![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.06.2005
Mesajlar: 777
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Seriat nedir,Tarikat nedir,Hakikat nedir
Allah dostlarindan birinin yanina bir adam gelerek soruyor;
Seriat nedir,Tarikar nedir,Hakikat nedir? Allah dostu; cami avlusunda yürürlerken,abdest alan birini göstererek,git ona bi tokat at der adama! adam gidip abdest alan adama bi tokat atar,abdest alan adam ayaga kalkip kendisine bil mukabela ederek ayni cinsten bi tokat indirir. Allah dostu iste der bu SERIATTIR,sen bi taokat attin karsiligini gördün. Git su adamada bi tokat at der Allah dostu: adam onada tokat atar,ama bu adam sert bir bakisla dönüp tokati vurana bakar. Allah dostu; iste buda TARIKATTIR der;adam belayi hakettim,Allah cezami gönderdide bi bakem kimin eliyle bu cezayi verdi der. Git birde su adama bi tokat indir: adam onada bi tokat atar,tokati yiyen hic kendini bozmaz kafasini kaldirip yukari bile bakmaz. Allah dostu; iste buda HAKIKATTIR der, bu adam ben belayi hakettim,allahda cezami verdi ne fark eder kimin eliyle oldugu. bu ibretli kissadan,gerekli dersleri cikaririz insaallah bu düsturlari hayatimiza aktaririz insaallah. selam ve dua ile
__________________
http://www.milligorus-forum.com |
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.047
Teşekkür etti: 27
14 Teşekkür 10 Mesaja aldı
|
Abdukkadir66 kardeşime teşekkür ediyorum.Çok güzel misaller ,hiç şeriat ehli, tarikat ehli, hakikat ehli olmayı istiyor ve bu uğurda bir talep sergiliyormuyuz.Sevgiyle..
SÖZÜM BURAYA GİRİPTE BUNLARI OKUYAN TÜM KARDEŞLERİMEDİR... |
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 29.06.2005
Mesajlar: 777
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
abi isin bir taleb yönü var,
birde basimiza gelen hadiselere ,bu misallerde ibretler var, yani belayi bir bizim haketmemiz,birilerinin eliyle verilmesi ve ona bizim tavrimiz, simdi bak piyasay hakikat ehliyiz diyenlerimize,basimiza bir bela geldi, ya biz neyi yanlis yaptik,neden bu belayi hakettik,bunu hakeetik de kimin vesilesiyle bu ceza bize cektiriliyormu diyoruz. yoksa hata etmedik,günah islemedik,hep baskalarinin ,vuranlarin sucumu diyoruz. Haliyle cezayi yerine getirenler kendilerine düseni mutlaka alirlar ama, bizim tavrimiz. Gercekten cok düsündürücü misaller,ben cok faydalaniyorum. selam ve dua ile
__________________
http://www.milligorus-forum.com |
|
|
|
|
4everStudent
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 18.10.2002 Yaş: 28
Mesajlar: 96
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
sagol abi
![]()
__________________
Ana gibi yar, vatan gibi diyar bulunmaz. |
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 01.11.2004
Mesajlar: 43
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
ama basimiza bir hal gecince acaba böyle düsünebiliyormuyuz? yoksa hep baskalarinimi sucluyoruz? |
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.047
Teşekkür etti: 27
14 Teşekkür 10 Mesaja aldı
|
Allah'ın İnsanlığa İkramı: ALLAH DOSTLARI (Dr Dilaver Selvi)
-------------------------------------------------------------------------------- Tasavvufun, tarihte oynadığı rolün önemi çok büyüktür. Çünkü, müslüman toplumların tarih boyunca yaşadıkları bunalım ve çalkantı dönemleri, tasavvuf büyüklerinin davet ve irşad faaliyetleri sayesinde aşılmıştır. Kalplerin Allah’la, toplumun ahlâkla irtibat ve ilgisinin azaldığı, batınî hastalıkların iyice yayılarak, tamah ve ihtirasın gözleri bürüdüğü zamanlarda, imdada yetişen hep onlar olmuştur. Allah dostları, bu dünyaya hizmet etmek için geldiklerini düşünmektedirler. “Siz insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Al-i İmran, 110) ayetinin övdüğü kimselerden olmak için insanlara hizmeti tercih etmişlerdir. Rasullulah s.a.v. Efendimiz’in, “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” (Tebaranî; İbnu Ebi’d-Dünya) hadisindeki ‘hayırlı insan’ olmayı hayatlarının prensibi edinmişlerdir. İNSANLIĞIN HİZMETKÂRLARI Allah dostları, ilim öğretmekten ilim ehlinin ihtiyaçlarını karşılamaya, fakir, yetim ve garipleri gözetmeye, hastaları ziyaret edip, gerektiğinde savaşa gitmeye kadar her hizmete talip olmuşlardır. Cami, aşevi, okul, hastane ve misafirhane gibi hayır kurumlarının da inşasında öncülük etmişlerdir. Onlar, vakıf insanlar olarak tanınırlar. Maddi-manevi neye sahip iseler, hepsini Allah yolunda harcayıp ahiret sermayesi yapmışlardır. İslâm alemindeki vakıfların çoğu, sufilerin başında bulunduğu hizmet birimleri idi. Günümüze kadar gelen bu hizmet kervanı, ancak gönlü zengin, eli açık, mert ve cömert insanlar tarafından yürütülmüştür. Allah dostları, halka hizmeti ve insanların yükünü çekmeyi peygamberlerin başta gelen sünnetlerinden görüyorlardı. Bu sünneti ihya etmek için sadece mallarını değil, canlarını bile veriyorlardı. Herkesin hayranlıkla andığı büyük veli Cüneyd-i Bağdadî k.s.şöyle der: “Sufi ,toprak gibidir. Üzerinde iyileri de kötüleri de taşır. Bulut gibidir, herkesi gölgelendirir. Yağmur gibidir, herkese rahmet olur, fayda verir. Üzerine her türlü pislik atıldığı halde, bu pislikleri içinde eriten, temizleyen ve içinden güzel şeyler bitiren verimli toprak gibidir.” Büyük veli Sehl b. Abdullah k.s. da sufiyi şöyle tanıtır: “Sufi, herkese kanını helal, malını mübah gören kimsedir. Yani sufi, neyi varsa onu Allah için başkalarına feda eden kimsedir.” Gerçekten de onlar, davet ve irşatlarında, mümin-kâfir bütün insanlığa bir aile gibi bakıp, bu ailenin bütün fertlerini muhatap almışlardır. Herkese, şefkatle, ayrım yapmadan muamele etmişlerdir. Çünkü onlar Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in ahlâkını temsil ediyorlardı. Efendimiz s.a.v.’in,bütün insanlara peygamber gönderildiği gibi, onun vârisi olan bu kâmil insanlar da bütün insanları muhatap alıyorlardı. Allah dostları, İslâm’ı aşk ile yaşayıp yaymaya, kalbleri fethetmeye çalıştılar. İnsanları Allah için sevip, ilâhi dava uğruna kendilerini feda ettiler. İnsanların önünde maddi ve manevi güzelliklere ayna oldular. Sevenlerine asla ihanet etmediler. Onlara da Allah için sevmeyi öğrettiler. Kötü sıfatlarını değiştirdiler, kendilerine benzettiler. Allah dostlarındaki edeb ve güzel ahlâkı gören müslümanlar dinlerini daha iyi tanıdılar. Müslüman olmayan pek çok kimse de İslâm’a girdi. Onların vefatlarına müslümanlar da, müslüman olmayanlar da ağladı. Çünkü, kâmil insanlar bütün insanlığın ortak değeri güzel ahlâkı temsil ediyorlardı. İmam Şaranî k.s. naklediyor: “İmam Ahmed b. Hanbel r h.a. vefat ettiğinde, yahudi, hıristiyan ve mecusilerden yirmibin kişi cenazesine katıldı ve bir çoğu o gün müslüman oldu.” Mevlana Celaleddin Rumî k.s. vefat ettiğinde ise bütün dinlerden binlerce insan ağladı. Cenazede büyük bir izdiham oldu. Kimi müslümanlar, yahudi ve hıristiyanlara: “Sizin bu cenazeyle ne ilginiz var, kendi işinize bakın!” dediklerinde, haham ve papazlar: “Biz geçmiş peygamberlerin asıl davalarını, insanlara anlatmaya çalıştıkları gerçekleri, onun sözlerinde bulduk. O bizim de alimimizdir.” cevabını verip, kendi dil ve dinlerine göre dualar ederek cenazeye katıldılar. KUR’AN VE SÜNNET YOLUNU GÖSTERDİLER Allah dostları, Allah’ın boyası ile boyanmış kimselerdir. Bu büyükler Yüce Allah’a nasıl dost olunacağını bir ömür boyu yaşantıları ile göstermişlerdir. Bu dostluklarını Kur’an ve Sünnet’e uyarak yapmışlardır. Böylece İslâm’ı hakkıyla yaşayıp, bir hayat tarzı olarak insanlığa sunmuşlardır. Kur’an ve Sünnet’e uymayan bütün söz, davranış, yaşayış ve halleri boş ve batıl görmüşlerdir. Bütün tasavvuf büyüklerinin bağlılarından istediği ilk şey, sağlam bir iman ve güzel bir tevbeden sonra, dini Sünnet’e uygun yaşamalarıdır. Bu halleriyle sufiler, İslâm aleminde bid’atların, yanlış ve bozuk inançların önünü kesmişlerdir. İnsanları Allah ve Peygamber sevgisi etrafında toplamışlardır. Yaşadıkları her devirde, ibadet neşesini, Peygamber aşkını, Kur’an sevgisini, edep, hürmet ve halka hizmet anlayışını yeniden canlandırmışlardır. Ebu’l-Hasen en-Nedvî rh.a., Allah dostları için şunları söylüyor: “Şüphesiz, bu ümmetin içinde Allah’ın nuruyla kalplerini arındırmış, nefislerini terbiye etmiş kâmil insanlar olmasaydı, müslümanlar, iman ve ruh bakımından çoktan çökerdi. Onlar olmasaydı, Hz.Peygamber s.a.v.’in gönderiliş gayesi olan kalp temizliği ve nefis terbiyesi gerçekleşmezdi. Bu hedeften uzaklaşan İslâm ülkelerine bakınız. Korkunç bir uçurumla burun buruna geleceksiniz. Bu uçurumu ne ilimde derinleşme, ne zekâ üstünlüğü, ne de edebiyat zenginliği doldurabilir. Bu durum, devası olmayan ruhi ve ahlâki bir buhrandır. Çözümü hiç de kolay olmayan toplumsal bir meseledir. Zira o buhranda insanlar, madde ve malın kurbanı, toplumsal hastalıkların müptelasıdır. Gerek dinî, gerekse milli kültür almış olan aydınlar, makam-mansıp kurbanı, riya, benlik, yükselme aşkı, iki yüzlülük, yağcılık, madde ve kuvvet karşısında eğilmek gibi hastalıklarla karşı karşıyadır. Politik ve toplumsal hareketler, ihtirasların çarpışması, nefis terbiyesinin yokluğu ve zayıf lider kadrosu yüzünden, bir kör dövüşü halindedir. Kurumlar, ihtilaf ve ayrılıkların hüküm sürmesi, sorumluluk duygusunun yok denecek kadar kıt oluşu, sırf madde ve maaş artışı düşünceleri yüzünden laçkadır. Alimler ve din adamları gösterişe fazlaca düşkün olmaları, fakir düşme endişesi, üst tabakanın ve insanların gazabından korkmaları, rahat ve konforlu bir hayata fazlasıyla alışkın olmaları sebebiyle, irşad ve ıslahta cılız kalmakta, vazifelerini yapamamaktadırlar. Evet, ruhi ve ahlâki buhranın olduğu yerlerde durum budur. Bütün bunların devası ise, Kur’an’ın emrettiği ve Hz.Peygamber s.a.v.’in gerçekleştirmek üzere gönderildiği, iç temizliği, nefis ıslahı, yani insan terbiyesidir. Bu terbiyeyi verecek olanlar da, hiç şüphesiz, kendileri terbiye olmuş kâmil insanlardır.” ZOR GÜNLERİN ÜMİT KAYNAKLARI Allah dostları en bunalımlı dönemlerde bile ümit kaynağı olmuşlardır. Onlar, Yüce Allah’a güvenerek üstlendikleri ıslah ve irşad işinde hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemişlerdir. Tek başlarına bir beldeye gidip aşk, ihlâs, edep ve takva ile orayı ihya etmişlerdir. İnsanlar hayır ve güzellik adına her şey bitti diye düşünürken, onlar her şeye yeniden başlamışlardır. Allah’ın izniyle ölü kalpleri diriltmişler, yeniden bir insanlık inşa etmişlerdir. Bunu bir örnekle anlatalım: Moğollar, Harzemşah devletini istila edip, her tarafa dehşet ve korku salmışlardı. Bu durum karşısında bütün İslâm alemini öldürücü bir ümitsizlik bulutu kaplamıştı. Artık halkta Moğolları mağlup etmenin imkansız olduğu kanaati uyanmıştı. O kadar ki, ‘Moğollar bozguna uğradı denilirse inanma!’ sözü, bir deyim olarak dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Fakat bu durum Allah dostlarını asla ümitsizliğe itmedi. Ümit ve inançla vazife ve cihadlarına devam ettiler. Toplumun yeniden kendine gelmesine, özgüvenini kazanmasına vesile oldular. İrşadları öyle etkiliydi ki, bazı Moğol hanları bile müslüman oldular. Benzeri bir olay Hindistan’da da yaşandı. Burada Ekber Şah yönetimi açıkça İslâm düşmanlığı yapıyordu. Etrafında da onu bu zulüm ve haksız işlerinde destekleyen son derece zeki bir ekibi vardı. Diğer taraftan, görünürde bu durumla baş edebilecek hiçbir hareket yoktu. Şartların iyiye gideceğine dair bir ipucu görünmüyordu. İşt e böyle bir zamanda Cenab-ı Hak, sevdiği kullarından birini halkı ıslah ve dini hayatı ihya etmek için hazırladı. Bu Allah dostu, tek başına, peygamberî ahlâkın gerektirdiği hikmet ve öğüt ile insanları irşada başladı. Sonuçta işbaşına gelen her hükümdar bir öncekinden daha iyi olmaya başladı. Nihayet, İslâm tarihinde eşine az rastlanan, dinî gayret sahibi, faziletli bir zat Evrengzip Han hükümdar oldu. Bu sessiz-sedasız değişimin önderi, Nakşî Müceddidî tasavvuf kolunun mürşidi, İmam Rabbanî k.s. idi. Tarihin gerçek sufilerde şahit olduğu güzellikler sadece bunlar değildir. Onların daha pek çok saklı güzellikleri vardır. Bütün kötülemelere ve kasıtlı olarak ortaya atılan kötü örneklere rağmen, bu güzellikler her devirde vardı ve var olmaya devam edecek. Evet; Allah dostları, bütün müminleri samimi olarak sevmişlerdir. Onlar için her şeylerini feda etmişlerdir. Buna karşılık olarak müminler de hiç görmemiş olsalar bile onları sevmiştir. Gönüllerdeki bu sevgi, Yüce Allah’ın sevdiklerine bir ikramıdır. Kısaca, Allah aşkını biricik hedef edinen Allah dostları, tarih boyunca insanlığın yolunu ve gönlünü aydınlatan güneş olmuşlardır. Onlarsız bir tarihin sayfaları, karanlık, nursuz ve soğuktur. Dün öyleydi, bugün ve yarın da öyle olacak. |
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 6 Mesaja aldı
|
Tarîkat ve hakîkatten maksat, ihlâsı (her şeyi Allahü teâlânın rızâsı için yapma hâlini) elde etmektir. (İmâm-ı Rabbânî)
Şerîatin (dînin) emirlerini yapmak, tarîkatin ve hakîkatin hâllerine kavuşmak, hep nefsin tezkiyesi, yâni temizlenmesi ve kalbin tasfiyesi yâni parlaması içindir. Nefs temizlenmedikçe ve kalb Allahü teâlâdan başkasının sevgisinden selâmet bulmadıkça, kurtulmadıkça hakîkî îmân hâsıl olmaz, ele geçmez. Felâketlerden, azâblardan kurtulmak için, hakîkî îmâna kavuşmak lâzımdır. (İmâm-ı Rabbânî) |
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 6 Mesaja aldı
|
Tarikat ve hakikat, İslamiyet’in hizmetçileridir. Tarikat, mahlukları yok bilmektir. Hakikat, Allahü teâlâyı var bilmektir.
|
|
|
|
![]() Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.390
Teşekkür etti: 0
6 Teşekkür 6 Mesaja aldı
|
Zâhirinizi islâmiyetin zâhiri ile, bâtınınızı da, islâmiyetin bâtını ile yâni hakîkat ile süsleyiniz! Çünkü, hakîkat ve tarîkat, islâmiyetin hakîkatindendirler. Tarîkat ise, o hakîkatin kendisidir. Yanlış anlamamalı! İslâmiyeti başka, tarîkatı ve hakîkatı başka sanmamalıdır. Böyle söylemek ilhâd ve zındıklıktır. (İmam-ı Rabbani)
|
|
|
|
|
Derviş
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 01.02.2007
Mesajlar: 99
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Allah razı olsun kurban birde mevlananın buna bir örneği var :
tasavvufta 4 kapı vardır. 1- şeriat kapısı 2- tarikat kapısı 3- mağfiret kapısı 4- hakikat kapısı öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek hakikate ulaşılır. öğrencilerinden biri mevlana'ya sormuş: "efendim bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?" "şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım." öğrenci gitmiş birincinin ensesine bir tokat aksetmiş. tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla mevlana'nın ögrencisini yere yıkmış. öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. yaradana güvenip ikinciye de bir tokat aksetmiş. o da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. üçüncü söyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan calışmasına devam etmiş. öğrenci mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış. mevlana: "işte sana istediğin örnekler... birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti. ikinci, tarikat kapısındadır. tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "sana kötülük yapana bile iyilik yap". onun için döndü, oturdu. üçüncü, mağfiret kapısına kadar gelmiştir. iyinin ve kötünün tek yaradandan geldiğini bilir, inanır. yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından söyle bir dönüp baktı. dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. iyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. onun için kendisini hesaba çekti ben ne yaptımda Allah bana kötü ceza verdi diye arkasını dönüp bakmadı bile.. Allah razı olsun.. |
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.320
Teşekkür etti: 2
63 Teşekkür 43 Mesaja aldı
|
Bismillah...
İlk yazı Mesnevidendir. vesselam |
|
|
|
|
Nakşibendi Gülü
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 31.03.2007 Yaş: 18
Mesajlar: 83
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Yunus Emremiz de buyuruyor:
Şeriat Tarikat Yoldur Varana, Hakikat Marifet ondan içeru...
__________________
"Rabıta Manevi Gıdamızdır..." (Ali Ramazan Dinç Efendi Hz) |
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 23.03.2007
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
|
Anlayana güzel yazılar. Rabbim razı olsun hepinizden.
|
|
|
|
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Nefs Nedir? Mahiyeti Nedir?Nasıl Terbiye Olur?Nefs Mi Şeytana Tabi Şeytan mı Nefse? | kutayre | Dini Bilgi ve Eğitim | 14 | 06.09.2007 11:16 |
| İman Nedir? Küfür Nedir? | HAKİKAT | Dini Bilgi ve Eğitim | 2 | 06.01.2007 20:01 |
| Letaif nedir? Çakra nedir? | lagari | Dini Bilgi ve Eğitim | 1 | 03.03.2006 14:36 |
| Okul Tahsiliniz nedir veya suanki yaptiginiz Meslekiniz nedir? | Salah ad-Din | Anketleriniz | 13 | 21.08.2005 10:25 |
| Tarikat nedir? | M. Ali Saral | Dini Bilgi ve Eğitim | 2 | 01.08.2005 20:12 |