Üyelik tarihi: 11.09.2004 Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Vela ve'l Bera Hamd b. Ali b. Atik Kitabını sağlam ve dosdoğru bir rehber olarak kulu Muhammed'e (s.a.v.) indiren Allah'a (c.c.) ham dolsun. Allah (c.c) dinine yapışıp tutunanlar için kitabını bir koruyucu ve hüccet kılmıştır. Salat ve selam, Allah'ın (c,c) insanlara yol gösterici olarak gönderdiği Muhammed'e (s.a.v.), ehl-i beytine ve ashabına olsun. Onlar ki küfür ehliyle cihat ettiler, hiç çekinmeksizin onlara gerçekleri açıklayarak hakkı üstün kılmaya çalıştılar. Eserlerimde "müşriklerle dostluk kurma" konusuna sıkça yer verip, çevremdeki insanların Allah'ın (c.c) emirlerine uyarak kafirlere düşmanlık göstermelerini istedim. Bu amaçla, konuyla ilgili ayetleri yazıya dökerken, az da olsa ilim ve din ehli bazı muhakkiklerin ifadelerinden yararlandım. Kur'an'ın Allah (c.c.) kelamı olduğuna iman eden bir kimsenin, Allah'ın (c.c.) farz kıldığı şeyleri yerine getireceğini, öğrendiğinde bunlara hemen boyun eğip itaate koşacağım, öğrendiklerini yerine getirmeye gayret ederek Allah'ın (c.c) şu emirlerine derhal uyacağını zannediyorum: "Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun; O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz." (A'raf: 7/3) "Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri mesele-lerde seni hakem tayin edip, sonra da haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyet göstermedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisa: 4/65) "... Benden size bir hidayet elbette gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa, ne sapıtır ne de bedbaht olur. Kim de benîm zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir* geçim vardır. Kıyamet Gününde onu kör olarak hasrederiz. O, 'Rabbim! Niçin beni kör olarak hasrettin? Oysa ki ben gören bir kimse idim.' der. Allah da şöyle buyurur: "Sana ayetlerimiz gelmişti de, sen onları unutmuştun; işte bugün sen de öyle unutulursun." (Taha: 20/123-126) Eskiden olduğu gibi günümüzde de bazı cahil ve inatçı kişiler, Allah'ın (c.c) müslümanlara farz kıldığı "müslümanlara dostluk, kafirlere düşmanlık gösterme" eylemini inkar ederek, buna aykırı davranışlarda bulunmaktadırlar. Dîn ehlinden olduklarını iddia eden bu kimseler vela konusunda birkaç gruba ayrılmışlardır: Bunlardan bir kısmı, açıkça söylemeseler de, cahiliye ehlinin bu sapıklığını güzel görürler ve bu durumdan hoşnutturlar. Bir kısmı ise, bunu güzel görmemekle beraber, böyle davrananları cahil kabul ederek, mazeretli görürler. Allah (c.c), müslümanlara dostluk gösterip kafirlere düşman olmayı vacip kıldığı halde, buna aykırı harekette bulunanları tekfir etmeyip, onlara karşı gösterilmesi gereken tavrı göstermezler. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "İndirdiğimiz apaçık delilleri Kitapta insanlara açıkladıktan sonra gizleyenlere hem Allah lanet eder hem de lanet edebilecek olanlar lanet ederler." (Bakara: 2/159) "Bir zamanlar Allah, kendilerine kitap verilenlerden 'Onu insanlara muhakkak açıklayacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz' diye söz almıştı da, onlar onu arkalarına atıp umursamamışlar, az bir pahaya satmışlardı. Ne kötü bir alışveriş !" (Al-i İmran: 3/187) Ayette, kafir ve müşriklere düşmanlık gösterilerek, onlarla her türlü bağın koparılmasının gereği üzerinde durulmuştur. Bu kitapta; müslümanı dinden çıkaran şeylerin neler olduğu, müşriklere itaat edenlerle onlara karşı dinini açıkça ortaya koyanların durumları, insanın hangi durumlarda mustazaf sayılacağı, hicretin hangi durumlarda farz olduğu ve hicretin kıyamete kadar süreceği gibi hususlar ele alınmıştır- Allah'tan (c.c) "Mürted ve Müşriklerle Dostluktan Kurtulmanın Yolu" adını verdiğim bu çalışmayı kabul etmesini ve hidayeti arayanları bu eserden yararlandırmasını dilerim. Hammad b. Ali b. Atik Müşriklerin ortak koşmalarından ve vasfettikleri şeylerden münezzeh olan Allah (c.c.), Rasulullah'ı (s.a.v.) hidayet ve hak dinle gönderdi. O, insanlara kendisine indirileni açıkladı. Ne kadar hayır ve iyilik varsa onları emretti ve hayra ulaştıracak yollan öğretti. Ne kadar şer varsa, onlardan da nehyetti, o yollara götüren tüm kapılan kapadı ve bize şu haberi getirdi:
"Gerçekten İslam garip olarak başladı, yine başladığı gibi garipliğe dönecektir." (Müslim İman: 232, Tirmizi İman: 13, İbni Mace Fiten: 15, Darimi Rikak: 42, Ahmed: 1/184-398, 2/177-222-389, 4/73.) Rasulullah (s.a.v.) insanlara; tıpkı zifiri karanlıkların sökün ettiği gibi fitnelerin çıkacağını, kişinin mümin olarak sabahlayıp, kafir olarak akşamlayacağını, kafir olarak geceleyip mümin olarak sabah-layacağını haber vermiş, insanların dinlerini az bir dünyalık karşılığında satacaklarını (Müslim İman: 186, Ebu Davud Fiten: 30, Ahmed: 1/189, 2/304, 372, 408, 416, 523'da geçen şu hadise işaret edilmiştir:) Ebu Hureyre'den Rasulallah (s.a.v.) şöyle buyurdu:Bildirmiştir. Gerçekten de, günümüzde bu örneklerin varolması onun Allah'ın Rasulü olduğunun delillerindendir. Rasulullah (s.a.v), ümmetinin Moğol Türkleriyle savaşacağını, Türkler'in; küçük gözlü, yassı ve ufak burunlu olduklarını, yüzlerinin yuvarlak, yanaklarının çıkık olduğunu haber vermiştir. (Buhari Cihad: 95-96, Menakıb: 25, Müslim Fiten: 63, Ebu Davud Melahim: 9, İbni Mace Fiten: 36, Ahmed: 2/530. Bu ifade Beğavi'nin "Şerhü's-sünne" adlı eserinde yer almaktadır. 8) "Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere rağbet edin; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'min olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak, yahud mü'min olarak akşamlayacak kafir olarak sabahlayacak dinini bir dünya metaı mukabilinde satacaktır." Gerçekten de Allah (c.c) hikmeti ve adaleti gereği, Türkler'i müslümanlara musallat kılmış, müslümanlar, işledikleri günahlar yüzünden küfür devletinin hükmü altına girmişlerdi. Bugün müslümanlar öyle bir imtihandan geçiyorlar ki, bu tıpkı Şeyhülislam İbni Teymiyye zamanında ortaya çıkan Moğol (Tatar) fitnesine benzemektedir. İbni Teymiyye bu olayla ilgili olarak şöyle diyor: "Müslümanların böyle bozguncu kafir bir düşmanın fitnesiyle imtihan edilmeleri, Rasulullah (s.a.v.) döneminde çeşitli gazalarda müslümanların başlarına gelen olaylara benzemektedir. Bunlarla ilgili ayetler indirilmişti. Allah (c.c.), hem Rasulü'nü hem de müminleri kafirlerle imtihan etmişti. Bu olaylarda Allah'ı (c.c.) ve Ahiret Günü'nü umanlar için örnekler vardır. Allah (c.c.) kıyamete kadar olabilecek olayların çoğunu Rasulü (s.a.v.) aracılığıyla haber vermiştir. Müslümanlar bunlara göre amel ederler. Allah'ın (c.c.) Kitabı ve Rasulü'nün Sünnetinde yer alan bu ahidler önceki ümmetleri kapsadığı gibi, sonrakileri de kapsamaktadır. Allah (c.c.), bizden önce yaşamış olan ümmetlerin başından geçen bir çok kıssayı, ibret almamız ve sonraki ümmetleri öncekilerle kıyaslayarak durumumuzun onlarınkine benzemesi halinde gerekeni yapmamız için bizlere anlatmıştır. Böylece; sonradan gelen müminler, kendilerinden önceki müminlerle olan benzerliklerini görebilsinler. Aynı şekilde sonradan gelen münafık ve kafirler de kendilerinden önceki kafir ve münafıklardan ibret alsınlar. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s.) kıssasını geniş bir şekilde anlatıp, diğer rasullerin kıssaları hakkında da kısaca bilgi verdikten sonra şöyle buyurmuştur: "Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır..." . (Yusuf: 12/111) Firavunla ilgili kıssa hakkında da şöyle buyurmuştur: "Bunun üzerine Allah da onu ahiret ve dünya azabıyla yakalamıştı. Şüphesiz bunda, Allah'tan korkanlar için alınması gereken bir ibret vardır." (Naziat: 79/25-26) . Beni Nadir Kuşatmasıyla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur: "Kitap Ehlinden inkar edenleri ilk sürgünde kendi ülkelerinden çıkaran O'dur. Oysa siz (ey müminler), onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını zannediyorlardı. Fakat, Allah'ın azabı hiç hesap etmedikleri bir yerden kendilerine gelmiş ve kalplerine bir korku salmıştır: Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle tahrip etmişlerdir. Ey akıl sahipleri! Bunlardan ibret alın." (Haşr: 58/2) Dikkat edilirse, bu ayetlerde ve bir çok yerde bize bu ümmetten olup da, bizden önce yaşamış olanlardan ibret almamız emredilmektedir. Çünkü, yüce Allah'ın (c.c.) bu noktadaki sünneti değişmez ve devamlılık arzeder. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Andolsun; iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haber yayanlar bu hallerinden vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz. Sonra, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Lanetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve öldürülürler. Allah'ın önceden geçenler hak-kındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik göremezsin." (Ahzab: 33/60-62) "İnkar edenler, sizinle savaşa kalkışsalar bile, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra da ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler. Bu, Allah'ın bundan önce gelip geçmiş kavimler hakkındaki kanunudur. Allah'ın kanununda hiçbir değişme bulamazsın." (Fetih: 48/22-23) Allah (c.c.) bu ayetlerinde; önceki kafirlerin durum ve davranışları nasılsa, sonraki kafirlerin de durum ve davranışlarının aynı olacağını haber vermiştir. Akıllı kimseye düşen; ilahi kanunlardan, Allah'ın (c.c.) kullarıyla ilgili olarak haber verdiği kıssalardan ve eski ümmetlerden ders almaktır. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler içinde sırf şu büyük Tatar istilası bile insanın boğazını düğümlemeye yetecek bir olaydır. Bu işgal ülkenin dört bir tarafını sarmış, bunu işitmeyen kalmamıştı. Küfür, azı dişlerini göstermiş, münafıklar harekete geçmiş, artık din tamamen çöküp yok olma noktasına gelmişti. İmanın ipi lime lime olmuş, kopmasına ramak kalmıştı. Müminlerin yurdu tarumar olmuştu. Tatarlar'ın akınları sonucu, İslam neredeyse ortadan kalkacak gibi oldu. Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah (c.c.) ve Rasulü'nün vaadinin boş olduğunu zannetmeye başladılar. Allah (c.c.) ve Rasulü'nün (s.a.v.) taraftarları bundan sonra kendilerine gele-meyeceklerini, bir daha bellerini doğrultamayacaklarını sandılar ve bu düşünce onların gönüllerinde yerleşti. Öylesine kötü zanlara kapıldılar ki, kötü bir kavim olup çıktılar. Bu fitne halim olan kimseyi bile şaşkınlık içinde bıraktı, doğru ve dürüst olan kimseyi adeta sarhoş etti, vesveselerin çokluğu dikkatli ve akıllı kimseyi bile şaşkın bir hale getirdi. İnsanların gönülleri böyle bir durumu kabul edemez oldu. Allah (c.c.) bu savaşla basiret ve yakin sahiplerini, kalplerinde nifak ya da iman zayıflığı bulunanlardan ayırdı. Böylelikle bazı kişi ve toplulukları yüksek derecelere ulaştırdı. Halk, tıpkı Kıyamet Günündeki gibi; şaki (kötü), said (mutlu) ve hakkı kabul edenler gibi kısımlara ayrıldılar. Bu büyük imtihan sırasında insana iman ve salih amelden başka hiçbir şey fayda sağlamadı. Kişiyi iyilik ve takvadan başka bir şey kurtarmadı. Artık kalplerin gizledikleri ortaya çıkmıştı. Kısacası; kişinin en çok muhtaç olduğu bir anda, yaldızlı sözlerin kendisine ihanet ettiği açığa çıkmış oldu. İnsanlar kendilerine itaat ettikleri efendi ve büyüklerini, kendilerini yoldan saptırdıkları için yermeye başladılar. Bu ümmet içerisinde Rasulullah'ın (s.a.v.) verdiği haberlerin doğruluğuna inanan, gönülleri açık olup, feraset sahibi olanlar da vardı. Çünkü Rasulullah'ın (s.a.v.) verdiği haberler aynen ortaya çıkıyor, müminler bunlara şahit oluyorlardı. Böylece, zafere erenler belirmiş oldu. Kendilerine karşı olup onları rezil etmek isteyenler, Kıyamete kadar onlara bir zarar veremeyeceklerdi. İnsanlar sonuçta üç gruba ayrılmış oldular: 1- Allah'ın (c.c.) dinine yardım etmek için çalışıp gayret gösterenler. 2- Allah'ın (c.c.) dinine yardım edenleri ezip, aşağılamak isteyenler. 3- İslam Şeriatının dışına çıkanlar. Artık, insanlar ecir kazananlar ve aklananlar olmak üzere iki sınıfa ayrılmışlardı. Doğrusu bu imtihan, Allah (c.c.) tarafından bir ayıklama, temyiz ve taksimdi. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Bu sebeple Allah, doğruları doğruluklarıyla mükafatlandırır; münafıkları da, dilerse azaplandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir." (Ahzab: 33/24) Ben derim ki: İbni Teymiye'nin sözünü ettiği fitnenin benzerini veya daha büyüğünü bu zamanda da gördük. İnsanlar aynı şekilde farklı farklı gruplara ayrıldılar: Birincisi: İslam dini için bütün gayretiyle çalışan, İslam'a yardımcı olan gruptur. Sayıca az olmalarına rağmen, Allah (c.c.) katında ecirleri çok büyüktür. İkincisi: Müslümanların ezilmelerini, zelil olmalarını ve yıkılmalarını isteyerek onlara yardımı kesenlerdir. Üçüncüsü: Müşriklere yaranmak isteyerek İslam şeriati-nin dışına çıkanlardır. Bunlar müşriklere nasihat ve öğütte bulunurlar. Nitekim Taberi, Abdullah b. Abbas'tan rivayetle Rasulullah'.ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Kim, batıl ehlinden birine, hakkı ortadan kaldırmak için yardım ederse, Allah ve Rasulü ondan zimmetini çekmiştir." (Elbani Ehadisü's-sahM: 1020) Türklerle ilgili bir hadiste de Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: " Siz, gözleri küçük, yüzleri kırmızı, burunları kısa ve yassı, yüzleri kat kat deri ile kaplanmış kalkanlar gibi (kalın etli) olan Türklerle ve ayakkabıları kıl olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır." (Müslim Fiten: 62-66, İbni Mace Fiten: 36.) Yüce Allah kafir ve müşriklere karşı düşmanlık beslemeyi vacip, onlarla dostluk kurmayı ise haram kılmış ve bu konuda oldukça sert hükümler koymuştur. Öyle ki, yüce Allah'ın kitabında, tevhidden sonra hakkında en çok hüküm ve açıklama bulunan konu budur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlara: 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın!' denildiği zaman: 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler." (Bakara: 2/11) İbni Cerir diyor ki: "Münafıklar; günahları sebebiyle yeryüzünde fesad çıkaranlar, kendilerine yasaklanan şeyleri yapıp farzları yerine getirmeyenler, Allah'ın (c.c.) dininde şüpheye düşenlerdir. Oysa ki Allah (c.c.), kesinlikle dininin tasdikini istemektedir. Bir de, bunlar müminleri yalanlar, onları kendilerinde bulunmayan şeylerle damgalar ve töhmet altında bırakmaya çalışırlar. Bu müfsidler, Allah'ı (c.c.), Rasulü'nü (s.a.v.) ve kitaplarını yalanlayanlara yardımda bulunur, fırsat buldukları anda Allah'ın (c.c.) velileri aleyhinde harekete geçerler." İbni Kesir de der ki: "Bu söylenenler güzeldir. Çünkü yeryüzünde fesat, müminlerin kafirleri veli edinmeleriyle ortaya çıkar. Nitekim, Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Kafirler birbirlerinin velileridirler. Siz bunu (birbirinize gerekli yardımı) yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur." (Enfal: 8/73) Müslümanların, kafirlerle dostluk bağlarını kesinlikle koparmaları gerekir. Çünkü, Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin ..." (Nisa: 4/144) "...Biz ancak ıslah edicileriz..." (Bakara: 2/11) kavline gelince, bu şu manaya gelir "Biz, mümin olsun, kafir olsun iki fırkayı da idare etmek, hem bunlarla hem de ötekilerle barış içerisinde olmak istiyoruz." Oysa Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Asıl fesat çıkaranlar onlardır..." (Bakara: 2/12) Burada denilmek istenen şudur; "Dikkat edin! Bunlar kendilerinin itimat edilir kimseler olduklarını iddia ediyor, ıslah edici ve arabulucu olduklarını ileri sürüyorlar. Oysa, onların yaptıkları şey fesadın ta kendisidir. Ancak onlar, cehaletlerinden ve bilgisizliklerinden dolayı bunun fesat olduğunu bilmezler, buna akıl da erdirmezler. Çünkü onlar şuursuzdurlar." Allah'a (c.c.) yemin olsun ki, İbni Kesir'in anlattıklarını biz şimdi de işitiyoruz. Mesela; bazı kimseler kendilerine "Sizi fesat ve şer ehliyle beraber oturmaya sevk eden şey nedir?" diye sorulunca şöyle diyorlar: "Biz onlarla aramızı düzelterek dünyalık elde etmek istiyoruz. Onlarla ilişkilerimizi kesmiyoruz ki, ileride yanlarında bizim de bir yerimiz olsun; bizi dışlamasınlar." diyorlar. Çünkü bunlar, Allah'ın (c.c.) batıl ehlini dünyadayken cezalan-dırmaması gibi şeyler yüzünden Allah (c.c.) hakkında kötü zanna kapılıyor, kafirleri dost edinmemeleri, onların kendilerinden hoşnut kalmamaları halinde başlarına bir bela gelmesinden endişe ediyorlar. Nitekim bunu: "... Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz..." (Maide: 5/52) diyerek hal dilleriyle ifade ediyorlar. "Asıl fesat çıkaranlar onlardır; fakat farkına varmazlar." (Bakara: 2/12) "Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azap vardır. Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinen o münafıklar, onların yanında kuvvet ve şeref mi arıyorlar? Oysa kuvvet ve şerefin hepsi Allah'ındır. Allah size kitapta 'Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman (onlar konuyu değiştirip) başka bir söze geçmedikçe onlarla birlikte oturmayın. Aksi halde, siz de onlar gibi olursunuz' diye indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini Cehennemde bir araya getirecektir. (Münafıklar) Sizi gözetleyip dururlar; eğer Allah'tan size bir zafer nasip olursa: 'Biz sizinle beraber değil miydik?' derler. Eğer (bu zafer) kafirlere nasip olursa, onlara da: "Size yardım edip, müminlerden size (bir kötülük gelmesini) önlemedik mi?" derler. Allah, Kıyamet Günü aranızda hüküm verir. Allah, kafirlerin müminlere (galip gelmelerini sağlayacak) bir yola asla fırsat vermeyecektir. Münafıklar, Allah'a hile yapmaya kalkışırlar. Allah da onlara hile yapar. Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da çok az zikrederler. (Müminler ile kafirler arasında) Bocalayıp dururlar, ne (tam olarak) onlara ne de (tam olarak) bunlara katılırlar. Allah, kimi doğru yoldan saptır-mışsa, artık onun için (hakka giden) bir yol bulamazsın. Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Yoksa onları dost edinerek, bunu kendi aleyhinize apaçık bir delil mi yapmak istiyorsunuz?" (Nisa: 4/138-144) İbni Kesir diyor ki: "O münafıklar, müminleri bırakıp kafirleri dost ve veli edinirler. Yani gerçekte onlarla beraberdirler. Onlara dostluk gösterir, müminlerin sırlarını gizlice onlara götürürler. Bunlarla baş başa kaldıklarında "... Biz sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz." (Bakara: 2/14) derler. Yani onların müminlerle berabermiş gibi gözükürken asıl amaçlan müslümanlarla alay etmektir. Allah (c.c.) da, bunların başvurdukları yollan başlarına çarparak, kafirleri dost edindikleri için şöyle buyuruyor: "... Münafıklar, onların yanında kuvvet ve şeref mi arıyorlar?..." * (Nisa: 4/139) Allah (c.c.) daha sonra da her türlü izzetin; saygınlık, şeref, kuvvet ve kudretin kendisine ait olduğunu bildiriyor "Kim izzet isterse, izzetin tamamı Allah'ındır ..." (Patır: 35/10) "... Oysa izzet Allah'a, Rasulü'ne ve müminlere aittir. Ama münafıklar bilmezler." (Münafikun: 63/8) Yani; izzeti yüce Allah'tan istemek gerekir ki, bu da O'nun mümin kullan arasında yer almak ve yalnız O'na kulluk etmekle kazanılır. Çünkü dünyada ve ahirette yardım ancak böyle kimseler içindir. Kafirleri veli edinmek münafıkların özelliğidir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Müminler, müminleri bırakıp kafirleri veli (dost) edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan bir şey üzere değildir. Ancak onlardan (gelebilecek bir zarardan) sakınmanız müstesna..." (Al-i İmran: 3/28) Her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olan Allah (c.c.), müminleri, kafirlerle dostluk kurmaktan menediyor ve sonra da "Kim bunu yaparsa" yani kafirleri veli edinirse, artık onun Allah (c.c.) ile bir işi kalmamıştır. O Allah'tan uzaktır, Allah da (c.c.) onu tanımaz, koruyup yardım etmez buyuruyor. Doğrusu bu, oldukça şiddetli ve ağır bir tehdittir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlardan bir çoklarının kafirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür. Allah onlara gazap etmiştir ve onlar, azap içinde daimidirler. Oysa ki Allah'a, nebiye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, kafirleri dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu fasıktırlar." (Maide: 5/80-81) Şeyhülislam İbni Teymiyye diyor ki: "Allah (c.c.), kendisine, Rasulü'ne ve ona indirilene imanı; kafirleri dost edinmemeye, onları veli tanımamaya bağlıyor. Onların veli edinilmesi durumunda ise, kişinin imandan çıkacağını haber veriyor. Zira, imanın varlığı şartlarının var-lığına bağlıdır. Şartlar yerine getirilmediğinde ise iman yoktur. Bir kimse kafirlere dostluk gösteriyorsa, kendisinde iman yak demektir. Eğer imanlı olsaydı kafirleri dost edinmezdi." Allah (c.c.), kafirleri dost edinenlerin gazaba uğratılacaklarını bildiriyor. Kafirleri veli tanımayı, mümin olmamanın göstergesi kabul ederek böyle kimselerin ebedi olarak azap içinde olacaklarını haber veriyor. Halbuki Allah'a (c.c.), Kitabına ve Rasulü'ne (s.a.v.) iman edenler, kafirleri dost edinmezler. Aksine onlara karşı düşmanlık beslerler. Tıpkı ileride açıklayacağımız, ibrahim (a,s.) ve onunla beraber olanların durumunu anlatan haberlerde olduğu gibi. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden her kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim kimseleri doğru yola iletmez. Kalplerinde hastalık bulunanların 'başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz' diyerek onlara koştuklarını görürsün. Olur ki, Allah kendi katından bir zafer, yahut bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar." (Maide: 5/51-52) Allah (c.c.) müminleri, Yahudi ve hristiyanlan dost edinmekten menediyor. Kim bunları veli edinirse, o da onlardandır, yani Yahudi veya hristiyandır. İbni Sirin'den şöyle rivayet edilmiştir: "Abdullah b. Utbe şöyle dedi: 'Biriniz farkında olmaksızın Yahudi ve hristiyan olmaktan sakınsın.' Biz onun Maide Suresinin 51. ayetini kastettiğini anladık." (İbn Ebu Hatim) Dolayısıyla müşrikleri veli edinen müşrik, kafirleri veli edinen de kafirdir. Zira ehli kitaptan olsun ya da olmasın Yine Rabbimizin bildirdiğine göre, kalplerinde hastalık (şüphe) bulunanların bu konuda küfre düşmelerinin sebebi şöyle bir gerekçe ileri sürmeleridir: "...Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz..." (Maide: 5/52) Münafıklara, neden kafirlerle dost oldukları sorulsa, şöyle cevap verirler: "Bizim endişe ve sıkıntımız şudur: Olur ki, gelecekte sizin düşman dediğiniz bu kimseler gücü ellerine geçirip üzerimizde egemen olabilir ve bu durumda mallarımıza el koyup, bizi ülkemizden sürebilirler. Bu bakımdan kendileriyle olan ilişkilerimizi kesmiyoruz." İşte bu, Allah (c.c.) hakkında su-i zanda bulunmaktır ki, Allah (c.c.) bunlarla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Allah, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkek-lere ve münafık kadınlara, müşrik erkek ve müşrik kadınlara da azabetsin. (Onların müslümanlar için istedikleri) kötü olaylar, kendi başlarına gelsin. Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve onlara Cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir." . (Fetih: 48/6) "...Fakat umulur ki, Allah kendi katından bir zafer, yahut bir emir getirir de, onlar da içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar." (Maide: 5/52) Buradaki "Fakat umulur ki (mümkündür ki)"sözü "asa" fiilinin karşılığıdır. Bu, Allah (c.c.)'nun fiili hakkında kullanıl-dığında, "O işin mutlaka olacağı" anlamına gelir. Rabbimize ham dolsun ki, müminlere fethi nasibetti de, böylece münafıklarla, bozuk ve kötü zan sahipleri içlerinde gizledikleri şeylerden dolayı pişmanlık duydular. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve kafirlerden dininizi alay konusu ve oyuncak edinenleri dost edinmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, Allah'tan korkun." (Maide: 5/57) Bu ayette Allah (c.c.), mü'minleri, Yahudi ve hristiyanlar ile bunların dışında kalan diğer kafirleri dost edinmekten men ederek bunun imana aykırı bir davranış olduğunu . açıklıyor. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Kim onları veli edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akra-banız, kazandığınız mallar, fesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız evleriniz size Allah'tan, Rasulü'nden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye' kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe: 9/23-24) Allah (c.c.) bu ayetlerde müminlere, dinleri ve inançları farklı olduğu takdirde, en yakınları olan babalarını ve kardeşlerini dahi dost edinmemelerini, bunları veli kabul etmemelerini, bunlara idari görevler vermemelerini emrediyor. Kim, bu gerçeklere ve bu emre rağmen, inançsız ve bozuk akideli kafir babasını, kardeşini veya bir yakınını veli edinip bunlara yetki verirse, zalimdir. Peki ya bizzat kendisinin, atalarının ve inancının düşmanı olan kimseleri dost edinir, veli tanır, kendi adına onları söz sahibi kılarsa durumu ne olur? Acaba bu kimse zalim olmaz mı? Elbette zalimdir ve Allah'a (c.c.) yeminle belirtmeliyim ki, bu kişi zalimlerin en zalimidir. Bu yüce ayette; kafirleri dost edinmenin, onlara velayet yetkisi vermenin asla bir mazereti olamayacağı açıklanıyor. Hiç kimsenin babası, kardeşi, ülkesi, malı, hısım ve akrabası ya da eşleri adına korktuğunu bahane ederek kafirleri dost edinmesinin, asla mazeret olarak kabul edilmeyeceği gerçeği vurgulanıyor. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: "Tefsir alimlerinin bir çoğu bu ayetin cihat hakkında nazil olduğunu söylerken, siz buna nasıl bakıyorsunuz?" Bu soruya iki şekilde cevap verebiliriz: 1- Bilindiği gibi cihat, her müslümana gücü ve imkanı nisbetinde farzdır. Söz konusu sekiz sınıf mazeret gösterilerek, cihat terk edilemez. Dolayısıyla, müşriklere karşı düşmanlığı terketmek ve onlarla ilgi ve bağlan koparmamak noktasında da bütün bunlar mazeret olarak ileri sürülemez. Nasıl ki bu sekiz sınıftan biri veya hepsi ileri sürülerek cihat terk edilemezse, bunlar ileri sürülerek müşriklere dostluk da gösterilemez, bunlar adına kafir ve müşriklerle işbirliği içine asla girilemez. 2- Ayetin kendisi de bizim anlattığımız noktaya delalet etmektedir. Çünkü ayette şöyle buyruluyor: "... Size Allah'tan, Rasulü'nden ve Allah yolunda cihattan daha sevgili ise ..." (Tevbe: 9/24) Allah (c.c.) ve Rasulü'nün (s.a.v.) sevgisi, kesinlikle müşriklere karşı düşmanlığı ve onlarla her türlü bağı kesmeyi, müşriklere karşı gereken tavrı sergilemeyi vacip kılar. Nitekim cihat sevgisi de böyle bir tercihin yapılmasını gerektirir. Başarı Allah'tandır. Bu gerçekler insaf sahibi bir kimseye ulaştığında meseleyi açık bir şekilde anlayacaktır. Ancak taassubu sebebiyle Allah'ın (c.c.) basiretini körelttiği kimse, gerçekleri görmezlikten gelecektir. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Üzerlerine Rabbinin (azap) sözü hak olmuş bulunanlar, kendilerine her türlü ayet gelmiş olsa bile, o acı azabı görmedikçe yine de iman etmezler." (Yunus: 10/96-97) "...İman ettikleri halde hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret etmedikçe, sizin onlarla hiçbir dostluğunuz yoktur..." (Enfal: 8/72) "Kafirler de birbirlerinin velisidirler. Eğer siz bunu (birbirinize gerekli yardımı) yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa olur." (Enfal: 8/73) Allah (c.c.), kafirlerin birbirlerinin velileri olduklarını ve müs-lümanlardan uzak olduklarını bildiriyor. Eğer müslümanlar da bir araya gelip birbirleriyle dost olmazlarsa, büyük bir fitnenin ve kargaşanın ortaya çıkacağını haber veriyor. Müslümanların kafirleri sevmesi ve veli edinmesi, dinde büyük bir fitneye sebep olur. Hatta bu fitne sadece dinde olmayıp, insanın kendisi ve malları için de söz konusudur. Çünkü vacip ve farzların terk edilmesi, bir çok haramların işlenir hale gelmesi, İslam şeriatının dışına çıkılması gibi durumlar hem dinde hem de insanın kendisi ve malları üzerinde büyük bir fitne ve kargaşa nedenidir. Dolayısıyla, bozguncuların: "Müşriklerle dostluk, barış ve afiyet getirir." türünden sözlerinin hiçbir anlamı yoktur? Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu etmektedirler. Allah yolunda-hicret etmedikçe onlardan herhangi bir dost edin-meyin. Eğer yüz çevirirlerse, bulduğunuz yerde onları tutun ve öldürün. Onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin." (Nisa: 4/89) Yüce Allah, kafirlerin, müslümanların da tıpkı kendileri gibi kafir olmalarını istediklerini haber veriyor. Daha sonra da iman ehlini, hicretle sonuçlansa bile, müşriklerle kafirleri dost edinmekten menediyor. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: " Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Size gelen hakkı hakkı inkar etmişken onlara sevgi gösteriyorsunuz. Oysa ki onlar, peygamberi ve sizi, Rabbiniz olan Allah'a iman ettiniz diye yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer Benim yolumda cihat etmek ve Benim hoşnutluğumu kazanmak için çıkmışsanız, onları dost edinmeyin. Ben, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden her kim bunu yaparsa, hak yoldan sapmış olur. Eğer, onlar size üstün gelirlerse, size düşman olurlar. Ellerini ve dillerini kötülük etmek için size uzatırlar. Bir küfretseniz diye arzu duyarlar. Kıyamet Günü, ne akrabanız ne de evladınız size hiçbir fayda sağlamayacak, Allah onlarla sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz sizden ve sizin Allah'tan başka ibadet ettiğiniz şeylerden uzağız. Sizi tekfir ettik. Siz, bir tek Allah'a iman etmedikçe, bizimle sizin aranızda ebedi olarak kin ve düşmanlık belirmiştir.' İbrahim'in, babasına söylediği 'senin için Allah'tan mutlaka mağfiret dileyeceğim; fakat Allah'tan sana gelecek bir şeyi savmaya gücüm yetmez' sözü müstesna. Rabbimiz! Sana tevekkül ettik, Sana yöneldik. Dönüş Sanadır. Rabbimiz! Bizi, inkar edenlerle deneme ve bizi bağışla. Şüphesiz daima galip ve hikmet sahibi olan Sensin. Gerçek olan şu ki, onlarda sizin için, Allah'ı ve Ahiret Gününü uman kimseler için uyulacak güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse, bilsin ki, Allah müstağnidir, hamd olunmaya layıktır. Allah'ın, sizinle, onlardan düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi koyması mümkündür. Allah, buna kadirdir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Allah sizi, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara karşı adaletli davranmaktan menetmez. Şüphesiz Allah, adil davrananları sever. Allah sizi ancak, din hususunda sizinle savaşan, sizi yurdunuzdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan meneder. Kim onlarla dost olursa, işte onlar zalimdirler. Ey iman edenler! Mümin kadınlar size muhacir olarak geldikleri zaman, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların mümin olduk-larını anlarsanız, onları kafirlere geri döndür-meyin. Ne bu kadınlar o kafirlere helaldir ne de o kafirler bu kadınlara helal olur. Kafirlere, kadınlar için sarfet-tiklerini verin. O kadınlara mehirlerini verdiğiniz takdirde, onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kafir kadınları nikahınızda tutmayın. Onlar için sarfettiğiniz mehri isteyin; onlar da (kafir erkekler) sarfettikleri mehri istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; aranızda O hükmeder. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir. Eşleriniz için sar-fettiklerinizden bir şey (eğer onların dinden çıkmaları sebebiyle) kafirlere gider, siz de onlara galip gelirseniz, ganimetten eşleri giden erkeklere sarfettikleri kadarını verin. İman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının. Ey Peygamber! Mümin kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina işlememek, evlatlarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir yalan düzüp getirmemek ve iyilik hususunda karşı gelmemek üzere sana bey'at etmek için geldiklerinde, onların bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphe yoktur ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edendir. Ey iman edenler! Allah'ın, kendilerine gazabettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, mezar ehlinden ümitlerini kesen kafirler gibi, ahiretten ümitlerini kesmişlerdir." (Mümtahine: 60/1-13) Sahih hadis kaynaklarında da sabit olduğu üzere bu sure, sahabeden Hatıb b. Ebi-Beltea hakkında nazil olmuştur. Bu sahabe, Mekke'nin fethedileceği yıl Rasulullah (s.a.v.) tarafından gizli olarak yürütülen savaş hazırlıklarını bir mektupla gizlice Kureyş'e bildirmek istemişti. İşte bu surede geçen ayetlerle bu gizli durum açığa çıkarıldı.( Buharı Cihad: 141, Meğazi: 46, Tefsir Sure: 60, Müslim Fedailü's-sahabe: 161, Ebu Davud Cihad: 98, Tirmizi Tefsir Sure: 60, Ahmed: IH9) Bunun üzerine; Rasulullah (s.a.v.), derhal Ali'yi (r.a.), mektubu üzerinde taşımakta olan kadını izleyip, yakalaması için görevlendirdi. Ali (r.a) beraberindeki arkadaşlarıyla birlikte kadını yolda yakaladı ve üzerindeki mektubu saç örgülerinin arasından çıkardı. Bunun üzerine bu sahabe hemen Rasulullah'a (s.a.v.) gelip özür diledi, imanında bir kuşkusu bulunmadığını yemin ederek açıkladı. Ancak kendisi hicret ettikten sonra geride kalan ailesini orada himaye edebilecek bir yakınının olmadığını, bu mektubu yazmakla Kureyşliler tarafından ailesine sahip çıkılmasını amaçladığını belirtti. Ömer (r.a.), bu zatın öldürülmesi için Rasulullah'tan (s.a.v.) izin istedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ne bilirsin! Belki de yüce Rabbimiz Bedir Ehlinin yapacaklarını bilmesi sebebiyle: 'Dilediğinizi yapın! Çünkü ben sizi bağışlamışımdır.' buyurmuştur " Eğer bu kişi Bedir ehlinden olmamış olsaydı, yazdığı bu mektup sebebiyle kesinlikle öldürülürdü. Bu ayetler gösteriyor ki: Kafirlere karşı düşmanlık göstermek ve onlarla her türlü münasebeti kesmek vaciptir. Çünkü Allah (c .c.), kendisinin ve müminlerin düşmanlarının veli edinilmesini yasaklamıştır. Bu sure, onları düşman olarak tanıma bakımından gereken uyarıyı yapmaktadır. Rabbimiz olan Allah'a (c.c.) yapılan bir düşmanlık, tümmüslümanlara yapılmış sayılır. Mesela: Kendini bir an olsun bir efendinin emrindeki bir köle olarak düşün. Efendin senin her türlü ihtiyacını karşılıyor, sana gelebilecek tüm zarar ve kötülükleri de engelliyor. Ancak bu efendinin halk arasında birtakım düşmanları var. Böyle bir durumda sen, efendine düşmanlık gösteren kimseleri dost edinir misin? Efendin bu noktada sana engel olmasa da, sen böyle bir işi doğru bulur musun? Fakat, efendin tüm iyilikleri yanında, düşmanlarına karşı seni uyarmış, onlarla dostluk kurmanı yasaklamış hem de bu konuda oldukça kesin ve şiddetli davranarak düşmanlarını dost edinmen halinde seni en ağır cezalara çarptıracağını, bu yüzden sana gazap edeceğini ve istediğin bir şeyden de uzak bırakacağını söylüyorsa ne yapman gerekir? Böyle bir durumda efendinin düşmanı şenin de düşmanın olmaz mı? Bütün bu gerçeklere rağmen ona velayet yetkisi verip, onu dost edinirsen, zalim ve cahillerden olmaz mısın? Daha sonra ayette şu ifade yer alıyor: "Onlara sevgi gösteriyorsunuz." Yani, onların tüm düşmanlıklarına rağmen siz onlara kucak açıyorsunuz. İşte bu, şüphecilerin şüphelerini iptal etmeye yeter. Allah (c.c.) müşriklere dostluk göstermeyi reddetmiş ve bunu istemediğini belirtmiştir. Buna rağmen insanlar, ellerindeki mallar ile batıl ehline yardımda bulunuyor, müslümanların açıklanmaması gereken sırlarını yazış-mayla bildirmeye kalkışıyor, sonra da dilleriyle böyle bir şey yapmadıklarını (onlara karşı dostluk ve sevgi göster-mediklerini) söylüyorlar. Bu sure, böyle bir mektup ya da yazışma üzerine inmedi mi? Allah (c.c.) sizi, "Onlara hala sevgi besliyorsunuz" diye azarlamadı mı? Bu gerçek bütün çıplaklığıyla ortadadır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Oysa ki onlar Rabbiniz olan Allah'a inandığınızdan dolayı, Rasulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar." Dikkat edilecek olursa ayette, bu kimselerin hakkı inkar etmeleri, Allah'tan (c.c.) geleni kabul etmemeleri, sırf Allah'a iman ettikleri için Rasulü ve müslümanları ülkelerinden çıkarmaları düşmanlık sebebi olarak gösteriliyor. İşte bunlar, onları düşman olarak tanımak için yeterlidir. Gizliyi de açığı da bilen Allah (c.c.), onlarla dostluk konusunda bizi uyarıyor. Bu oldukça ağır bir tehdittir. Zira O, şöyle buyuruyor: "Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur." Yani kim Allah (c.c.) düşmanlarını veli edinir, onlara sevgi besler, gizliden gizliye müslümanların sırlarını onlara iletirse, sırat-ı müstakimden ayrılmış ve gidilmesi gereken yoldan sapmış olur. Yüce Rabbimiz devamla şöyle buyuruyor: " Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilirler." Eğer o kafirler müslümanlara egemen olacak olurlarsa, onlara çok acıklı bir azap tattırırlar. "Size ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar." Size her türlü işkenceyi yapar hatta sizi öldürürler. Uzakta olmalarına rağmen onlarla dostluk kurup, yazışmalar yapsanız da, onların şerrinden kendinizi kurtaramazsınız. Çünkü, kafirlerin memnun kalabilmeleri, ancak dininizi bırakıp onların inancına dönmeniz halinde mümkündür. Bunun içindir ki, şöyle buyrulmuştur: "Zaten inkar edivermenizi isterler." İsterler ki siz de onlar gibi küfre giresiniz. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi ve hristiyanlar senden asla razı olmazlar ..." (Bakara: 2/120) "Kıyamet Günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler..." Ayet şu gerçeğe işaret ediyor: Müşriklerin yanında sizin yakınlarınız, hısım ve akrabanız, çocuklarınız bulunabilir. Bu onlarla dostluk kurmanız, onları veli tanımanız için geçerli bir sebep değildir. Dikkat edilirse, Hatıb b. Ebi Beltea da kafirlerin yanında çocuklarının ve yakınlarının olmasını mazeret olarak ileri sürmüştü. Ancak Allah (c.c.), onun bu mazeretini kabul etmedi. Çünkü müslümanlara farz olan, Allah (c.c.) ve Rasulü'nün (s.a.v.) sevgisini her şeyden üstün tutmaktır. Bir kimse Allah (c.c.) ve Rasulü'nü (s.a.v.) çocuklarından, ana-babasından ve her şeyden daha çok sevmedikçe mümin olamaz. Çünkü: "Kıyamet Günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler." ayeti; sizi Allah'ın azabından kurtarmazlar demektir. O halde, nasıl oluyor da bunları Allah'ın isteğine karşı mazeret olarak öne sürebiliyor, onlar için Allah (c.c.) düşmanlarını dost edinebiliyorsunuz? Halbuki Allah (c.c.) sizin sözlerinizi, amellerinizi ve niyetlerinizi bilip görmektedir. t Ayrıca, Allahu Teala'nın, müminlerin kimlerle dost olup, kimlerle dostluk kurmamaları gerektiği hususundaki emri, sadece Muhammed'in (s.a.v.) ümmetine has bir emir değildir. Bu, Allah (c.c.) tarafından gönderilen bütün peygamberler ve ümmetler için ortak bir noktadır. Kafirlere hiçbir dönemde asla velayet yetkisi tanınmamıştır. Çünkü Allah'ın (c.c.) emrettiği yol, sırat-ı müstakimdir ve bütün peygamberler de bu yol üzere bulunmuşlardır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tekfir ettik. Sadece Allah'a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve kin belirmiştir..." Bu ayeti kerimede geçen "Sizin için güzel bir örnek vardır." sözü, tıpkı "Sonra da sana, İbrahim'in hanif dinine uy!..." diye vahyettik." (Nahl: 16/123) kavline benzer. Yüce Allah bize İbrahim (a.s.) ve onunla beraber olanları, onların söyledikleri sözleri, kavimlerine karşı sergiledikleri tavırları güzel bir örnek olarak almamızı emrediyor. Çünkü onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız." Bu ayette de açıkça belirtildiği gibi, müslümanların birarada yaşadıkları kafirlere karşı kesin tavırlarını ortaya koymaları vaciptir. Müslümanların, kendileriyle aynı yerde bulunan kafirlere karşı açık tavır koymaları gerekiyorsa, kendilerinden uzakta bulunanlara karşı çok daha kesin bir tavır sergilemeleri ve bütün meselelerde açık ve net bir biçimde gereken tavrı takınmaları gerekir. "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız." ayetinde müşriklerden uzak olmanın öne alınıp, Allah'tan (c.c.) başka ibadet edilen putlardan uzak olmanın daha sonra zikredilmesinde ince bir nokta vardır. Buna göre önce müşriklerden daha sonra da onların taptıkları putlardan uzaklaşmak gerekir. Zira müşrikleri reddetmek, putları reddetmekten daha önemlidir. Çünkü kişi putlardan uzak olduğu halde, onlara tapanlarla ilişkisini sürdürebilir. Fakat müşriklerden uzak durup, onlarla bağlarını keserse, elbette onların ibadet etmekte oldukları şeyle ve putlarıyla da tüm bağlarını koparmış olacaktır. Zira, müşriklerden uzaklaşmasının asıl sebebi budur. Bununla ilgili olarak Allah (c.c.) şöyle buyuruyor. "Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız şeylerden de uzak-laşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmemle (sizin gibi) bedbaht olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam)." (Meryem: 19/48) Dikkat edilirse bu ayette de, önce putlara tapanlardan ardından da onların putlarından uzaklaşıldığı bildirilmiştir. Yine şu ayetlerde de aynı gerçek vurgulanmaktadır: "Nihayet onlardan ve Allah'tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman ..." (Meryem: 19/49) "Madem ki siz, onlardan ve onların Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız ..." (Kehf: 18/16) Bütün bu ayetlerde öncelikli olana dikkat etmek, bu ince noktayı asla gözardı etmemek gerekir. Çünkü bu, Allah'ın (c.c.) düşmanlarını iyi tanımak için önemlidir. Nice insanlar vardır ki, şirk işlemezler ama, müşriklere karşı düşmanlık göstermedikleri için asla müslüman olamazlar. Sebebi de, bütün peygamberlerin izledikleri yolu terk ederek, onların dinlerini gereğince uygulamamalarıdır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor "...Sizi tekfir ettik. Sadece Allah'a iman etmenize kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir..." Dikkat edilecek olursa ayette önce "düşmanlık" bunun ardından "öfke" zikredilmiştir. Zira, birinci durum ikincisinden çok daha .önemlidir. İnsan kimi zaman müşriklere öfke duyabilir; fakat onlara .düşmanlık göstermez. Fakat kişinin müslüman olabilmesi için müşriklere karşı öfke duymanın yanında onlara açık bir şekilde düşmanlık da göstermesi gerekir. Böyle olmadığı takdirde üzerine düşeni yapmış olmaz. Öfke ve kin kalple ilgilidir. Bunun alametleri dışa vurulmadıkça h'erhangi bir faydası olmaz.-Kişi müşriklere düşmanlık edip onlarla bağlarını kesmedikçe onlara sadece öfke ve kin duymakla müslüman olamaz. Yani kin, nefret ve öfke düşmanlıkla birlikte olmalıdır ki, kafirlerle bağlar koparılsın. Müslümanlar buna rağmen onlarla bağlarını sürdürür ve dostluk gösterirlerse, bu onlarla aralarında herhangi bir buğz ve öfke olmadığını gösterir. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken çok ciddi bir meseledir. Gereğince düşünüldüğü takdirde, bir çok gerçek ortaya çıkacaktır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Allah, sizi ancak sizinle din uğrunda savaşan, siziyurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım edenlerle dost olmaktan meneder. Kim onlarla dost olursa işte onlar zalimlerdir." Yüce Allah burada İslama savaş açan müşriklerle bağları kesinlikle koparmayı, onlarla dostluğu kesmeyi emrediyor. Çünkü bu müşrikler, Allah (c.c.) ve din uğrunda savaşmaları sebebiyle müslümanlara savaş açarlar. Onları ülkelerinden çıkarır ve çıkarmak isteyenlere de yardımcı olurlar. Tüm bunlara rağmen, kim hala onları dost edinirse işte onlar zalimlerin en zalimidirler. Ayette zikredilen üç hasletin, hasr ifade eden "hum" zamiri ile bir arada kullanılması ve "Allah... yasaklar" ifade-sin-deki yasaklama emrinin Arapçada hasr ifade eden "inne-ma" edalıyla bir arada zikredilmesi, sayılan özellikleri üzerinde bulunduran kafir ve müşriklere dostluk göstermeyi kesin bir şekilde haram kılmıştır. Zira bu imanla çelişmektedir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah'ın gazabettiği bir topluluğu dost edinmeyin. Zira onlar kafirlerin kabirdekilerden ümit kestikleri gibi ahiretten ümit kesmişlerdir." l- Müşriklerin heva ve heveslerine uymak. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi ve Hristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır. De ki: 'Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.' Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." (Bakara: 2/120) Şeyhülislam İbni Teymiyye diyor ki: "Burada din konusunda ne buyurulduğuna, onların heva ve heveslerine uymaktan menetme hususunda nasıl bir emir getirildiğine dikkat edilmelidir. Yahudi ve hristiyanlar, kendi dini inançlarına uymadıkça müminlerden asla hoşnut olmazlar. İster az, ister çok olsun herhangi bir konuda Yahudi ve hristiyanlara tabi olmak, onlara^ uymak kesinlikle caiz değildir. Yüce Allah Musa (a.s.) ve Harun'a (a.s.) şöyle buyurmuştur "...Doğruluğa devam edin ve sakın o bilmezlerin yoluna uymayın." (Yunus: 10/89) "...Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: "Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et. Bozguncuların yoluna uyma." (A'raf: 7/142) "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra kim peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse, onu o yönde bırakır ve Cehenneme sokarız. O ne kötü bir yerdir." (Nisa: 4/115) "Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak kitabı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. Sizin her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdiği şeylerde sizi denemek istedi. O halde hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Bu sebeple hakkında ihtilafa düştüğünüz hususları size haber verecektir. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların heva ve heveslerine uyma ve Allah'ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın! Eğer onlar (Senin vereceğin hükümden) yüz çevirirlerse, bilesin ki Allah, birtakım günahları sebebiyle onları cezalandırmak istemektedir. Zaten insanların çoğu fasıktırlar." (Maide: 5/48-49) "Andolsun ki biz, İsrail oğullarına kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel rızıklarla besledik ve onları alemlere üstün kıldık. Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında Kıyamet Günü aralarında hüküm verecektir. Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma. Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda veremezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Allah da takva sahiplerinin dostudur." (Casiye: 45/16-19) Allah (c.c.), İsrailoğullarını din ve dünya nimetleriyle nimetlendirdi. Ancak onlar kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki ihtiras ve haddi aşma sebebiyle ihtilafa düştüler. Daha sonra Allah '(c.c.), Mühammed'i (s.a.v.) bir şeriatla gönderdi ve ona bu şeriata uymasını, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uymamasını emretti. Fakat insanların çoğu, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyarak yanlış yollara saptılar." Bütün müminler, kafirlerin heva ve heveslerine uyup, gidişatlarına tabi olmaktan, onların sevdikleri işleri yapmaktan men edilmişlerdir, o halde hepsinin bu esasa uymaları gerekir. Zira böyle yapmayıp, onlarla aralarında hiçbir şey yokmuş gibi davranmaları durumunda, onların batıl dinlerine uymaları söz konusu olabilir. Yasaklanmanın asıl sebebi işte budur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, işte o zaman Allah tarafından senin için ne bir dost ne de koruyucu vardır." (Ra'd: 13/37) Allah (c.c.), kitabını Arapça, hikmetli bir söz ve hüküm kaynağı olarak indirdiğini bildirmiş; bunun hemen ardından da, kafirlere uyulması halinde, onlara uyanları çok ağır bir durumun beklediğini haber vererek yar ve yardımcısız bırakılacakları uyarısında bulunmuştur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "...Ayetlerimizi yalanlayan ve Ahiret Gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine eş tutmaktadırlar." (En'am: 6/150) Bu ve benzeri pek çok ayette kafirlere uymanın, onların neva ve heveslerine bağlı kalmanın yasaklandığı ve onlara tabi olmanın haram olduğu dile getirilmiştir. Allah'ın emirlerine muhalefet etmek kişiyi küfre sokacağından, bütün müslümanların bu emirlere harfiyen uymaları ve mutlaka bu doğrultuda hareket etmeleri gerekir. 2- Kafirlere itaat etmek: Allah (c.c.) müslümanların kafirlere itaat etmelerini yasaklamış ve bu yasağa rağmen onlara itaat etmeleri durumunda, onların kendilerini küfre ye hüsrana döndüreceklerini haber vermiştir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye uyarsanız, onlar sizi imanınızdan sonra çevirip kafir yaparlar." (Al-i İmran: 3/100) "...Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, nefsinin arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme!" (Kehf: 18/28) "...Muhakkak ki şeytanlar, dostlarına sizinle mücadele etmelerini telkin ederler. Onlara itaat ettiğiniz takdirde, şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz." (En'am: 6/121) "Eğer, yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye uymuyorlar ve sadece tahminde bulunuyorlar." (En'am: 6/116) "Eğer dileseydik, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik. Sen, kafirlere itaat etme ve onlara karşı bütün gücünü kullanarak savaş." (Furkan: 25/51-52) "Ey Muhammedi Kafirlerle ve münafıklarla cihad et; onlara karşı sert davran ..." (Tevbe: 9/73) "Ey Peygamber! Allah'tan sakın; kafir ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir." (Ahzab: 33/1) Allah (c.c.) kafir önderlere itaat edenler hakkında şöyle buyuruyor: "Derler ki: "Rabbimiz! Biz liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar." (Ahzab: 33/67) "Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i kendilerine rab edindiler. Oysa ki, tek olan Allah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. O'ndan başka ibadete layık Hah yoktur. O, onların koştukları ortaklardan münezzehtir." (Tevbe: 9/31) Rasulullah (s.a.v.), bu ayeti; "helali haram ve haramı da helal kıldıklarında, onlara itaat ettiler." şeklinde tefsir etmiştir. Böylece itaat ettikleri alimleri ve rahipleri Allah'ın (c.c.) dışında rabler edinmiş oldular. Bu nedenle kim', Allah'ın (c.c.) helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıklarında cahil ve fasıklara itaat ederse, Allah'ı (c.c.) bırakıp onları rab edinmiş olur. 3- Zalim ve kafirlere meyletmek, onlara yönelmek. < |