İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 25.10.2002, 14:18

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
RAMAZÂN-I ŞERİF, AYLARIN EFENDİSİDİR

Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

RAMAZÂN-I ŞERİF, AYLARIN EFENDİSİDİR

Ayların sayısı, Yâkup aleyhisselâmın evlâdının adedi gibi on ikidir. Nasıl ki Yûsuf aleyhisselâm babasının yanında diğer kardeşlerinden kıymetli idiyse, Ramazân-ı Şerif de Allah indinde diğer aylardan daha kıymetlidir.

Ramazan ayı, ayların efendisidir.
Cuma günü günlerin,
Kurân-ı Kerim kelâmın,
iki cihan serveri Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhü aleyhi ve sellem de bütün mahlûkâtın efendisidir.
Kurân-ı Kerimin efendisi ise Âyetül-Kürsîdir.

Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sînâda Cenâb-ı Hakka münacatında: Yâ Rabb! Bana kelâmını işittirmekle ikramda bulundun ve beni Kelîmin olarak kabul ettin. Böyle bir ikrâm ile başka kullarına da ikramda bulundun mu? diye sordu.

Allah celle şânühû şöyle buyurdu: Ey Mûsâ! Benim kıyâmete yakın göndereceğim kullarım vardır. Onlara Ramazan ayının orucunu farz kılarım. Ben onlara, senden daha yakınım.

Zira her ne kadar seninle vâsıtasız konuşsam da, benimle senin aranda yetmiş bin perde var.

Ümmet-i Muhammed oruç tuttuklarında, iftar vaktinde dudakları beyazlaşıp renkleri sararır.

Ben o anda o perdeleri kaldırırım yâ Mûsâ! Evet, o anda kulluk perdesinden başka bir perde kalmıyor, hepsi kalkıyor.

Onun için o kıymetli ânı iyi değerlendirip Allâhümme yâ vâsial-mağfirati iğfirlî duâsını çokça okumak, mâlâyâni ile meşgul olmamak lâzım.

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 26.10.2002, 11:12

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

KURAN AYININ KIYMETİNİ BİLELİM

Kurân-ı Kerim ramazan ayında indirilmiş ve her ramazanda sanki yeniden nâzil oluyormuş gibi tazeliğini muhâfaza etmiş ve kıyâmete kadar da edecektir.

O bakımdan onu karşılamak için, nefsin süflî ve adî isteklerinden, mâlâyâni ve boş işlerden sıyrılıp yeme-içmeyi de terk ederek meleklere benzer şekilde Kurânı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek gerekir.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Dünya, ahiretin tarlasıdır buyurmuştur. Ramazan ayında ibâdetlerin sevapları kat kat arttırılır.

Meselâ okunan Kuran-ı Kerimin diğer zamanlarda her bir harfine on sevap vardır; ramazanda ise bin sevap...

Kadir Gecesinde ise, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır âyetinin ifadesiyle sevaplar gene binlerce kata yükselir. İşte ramazan ayı âdeta âhiret ticareti için, gâyet kârlı bir pazar ve panayırdır.

Uhrevî hâsılat için çok bereketli ve münbit bir zemindir. Amel ve ibâdetlerin büyüyüp gelişmesi için, bahardaki nisan yağmuru gibidir. O bakımdan mümin; nefsin, yemek-içmek gibi hayvanî isteklerine, mâlâyânî işlere, hevâî arzulara girmemesi için oruçla mükellef olmuştur.

Cenâb-ı Hakk Sameddir. Samed, yani her şey ona muhtaç; ama o, hiçbir şeye muhtaç değildir. Dolayısıyla yeme-içme, evlilik... gibi şeylerden Allah Teâlâ müstağnîdir. Bu ismin mazharı olan melekler de yemez, içmez ve evlenmezler.

Semâdan, melekler âleminden Cebrâil (a.s.) vâsıtasıyla gelen Kurân-ı Kerîmi bu ayda yeniden karşılamak için âdeta meleklere benzeyerek beklemek gerekir.

Ta ki, Kurân-ı Kerim, geldiği o semavî âlemlere benzer temiz gönüllerde tesirini icrâ etsin... Bizlere fâni bir ömürde, bâki bir hayatı kazandırmaya vesîle olsun. Topyekûn âlemin sultanı olan Cenab-ı Hakk, ramazan ayını on bir ayın sultânı kılmış ve zâtına yaklaşmaya bir vesile yapmış.

Bunun için elbette, bize emredilen orucu, en mükemmel şekliyle tutmamız gerekiyor. Kâmil mânâdaki oruç ise; mide gibi bütün organlarımıza yani göz, kulak, kalp, hayâl, fikir ve benzeri insanî cihazlara da tutturulan oruçtur.

Yani Allâhın haram kıldığı şeylerden, lüzumsuz ve boş işlerden onları çekerek her birisini kendine mahsus bir ibâdete sevk etmektir.

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 28.10.2002, 12:07

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.


TEBLİĞ VE İRŞÂDIN İKİ TEMEL ŞARTI

(Resûlüm!) Geceyi tamamen değil de, yarısını yahut yarıdan az eksiğini veya fazlasını yatmadan (ibâdetle) geçir ve Kurânı tane tane oku. (S. Müzzemmil, 2-3-4)

Kalk, artık (insanları) uyar. (S. Müddessir, 2)

Kurân-ı Kerimdeki bu âyetlerin geçtiği her iki sûre de, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)e ilk inen sûreler arasındadır. O bakımdan tebliğ ve irşadla vazifeli insanların da, geceleri kalkıp Rabblerine tevbe-istiğfâr, ibâdet-tâat, zikir ve fikirle meşgul olmaları; tertîl üzere Kurân okumaları lâzımdır.

Tertîl,nedir.?

Bir şeyi güzel, düzgün, tertipli ve kusursuz bir şekilde açık açık, hakkını vererek îzah etmektir. Nitekim sözü tane tane, yavaş yavaş, ara vererek, güzel bir sıralama ve ifadeyle söylemeye de tertîl-i kelâm denilir.

Kurân-ı Kerimin tertîli de böyle; her harfinin, nazmının, tertibinin ve mânâsının hakkını doyura doyura vererek okunmasıdır. Âyet-i kerimede rattil emrinden sonra tertîlâ masdarıyla tekid olunması, bu tertîlin de en güzel şekilde yapılması gerektiğini göstermektedir.

Bir söz aslında ne kadar güzel olursa olsun, gereği gibi okunup söylenmeyince güzelliği kalmaz. Güzel okumasını bilmeyenler, güzel sözleri berbât ederler. Sözün tertîl ile güzel söylenmesi ve güzel okunması da, sadece ses güzelliği ile gelişi-güzel eze-büze şarkı söyler gibi okumak, saz teli gibi yalnızca ses üzerinde yürümek kabilinden bir mûsıkî işi değildir.

Kelimelerin dizilişinin mânâ ile uyum sağlaması ve dilin, fesâhat ve belâğatı hakkıyla gözetilerek ruhî ve mânevî bir uygunlukla yerine göre şiddetli, yumuşak, uzun, kısa okumak; yerine göre gunne, ızhar, ihfâ, iklâb; yerine göre de vasl, sekte veya vakf yapmaktır. Bunun için de Kuran okurken tertîl ve tecvid lâzımdır. (M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, 8/5426-7)

Binâenaleyh Kurânı, bugün çoklarının okuduğu şekilde okumak, tertîl değildir...

Bu türlü okumaların insan vicdanında ürpertiler meydana getirmesi, yeni şeyler ilham etmesi, duygu ve düşüncede, ibâdet ve amelde insana şevk ve heyecan vermesi mümkün değildir.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimize, insanlara İslâmı tebliğ ederken, önce mutlaka gece ibâdet yapması (teheccüd namazı v.s.) ve Kurân-ı Kerim tilâvet etmesi emrediliyor. Demek oluyor ki, tebliğ ve gece ibâdetinin birbiriyle mutlak mânâda bir irtibat ve münasebeti var.

O halde günümüzde tâlim-terbiye, tebliğ-irşad, vaz ve nasîhatle meşgul olan insanların da, elbette ki bundan almaları gereken dersler olmalıdır...

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 29.10.2002, 09:42

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

TAMÂMEN HAKKA YÖNELMEK

... Gece ibadeti bir ölçüde, inziva, halvet, teveccüh ve tebettül mânâlarını da ihtivâ eder. Aslında, bu tâbirlerin bazıları Kurâna âittir.

Nitekim, Kurân-ı Kerimde, Ve tebettel ileyhi tebtîlâ: Tam mânâsıyla ona yönel (S. Müzzemmil, 8) buyurulmakta.

Yani, Allahtan başka her şeyle bir mânâda alâkanı keserek kendini tamamen ona ver ve sadece onun mârifeti, onun muhabbeti, onunla alâkalı rûhâni zevkler ve onun tecellileri ile otur-kalk tarzındaki bir üslupla bu mühim hususa işaret edilmektedir. Bu ise ancak, insanın kendini o işe hazırlaması, iradî olarak uykusunu, sıcak döşeğini terk etmesi ile gerçekleşebilir.

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, peygamberlik öncesi de belli ölçüler içinde inzivada bulunarak, her zaman Rabbine yakınlaşma yollarını araştırıyordu... İç âlemini, zaten temiz olan duygularını ve devamlı Hakka açık bulunan gönlünü-letâifini, tıpkı günebakan çiçekleri gibi Allâhü zûl-Celâlin nûrundan ayırmıyordu.

Yine o, Rabbine yakınlaşmayı hızlandıracak ve İlâhî feyizlerin sağanak-sağanak üzerine yağmasına vesîle olabilecek her şeyi değerlendiriyor ve diğer insanlardan çok farklı bir tefekkür dünyasında seyahat ediyordu.

Resûlüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi bizzat Cenâb-ı Mevlâmız terbiye etmiştir. Hem de en güzel keyfiyet ve mâhiyette... Bu durum bütün enbiyâ ve mürselîn için bahis mevzuu olduğu gibi, Resûlüllah Efendimizin vârisleri için de böyledir.

Dolayısıyla üzerlerine terettüp eden bu ağır irşad vazifesini hakkıyla edâ ve îfâ edebilmişlerdir. Meselâ Abdülhâlik-i Gucdüvânî, Şâh-ı Nakşibend, İmâm-ı Rabbânî ve Sâhib-i Zaman (kaddesallâhü esrârahüm ecmaîn) hazerâtından her bireri, belli bir devirde kendilerini İslâmın tâlim-terbiye, tebliğ ve irşad hizmetlerine vakfetmişlerdir.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretleri, senelerce, Hindistanın değişik bölgelerinde seyahatler etmiş, okumuş-okutmuş, feyzi İlâhîyi Ümmet-i Muhammede tevzi için çok büyük gayretler sarfetmiştir. Müslümanların itikatlarını sağlam zemine, Ehl-i Sünnet usûl ve çerçevesine oturtma istikametinde yaptığı faâliyetlerde şiddetli zulümlere mâruz kalmış...

Çektiği onca çile ve ıztıraplara rağmen, usanıp bıkmadan bidatlerle mücâdeleye devam etmiştir. Sâhib-i Zaman ve diğerleri de hâkezâ...

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 01.11.2002, 10:42

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

ALLÂHIN MEMURU OLABİLMEK...

... Şimdi, bu ölçüde ciddî ve fevkalâde ehem bir vazife olan Allâhın, Resûlünün, Kitâbının ve de füyuzât-ı İlâhîyi tevzi memurluğu ile vazifeli bulunan insanların, yarım -yamalak bir şekilde Hakka yönelmesi lâyık olur mu? Bütün gece uyumaları, hakkını vererek Kuran tilâvetinden uzak kalmaları düşünülebilir mi? Böylesine mühim bir vazifenin gerektirdiği mükellefiyet ve mesûliyetlerden kaçabilmeleri mümkün mü?


Elbette ki hayır! Öyleyse bu vazifeyi îfâ ile mükellef olan kimse, geceleri kalkıp Rabbine ibâdet etmeli; hem öyle bir ibâdet etmeli ki, onun, Yaratanı karşısındaki tavırları, üzerine aldığı yükün ağırlığına muvâfık düşsün.

İşte, bütün bunlara işâret sadedinde Kurân-ı Kerimde buyuruluyor ki: Az bir kısmı hâriç, bütün gece kalk, namaz kıl. Gecenin yarısı veya bunu biraz azalt ya da gecenin çoğu olsun. (S. Müzzemmil, 2-4)

Neden? Zira böylesine ağır bir vazife, sıradan ölçüleri aşan bir gayret ister... Ve böylelerinin hayatları hep bu fedakârlık içinde cereyan etmelidir. Daha doğru bir ifadeyle böyle cereyan etmek zorundadır. Halbuki bu mevzûda, sıradan Müslümanlara bir şey söylemek gerektiğinde, şöyle denir: Yatsıyı, vitiri kıldıktan sonra, sabah namazına kalkma niyeti ile yatınız; o zaman uykudaki soluklarınız bile ibâdet olur.

Halbuki Resûlüllah (s.a.v.)a, Gecenin pek azı müstesna, kalk, Rabbine ibâdet et, tertîl üzere Kuran oku deniliyor. Çünkü yüklendiği vazife, onun öyle olmasını gerektirmektedir... Ve de o öyle yapmış, vârisleri de onun yolunu hakkıyla tâkip etmişlerdir.

Peki, vârislerinin yolunda yürümesi gerekenler bundan muaf olabilirler mi? Hayır. Bu takdirde onların da gecenin tamamını uyku ile geçirmeye hakları yoktur. Ayet-i kerimedeki nısfehû, gecenin yarısı demektir. Devamında ise, bunun biraz azaltılması veya çoğaltılması emri de yer alıyor.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), geceleri ayaklarının altı şişinceye kadar namaz kılar; şayet herhangi bir mâzereti sebebiyle, gece ibadetini yapamayacak olsa, bu defa onu gündüz katlayarak yerine getirirdi. Bunu ifade sadedinde İmâm Bûsırî (k.s.) hazretleri ne güzel söyler: Ben o peygamberin sünnetine karşı vefâsız davrandım; zira o ayakları şişmeden yatmıyordu.

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 02.11.2002, 09:48

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

ALLAH YOLUNDA YARIM GÜN YÜRÜMEK...

Ebû Eyyûbil-Ensârî (r.a.) hazretleri anlatıyor: Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah yolunda bir sabah ya da bir akşam yürüyüşü, güneşin, üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. (Buhârî, Sahîh, Cihad, 7/73)

Allah Teâlâ insanı ve cinni, yalnız kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır. Bu mükellefiyetlerine zemin olmak üzere de, dünya ve nimetlerini onların hizmet ve ihtiyacına âmâde kılmıştır. işte bu nimetlerden istifade süresi demek olan hayat ise, çok çeşitli faâliyetlerin yanında bedenî-ilmî-mâlî cihâda da sahne olmaktadır. İnsan, muhtelif âmillerin tesiri ile hangi işinin en önemli, en kârlı veya en zararlı olduğunu her zaman doğru olarak tâyin edemez.

Bu, inanan insanlar için de aynıdır; inandıkları ve yapmak istedikler işlerin, hakikaten hangisinin daha mühim olduğunu her zaman isâbetli olarak tesbit ve icrâ etmeleri mümkün olmayabilir. Dünyada insanı, değer olarak kendine bağlayan bir çok şey vardır. Herkes ehemmiyet verdiği hususla daha sıkı, daha ciddî ve ısrarlı bir şekilde meşgul olmak ister.

Yaptığı işin değeri mevzuunda kendi içinde belli bir kanaate sahip olmayan insan ise, işinde kâr etse bile huzursuzdur, memnun değildir. Başka işler ve mesleklere karşı daima açık bir ilgi içinde olmaktan kendini kurtaramaz.

Hadîs-i şerifte, Allah yolunda yani insanların İslâmın getirdiği hidâyetten nasibedâr olabilmeleri, iki cihan saâdetine kavuşabilmeleri maksadıyla yarım günlük bir hizmetin, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden, bir başka rivâyette ise, dünya ve dünyadakilerden daha hayırlı olduğu açıklanmakta...

Böylece Müslümanlar, bütün insanlığın saâdeti için, Allah yolunda hizmete teşvik edilmektedir.

Bir başka hadîs-i şerifte ise Resûlüllah Efendimiz, Hz. Aliye hitâben, Senin vesîlenle bir kişinin hidâyete kavuşması, kırmızı develerden teşekkül eden sürülerin sahibi olmandan senin için daha hayırlıdır buyuruyor.

Bu ve benzeri ifadeler, anlatılan meselenin kıymet ve ehemmiyetinden kinâyedir. Ayrıca, mânevî meselelerin ehemmiyetini anlatabilmek için, maddî değerler ile temsiller yapmanın cevâzı yanında, bunun bir hizmete teşvik üslûbu olduğunu da göstermektedir.

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bİr Çok Hayri İÇeren Bİr Hadİs-İ Şerİf eren1 Hadis Köşemiz 4 10.09.2008 18:13
Ramazan-i Şerİf Ayinda Neler Yapilir.? ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 1 01.09.2008 11:50
Ramazan I Şerİf İ Nasil DeĞerlendİrdİk_? hizmet_ Anketleriniz 2 01.11.2005 11:12
Ramazan-i Şerİf, Aylarin Efendİsİdİr ledunn Hadis Köşemiz 1 03.10.2005 21:43
Bİr Çok Hayri İÇeren Bİr Hadİs-İ Şerİf msabri Hadis Köşemiz 9 12.04.2005 18:17


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:51 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50