İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 28.07.2005, 13:11

 
Üyelik tarihi: 09.07.2005
Mesajlar: 817
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
TevessÜl

"TEVESSÜL" araya vasıta koyarak , bazı kutsal değerler aracılığıyla cenabı Mevladan istemektir.

tevessül hz peygamber s.a.v den onun ashabından ve selefi salihin tarafından yapılmıştır resulullah s.a.v in dualarından biride şöyledir;

"YA RABBİ SENDEN İSTEYENLER HAKKI İÇİN SENDEN İSTİYORUM "
kenzul umman c2 4977...

hiç şüphe yokki bu bir tevessüldür....

resülüllah s.a.v efendimiz ashabına içerisinde vesile olan bir çok dua etmelerini emretmiştir.

EBU SAİD EL HUDRİ R.A in RİVAYETİNE GÖRE EFENDİMİZ S.A.V
şöyle buyurmuştur

her kim namaza gitmek üzere evinden çıkar ve şöyle dese ;

"YA RABBİ SENDEN İSTEYENLERİN HAKKI İÇİN SENDEN İSTİYORUM, SANA BU YÜRÜYÜŞÜMÜN HAKKI İÇİN SENDEN İSTİYORUM . ÇÜNKÜ BEN ŞER İÇİN ZÜLÜM İÇİN RİYA VE GÖSTERİŞ İÇİN ÇIKMADIM GADABINDAN SAKINMAK VE RIZANA ULAŞMAK İÇİN ÇIKTIM CEHENNEMDEN BENİ KORUMANI VE GÜNAHLARIMI BAĞIŞLAMANI İSTİYORUM . ÇÜNKÜ SENDEN BAŞKA KİMSE GÜNAHLARIMI BAĞIŞLAYAMAZ (derse) ALLAH C.C RIZASI İLE VE RAHMETİ İLE O KİMSEYE YÖNELİR VE YETMİŞ BİN MELEK ONUN İÇİN İSTİĞFAR EDER ."

(İ.MACE - SAHİH)

İMAM SUYUTİ SELEFİ SALİHİNDEN BU DUA YI OKUMAYAN BİR KİŞİ BİLE OLMADIĞINI SÖYLEMİŞTİR

AYNI HADİSİ ŞERİFİ İBNİ SİNİ SAHİH BİR İSNADLA BİLALİ HABEŞİ R.A RİVAYET ETMİŞTİR

BEYHEKİ DE AYNI MANADA HADİSİ ŞERİFLER RİVAYET ETMİŞDİR

BU DUA NIN VARLIĞI SABİT OLDUKTAN SONRA BU DUADA TEVESSÜLÜN OLDUĞU İNKAR EDİLEMEZ

YA RABBİ dua eden isteyen müminler hakkı için dediğimizde tüm müminlere tevessül etmiş onların hatıra istemiş oluyoruz. bütün bunlardan anlaşılan HZ peygamber s.a.v den tevessül sadir olmuştur .



Ehli sünnet mezhebine göre tevessül vardır caizdir resulullah s.a.v efendimizlede başka peygamberlerede salih kullar ve evliyalarada yapılabilir
hayatta iken de vefatlarından sonrada yapılabilir

burada önemli hususa daha değinmek gerekir biz ehli sünnet olarak cenabı mevla c.c den başkasına ne yaratma ne tesir ne fayda ne de zarar isnad etmeyiz hakikatte fiilleri yaratan Allahtır c.c bu vesile yapılan zatların vesile olmaktan başka bir dahli yoktur haşa fiiller onlardan istenmez o halde bir kimsenin canlı ile olur ama ölü ile olmaz demeye ne hakkı var ? acaba böyle derken canlılardan tesir mi bekliyor hakiki müessir Allah c.c iken vesilenin canlı veya cansız olmasının ne farkı var ? bizleri tevessül ettiğimiz için şirk için suçlayanlar
kendilerinin şirk koşmasına dikkat etsinler .

tevessül şefaat istigase (yardım istemek ) hepsi bir manadadır hepsi cazidir müminlerin kalbinde o Allah dostları ile teberrük etmekten başka bir niyet yoktur hakiki tesir sahibi elbette Allahtır.
MaKKaH isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 28.07.2005, 15:02
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Post

selamun aleyküm kardeşim tevesülle ilgili bir kaç ayet

«Kullarım sana benden sorarlarsa (bilsinler ki) ben yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. O halde bana karşılık versinler, bana iman etsinler. Umulur ki doğru yola ererler.» (Bakara, 2/186)
«Onlara dua etseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size karşılık veremezler. Kıyamet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse sana haber veremez.» (Fâtır, 35/13-14)
«Sana fayda ve zarar veremeyecek olan Allah’tan başkasına dua etme. Eğer bunu yaparsan şüphesiz zalimlerden dursun.» (Yunus, 10/106)
«Dikkat edin! Halis din Allah’ındır. Ondan başkasını dost edinenler, «Onlara (putlara) ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz»derler. İhtilâf ettikleri konuda Allah hükmünü verecektir. Allah, yalancı kâfire hidâyet etmez.» (Zümer, 39/3)
«Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri dilediği kimseye bağışlar. Allah’a ortak koşan büyük bir iftirada bulunmuştur.» (Nisâ, 4/48)
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 28.07.2005, 15:05
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
TEVESSÜLÜN ÇEŞİTLERİ

Kitap Ve Sünnetin Kavranması

Tevessülün çeşitleri bulunduğuna göre şer’î tevessülü bid’at tevessülden ayırmak gerekmiştir. Bu ayrımı yapabilmek için de bize çelişkili gelen noktaları açığa kavuşturacak bir şaşmaz ölçüye ihtiyaç vardır.
Bu ölçü, Allah’ın Kitabı, Resûlü’nün Sünneti ve Selef-i Sâlihîn’in bu ikisini kavrama metodudur. Allah, bizi Kitap ve Sünneti hakem olarak kabul etmeye çağırmıştır.
«Ey iman edenler! Allah’a, Resûlüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde Allah’a ve Resûlüne havale edin. Bu, en hayırlısıdır ve en güzel çözüm yoludur.» (Nisâ, 4/115)
İbn Kesir radıyallahu anh bu âyetin tefsirinde şöyle der:
«Resûl’ün sallallahu aleyhi ve sellem getirdiği şeriat yolundan başkasına uyan bir taraftadır, şeriat ise öbür tarafta. Böyle kimse kendisine açık bir şekilde hak belli olduktan sonra kasden, bilerek bu tavrı almış bulunmaktadır.»
«Mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa» kavline gelince bu ilk sıfatıyla birlikte değerlendirilir. Ancak bu muhalefet, şari’in nassına karşı olabileceği gibi Muhammed ümmetinin ittifak ettiği iyice bilinen bir konudaki icmâa karşı da olabilir. Peygamber’i tazim, mü’minleri şereflendirme bâbında bu icmâda bir hatâdan korunmuşluk söz konusudur. Bu konuda pek çok sahih hadîs vardır ve biz “Usûl Hadîsleri” adlı kitapta bunlardan delil olabilecek birkaçını zikretmiş bulunmaktayız.
Âlimlerden bir kısmı icmâ konusundaki delâleti uzak bulsa da uzunca bir düşünmeden sonra icmâın en güzel ve en kuvvetli istinbat yollarından biri olduğu görülür. Bu yüzden Allahu Teâlâ şöyle vaidde bulunmuştur.
«Onu döndüğü yola çevirir ve cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir.»
Yani, eğer mü’minlerin yolunu bırakıp yanlış yola girerse, istidrac olarak bu yolu güzel ve süslü göstermekle ona karşılık verir ve âhirette cehennemi ona mesken kılarız. Zira hidayetten çıkan kimsenin kıyamet gününde cehennemden başka gidecek yolu yoktur.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur
«Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç tümü cehennemdedir.» Ashab, «Bunlar kimlerdir ey Allah’ın Resûlü?» diye sorunca, «Benim ve Ashabımın yolundan gidenler» diyerek cevap vermiştir.
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 28.07.2005, 15:10
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Post

Niçin Sahabe’nin Kavrayışıyla Sınırlıyoruz?

Bu hadîsin ışığında Kitap ve Sünnetin anlaşılmasını niçin Sahabe’nin radıyallahu anhüm anlayışıyla sınırladığımız daha iyi kavranacaktır. Sahabe, akide konusunun kavranmasında birçok özelliğiyle ön plâna çıkmaktadır. Bu özelliklerden en önemlisi şunlardır:
1- Onlar vahyin inişine tanıklık etmişler ve olayların akışına göre Rabbinden vahy almaktayken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte yaşamışlardır. Bu yüzden onlar, vahy ve iniş sebeplerinde, Allah ve Resûlünün muradının ne olduğu konusunda insanların en bilgili olanlarıdır.
2- Peygamberlerin havarileri ve yakın dostları, risalet konusunda ve bununla ilgili hükümler noktasında insanların en çok bilenleridir. Gerek akide gerek şeriat konularında incelikleri bilen, hakikatleri idrak eden bu kimseler, insanların ilim ve amel yönüyle en mükemmel örnekleridir. Sonradan gelenlerden onlardan daha mükemmel olamazlar.
3- Sahabe arasında akide noktasında bir ihtilâf olmamıştır. Onlar, tüm açıklığıyla Peygamber’den sallallahu aleyhi ve sellem almış oldukları akidede tam bir ittifak içerisindeydiler. Oysa içtihad ve ihtilâfa açık fer’î hükümler noktasında böyle bir ittifak söz konusu değildir. Yine de delil ortaya konduğunda tereddütsüz boyun eğerlerdi.
4- Sahabe-i Kirâm radıyallahu anhüm takıldıkları konularda Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem sorarlardı. Bu, iyi bilinen bir husustur.
Bu hususlar gereğince her Müslüman, Sahabe’nin radıyallahu anhüm Kitap ve Sünneti kavrama metoduyla sınırlı kalmak zorundadır. Ümmette mevcut ihtilâfları gidermek ve ümmeti hayırlı konumuna tekrar getirmek böyle mümkündür.
Allah ve Resûlünün beyan ettiği bu ölçü gereğince tevessülün açıklamasına geçiyor ve Allah’ın yardımıyla diyoruz ki:
Âlimler, tevessülü iki kısma ayırmışlardır.
1- Meşru Tevessül,
2- Bid’at Tevessül.
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 28.07.2005, 15:11
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
s.a
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 28.07.2005, 15:13
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Post

MEŞRU TEVESSÜL VE ÇEŞİTLERİ

Meşru tevessül, inanç, söz veya fiil olsun, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu vacib ve müstehab ibadetlerle O’na yaklaşmaktır. Meşru tevessül Allah’ın kitabı, Resûlünün sünneti ve bu ümmetin Sâlih Selefinin amelinde geldiği gibi üç çeşittir.

1) Allah’a Esmaü’l-Hüsnâ’sı (Güzel İsimleri) ve Yüce Sıfatları ile Tevessül:

Allah’a güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla tevessül, mü’min kul için en yararlı, en büyük ve en hayırlı vesilelerdendir. Zira mü’min kul, duasında boş çıkmaz ve Rabbinin icabetinden mahrum kalmaz.
Bu konudaki delillerden biri şu âyettir.
«Güzel isimler Allah’ındır. Onlarla Allah’a dua edin ve Allah’ın isimlerinde ilhada sapanları bırakın. Onlar, yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.» (A’raf, 7/180)
Sünnetteki delil ise Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem şu sözüdür.
«Tasası çoğalan desin ki: «Allahım! Şüphesiz ben senin Kulunum. Kulunun ve ezriyenin oğluyum. Alnım (kaderim) elindedir. Hakkımda senin hükmün geçerlidir. Hakkımda kazâ buyurduğun adalettir. Nefsini isimlendirdiğin, bir yarattığına bildirdiğin kitabında indirdiğin veya katındaki gayb ilmine sakladığın tüm isimlerinde Sen’den Kur’ân’ı kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün gidericisi, tasamın gidişi kılmanı isterim» desin. Allah, bu kimsenin hüznünü ve tasasını giderir ve yerine sevinç verir.»
Yine bu delillerin biri, Allah Resûlü’nün teşehhüdde «Doğurmayan, doğurulmuş olmayan, bir dengi bulunmayan Ehad ve Samed Allah! Senden günahlarımı bağışlamanı dilerim. Şüphesiz seni Gafursun, Rahim’sin” diyen birine işittiğinde «Bağışlandı, bağışlandı» diye üç kere söylemesidir.
Allah Resûlü’nün dularından biri de şudur «Ey Hayy, ey Kayyûm! Rahmetinden imdat dilerim.»
Bu ve benzeri hadîsler, Allah’ın isimlerinden veya sıfatlarından biriyle tevessülde bulunmanın meşruluğunu gösterir. Bu şekilde tevessül, Allah’ın sevip razı geldiği işlerden olduğu için Allah Resûlü böyle yapmıştır. Bize düşen Allah Resûlü’nün dua ettiği şekilde dua etmektir. Bu, kendi uydurduğumuz dualardan bin kere daha hayırlıdır. Sahabe, Tâbiûn ve Etbau’t-Tâbiîn bu şekilde dua etmişler, âlimler ve müctehid imamlar katında da böyle olagelmiştir. İnşallah kıyamete dek böyle de sürecektir. Müslüman, duasından önce isteğine uygun düşen ismi anmalıdır. Örneğin rahmet istiyorsa Rahman ismini, bağışlanma istiyorsa Gafur ismini anması uygun düşer.
Müslüman kardeş! Bu şer’î dualar uydurduğumuz dualardan çok daha hayırlıdır. Zira biz Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem tâbi olmakla emrolunduk
«Resûl size neyi verdiyse alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.» (Haşr, 59/7)

2) Allah’a Yapılan Sâlih Amel ile Tevessülde Bulunmak:

Müslümanın duasında şunları demesi buna örnektir. «Allahım! Sana olan imanım ve sevgim, Resûl’ün Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem tâbi oluşum ve ona iman edişim hürmetine benden belâları gider, beni rahata erdir.»
Dua eden, yalnızca Allah’ın vechini umarak işlediği sâlih ameli anmalı, onunla Allah’tan istemelidir. Allah’a iman, namaz, oruç, hac, sadaka, cihad, sınırda nöbet tutmak, Kur’ân okumak, Allah’ı zikretmek, tesbihatta bulunmak, Allah Resûlü’ne salâtü selâm getirmek, istiğfarda bulunmak, Allah’a dua etmek, hayır işleyip haramları terk etmek sâlih ameller cümlesindedir.
Bu çeşit tevessülün meşruluğuna delil olan âyetler şunlardır.
«İbrahim ve İsmail Beyt’in (Kâbe’nin) temellerini yükseltirken (şöyle dua ettiler): «Rabbimiz! Bizden bu ameli kabul buyur. Şüphesiz sen çokça duyan, çokça bilensin. Rabbimiz! Bizi ve soyumuzu sana iman edenler kıl, bize (haccın) menasiklerini göster ve bizleri bağışla. Şüphesiz sen tevbeleri çokça kabul eden ve çokça rahmet gösterensin.» (Bakara, 2/127-128)
«Derler ki: Rabbimiz! Bizler iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!» (Âl-i İmrân, 3/16)
«Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve Resûlü’ne tâbi olduk. Bizi şahid olanlarla yaz.» (Âl-i İmrân, 3/53)
«Rabbimiz! Rabbinize iman edin diyerek imana çağıran bir münadiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü amellerimizi ört ve bizim canımızı iyiler zümresiyle birlikte al.» (Âl-i İmrân, 3/193)
Sünnetten delil ise Sahihayn’de geçen Mağara Ashabının kıssasıdır. Hadîs kısaca şöyledir:
«Önceki ümmetlerden üç kişi bir fırtına zamanı korunmak için bir mağaraya sığınır. Ancak bir kaya mağaranın girişine düşerek onları mahsur bırakır. Kurtulmak için herbiri yapmış oldukları salih amelleri anarak Allah’a tevessülde bulunurlar. Allah da Kayayı aralar ve onları bu durumdan kurtarır.»
Kulun Allah’a karşı âcizliğini dile getirip yardım dilemesi de bu çeşit tevessülün kapsamına girer.
«Bana zarar dokundu. Sen merhametlerin en merhametlisisin diye Rabbine seslenen Eyyüb’ü de an.» (Enbiya, 21/83)
Yunus kıssasında olduğu gibi kulun nefsine zulmedip Allah’a durumunu arz etmezsi de bu kapsamdadır.
«Sen’den başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum.» (Enbiya, 21/87)
Hz. Ebû Bekr radıyallahu anh hadîsini de bu bağlamda ele almak gerekir. Hz. Ebû Bekr radıyallahu anh Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem «Bana namazımda dua edebileceğim bir dua öğret,» deyince Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem «De ki: Allahım! Ben, nefsime çokça zulmettim. Günahları ancak sen bağışlarsın. Katından bir mağfiretle beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen Gafursun, Rahim’sin» buyurmuştur.
«Allahım! Sana tevbe ettim. Beni Bağışla!» diyerek kulun Allah’a tevbede bulunması da bu tevessülün kapsamına girer.

3) Sâlih Kimselerin Duası ile Allah’a Tevessül:

Kul, şiddetli bir sıkıntıya veya büyük bir musibete rastgeldiğinde tek başına Allah’a yönelmeye yüz bulamayıp takva ehli gördüğü, Kitap ve sünnette ilim sahibi bildiği bir kimseden durumunun düzelmesi için Allah’a dua etmesini talep edebilir. Bu çeşit tevessül, Kitap ve sünnetten delillerin işaret ettiği gibi meşrudur. Kitaptaki deliller şunlardır.
«Rabbimiz! Bizi ve bizi imanda geçmiş bulunan kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Sen Rauf’sun, Rahim’sin.» (Haşr, 59/10)
Yine oğullarının Yakub’a aleyhi’s-selâm dediği gibi!
«Dediler ki: Ey Babamız! Bizim için bağışlanma dile. Bizler günahkâr olduk. Dedi ki: Sizler için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. O, Gafur’ dur, Rahim’dir.» (Yusuf, 12/98)
Sünnetteki deliller de şunlardır.
«Müslümanın, gıyabında kardeşi için yapmış olduğu dua kabul görür. Kardeşi için her hayır duasında başında dikilen bir müvekkel melek, «Âmin ve bir misli de senin için olsun,» der.»
Ve Enes b Mâlik’ten radıyallahu anh edilen şu rivayettir: «Ömer b. Hattab, kıtlık vakti Abbâs b. Abdulmuttalib radıyallahu anhüma ile istiska’ya (yağmur duasına çıkınca) demiştir ki: «Allahım! Sana Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülde bulunurduk, Sen de bize su indirirdin. Şimdiyse Peygamberimizin amcası ile sana tevessülde bulunuyoruz. Bize su indir.» Enes radıyallahu anh der ki: «Gerçekten yağmur inmiştir.»
Hz. Ömer’in radıyallahu anh sözündeki anlam şudur: Bizler Peygamberimizi sallallahu aleyhi ve sellem kast ederek ondan dua istiyor, bu dua ile de Allah’a yakınlık umuyorduk. Şimdiyse Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Rabbine kavuşmuş olduğundan bizim için duada bulunması mümkün değildir. Bu nedenle hayatta bulunan amcasından bizim için duada bulunmasını talep ediyoruz.
Meşru tevessülün çeşitleri bunlardır. Bunların dışındaki tevessül çeşitleri ise herhangi bir delile dayanmış değildir.
Meşru tevessül çeşitlerinin hükümleri farklıdır.
a) Vacip: Allahın isimleri, sıfatları, iman ve tevhid ile tevessül.
b) Müstehab: Sâlih ameller ve sâlih kimselerin duası ile tevessül.
Buradan hareketle, darlık ve musibet bid’at ve ma’siyetleri terk edip Allah’tan korkarak, ondan hayz ederek ve ona taatte bulunarak meşru vesilelerle Allah’a tevessülde bulunmanın her Müslümanın görevi olduğunu söyleyebiliriz.
«İşte dosdoğru yolum budur. Ona tâbi olun. Başka yollara uymayın. Bu yollar sizi onun yolundan ayırır. Allah sakınasınız diye size böyle emreder.» (En’âm, 6/153)
«Rabbinizden size indirilene tâbi olun. Ondan başkasına dost edinip uymayın. Ne kadar az ögüt alıyorsunuz.» (A’raf, 7/3)
«Farkında olmaksızın, ansızın size azap gelmeden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline tâbi olun.» (Zümer, 39/55)
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 28.07.2005, 15:14
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Post



BİD’AT TEVESSÜL VE ÇEŞİTLERİ



Bid’at tevessül; sevmediği ve razı gelmediği söz, fiil ve inançlarla Allah’a yakınlık aramaktır. Bu tevessül türü şeriatta sabit değildir. Buna rağmen tevessülde bulunanların pek çoğu Allah’ın şeriatında var kıldığı ve onlara çağırdığı tevessül türlerinden gaflete düşüp uzaklaşmışlardır. Bid’at tevessülle uğraşları, onları meşru tevessül türlerinden mahrum bırakmıştır. Meşru tevessül hakkında bilgi sahibi olduktan sonra bid’atte ısrarları tüm çabalarının boşa gitmesine neden olmuştur. Böylece Rabbimizin geçmiş ümmetler hakkında haber verdiği duruma düşmüşlerdir.

«Onlara kesin deliller verdik. Kendilerine ilim geldikten sonra ancak aralarındaki kinden dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verecektir.» (Câsiye, 45/17)

Bu durumun sebebi, tevessülün tevkifi[1] bir ibadet oluşudur. Şeriatta sınırları belirlenmiş tevessül kavramı, bid’at tevessül türlerini barındırmamaktadır. Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem sünnetiyle uyuşmayan bir amel bid’attir ve onunla Allah’a yakınlık ve ibadet caiz olmaz.

Nitekim Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.

«Sünnetimizle uyuşmayan bir ameli işleyenin bu ameli geri çevrilir.»[2]

Müslümanlara nasihatı İslâm risaletini tebliğ ve bu konuda malumat olsun amacıyla bid’at tevessül çeşitlerinden bir kısmını aktarmaya çalışacağız.



1) Allah’a Şahısların Konumu ve Allah Katındaki Değerleriyle Tevessül:



Bid’at Tevessül çeşitlerinden biri yarattıklarından birinin katındaki konumuyla Allah’tan istekte bulunmaktır. Örneğin: «Allahım! Peygamberinin katındaki konumu hürmetine ... veya filân kulunun katındaki yeri hürrmetine senden isterim» demek. Ayrıca Peygamber hakkı için, falan kulun hakkı için Allah’tan dilekte bulunmak da bu türdendir.

«Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık»(En’âm: 6/38) âyetiyle Allah tarafından kapsamlılığı belirlenen Kur’ân’da böyle bir tevessül türünü görememekteyiz. Aynı şekilde kendisine «Peygamberimiz size her şeyi öğretmiş hatta abdest bozmayı bile...» şeklinde söylenen söze, «Evet. Abdest bozarken kıbleye yönelmekten, sağ elle temizlenmekten, üç tastan azıyla temizlenmekten, tezek veya kemik ile temizlenmekten bizi sakındırdı.»[3] diyerek karşılık veren Selmân-ı Fârisî’nin ihtişamını ortaya koyduğu sünnette de böyle bir tevessül türü göze çarpmamaktadır.

Yine Allah Resûlü’nün her hareketini bize aktaran Ashabının fiilinde de böyle bir uygulama yoktur. Allah Resûlü’nün haberlerini bize aktaran hadîs âlimleri de böyle bir konudan bahsediyor değillerdir. Dolayısıyla bu uygulama bid’attir.

İslâm’ın emrettiği, Allah’tan güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla istemektir. «Ya Allah, Ya er-Rahmanu’r-Rahimin, Ya Zü’l-Celâli ve’l-ikram» demek diğer isim ve sıfatları da Allah’ın «Güzel isimler Allah’ındır. Allah’a onlarla dua edin» (A’raf, 7/18) kavline uyarak anmak ismi vardır. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.»

«Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz (99) ismi vardır. Kim bunları sayarsa cennete girer.»[4]

Bu nedenle İmam Ebû Hanife radıyallahu anh «Allah’tan başkasını anarak Allah’tan istemeyi kerih görüyorum,»[5] demiştir.

Müslümanın dua ederken şunları demesi de sünnettendir.

«Allah’ım! Sana, Peygamberine ve kitabına olan imanımla; sana, peygamberine ve filan kuluna olan sevgimle ihtiyacımı gidermeni, derdimi savmanı senden dilerim,» veya:

«Allahım! Derdimi gidermen, ihtiyacımı yerine getirmen için, bana şu imkânları sağlamam için Rahmet Peygamberi olan Peygamberin Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem bağlılığım ve sevgimle Sana yöneliyor ve Sen’den istiyorum.»

Bu çeşit tevessüller meşrudur ve inşallah karşılık da bulacaktır.

Görüldüğü gibi Müslümanlar olarak ancak Allah ve Resûlünün göstermiş olduğu şekillerde Allah’a yaklaşmamız mümkün olmaktadır.

«Yoksa onların Allah izin vermediği halde kendilerine dinde hükümler getiren ortakları mı var? Ayrım sözü olmasaydı aralarında hüküm verilirdi. Zalimler için acıklı bir azap vardır.» (Şûra, 42/21)

Falanın ve filânın hatırı için Allah’tan istekte bulunmak, bu ümmetin selefinin (Sahabe, Tâbiûn, Etbau’t-Tâbiîn) bilmediği türden bid’at davranışlardır.

Bid’at tevessülün bu türü kişiyi İslâm’dan çıkarmaz. Ancak şirke giden yolu engellemek amacıyla yasaklanmıştır. Bu tür davranışlar bir Müslümanı şirke sürükleyebilir. Allah’ın bir devlet başkanı gibi aracıya muhtaç olduğu şeklinde bir inanç, yaratanı yaratılmışsa benzetmek olacağından peygamberler ve sâlihlerin hatırına Allah’tan isteyenlerin böyle bir inanç taşımaları onları büyük şirke götürecektir. Bu durum, puta tapan Mekkelilerin durumuyla bir parallellik söz etmektedir.

«Biz onlara (putlara) ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.» (Zümer, 39/3)

Allah, yaratılmışlarla kıyas edilmez. Kuluna rızası gerektirmez. Gazabından öz hiçbir aracının şefaati kurtaramaz. Bu yakıştırmalar ancak karşılıklı olarak birbirlerine yardımları dokunan kullar hakkında geçerlidir. Allah ise hiçbir aracıya ve hiçbir kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan tek yaratıcıdır.

«Göklerde ve yerde kendilerine rızık sağlamaya güç yetirmeyen Allah’tan başkalarına tapıyorlar. Allah hakkında misâller vermeyin. Şüphesiz Allah bilir, sizler bilmezseniz.» (Nahl, 16/73-74)

Bu nedenle Sahabe, vefatından sonra Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülü bırakıp Abbâs’a radıyallahu anh yönelmiş, ondan dua istemiştir. Bu durum, Allah Resûlü ile tevessülün zatıyla değil duasıyla olduğunu gösterir. Vefatından sonra amcası Abbâs’a gittiklerinde şöyle dua etmiştir.

«Allah’ım! Belâ ancak günahla iner, tevbeyle giderilir. İnsanlar Peygamberine olan yakınlığımdan dolayı benimle sana yöneldiler. İşte günahlarla sana açılan ellerimiz ve işte tevbe ile sana yönelen alınlarımız! Bizi bereketli yağmurlar ile sula!»

Ravî der ki: «Derken gökte dağ gibi bulutlar belirdi ve insanları suya kandırdı.»[6]

Görüldüğü gibi, dualarında «Allah’ım! Peygamberinin hatırına bizi sula,» demedikleri gibi Peygamber’in vefatından sonra da «Allah’ım! Abbâs’ın hatırına bizi sula,» dememişlerdir. Zira bu tür bid’at duaları Sahabe Allah Resûlü’nden sallallahu aleyhi ve sellem öğrenmemiştir ve Allah’ın kitabında da bunun aslı yoktur. Bu nedenle böyle bir uygulamaya gitmemişlerdir. Vefatından sonra birinin hatırıyla tevessül caiz olsa elbette Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül öncelik kazanırdı.

«Nefislerine zulmettikten sonra sana gelip Allah’tan bağışlanma dileseler, Peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah’ı tevbeleri çokça kabul eden ve merhametli bulacaklardı.»(Nisâ, 4/64)

Yukarıdaki âyet Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken onunla nasıl tevessül edildiğine ışık tutmaktadır. Bu arada Hz. Ömer’in Abbâs radıyallahu anhüma ile tevessülünün anlamı da açıklık kazanmaktadır.

Nitekim Enes’den radıyallahu anh rivayet edilen şu hadîs bu anlamı pekiştirmektedir. Allah Resûlü cuma günü hutbedeyken adamın biri kaza işlerinin görüldüğü yöndeki kapıdan mescide girerek Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem yöneldi ve «Ey Allah’ın Resûlü! Mallar helâk oldu. Yollar kesildi. Allah’a dua et de yağmur yağsın,» diye seslendi. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ellerini göğe açarak «Allah’ım! Bize bereket indir! Allah’ım! Bize bereket indir. Allahım! Bize bereket indir!» buyurdu.

Enes radıyallahu anh der ki: «Allah’a andolsun ki gökte tek bir bulut belirtisi bile yoktu. Görüşünüzü engelleyecek bir ev de mevcut değildi. Sonra gökyüzünde kalkan biçiminde bir bulut belirdi. Göğün ortasına gelince yayıldı sonra yağmur yağmaya başladı. Allah’a and olsun Cumartesi günü güneş görmedik.»

Ertesi Cuma aynı kapıdan başka bir adam girerek hutbedeyken Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem «Ey Allah’ın Resûlü! Mallar helâk oldu. Yollar kesildi. Allah’a dua et de şu yağmur dinsin,»deyince Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ellerini kaldırarak buyurdu ki: «Allah’ım! çevremize, üzerimize değil. Allah’ım! tepelere ve tümseklere, vadilerin ortasına ve ağaçlıklara.»

Enes radıyallahu anh der ki: «Yağmur dindi. Biz de çıktığımızda güneşin altında yürüdük.»

Apaçık bir şekilde görülmektedir ki, Sahabe’nin, sağlığında Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülü duası ileydi, zatıyla veya hatırıyla değil. Ayrı durum Abbâs radıyallahu anh ile tevessülde de gündeme gelmiş, duası ile tevessülde bulunmuşlardır. Amaç Abbâs’ın radıyallahu anh hatırı veya zâtı olsaydı, Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem zatını ve hatırını bırakıp da amcasına yönelmezlerdi. Sahabe’nin bu tavrı, her ne kadar kimse ulaşmasa da Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem makamıyla tevessülün caiz olmadığına delildir. Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem makamıyla tevessül, Mekke müşriklerinin âyette geçen tavırlarını andırmaktadır.

«Biz onlara (putlara) ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.»(Zümer, 39/3)

Müslüman Kardeş! Konumu ne olursa olsun bir yaratılmışla veya hatırıyla tevessülde bulunmakla bir menfaat sağlayıp, herhangi bir zararı savabileceği inancını taşımak büyük şirktir. Allah korusun insanı dinden çıkarır.

Kur’ân ve Sünnette şirke ve harama giden yolları engelleme hususunda kesin delâlet taşıyan pek çok delil vardır. Seddü’z-Zeraî denilen bu durum, haramlara götürebilme durumunda bazı mübahların haram görülmesidir. Kur’ân’da Seddü’z-Zeraî kaidesine tanıklık eden âyetlere örnek olarak şu âyeti verebiliriz:

«Allah’tan başkasına dua edenlere sövmeyin ki onlar da ilimsiz bir şekilde düşmanca Allah’a sövmesinler.»(En’âm, 6/108)

Allah, aslen meşru olduğu halde, tapınanların yanında putlara sövmekten sakındırmıştır. Zira bu durumda müşrikler öfkelenecek ve cahilce Allah’a söveceklerdir.

Seddü’z-Zeraî kaidesine Sünnetten delil olarak da, Allah Resulü’nün sallallahu aleyhi ve sellem kabirlerin üzerine mescid bina edilmesini yasaklaması verilebilir. Bu yasağın nedeni, türlü şekillerde şirke kayma tehlikesinin varlığıdır.


[1] Tevkifî: İçtihada, yoruma gerek bırakmayan. Nasıl gelmişse öylece uygulanması gereken.


[2] Müslim, (1718), Kitabu’l-Akdiye


[3] Müslim, (626), Kitabu’t-Tahare.


[4] Müslim, (2677), Kitabu’z-Zikr.


[5] Dürrü’l-Muhtar, cilt.2, shf. 630.


[6] Fethu’l-Bari, cilt.2, shf. 577.
__________________
yorulduğumda"kalkveuyar"ayetinin oan bana nazil olduğunu hissederim,ya(inşirah-7)yi yaşamaya çalışırım,yada oturduğum yerde çakılır kalırım!
codex35 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 28.07.2005, 15:24
su kaynaginda temizdir

 
codex35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.07.2005
Yaş: 40
Mesajlar: 1.322
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Post

BİD’AT TEVESSÜL VE ÇEŞİTLERİ devamı

2) Evliya Ve Sâlih Kimseler İçin Dua Etmek Ve Adak Adamak:

Allah’ın dininde sâlih kimselere dua etmek, onlardan imdat dilemek, makamlarıyla tevessülde bulunmak ve onlara adak adamak yoktur. Bunlar, tevhidi ortadan kaldıran ibadetteki şirklerdir.
Bir kimsenin «Ey seyyidim falan, ey mevlâm filan, elimden tut, benim için şöyle yap, benim için Allah’a şöyle dua et, senden ve Allah’tan dilerim, derdimi gider, bana şefaat et,» gibi sözler söylemesi veya «Meded ya Resûlullah!» demesi, tevekkülde bulunurken Hıristiyanların «Ey Mesih! Ey Meryem!» dedikleri gibi «Ey Ali! Ey Hüseyin!» diyerek yakarması şirk sözlerden sayılır.
Ölülere adak adamak da meşru bir vesile değildir. Bir kimsenin «Ey seyyidim filan! Allah bana rızk verirse, benim şu dileğim gerçekleşirse senin için şöyle yapacağım,» şeklinde sözler söylemesi, Allah’tan başkasına adak adaması, bir ibadeti Allah’tan başkası için sarf etmesi anlamına gelir. İslâm, bu tür işlerden uzaktır.
«Kendi zanlarıyla Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan pay ayırarak «Bu Allah’ın, bu da ona ortak koştuklarımızındır» dediler. Allah’a ortak koştukları için ayırdıkları Allah’a ulaşmaz. Allah için ayırdıklarıysa ortak koştuklarına ulaşır. Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar.» (En’am, 6/136)
«Allah’tan başka dua etikleriniz de sizin gibi kullardır. Doğrular iseniz onlara dua edin de size karşılık versinler.» (A’raf, 7/194)
«Allah’tan başka dua ettiklerimiz bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir. Onlara dua etseniz duanızı duymazlar. Duysalar bile karşılık veremezlerdi. Kıyamet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Sana her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse haber veremez.» (Fâtır, 35/13-14)
«Kıyamet gününe dek kendisine karşılık veremeyecek olan Allah’tan başkasına dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Onlar, dualarından gafildirler. İnsanlar hoşrolunduğu vakit onlara düşman kesilecek ve ibadetlerini inkâr edeceklerdir.» (Ahkâf, 46/5-6)
Görüldüğü gibi Allah’tan başkasına yönelip dua etmek, peygamberlerin ve sâlih kimselerin kabirleri üzerine kubbe yapmak, türbeleri başında mum yakmak, girişlere perdeler asmak gib cahil kimselerin yaptığı ameller, Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem sünnetinden, Ashabının ve günümüze dek onlara tâbi olanların yolundan değildir. Bu ümmetin Selef-i Sâlihîn’i radıyallahu anhüm Allah’ın buyurduğu gibi, duanın yalnızca Allah’a has kılınan bir ibadet olduğu inancındadır.
«Kullarım sana benden sorarlarsa, (bilsinler ki) ben yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. O halde bana karşılık versinler, bana iman etsinler. Umulur ki doğru yola ererler.» (Bakara, 2/186)
«Mescidler Allah’ındır. Allah ile beraber bir başkasına dua etmeyin.» (Cinn, 72/18)
«Dini ona has kılarak Allah’a dua edin.» (Gafir, (Mü’min), 40/65)
«Kâfirler istemese de dini Allah’a has kılarak ona dua edin.» (Gafir, 40/14)
«Allah sana bir dert verirse ondan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir hayrı dokunursa bil ki, O, her şeye güç yetirendir.» (En’âm, 6/17)
«Dua ettiğinde zor durumda kalana icabet ederek zorluğu gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan kimdir? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Ne kadar da az düşünüyorsunuz.» (Neml, 27/62)
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, sahabesine şu gerçeği öğretmiştir.
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.
«Dua ibadettir.»
«İstediğinizi Allah’tan isteyin. Yardım dilediğinizde de Allah’tan yardım dileyin.»
Müslüman Kardeş! Kur’ân’da soru ve cevap hakkındaki âyetleri araştırdığımızda insanların Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem pek çok konuda sorduklarını, bunlara cevap olarak gökten vahy geldiğini ve Allah Resûlü’nün de sallallahu aleyhi ve sellem insanlara bunlardaki hikmetleri bildirdiğini görmekteyiz.
Bu konuyla ilgili âyetlerden bazıları şunlardır:
«Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler, Allah ve Resûlü’nündür.» (Enfâl, 8/1)
«Sana içki ve kumar, soruyorlar. De ki: Onlarda büyük bir günah ve insanlar için fayda vardır. Günahı, faydasından büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Bağışlamadır. Allah, âyetlerini size böylece açıklar. Umulur ki düşünürsünüz.» (Bakara, 2/219)
«Sana hayzı soruyorlar. De ki: O bir ezâdır. Hayızlıyken kadınlardan uzak durun.» (Bakara, 2/222)
«Sana yetimleri soruyorlar. De ki: Onları ıslâh etmek hayırlıdır.» (Bakara, 2/220)
«Sana kendilerine neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: Size temiz şeyler helâl kılındı.» (Mâide, 5/4)
Bu âyetler, Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem hükümler ve tebliğ noktasında Allah ile kulları arasında bir vasıta olduğunu göstermektedir. Oysa Allah Resûlü’ne sallallahu aleyhi ve sellem sorulan soru dua konusunda olunca «De ki...» denilmemiş, direkt cevaba geçilmiştir.
«Kullarım sana benden sorarlarsa (bilsinler ki) ben yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. O halde bana karşılık versinler, bana iman etsinler. Umulur ki doğru yola ererler.» (Bakara, 2/186)
Bu âyet, duânın Allah Resûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem diğer peygamberlerin ve velilerin aracılığına gerek duymadığının göstergesidir. Zira Allah yakındır, kulunun duasını işitir ve icabet eder.
Dua, uluhiyetin özelliklerinden birisi olmaktayken nasıl Allah’tan başkasına dua ibadetini sarfedebiliriz?
«Onlara dua etseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size karşılık veremezler. Kıyamet günü koştuğunuz şirki inkâr edeceklerdir. Her şeyden haberdar olan Allah gibi kimse sana haber veremez.» (Fâtır, 35/13-14)
Bu özelliklerden herhangi birini bir yaratılmışsa veren kimse onu Yaratan’a benzetmiştir. Bu, benzetmelerin en çirkinidir.
«Onun bir benzeri gibisi yoktur. O, çokca işiten, çokca görendir.» (Şûra, 42/11)
Allah, kendisinden başkasına dua etmeyi ibadet olarak isimlendirmiştir.
«De ki! Ben Allah’tan başka dua ettiklerinize ibadet etmekten alınkondum.» (En’âm, 6/56)
Allah, peygamberlere, velilere ve cinlere dua edenlere karşılık vermiş onlara inkârda bulunmuştur.
«De ki: Sizden belâyı gidermeye veya çevirmeye güç yetiremeyen Allah’tan başka iddia ettiğiniz ilâhlara dua edin. Dua ettikleri de hangileri daha yakın olacak diye Rablerine vesile arar, Allah’ın rahmetini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz Rabbinin azabı sakınılası bir şeydir.» (İsrâ, 17/56-57)
«Sana fayda ve zarar veremeyecek olan Allah’tan başkasına dua etme. Eğer bunu yaparsan şüphesiz zalimlerden dursun.» (Yunus, 10/106)
Mekke müşrikleri de Allah’ın biricik yaratıcı ve rızk verici olduğuna inanmaktaydılar. Ama onlar putlarla sembolize edilen velilere dua ederek onları Allah’a yaklaştıran birer vasıta kabul ediyorlardı. Ancak Allah, onların bu vasıtalarını kabul etmemiş ve onları küfürle nitelemiştir.
«Dikkat edin! Halis din Allah’ındır. Ondan başkasını dost edinenler, «Onlara (putlara) ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz»derler. İhtilâf ettikleri konuda Allah hükmünü verecektir. Allah, yalancı kâfire hidâyet etmez.» (Zümer, 39/3)
Müşrikler, Allah’a şirk koşmalarına rağmen şiddet ve musibet anlarında yalnızca Allah’a dua etmekteydiler. Ancak Allah onlardan razı olmamış, şiddet anlarında kendisine has kılınan dualarını kabul etmemiştir. Zira onlar rahatlık zamanı dua ibadetinde Allah’a şirk koşmuşlardır.
«Sizi karada ve denizde gezdiren odur. Gemideyken tatlı bir rüzgârın yürüttüğü ve bununla sevinikleri sırada sert bir fırtına çıkıp dalgalar ve her yönden geldiğinde, her yerden kuşatıldıklarını anladıklarında dini yalnız Allah’a has kılarak dua ederler. (Derler ki:) «Bizi bu durumdan kurtarırsan şükredenlerden olacağız.» (Allah) onları kurtardığında ise yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar.» (Yunus, 10/22)