İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 07.11.2002, 13:08

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

RAMAZAN AYI BOYUNCA İNSAALLAH ALLAHÜ TEALANIN İZNİ İLE BU KISIMDA RAMAZANLA VE ORUCLA İLGİLİ VE BENZERİ KONULARLA İLGİLİ BİLGİ PAYLAŞIMI YAPMAYI DÜŞÜNÜYORUM.

BİZLERDEN DUALARINIZI EKSİT ETMEYİN.

ALLAHÜ TEALA HEPİNİZİN VE HEPİMİZİN PAK VE TEMİZ DUALARINI İNDİ İLAHİSİNDE KABUL BUYURSUN. BEREKETLİ AYIN BEREKETİNDEN FEYZİNDEN VE TARİF EDİLEMEYEN GÜZELLİKLERİNDEN NASİPLENDİRSİN.((AMİN))

ALLAHÜ TEALA RAZİ VE MEMNUN OLSUN.

RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

İmâm-ı Rabbânî Müceddidi Elf-İ Sânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî kuddise sırruh hazretlerinden:

Ramazan ayı büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz edâ edenin ecrini alır.

Bir kimse, Ramazan ayında bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevâbından bir şey eksilmeksizin, onu sevâbı kadar kendisine verilir.

Ramazan ayında bir kimse, kölesinin veya hizmetinde bulunanların vazifelerini hafifletirse, Allâh Teâlâ kendisini bağışlar ve cehennem azâbından azâd eder. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz Ramazan ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.

Bir kimse Ramazan ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. Şayet bu ay, dağınıklık ve perişanlık içinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan mümkün olduğu kadar bu ay içinde cemiyyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun içinde bu ayı ganîmetbilmelidir. Allah sübhânehû ve teâlâ hazretleri, bu gecelerin her birinde, cehennem azâbına müstehak olmuş binlerce kemseyi âzâd eder. Bu ay içinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.

İftarda acele etmek, sahuru tehîr etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.)Efendimiz bunu üzerinde ehemiyetle dururdu. Bu hususa ehemmiyet vermek, âdeta kulluk mâkamına münâsip bir tarzda ihtiyacanı arzetmektir.

Hurma ile iftar etmek sünnettir. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz iftarda şu duâyı okurdu:«Zehebez-zamaü veb-telletil-urûku ve sebetel ecru inşâallahü teâlâ.» Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir de sâbit oldu.

Bu ayda terâvih namazı kılmak, Kurân-ı Kerîmi hatmetmek sünnet-i müekkededir. Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ Habîbi (s.a.v.) hermetine cümlemizi muvaffak eylesin. (Mektûbât, c.1, s.61)

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 11.11.2002, 11:03

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

ŞEHR-İ RAMAZAN VE KURÂN-I KERİM

Şehr-i Ramazan, yani Ramazan ayı, Cenâb-ı Hakkın Ümmet-i Muhammede tahsîs buyurduğu, onların da Allâha adadıkları bir aydır.
Bir rivâyete göre Ramazan, Allâh Teâlânın güzel isimlerinden biridir. O bakımdan sadece Ramazan demeyip, Ramazan ayı demenin münasip olacağı ifade edilmiştir.

Rabbimiz, Ramazan ayını, Kurân-ı Kerîmi göndermek için seçti. Bu kutlu rehberin ehemmiyetine dikkat çekmek için de, Kurânın indirildiği ayı ve geceyi pek büyük bağışlarına ve mükâfatlarına mazhar kıldı. Ramazan ayındaki bir tek gecenin, bin aydan daha hayırlı olduğunu beyan eyledi. Öyle ise bize düşen; Kurân-ı Kerîmin ehemmiyetini daha çok hatırlamak, yeni nâzil oluyormuşcasına ona teveccüh etmektir. Kumandanından emir alan asker gibi, her an Kurân okurken; Rabbim benden neleri yapmamı, nelerden sakınıp kaçınmamı istiyor?.. Onları alayım; emirlerini îfâ, nehiylerinden ictinab ile ilâhî fermânın îcabını hakkiyle tatbik edeyim idrâk ve düşüncesinde olmaya gayret etmeliyiz.

Bilindiği gibi, Kurânın Resûlüllah Efendimize inişi, tenzîlîdir, tedrîcidir. Yani yavaş yavaş inmiştir. Levh-i Mahfuzdan dünya semâsına inişi gibi birden topyekün inzâl değildir. Burada da tedrîcî tekâmül esası câridir. Çünkü bir anne bile çocuğuna, sütünün hepsini birden verse, çocuk boğulur, ölür. O bakımdan yavaş yavaş emzirir.

Kuran-ı Kerim, kendisine hâlis niyetle güzelce teveccüh etmeyenlere gerçek mânâsını ve sırrını vermez. İnsan oruç tutarken, zâhirî uzuvlarını ve letâifini de boş bırakmamalı; Kurân-zikir-fikir-salavât, güzel söz ve nasîhat, ilim öğretme veya öğrenme hususlarında çalıştırmalıdır. Benliğini, Hakkın rızâsı için halka hizmete adamalı, ihtiyaç yerleri için ihsanda-infakta-harcamada rüzgâr gibi cömert olmalı, cemiyetin her kesimiyle ictimaî münasebetlerini kuvvetlendirmelidir.

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 11.11.2002, 11:49

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

Kurân-I KERÎmİ kimler anlayamaz?

Kurânın; müşâhede, keşif ve melekûtun zuhûru ile olan fehmine (yani bâtınî-tasavvufî mânâsını anlamaya), kendinde şu hasletlerden biri bulunan kul, muvaffak olamaz. O hasletler şunlardır:

- Çok az da olsa bidatle amel etmek,

- Günah işlemekte ısrar etmek,

- Kalbinde kibir bulunmak,

- Hevâsının kalbine yerleşmesi ve ona meyilli olması,

- Dünya muhabbeti içinde bulunması,

- Îmân-ı hakikiye sahip olmayıp, yakîninin zayıf olması, (sûrî îmandan öte geçememesi),

- Kurandan okuduklarına değil, sadece harflerine vâkıf olup, kendi ihtiyârına ittiba eden (kendi arzu ve düşüncelerine uyan) bir kul olması,

- Sadece zâhir ilmi olan bir müfessirin kavline nâzır olup, bâtın âlimlerinin yani mâneviyat erbâbının tefsirlerine bakmaması, onlara itibar etmemesi,

- Hep aklına rücu eden, (her şeyi aklıyla çözmeye çalışıp, onun ötesine geçemeyen) bir kul olması,

- Hitâbın bâtınında, (yani Kurânın tasavvufî mânâsının anlaşılması hususunda, tasavvuf ehlinin tefsir ve tevillerine göre değil de) Arap lugat ehlinin (zâhirî ilim erbâbının) görüşlerine göre hüküm vermesi...

İşte bu vasıfları taşıyan insanlar, Kurânı anlamaktan yana perdelenmişlerdir, anlayamazlar. Kendi bildiklerinin miktarıyla sınırlıdırlar. Kafalarına yerleşen anlayışlarıyla mevkufturlar, (yani hapsolundukları o dar çerçevenin dışına çıkamazlar). En fazla ilimleri kadar ilerleyebilirler. Tabiat ve seciyelerine göre bir anlayışları vardır. İşte bunların hepsi; o akıl ve ilimleri sebebiyle, muvahhidlere (yani Cenâb-ı Hakkın hâlis kullarına) nazaran, kapkaranlık bir gecede siyah bir taş üzerinde yürüyen bir karınca gibi belirsiz olan gizli şirke müptelâ olmuşlardır!.. Çünkü onların ilmi ve aklı kâmil değildir. Kâmil akıl, anlayışını Allahtan alan akıldır; dolayısıyla onun hükmünü anlar ve kendisi sayesinde İlâhî kelâm anlaşılır.

Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) kâmil aklın sıfatı hakkında, Akıllı; Allah Teâlânın emir ve nehiylerini akleden (aklını, fikrini, zihnini yorup anlayan ve mûcibince hareket eden) kimsedir buyurmuşlardır. (Ebû Tâlibil-Mekkî k. s., Kûtul-Kulûb, Tilâvet ve tilâvet ehlinin vasıfları bahsi)

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 11.11.2002, 11:51

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

KURÂN-I KERİMİ KİMLER HAKKIYLA TİLÂVET EDER?

Bakara sûresi, 121. âyet-i kerimede buyuruluyor ki: Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler(den bazısı) onu, tilâvet hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, kitâba inanırlar.

Evet, Kurân-ı Kerimi hakkıyla tilâvette bulunmak hakiki iman sahibi müminlere mahsustur. Çünkü Allah Teâlâ, onlara îmânın hakîkatini verdiğinde, Kurânın mânâlarını anlamalarını da ihsân eder. Bunun menbaı, müşâhede ile hakikate nâil olmaktır ki, onların tilâveti de müşâhede ile olur ve tilâvetleriyle yeni yeni mânâlara kavuşurlar. Bu da imanlarındaki hakikatin derecesine göre olur.

Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştur: Müminler ancak, Allah zikrolunduğu zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allâhın âyetleri okunduğunda îmanlarını artıran ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir. (S. Enfâl, 2) İşte hakiki müminler onlardır. (S. Enfâl, 4)

Velhâsıl kul, aklını ve tefekkürünü tilâvet ettiği âyetlere vererek, hakiki îman ve huzur ehlinden olur. Îman edenlere gelince; (âyetler), onların îmanlarını artırır ve onlar müjdelenirler (S. Tevbe, 124) âyeti esrârınca, daha pek çok faziletlere müstahak olup mesrûr olurlar. (Ebû Tâlib-i Mekkî, Kûtul-Kulûb, Tilâvet bahsi)

TİLÂVET NEDİR ?

Tilâvet, lûgaten okumak demektir. İslâmî ilimler ıstılâhında ise tilâvet, Kurân-ı Kerimi usûlüne göre okumak mânâsına gelir.

Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:

Onlar geceleri secdeye kapanarak Allahın âyetlerini tilâvet ederler. (Âl-i İmrân sûresi: 113)

Bu Kurân-ı kerîmi öğreniniz. Şüphesiz ki onu tilâvet etmekle her harfine bedel on sevapla mükâfâtlandırılırsınız. (Hadîs-i şerîf-Dârimî)

Mahşer günü (insanlar ve bütün canlılar diriltilip bir yerde toplandıkları zaman); Muhammed aleyhisselâm nerededir? diye bir nidâ işitilir. Peygamber efendimiz gelir. Cenâb-ı Hak; Yâ Muhammed! Cibrîl sana Kurân-ı kerîmi teblîğ ettim diyor O da; Evet yâ Rabbî! der. Cenâb-ı Hak; Yâ Muhammed! Minbere çık ve Kurân-ı kerîmi tilâvet et buyurur. Peygamber efendimiz, Kurân-ı kerîmi tilâvet edip, gâyet güzel ve tatlı bir şekilde okur. Müminleri müjdeler. Onların yüzleri güler ve sevinirler. Kurân-ı kerîme inanmayanların, bu mübârek kitâba (hâşâ) çöl kânûnu diyenlerin ise, yüzleri gâyet çirkin olur. (İmâm-ı Gazâlî)

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 12.11.2002, 11:02

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 7 Mesaja aldı
Rahman Rahim Allahin adi ile...
Allaha hamd olsun.
Selam olsun onun secmis oldugu kullarina.

KURÂN-I KERÎMİN EDEBÎ ÜSTÜNLÜĞÜ

Her peygamberin mûcizesi, kendi zamanlarında gelişen-ilerleyen sanatlara, beğenilen ve takdir edilen şeylere benzer şekilde tezâhür etmiş; fakat, onların üstünde ve farklı bir mâhiyette meydana gelmiştir. Bu sûretle peygamberlerin, peygamberlik dâvâsındaki doğrulukları anlaşılmıştır.

Nitekim Hz. Mûsâ (a.s.) zamanında sihir, Hz. Îsâ (a.s.) zamanında tıp ilmi çok yükselmiş olduğundan bu iki zâtın mûcizeleri de bunlara mümâsildir... Asânın ejderha şekline dönmesi, hastaların derhal şifa bulması gibi. İşte o iki ülûl-azm peygamber, bu mûcizeleri ile sihirbazları, doktorları âciz bırakmışlardır! Hâsılı onlar, peygamber olduklarını isbat için, İlâhî bir hârika mâhiyetinde olan mûcizeler göstermiş, alelâde sebeplere tevessülden uzak bulunmuşlardır.

İşte Asr-ı Saâdette de fesâhat ve belâğat (edebiyâtın bütün dalları) çok ilerlemiş ve itibar bulmuştu. Bu cihetle edebî sanatların en yüksek noktalarında bulunmak üzere Kurân-ı Mübîn âyetleri, sûreleri nâzil olmaya başlamış; bunun benzerini getirmek, ortaya koymak ise kabil olmayıp, semâvî bir mûcize, edebî ve ilmî bir hârika olduğu anlaşılmıştı.

Asr-ı Saâdette edebî ilimler adını alan sarf, nahiv, iştikak, meânî, beyan, bedi, vazı gibi dallar, tedvin olunarak kitap hâline konulup bir araya getirilmiş değildi. Fakat Araplar, konuşma ve yazışmalarındaki mükemmeliyet, lisanlarındaki talâkat itibariyle en edebî eserleri bile anlayıp, onların üstün vasıflarına vâkıf olabiliyor, hatta bu gibi eserler bile vücuda getirebiliyorlardı. O bakımdan, bu hususta tedvin edilmiş ilimlere muhtaç bulunmuyorlardı.

Nitekim bir bedevî, Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi gizli görüşmek üzere) fısıldaşarak (bir kenara) çekildiler (S. Yûsuf, 80) mealindeki âyet-i kerimeyi işitir işitmez hemen yere kapanmış; Bu kelâmın belâğatine secde ediyorum demişti.

İşte ashâb-ı kirâm da kendilerindeki o fevkalâde fıtrî-edebî kabiliyet sayesinde Kurân-ı Azîmi mükemmel bir şekilde anlıyor, onun hakikatine, meziyet ve işâretlerine nüfuz edebiliyorlardı. Kendi zamanlarına ait olduğu için âyetlerin nüzûl sebeplerine, nâsih ve mensûh olanlarına (hükümleri kalkanlara) da muttali olabiliyorlardı.

Hatta Veda Haccı esnasında, Bugün size dîninizi ikmâl ettim, üzerinize nîmetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâma râzi oldum (S. Mâide, 3) mealindeki âyet-i celile nâzil olunca, Hz. Ebû Bekir (r.a.)in pek ince ve yufka olan kalbi çarpmaya başlamış, mübârek gözlerinden şeffaf damlalar serpilmiş, sebebini soranlara da şöyle demişti:

Bu âyet-i celile, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)in irtihal buyuracaklarını gösteriyor. Demek ki din işleri tamam olmuş, artık Resûlüllah (s.a.v.)ın kudsî vazifesi yerine getirilmiş, Kerîm olan Mâbûduna kavuşacağı zaman yaklaşmış...
İşte Hz. Sıddîk (r.a.)ın bu intikali, Kurân-ı Kerimin delâlet ve işâretlerine olan nüfûzunun en ulvî bir derecesi demekti. (Kaynak: Ö. N. Bilmen, Tabakâtül-Müfessirîn, 1/41-108)

Selam, Hudaya ittiba edenlere
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 01.10.2007, 18:24
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.....

 
itimat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.04.2004
Mesajlar: 17.335
Teşekkür etti: 11
505 Teşekkür 239 Mesaja aldı
__________________
GELDİĞİN ZAMAN BOŞLUK DOLDURAN DEĞİL,
GİTTİĞİN ZAMAN YERİ DOLDURULAMAYAN OL
itimat isimli üye şuan Sisteme bağlidır (Online)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ramazan Ayinin Fazİlet Ve Esrari ledunn Hadis Köşemiz 0 02.10.2005 18:52
Ayetul Kursinin Esrari ledunn Hadis Köşemiz 0 24.05.2005 22:24
Ramazan Ayinin Fazılet Ve Esrari ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 7 09.11.2004 20:51
Az Yemenİn Fazİlet Ve Sevabi HiraNur Dini Bilgi ve Eğitim 1 01.11.2004 06:45
Ahde VefÂ, Fazİlet Ve Kerem ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 0 15.04.2003 11:30


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:55 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50