İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 31.01.2005, 08:46

 
Hikaye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.05.2003
Mesajlar: 848
Teşekkür etti: 24
49 Teşekkür 19 Mesaja aldı
Kas yapayim derken goz cikartmayalim!

Tebliğin İlk Muhatabı: KENDİMİZ

Tebliğ, yani insanlara doğruyu anlatma, hem Kur'an'da hem de Hz. Peygamber
Efendimiz'in sünnetinde önemli bir yere sahip. Lâkin bu konudaki en
yaygın yanlış anlama, tebliğin hep dışarı yani başkalarına yönelik bir eylem
olduğu fikridir.

Bir rivayete göre, sağlığına zarar verecek düzeyde bal müptelası olmuş
birini, ikna etmesi için İmam Gazalî rh.a.'in huzuruna getirirler. Gazalî
durumu öğrendikten sonra, ertesi gün gelmelerini söyler.

Ertesi gün olunca, Gazalî bal müptelası kişiye her şeyin aşırısının zararlı
olduğunu, İslâm'ın herşeyde itidal ve ölçüye önem verdiğini anlattıktan
sonra, balı daha az yemesini tavsiye eder. Gazalî'nin öğüdüne kulak veren bu
kişi, bir müddet sonra bal müptelası olmaktan kurtulur.

Lâkin yanındakiler Gazalî'nin onları neden ertesi gün çağırdığını merak
ederler ve sorarlar. Gazalî cevaben der ki:


"O sabah ben bal yemiştim. Balın tadı ağzımda dururken, kimseye 'bal yeme' diyemezdim. O yüzden ertesi gün gelmenizi istedim."

YAPMAYACAĞINIZ ŞEYLERİ NİÇİN SÖYLERSİNİZ?

İlim ve irfan geleneğinin abide isimlerinden biri olan İmam Gazalî, bu
tavrıyla, Kur'an-ı Kerim'in ısrarla üzerinde durduğu bir ilkeye örneklik
teşkil ediyor:

"Ey inananlar! Neden yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız
şeyi söylemek Allah katında en sevilmeyen bir şeydir." (Saf, 2-3)

Bu ayetler, Uhud savaşı öncesinde, Hz. Peygamber Efendimiz'e cihad
sözü verip daha sonra sözlerinden dönen sahabe hakkında inzal edilmiş. O
yüzden ayet, öncelikle mümin olan kişilere hitap ediyor ve onları sert bir
şekilde uyarıyor.


Kur'an ayetlerinin sebebi hususi, fakat manası umumi
olduğundan (yani belli bir hadiseye binanen inen ayetler, genel geçer bir
anlam ve tatbik değerine sahip olduğundan), bu ayetler müslüman hayatının
önemli bir yönüne ışık tutuyor. Bu, İslâm'daki ilim-amel bütünlüğünün en
kayda değer örneklerinden biridir.

Tebliğ, yani insanlara doğruyu anlatma, hem Kur'an'da hem de Hz. Peygamber
Efendimiz'in sünnetinde önemli bir yere sahip. Lâkin bu konudaki en
yaygın yanlış anlama, tebliğin hep dışarı yani başkalarına yönelik bir eylem
olduğu fikridir.

Dinî bir doğruyu yahut ahlakî bir ilkeyi tebliğ ederken, muhatabımızın
genellikle kendimizin dışında, iş yerimizdeki yahut mahallemizdeki insanlar
olduğunu düşünürüz.


Bu, yanlış olmamakla beraber eksik bir yaklaşım. Zira
tebliğ -ki kelime manası itibariyle büluğ yani olgunlaşma ve kemale erme ile
yakından irtibatlıdır- öncelikle kendi nefislerimizden başlamamız gereken
bir terbiye metodudur.

Söylediğini yapmayan ve tebliğ ettiği doğruları kendi hayatında yaşamayan
insanların, başkalarına örnek olması imkansız derecesinde zordur.


Bu yüzden Hz. Peygamber Efendimiz'e 40 yaşında ilk vahiy indirildiğinde,
kendisi her yönden kemale ermiş bir insan, sufilerin tabiriyle bir insan-ı
kâmil idi. İslâm'ın ilk yıllarında müslüman olan Mekke'lilerin pek çoğu, Hz.
Peygamber Efendimiz'in saflarına, dile getirdiği tevhid ve adalet
öğretisi kadar, güzel ahlâkı ve örnek kişiliği sebebiyle katıldılar.


İslâm'ın diğer bölgelere yayılması da aynı şekilde oldu. Özellikle
Hindistan'da ve Anadolu'da, İslâm'a giren insanların büyük bir kısmı,
buralara gaza ruhuyla giden sufilerin örnek yaşamlarına bakarak İslâm'a
girdiler. Keza, Hz. Mevlanâ'nın "ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün
gibi ol" düsturu, müslümanların en önemli şiarlarından biri haline geldi.

ETRAFINI AYDINLATAN BİR IŞIK OLMAK

Tebliğe kendi nefsimizden başlamak, etrafını aydınlatan bir ışık olmak
manasına gelir. Bunun şuurunda olan kişi, etrafında kaç kişinin toplandığına
değil, kendisinin ne kadar nur saçabildiğine önem verir. İnsanların zifiri
karanlıkta yakılmış bir lambanın altında toplanması gibi, böyle bir nur
kaynağı, insanları kendine çeker, onların yolunu aydınlatan bir rehber olur.
Bu noktada tebliğ, dil ile değil, asıl hal ile yapılan bir eylem haline
gelir.

Hal sahibi olmak, doğruyu yaşayarak tebliğ etmenin en etkili yoludur. Bu
yüzden kadim bir ilke olan 'kendini bil!' deyişi, İslâmî tebliğ metodunun en
veciz ifadelerinden biridir. Modern düşüncenin tersine, 'kendini bil' emri,
bizi bireyciliğe götürmez. Tam tersine, bizi birey ve benlik-üstü bir
gerçeklik alanına taşır.

Zira manevi yolun nihai gayesi, nefsin arzularına
karşı mücadele etmek, Hz. Peygamber Efendimiz'in tabiriyle büyük
cihadı (cihad-ı ekber) gerçekleştirmektir. Büyük cihadın başlangıç noktası,
insanın tebliğe kendisinden başlaması ve yayabildiği ışık nisbetinde diğer
insanlara ulaşmasıdır.

Bu noktada, İslâm'daki ilim-amel bütünlüğüne işaret etmek yerinde olacaktır.
İlim-amel bütünlüğü, insanın bilgi sahibi olması ve bildiğini yaşamasını
ifade eder. Bu manada bilgi (ilim), bir zihin cimnastiği demek değildir. Tam
tersine, bilgi, bizi dönüştüren ve manevi yolun yüksek mertebelerine
ulaştıran bir araçtır. Dahası, bilgi sorumluluk demektir. Kur'an'ın
tabiriyle bilenler ile bilmeyenler eşit değildir; zira bilen kişi hem
bilgisi, hem sorumluluk düzeyi, hem de manevi mertebesi itibariyle
bilmeyenlerden üstündür.

Şu halde bilginin bize yüklediği sorumluluk, onun gerektirdiği şekilde
yaşamaktır. Bu yüzden eskiler, 'ilim satırlarda değil, sadırlardadır'
demişler. Yani gerçek bilgi, kitaplarda yahut bilgisayar ekranlarında
okuduğumuz şeyler değil -zira bunlar malumattır- fakat göğüslerimize yani
kalbimize işlemiş, eylem ve davranışlarımızı yönlendiren, zenginleştiren ve
anlamlı kılan bilgidir. İlim-amel bütünlüğü, böyle bir ruh halini zorunlu
kılar. Bunun temini ise, ancak daimi bir murakabe ve kendi nefsimize yönelik
tebliğ ile mümkündür.

Yukarıda zikrettiğimiz İmam Gazalî rh.a. örneğinde olduğu gibi, ağzımızda
bal tadı varken birine 'bal yeme!' nasihatinde bulunmak, ancak kendimizi
kandırmak olur. Zira böyle bir tavır, muhatabımızın ne aklına, ne de kalbine
nüfuz edebilir.

GÜLÜN KOKUSUNU TARİF EDEBİLİR MİYİZ?

Tebliğe kendi nefsimizden başlamamak, gülün kokusunu tarif etmek gibi muhal
derecesinde zor, hatta saçma bir işe girişmekle eş anlamlıdır.

Ne kadar gayret etsek de, en son anlatım tekniklerini kullansak da, her tür
bilimsel, tarihî malumatı bir araya getirsek de, gülün kokusunu insanlara
tarif edemeyiz. Neden? Çünkü tarif etmeye çalıştığımız şey, ancak tecrübe ve
hal yoluyla idrak edilebilir.

Dolayısıyla insanların önüne taze bir gül demeti koymadan, onlara gülün
kokusunu hiç bir zaman anlatamayız.

Aynı şekilde, Hz. Peygamber Efendimiz'in güzel ahlâkını ve örnek
hayatını, kendi nefsimizde idrak etmeden anlatmak, gülün kokusunu tarif
etmeye benzer. O nebevî ahlâkı üzerinde taşımayan bir kişinin, insanlara
tebliğde bulunması, nasihat vermesi ne kadar mantıklı ve etkili olabilir?
Böyle bir çağrıya kim kulak verir? Kulak vermeyen insanları suçlama hakkımız
olabilir mi?

Geçmişte olduğu gibi günümüz İslâm dünyasında da tebliğin en etkili ve doğru
yolu, tavsiye ettiğimiz şeyleri önce kendi nefsimizde yaşamamızdır. Bugün
Batı'da müslüman olan insanların çok büyük bir kesimi, İslâm'ın fıkıh
anlayışını yahut kelam mezheplerini okuyarak değil, müttaki ve ihlâslı
müslümanların hayat biçimlerinden etkilenerek İslâm dairesine giriyor.

Tersinden baktığımızda, kalbinde iman olduğu halde İslâm'dan soğuyan
insanların önemli bir kısmı da, karşılarında güzel örnekler görmedikleri
için nebevî yoldan uzaklaşıyorlar.

Kur'an-ı Kerim'in ısrarla üzerinde durduğu gibi, bize düşen tebliğden
ibarettir. İnsanlar hangi yolu seçeceklerine kendileri karar verirler. Fakat
bizim omuzlarımızdaki tebliğ vazifesi -ki Hz. Peygamber'in -sallallahu aleyhi ve sellem- şerefli yolunun bir parçasıdır- ancak kendimizden başlayarak yola koyulduğumuzda bereketli bir amel haline gelebilir.

Halil Akgün

Semerkand.com adresinden alınmıştır.( Nisan 2002 sayısı )
__________________
“ Yalnız hüznü vardır, kalbi olanın… "

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
Hikaye isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 31.01.2005, 09:24

 
Hikaye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 29.05.2003
Mesajlar: 848
Teşekkür etti: 24
49 Teşekkür 19 Mesaja aldı
Sagolasin kardesim..

Maalesef bizler dinimizle kurtulmak yerine hep dini kurtarma telaslarindayiz Onun icin bir turlu ayaga kalkamiyoruz :(
__________________
“ Yalnız hüznü vardır, kalbi olanın… "

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
Hikaye isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
2 Hafta Tatilim var derken µmmed Muhabbet Olsun 2 04.10.2007 21:36
yağmurdan kaçayım derken ecoutez-moi Resim ve Karikatür 7 11.07.2007 15:57
CLINTON capkin derken:))) Ireme- Resim ve Karikatür 2 04.10.2004 00:42
ne yapayim akil verin abiler kurtcebe Hardware ve Software konusunda Sorular, Cevaplar 2 08.12.2003 15:44


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:48 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50