| su kaynaginda temizdir
Üyelik tarihi: 12.07.2005 Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| temiz pis sular TEMİZ VE PİS SULAR ...Bir böbrek taşını düşürmek için 400 km. uzağa su içmeye giden adam, 4 arşın yukarı astığı Kur'anı indirip de kalbine şifa aramazsa, ebediyen yanan ateşe ve gözler görmedik cennet nimetlerine iman bunun neresinde ? ... TEMİZ VE PİS KAYNAKLAR
İlmihal kitaplarının tertibinde adettir, namaz ve taharetten önce sular bahsi işlenir ki namaz kılmadan önce abdest alacak kimse hangi suyun temiz olduğunu öğrensin. İtikadın temizlenmesi kalbin bâtıl inanışlardan hurafelerden küfürden, şirkten, hülâsa pisliklerden arındırılması için de temizleyici bilgilere ihtiyaç vardır. Bedeni temizleyen sular gibi kalpleri temizleyen ilimler vardır. İlmin hak olanı temiz ve temizleyici, bâtıl olanı ise pis ve kirleticidir. İtikadi meselelerdeki arızaların giderilmesi gayesiyle hazırladığımız bu kitapta, tevhidin özünü anlatmadan önce sular bahsini işlemek gerekli olmuştur. Zira gayemiz kirletici olandan sakındırmak, temizleyici olanı tanıtmak ve tavsiye etmektir. Bilgilerin kaynağı çoğu zaman kitaplardır. Kitaplar hak veya bâtıl bilgi sahibi insanlardan sonra onların bıraktığı daha etkin, yaygın ve uzun ömürlü kaynaklardır. Bu bilgi kaynaklarının misali su kaynaklarının misali gibidir. Kimisi tatlı ve içimi kolay, rahatsızlık vermeyen cinsten olup, vücudun su ihtiyacını karşılar. Kimisi sert, acı, bol kireçli ve hatta koli basili safi mikroptur, vay ondan içenin haline. Kimisi geçici rahatsızlıklar verse de müzmin hastalıkları söküp atar. Kimisi sancı verse de böbrek taşlarını düşürür. Kimisi bağırsak kurtlarının ilacı ve daha nice sular vardır. Bununla birlikte böbreğe taşı, bağırsağa kurdu biriktiren yine sulardır. Bu suların zarar veya faydasının tesbit edilmesi uzun yıllar boyu tecrübelerle, laboratuar tetkikleriyle vs. anlaşılır ve tavsiyelerle o kaynaklara ulaşılır, daha olmadı şişelerle taşınır. Tavsiye eden kişinin güvenilir olması ile ancak şişedeki su içilir veya suyun menbaına doğru yollara düşülür. O vakit, çekilen zahmetler arzulanan neticeyi verir. Güvenilmez kaynaklardan aldığı bilgiyi kabul eden, nice yolcular da vardır ki hiçbir fayda ve şifa görmeyeceği halde çok zahmetler çekmiştir. Çekilen zahmet elde edilecek faydanın garantörü olamaz, doğru istikamette olmak doğru menbaa ulaşmak ve ondan tertibi üzere içmek şarttır. Bunun gibi kütüphaneler deviren adam illa doğru bilgiye ulaşır denemez. Her bulduğu otu salata yapan çoban çok yaşamaz. İstikamet doğru olmalı, alınan tavsiyeler doğru olmalı, ve emekler samimiyetle sebatla, kaynağı araştırmalı, bulunca da layıkıyla istifade edilmelidir. Okuduklarını muhakeme edip doğruyu yanlışı seçmeli, sancılanmalı, yanlışların izi silininceye kadar zihnini durultmak için bilgilenmelidir. Bu yolculuklar esnasında, nasıl olsa şifa için çıktık yola deyip yolda gördüğü her çeşmede duraklamak ve ondan kana kana içmek şifa değildir. Zira insan yola çıkmadan önce yol azığıyla beraber tatlı ve zararsız olduğunu bildiği suyu da yanına almalıdır. İnsanın vücudu her gördüğü suyu tahlil edecek kadar hassas olamayabilir ve zararı hissetmeyebilir fakat ileriki zamanlarda bir böbrek sancısı insanı atıverir yerlere. Yanlış kaynaklardan alınan bilgiler de böyledir. Azar azar birikir birikir ve taşlaşır, ur olur, vücuttan sökülüp alınmazsa, ya süründürür, ya da öldürür. O taşı teşhis eden işinin erbabı doktora niçin böbreğimde taş olduğunu anladın, bunu bana niçin söyledin denilemeyeceği gibi arızalı bilgi ve batıl inançlar hususunda uyaran kimselere de niçin bizim bilgimizin yanlış olduğunu söyledin denilemez. Elbette eski alışkanlıkları terk etmek, yenileri kabullenmek insanlık tarihi boyunca kolay olmamış, binlerce peygamberi bir hayli uğraştırmıştır. O peygamberler Allah tarafından insanların yardımına gönderilmiş uzman doktorlardır ki, onların tavsiye ettiği hidayet sıhhattir, sakındırdığı batıl inançlar ve hurafeler felaket, musibet ve iflah olunmaz hastalıklardır. Sağlam olan çürük olanın, sahih olan batıl olanın nasıl düşmanıysa ilaçlarla hastalıklar biri diğerinin makamına göz dikmiş azılı düşmandırlar. Böbrekteki taşı düşürecek ilaç onu oynatır, sancıyı artırır fakat hasta ilaca kızmamalıdır çünkü o taşı biriktiren kendisidir. Vücudu kuşatmak isteyen ur kesilip alınmalıdır fakat hasta neştere kızmamalıdır çünkü o uru geliştiren gıdaları kendisi almış ve onu beslemiştir. Hülasa taş düşüren sular taşlarınızı oynatırsa sevinin, sabırla içmeye devam edin zira o şifadır. Nice bilmediklerimiz vardır ki öğrenmek, yanlış bilgileri yerinden oynatır, söküp atmak ister. Bu sancılı mücadele çoğu zaman birinin zaferiyle biter. Umulan doğrunun yanlışı söküp atmasıdır. Nice kökleşmiş yanlışlar da vardır ki doğruların hasmıdır. Onlar içme sularına karışan atık suları fark edememiş zümrelerin hastalığıdır.
SULARIN TAHLİLİ
Bazı hastalar vardır ki hastalık yapan su ile tedavi eden suyu karıştırıp içerler. Kalplerinde iman şirk karma karışıktır, hangisinin galip olduğunu ancak Allah bilir. "Kimileri de vardır ki Allah'a şirk koşmadan iman etmezler." ayetinde zikredildiği gibi.[1] Suyun gözüne, menbaına giden kimse saf suya ulaşır. Suyunu ordan alırsa gönlü rahat olur, canı sıhhat bulur. Suyu oturduğu yerde bekleyenler ise uzun ve karanlık yollar kateden suya nelerin karıştığını bilemez. Nitekim Nebimiz (s) içi görünmeyen kapalı kaptan su içmeyi dahi yasaklamıştır. Görmek, gözü açık olmak gerekir ki kabın içine gözle görülebilen bir şey düşmüşse ondan zarar gelmesin. Ya gözle görülmeyenler… Bilgiler de böyledir, isbatı mümkün olmakla kabul edilir. Halbuki insanlar kalplerine koyacakları bilginin isbatını aramaktan çok uzaktırlar. Kazara okudukları gazete, uyuklarken bir takvim yaprağı, kulak misafiri olduğu bazı cümleler, uydurma hikayeler, hülasa birçok duyumlar, pekala kalplerde bilgi olarak arşivlenmektedir. Bu bilgiler takviyenin kuvvetine göre kökleşmekte veya iğreti kalmaktadır. İğreti yanlışların, doğrular karşısında verdiği sancı az, kökleşmiş yanlışların verdiği sancı ise çoktur. Hatta ilacın verdiği savaş ile sancısı yoğun olan nice hastalar hastalığa teslim/razı olmuş ilacı terk etmiştir. Bilmez ki bu hastalık kendisini kuşatıp dayanılmaz acılarla hayatına mal olduğunda bu tedavinin sancılarını mumla arayacaktır. Dünyada cahilliğini gidermeyip işini ahirete bırakanların durumu da böyledir ve maalesef kötü sonla biter. KAYNAĞI BULMAK GEREK
Cehalet her meselede olduğu gibi dini bilgilerin edinilmesinde de had safhadadır. Dinin menbaı Kur'an ve sahih sünnettir. Kapalı kaplardan su içmeyeceğimiz gibi gözümüzü açmalı, içtiğimiz suyu gördüğümüz gibi kalbimize yazdığımız bilgiyi de Kur'an ve sahih sünnette görmeliyiz. Suda gözümüzle görmediğimiz şeylerin zararından korunmak için nasıl ki suyu laboratuarda tetkik ettiriyorsak, dini bilgilerin içerisine karışan gözümüzle göremediğimiz bâtıl ve hurafe bilgileri tetkik eden laboratuarlar da fakih, muhakkik alimlerdir. Gözümüzle mikrobu görmedikse de laboratuarı ve teknisyenleri gördük ya bu bize verilen rapora güvenimizi artıracaktır. Ya bir de tetkik edilecek suyu içip "Bu su temiz" diyen teknisyenin raporuna nasıl güvenelim? "Beyefendi mikrop analizi böyle mi yapılır, bu nasıl işkembeden rapor" demeyelim mi ? hal böyleyken her gördüğümüz raporun da uzun araştırma ve incelemelerden sonra hazırlandığını zannetmeyip işimizin takipçisi olmalıyız. Zira insan var hata yapar, insancık var kandırır. En yakın musluktan içmek varken, suların menbaını aramak gibi bir lüksümüz yok, diyenlerin işi zannedildiği kadar kolay değildir, zira temiz ve şifalı suyu hiç tatmamış kimseler gördüklerinin en temizi ile idare etmek zorundadır. Kirli inançlardan sakındırıp, temiz olanını öğretsin diye gönderilen peygamberleri kâle almayanlar kirli inançlarında sebat ederken ve temiz olana karşı onu savunurken biz atalarımızdan böyle gördük, onlar bilmiyorlar mıydı derler. Atalarından devraldıklarını, yani yaşarken çaba sarfetmeden edindikleri mirası tercih etmede ki kolaycılık ve hem kendilerinin hem de atalarının hatasını kabul etmeme asabiyeti insanları kirli inançlara mahkum etmiş, peygamberlerin tebliğinden yüz çevirtmiştir. Halbuki bilmeden iddia etmenin tehlikesi malumdur.[2] Kul bu yaptığıyla kendini ebedi sıkıntıya sokacak bir risk almaktadır. Bu durum komşusunu uyarıp, "aman komşu sizin evin önünden akan suya kirli sular karışmış, ordan içmeyin laboratuar tetkikleri bunu gösteriyor, bizim evin önünde temiz su var ordan alabilirsiniz" diyen komşusuna şöyle cevap veren adamın durumu gibidir. "Sen benim bunca yıldır içtiğim ve hatta babamın içtiği suya kirli mi diyorsun, sen kim oluyorsun, laboratuar da neymiş eski köye yeni adet mi getiriyorsun, asıl sizin suyunuz kirli, …" Bu tembel, inatçı, asabi tipler, asıl menbaın suyunu görmeden, içtikleri suyu onunla kıyas edemeyecek ve kirli sulardan vazgeçmedikçe kalpleri şifa bulmayacaktır. İnsanlar vardır ki elinden kabuklu ceviz yenmez, mikrop yuvasıdır. "İnnemel müşrikûne necesun (muhakkak ki müşrikler pisliktirler)" kavli ilahîsi,[3] onlarla irtibatı kesmemiz için bizi onlardan tiksindirmeyi amaçlar. İnsanlar da vardır ki onların ellerinden kana kana su içer. Sonra vücuduna sirayet eden mikrobun tesiriyle sağlıklı insanları hasta zannederler de onlarla uğraşırlar. Allah'ın salatı ve selamı bütün nebi ve rasullerin üzerine olsun. Onların hepsi de hasta olduğunu inkar eden ve sıhhate savaş açan bu müşriklerle uğraştılar. Nuh'un kavmine bakın kendi putperestliklerini makul ve mantıklı, Nuh'un davetini saçma buldular. Musa'nın mücadele ettiği Firavun ve tabiilerine bakın, kendi tâğutluklarını makul ve mantıklı bulup Musa'nın davetine fesat (teröristlik) dediler. İbrahim'in kavmine bakın, putların azabından korktular ve İbrahim'i de o azapla tehdit ettiler de Allah'ın azabından korkmadılar.[4] Muhammed'in kavmine bakın, namazları oruçları, hacları, sadakaları vardı.[5] İbrahim'den öğrendikleri dinin vecibelerini yerine getiriyorlardı, fakat itikadları bozulmuş, kendilerini Allah'a yaklaştırsın diye, Allah ile aralarına aracılar koymuşlar[6] ve bu şirkten vazgeçin diyen peygambere işkence ediyorlardı. Adem'in nesli bu ağır imtihandan geçirilirken, tevhid sancağını taşıyan alimler peygamberlere ilimde, gayrette vâris olmalarının yanı sıra çilede de vâris olmuşlardır. Tevhid davetinin önünde müminlere eziyet verme de Firavun ve Ebu Cehl'in vârisleri de elbette ebedi ateşlerine yüksek kalorili, şirki müdafaa ameli biriktirmektedirler. Buna karşılık tevhid davetçisine yakışan tutum işinde sebat etmek ve şöyle demektir." (Ey kâfirler!) Allah'ı bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların tanrılığı hakkında iddianızda) doğru iseniz, onları çağırın da size cevap versinler! Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var (neleri var)? De ki: "Ortaklarınızı çağırın, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!" Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab'ı indiren Allah'tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir. Allah'ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.[7] Yüksek kalorili bu şirk ateşini söndüren su tevhiddir. Bu su Allah'ın hidayet ettiği muvahhid kulların kana kana içerek cehennem ateşinden korunduğu şifalı sudur. O suyun menbaı Kur'andır. Bir böbrek taşını düşürmek için 400 km. uzağa su içmeye giden adam, 4 arşın yukarı astığı Kur'anı indirip de kalbine şifa aramazsa, ebediyen yanan ateşe ve gözler görmedik cennet nimetlerine iman bunun neresinde ? Üç günlük dünyada böbrek sancısından kurtulup sıhhate kavuşmak kadar, ateşten kurtulup cennete kavuşmanın kıymeti bilinmiyorsa, kıymet tesbitini yapan mihenk sahte, ölçü aletleri şaşırmış demektir. Böyle bir durumda ölçüyü şaşırtan kirli suların varlığından bahsetmek elbette yersiz değildir. Kıymetlerin yerli yerince tesbit edilebilmesi ancak kirli inançların çıktığı, temiz inançların girdiği sağlıklı kalplerde mümkün olur. Kul kendisine faydalı olanı arama, zararlı olandan sakınma gayretine ancak o zaman ulaşır. İşte o zaman şirkten ve küfürden, aç arslandan kaçar gibi kaçar. Allah'ın müjdelediği müminler onlardır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Yusuf Suresi 106 "onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." [2] "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur." İsrâ Sûresi 36 [3] Tevbe Suresi 28 [4] En'am Sûresi 80,81 [5] Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in amcası Abbas Müslüman olmadan önce Bedir savaşında esir alındığında kendi iyi amellerini sayıyordu ve diyordu ki: Biz Ka'beyi onarırız, hacılara su dağıtırız, esirleri serbest bırakırız..:" Allah Buyurdu ki: Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır. (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Halbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe Sûresi 17,18,19) [6] Zümer Sûresi 3 [7] A'raf Sûresi 194-197 |