olur mu bilmem? Ama örenkler de ki müzisyenler sahabe değil ya da hür müslüman değil. Resulullah bayram veya düğün gibi merasimlerde dinlemek istiyenler müdahil olmamış.
Benim sormak istediğim şey şuydu: İftara yarım saat kalmış. Müslüman, televizyonun başında iftarı bekliyor. Bir hoca efendi İslamdan bahsediyor. Sohbet biraz uzasa spiker sanki çok önemli bir şey elden gidecekmiş gibi hocanın sözünü pat diye kesiyor, giyimi kuşamı, hayat tarzı ve söyldiği şarkı sözleri İslamdan tamammen uzak bayan bir şarkıcıya, sanki son kasetinin promasyonuymuş gibi şarkı okutturuyor. Bunları yanlış buluyorum.
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . " |
||
|
|
|
|
Hamd icin Ilim
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 17.08.2002
Mesajlar: 3,899
Konulara Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür aldı 1 Mesaj için
|
Saral abi sana yönelik oldugu icin, bu Yazi:
Birincisi Sahabelerin yapmis oldugu yeterli olmasi gerekir. Ikincisi Resulullah'in cevazi. Ücüncüsü Kütüb-i Sitte veya diger Hadis kitablarina baktiginiz zaman, müslümanlarin da yapmis olduklari ve dinlediklerini görürsünüz. Resulullah'in cevaz vermedigi alet veya müzik türleri iceren hadislerde mevcut. Ne olacak? Bu anlamda celiski oldugunu degil, aksine cevazin müzigin haram mekanlarda, haram sözleri iceren türlerde olmadigidir. Yoksa haram eden hadisleri sahih kabul et, olmiyanlari etme...ee o zaman Kütüb-i Sitte'de binlerce hadisi silelim. Cünkü bu konuya benzer celiskili görünen hadislerde gayet coktur. Bundan ötürü taasubculuga son dedim..neyse. Bu konu ile ilgili bir baska konuda (dogrusu 2-3 konuda) yeterince hadis yazmistim.Arayan bulur.Artik geregi yok yazmanin! ------ Kanallarda ki duruma bakildiginda...dini kanallarin diniliginden ciktigi zaten belli. Dini program yapma gayretinde olsalarda, rejim ve topluma uymak zorundalar. Toplumda bu gibi dandik sahneleri severse, onlarda uyuyor iste. Uymalarina iyi demiyorum, zaten bakmiyorum. Menfaat(is yeri, ünlü olmak, para vs.) icin yapilan türlerdendir bunlar diyorum. Ve Batil olan su zamanda (ismet Özel dedigi gibi) Kapitalizmdir..yani Menfaat! Pek aciklayici degil hehalde...ileriki zamanda biraz teferruata girerim belki, allahu alem.
__________________
"Insanlar hayra davet edildigi zaman, seytanlar da seytani duygular da kendilerini tehdit altinda hissediyorlar" I.Özel |
||
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.09.2003
Mesajlar: 35
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Değerli kardeşlerim, Müzik hakkında bazı kardeşlerimin yazısını okudum.Bazı kardeşlerimiz kaynaklara dayanarak bir şeyler yazarken bazı kardeşlerimiz de kafadan,mantığına göre konuşuyor.İslam dini akıl ve mantık dini değil,vahiy dinidir.Bilgisi olan ve kaynaklara dayanarak konuşan ve yazan kardeşlerimizden Allah razı olsun.Bilgisi olmadığı halde konuşan insanlar ise ya küfre düşer veya harama.Küfre düşmesi şundandır:İslamın haram dediğine helal,helal dediğine haram derse islama ters düşmüş olacağından küfre girer.İnkar etmediği halde haramı yapıyorsa günaha girer. gelelim konumuza:Mine bacımın hassasiyetine teşekkür ediyor,bu hassasiyetini devam ettirmesini diliyorum.Mine bacımıza "Mineciğim takma kafana,müzik niye haram olsun ki?" diyen arkadaş ise,müslümansa biraz dikkatli olsun.Müslüman değilse Allah hidayet versin.Ubeyde kardeşimizin yazdıkları doğrudur. fakat bir çıkmazı vardır.O da şu:Biz birini örnek alacaksak önce Peygamberimizi,sonra sahabeleri ve sonra da müctehid imamları örnek almak durumundayız.Abdullah ibni Ömer'in rivayetine göre Allah Rasûlü ile bir yerden geçerlerken bir çobanın kaval sesini duyarlar.Peygamberimiz hemen kulaklarını parmakları ile tıkar ve öylece yoluna devam eder.Biraz ordan uzaklaştıdan sonra Hz. Abdulla'a "bitti mi" yani kavalın sesi kesildi mi" diye sorar.O da evet der.Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) parmaklarını kulağından çeker.Müziğe karşı başka hdisler de vardır.Bu hadisi delil alan mütehid imamlar,İmam Şafi,İmam Malik,İmam Ebû Hanife ve İmam Ahmed bin Hanbel ,çalınarak ve üflenerek çalınan bütün çalgılı müziklerin haram olduğuna hükmederler.Eğer müzik çalgısız olur da,içinde haram sözler olmaz,içkiden ve yaşayan bir kadından sözedilmez,müslümanlar hicvedilmezse kişinin yalnızlığını gidermek için söylenirse mübahtır.Ama söylenmemesi efdaldır.Allah'ı zikredelim efendim. Ubeyde kardeşimin İmam Gazaliden yazdıklarına gelince:Müctehid İmamlar dururken imam Gazalinin fetvası ile amel edilmez.Çünkü o mutlak müctehid değild |