![]() Üyelik tarihi: 01.03.2006
Mesajlar: 55
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
| |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
| Hak-dilaram ![]() ![]() Üyelik tarihi: 25.11.2005 Yaş: 38
Mesajlar: 356
Teşekkür etti: 0
3 Teşekkür 3 Mesaja aldı
|
Eblehle sohbet kümbetin tepesine atılan ceviz misalidir.
__________________ Hakkperest olmayan putperest olur. | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.053
Teşekkür etti: 32
15 Teşekkür 11 Mesaja aldı
|
__________________ "SEVEN SEVDİĞİNE İTAAT EDER" | |||||||||||||||
| | | |||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 21.02.2006
Mesajlar: 756
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
Yazılanları okudum açıkçası üzüldüm.. Aslında ''erganss'' kardeş delikanlı bir ehli sünnet kardeşimizdir.Onun karşı çıktığı şeylerin veya niyetinin tasavvufun özüne karşı çıkmak olmadığını en iyi bilenlerdenim. Ergans asla tasavvufa karşı veya gerçek tarikatlara veya gerçek ehli tariklere laf etmez.. Addanali abime gelince sevgisi de nefretide aslında Allah içindir.peygamberin şefaatine kavuşmak içindir..... Allah için sevdiği zaman, nefsine yapılanı görmeyecek kadar amadır, nefsine yapılanı duymayacak kadar ahrazdır...... Aranızda iletişim kopukluğu olmuş.. Aslında iki tarafta akıllı insanlar... İki tarafıda seviyorum.. |
| | |
| Ölümüne. ![]() ![]() Üyelik tarihi: 28.11.2006
Mesajlar: 3.569
Teşekkür etti: 36
41 Teşekkür 29 Mesaja aldı
|
__________________ göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.053
Teşekkür etti: 32
15 Teşekkür 11 Mesaja aldı
|
rabıta budur.....
__________________ "SEVEN SEVDİĞİNE İTAAT EDER" |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 12.01.2008
Mesajlar: 658
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
neden ondan sonraki sahabiler peygmber efendimize rabıta yapmamışlar | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 05.07.2005
Mesajlar: 3.053
Teşekkür etti: 32
15 Teşekkür 11 Mesaja aldı
| Peygamber Efendimizede rabıta yapılıyor.. Sahabe hep rabıta halinde idi...
__________________ "SEVEN SEVDİĞİNE İTAAT EDER" |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 12.01.2008
Mesajlar: 658
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
BEN GERÇEKTEN MERAKTAN SORUYORUM ARD NİYETİM YOK BU SÖYLENENLER MANTIĞIMA YATMADI ZATEN AMA EĞER SİZİN DEDĞİNİZ GİBİ RABITA SEVDİĞİNLE İSTEDİĞİNLE GÖNÜLDEN BAĞLANMAK İSTEMEKSE BİR SORUN YOK AMA RABITA GÖNÜLDEN BAĞLANDIĞIN KİŞİDEN KİM OLURSA OLSUN BU EVLİYA OLSADA PEYGAMBER OLSADA ONDAN SEVGİ VE MUHABBET DIŞINDA MEDET UMAR ONDAN BİR ŞEY DİLERSEK YANİ ALLAH İLE KUL ARASINA ARACI KORSAK Kİ BENİM GÖRDÜĞÜM RABITAYA DURANLAR HEP BUNU YAPTI BANA GÖRE YANLIŞ PEYGAMBER EFENDİMİZ DIŞINDAN BİRİNDE ŞEFAAT İSTEMEK YANLIŞ ZATEN PEYGAMBER EFENDİMİZE VERİLMİŞ BİR AYRICALIK BU Kİ PEYGAMBER EFENDİMİZ BİLE ALLAH CC İZİN VERDİĞİ KİŞİLER ŞEFAAT EDECEK İNŞ RABITA YAPAN İNSANLAR ARKADAŞLARIM SİZİN DEDĞİNİZ GİBİ MUHABBETLERİNİ ARTTIRMAK ARALARINDAKİ SEVGİ GÜCÜNÜ KUVVETLENDİRMEK İÇİN YAPIYORDUR BLGİLERİNİZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN
__________________ Ölüm hali gelinceye kadar , tevbe kapısı açıktır | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 06.05.2002 Yaş: 32
Mesajlar: 6.598
Teşekkür etti: 110
454 Teşekkür 192 Mesaja aldı
|
| ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
ONLARIN OYLE YAZMASI NORMAL.. AYRICA YUKARDA YAZANLAR IFTIRADIR O KITAB TA OYLE BIR SEY OLDUGUNU SOYLEYEN KIM İBNI TEYMIYYE DUSMANI BIR MUTASAVVUF.. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Rabıta, bağ ve ilgi anlamında Kurân asıllı bir kavramdır. Bu kelimenin Kurân-ı Kerim’deki anlamı konusunda Râğib el-Isfehanî’den şunları öğreniyoruz: Muhafızların bulunduğu mekâna ribat denir… Murabata, muhafaza etme, koruma anlamındadır. Allah (cc): “Ey müminler! Sabredin, sabırda yardımlaşın ve murabata/rabıta yapın” (4/200) derken bununla kastedilen şey, İslam ülkesini korumak için sınır boylarında nöbet tutmaktır. Nöbetçilerle beraber, savaş atlarının da hazır tutulduğu sınır kulelerinin adı da ribat’tır. Demek ki rabıtada bağlı olma, dikkani ayırmama gibi bir mana da vardır. Murabata/rabıta iki türlüdür: 1. Yukarıda söylediğimiz, İslam ülkesinin sınır boylarında nöbet tutmak ve düşmana karşı uyanık olmak. Bu mana murabatanın hakiki manasıdır. 2.Nefsin hilelerine karşı uyanık olmak. Bu da murabatanın mecazi manasıdır. Bu manada olarak Hz. Peygamber (sav) de şöyle buyurmuştur: “Bir namazın ardından diğerini beklemek ribat/rabıta kabilindendir”. “Size Allah’ın hatalarınızı ne ile sileceğini, derecelerinizi ne ile yükselteceğini söyleyeyim mi? Evet, buyur, söyle dediler. Zor şartlarda dahi mükemmel bir abdest almak, mescitlere doğru çok adım atmak, bir namazın ardından diğerini intizar etmek… İşte ribat/rabıta budur, rabıta budur, rabıta budur” Bunlardan çıkan sonuç şudur: Rabıta kelimesinin aslı Kurân-ı Kerim’de ve sünnette bulunmaktadır ve hakikat ve mecaz anlamları, Râğib’ten alarak yukarıda zikrettiğimiz gibidir. İkinci olarak, Kurân-ı Kerim’de ve sünnette bulunan bir kavramı Hz. Peygamber’in ve onu izleyenlerin anladığı gibi anlamak esastır. Bu ve benzeri kavramları doğru anlayabilmek için muhtaç olduğumuz birinci kural budur. İkinci kuralımız ise, sık sık tekrarladığımız gibi şudur: İbadetler tevkîfidir, yani Hz. Peygamber tarafından sabitlenmiştir, onlarda hiçbir artırma ve eksiltme olmaz. Çünkü ibadetlerin neler olduğu ve nasıl yapılacağı akıl üstü konulardır ve bizler ibadetlerden hiçbir şeyi kaldıramayacağımız gibi, onları değiştiremeyiz ve eklemeler de yapamayız. Onlar tamamen Mabudun hakkıdır ve onlara müdahale bidat sayılır. Efendimizin ifadesiyle; “Bütün bidatler dalalettir ve bütün dalaletler de cehenneme götürür”. Tasavvufta rabıta denince, Nakşiler tarafından (Yani Hz. Peygamber’den yaklaşık 800 sene sonra) geliştirilen bir disiplin akla gelir. Mürit şeyhini sevecek, ona kalben bağlanacak, buradan Hz. Peygamber’e, oradan da Allah’a ulaşılacak ve O’nunla irtibatlı olunacaktır. Bunun için mürit öncelikle şeyhinin suretini hayal edecek, onun güzelliklerinin, ahlakının kendisine feyezan etmesini isteyecektir. Hatta şeyh müridini Allah’a bağladığı için onun kendisi bizatihi rabıtadır/bağdır. (Enver Fuad. Mu’cem 88). Bu hayal etmeyi gerçekleştirmek üzere bazı tarikatlarda müritler, üzerlerinde şeyhinin resmini bulundurmaktadırlar. Hatta Hz. Peygamber (sav) adına yapılan hayali bir resmi üzerlerinde bulunduran tarikat mensupları da vardır ve bana bu resmi gösterdiler. Bu elbette cehaletten öte bir cinayettir. Böyle bir eğitim tekniği kullanıldığında olumlu sonuçlarının ve bir takım psikolojik faydalarının olup olmayacağı eğitimci gözüyle tartışılabilir. Ama rabıtanın bir ibadet olduğu var sayılırsa bunu İslam’ı anlama usulü içerisinde bir yere oturtmamız elbette mümkün gözükmemektedir. Şöyle de diyebiliriz: Bir ibadet düşünün ki, Hz. Peygamber onu hiç yapmamış, öğretmemiş ve onu izleyen selefi salihin de böyle bir şeyden haberdar olmamıştır. Böyle bir ibadetin olması mümkün değildir. Bu anlamdaki rabıta için delil getirilen: “Sadıklarla beraber olun” mealindeki ayet-i kerime, ya da “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi şerifi de İslamî gelenek içerisinde “rabıta” ortaya çıkıncaya kadar hiç böyle anlaşılmamıştır. Zorlama bir tevil yapmadan böyle anlaşılması da mümkün değildir. Zorlama tevillerin insanları saptıracağını da bizzat Kurân-ı Kerim söylemektedir. (Bkz. 3/7). Sahabe efendilerimizin Hz. Peygamber’e olan sevgilerinden böyle bir uygulama çıkarmak da mümkün değildir. Aksi halde, Allah Rasulü’nü izleyen 800 yıl, insanlar, hatta bizzat Hz. Peygamber’in kendisi bunu keşfedememiş ve anlamamış olurlardı. Oysa akide ve ibadetler konusunda en doğru anlama, Hz. Peygamber’le beraber olanların, sonra da onları izleyenlerin anlamasıdır. Bunda bütün İslam alimleri ittifak halindedir. Şunu da bilmeliyiz ki, tasavvuf diye anlatılan şey; bir hal, İslam’ın daha dikkatli ve hassas yaşanma biçimi; zikir, zühd, ibadet ve tefekkür olarak Hz. Peygamber’den beri varolan bir yaşama biçimi {olmalıdır. İbadeti yalnız Allah'a has kılmak ise} İslam’ın ta kendisidir. Tarikatlar ise –Kitap ve sünnet çizgisinde kaldıkları sürece- tasavvufun mektepleri ve mezhepleridirler. Ancak rabıta tasavvufun şartlarından değildir ve tasavvufun ehli sünnet çizgisinde yaşandığı ilk yüzyıllarında da onda bu anlamda bir rabıta hiç olmamıştır. Sevginin, bağlılığın, kardeşliğin, ittibaın rabıta diye anlatılması da elbette isabetli olmaz. Dolayısıyla rabıtayı kabul edip etmemekle, tasavvufu kabul edip etmemek farklı şeylerdir. Doğrusu sağlam tarikatlerdeki güzel insanların hatırı için rabıtayı da onların anladığı gibi kabul etmek isterdim. Ancak İslamın ve hakikatın hatırı daha büyüktür ve buna karşı saygısızlığı hiç göze alamam, bu sebeple de dini bir delile dayanmayan bir uygulamayı gerekli göremem. Durum bu olmakla birlikle, birleri bunu bir eğitim aracı olarak görür ve uygularlarsa kendi bilecekleri bir şeydir ve dediğimiz gibi bu tartışılabilir. Ancak ben hiçbir tarikatın rabıtaya böyle baktığını görmedim. Aksine o bir ibadet olarak görülür ve hatta müritler çoğu zaman onu günlük farz namazlarından daha önemli tutarlar. Bunun hükmünü ise yukarıda anlatmaya çalıştık. Bu noktada şunu da zikretmeliyiz ki, tasavvuf bu günkü hali itibariyle bir Rabbani alimlere muhtaçtır. Nasıl onlar zamanında tarikatlar İslam’dan çok uzaklaşmışlardı ve o bu konuda bir tecdid gerçekleştirip, onları tekrar Sünni ve Kurânî çizgiye oturttu ise, bu gün de bunu yapacak birisine şiddetle ihtiyaç vardır. Çünkü çok azı hariç, tarikatlar bu gün ya cehalet ve sapmaların, ya da sahtekarlık, derin ilişkiler ve düzenbazlığın hakim olduğu karanlık odaklardır. Ancak tecdid, teceddüt ve yeniden Kurânî çizgiye gelme ihtiyacının umumi olduğunu söyleyebiliriz. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 12.01.2008
Mesajlar: 658
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
|
[quote=abdullahahmed;724911]Rabıta, bağ ve ilgi anlamında Kurân asıllı bir kavramdır. Bu kelimenin Kurân-ı Kerim’deki anlamı konusunda Râğib el-Isfehanî’den şunları öğreniyoruz: Muhafızların bulunduğu mekâna ribat denir… Murabata, muhafaza etme, koruma anlamındadır. |