İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 29.08.2005, 12:09

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
Nefis ve Rabıta

Rahman Rahim Allahin adi ile...
Alemlerin Rabbı Allaha hamd olsun.
Afiyette ve belada, darlıkta ve genişlikte.
Salat ve selam, Seyyidül-mürselin Resulullah Efendimize ve tüm aline
Sübhan Allahtan temenni: Selametiniz, afiyetiniz, sebat ve istikametinizdir

Nefis ve Rabıta
************

***Akılsız baş nasılsa, rabıta olmayan kalpte öyledir. İnsanı hayırdan ve irşattan alıkoyan, yegane şey nefistir... İnsan bazen gadaba gelip kırarım, yakarım der, ebeveynine asi olur... Hep böyle şeyler nefsin mahsülüdür. Bu hallerden kurtulmak için tek çıkar yol ancak rabıtadır.

***Aklın inkişafı için rabıta ve zikr-i kalbi zaruridir.

***Ana, meme verdikçe çocuk büyüdüğü gibi, nefis de, arzularına uyuldukça büyür. Hatta veli olsa, peygamber olsam der. Nefs-i emmare ancak rabıta ile terbiye olunur.

***Her şey rabıta ile kaimdir. Dünya, ay ve diğer peykler (gezegenler), güneşe rabıta yapıyor. Güneş, Arş-ı alaya, Arş-ı ala sıfat-ı ilahinin nuruna rabıta halindedir.

***Nefis kepazeliği sever ve kötülük için rehberlik eder. Fransız kafiri seni cehenneme götüremez lakin nefs, seni cehenneme götürebilir.

***Rabıta ehli, üstazların himayesiyle nazardan korunur ve kalpleri füyuzatla alakadar olduğundan nazarları başkalarına isabet etmez, ziyan vermez.

***Rabıtada geçen zaman ömre sayılmaz. Ömür dünya ile ölçülüdür. Rabıta ise uhrevidir.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 22.10.2005, 12:13

 
ledunn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.08.2002
Mesajlar: 3.335
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 1 Mesaja aldı
***Rabıta ehli, üstazların himayesiyle nazardan korunur ve kalpleri füyuzatla alakadar olduğundan nazarları başkalarına isabet etmez, ziyan vermez.
ledunn isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 23.10.2005, 01:42

 
Üyelik tarihi: 01.01.2005
Mesajlar: 10
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Allah razi olsun ledün abi
Rabitayla dua Ya Rabbi kalb gözümü acipta beni perisan etmeBeni riza i ilahiyene giden feyz ve nur yolunda daim et
devrekli isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 23.10.2005, 14:24
Kayıt onayı eksik

 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
RABITA

Bağlantı, bağlantı vasıtası, bağlılık, tutarlılık, tertip, düzen, bağ, münâsebet, ilgi; müridin, şeyhini düşünerek, kalbinden dünya ile ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtasiyle Hz. Peygamber (s.a.s)'e ve Allah'a kalbini bağlaması anlamında bir tasavvufî terim. "Rabıta" Arapça bir kelime olup, "r-b-t" kökünden türemiş bir isimdir. Çoğulu "revâtib"dir.

Kur'an'da "rabıta" kelimesi geçmemekle beraber, kökü olan "r.b.t" mazi fiili iki yerde, muzarisi olan "yerbitü" bir yerde, emri çoğul olarak "râbitü" şeklinde bir yerde ve aynı kökten gelen "ribât" ismi de bir yerde geçmektedir (Kehf, 18/14; el-Kasas 28/10; el-Enfâl 8/11; Âl-i İmran 3/200; el-Enfâl 8/60).

Bütün bu ayetlerde geçen bu kelimeler, birbirlerine yakın manalar ifâde etmektedirler. Hemen hemen hepsinde "bağ, bağlantı, bağlılık" manaları için kullanılmışlardır:

(Ashabı Kehf'in) kalplerini (sabır ve metânetle) bağla(yıp kuvvetlendir)miştik" (el-Kehf, 18/14);

"Musâ'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. Eğer biz (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş (sabır ve sükûnete bağlamamış) olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı" (el-Kasas, 28/ 10).

"O zaman sizi, Allah'tan bir güven almak üzere hafif bir uyku bürüyordu; üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü düşünceleri) sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu " (el-Enfâl, 8/ I 1).

Bu ayetlerde geçen "r.b.t" kelimesi, insanı sabır, sükûnet ve metanette sabit kılmak, ona bu duyguyu vererek itmi'nana kavuşturmak demektir (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kâhire 1977, IV, 216; el-Beydâvî, el-Envâr, Mısır 1955, II, 3).

Bazen de, "ribât" kelimesi, bağlanıp beslenen atlar (savaş araçları) manasını ifâde etmektedir:

"Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar (savaş araçları) hazırlayın. Bununla Allahın düşmanını, sizin düşmanlarınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, tam olarak size ödenir ve hiç haksızlığa uğratılmazsınız" (el-Enfâl, 8/60).

"Râbitü" şeklindeki emrin bulunduğu ayetin meâli de şöyledir:

"Ey iman edenler, sabredin; direnip (düşman karşısında) sebât gösterin; üstün gelin; cihat için hazır ve rabıtalı olun" (Âl-i İmran, 3/200).

Bu ayette söz konusu olan "rabıta''nın ne demek olduğu hususunda alimlerin farklı yorumları vardır. Alimlerin bu husustaki değişik tariflerini şöyle sıralamamız mümkündür:

1- Atlarla saf bağlayıp tam bir irtibat halinde düşmana karşı durmak.

2- Düşman hudutlarındaki karakolları beklemek.

3- Allah düşmanlarının saldırısını önlemek için nöbet beklemek.

4- Bir namazdan sonra diğer namazı beklemek (et-Taberi, Camiul-Beyân on Te'vili Ayetil-Kur'an, Mısır 1954, IV, 221 v.d.; el-Kurtubî, el-Camiuli Ahkamil-Kur'an, Mısır 1967, IV, 323 vd.; er-Razî, et-Tefsirul-Kebir, IX, 156).

Bazıları da bu ayette kastedilen rabıtanın tasavvufî manada olduğunu söylemişlerdir (Muhammed Vehbi, Hulâsetul-Beyân fi Tefsiril-Kur'an, Şehzadebaşı 1341-1343, III, 289).

Mutasavvıflar rabıta'yı, müridin şeyhini düşünerek kalbinden dünya ile ilgili şeyleri çıkarması, şeyhi vasıtası ile Hz. Peygamber (s.a.s)'e ve Allah'a kalbini bağlaması şeklinde anlamışlardır. Hemen hemen bütün tarikatlarda rabıta vardır. Bilhassa Nakşibendiyyenin ıstılahlarındandır. Tarikat ehli, rabıtayı ayet ve hadise dayandırmaktadır. Onlara göre, "sadıklarla birlikte olun" (et-Tevbe, 9/119) gibi ayetler ve "kişi sevdiğiyle beraberdir" (Buharî, Edeb; 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50) gibi hadisler, rabıtanın caiz olduğunu göstermektedir (Süleyman Uludaş, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1991, Rabıta mad.).

Tasavvufta, kişi doğrudan doğruya Allah'ı düşünür, bir nevi Allah ile manevi bir bağ kurar ve hep O'nunla beraber olduğunu tasavvur eder. Bu şekilde manevi bir bağ kuramazsa, bağlı bulunduğu mürşidini düşünür. Onun bağlı bulunduğu şeyhlerin silsilesi ile Hz. Muhammed (s.a.s)'e ulaşır. O'nun vasıtası ile de Allah'a ulaşır ve O'nunla manevi bağ kurar. Tasavvuftaki rabıta, bu şekilde dolaylı yoldan Allah'a gitmek ve aracılar vasıtasıyla O'nunla manevi bağ kurmaktır. Doğrudan Allah ile manevi irtibat kuramayanlara bu şekildeki rabıta tavsiye edilmiştir. Aksi hallerde buna lüzum görülmemiştir (M. Halid, Rabıta hakkında risâle, İstanbul 1924, s. 238; Selçuk Eraydın, tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul 1990, s. 447).

Peygamberimiz (s.a.s)'in de, rabıta ve ribat hakkında söylemiş olduğu hayli hadis vardır. O'nun bu hadislerinden bazıları şöyledir:

"Bir gün Allah yolunda ribatta bulunmak, dünya ve dünyada bulanan her şeyden daha hayırlıdır" (Buharî, Cihad, 73; Müslim, İmâre, 163; Nesâî, Cihâd, 39; İbn Mace, Cihâd, 7);

Allah'ın onunla hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. " (Müslim, Tehâret, 41; Tirmizi, Teharet, 39; Neseî, Teharet, 106; Muvatta, Sefer, 55);

"Kim bir günlük (yirmi dört saatlık) ribatta bulunursa, bir aylık oruç ve ibadetten daha fazla sevap kazanmış olur" (Nesaî, Cihad, 39; Tirmizî, Fedâilul-Cihâd, 35; İbn Mace, Cihâd, 7).

Bütün bu ayet ve hadislerden anlaşıldığı gibi, rabıta, çeşitli manalar için kullanılmıştır. Ancak daha çok bir cihat terimidir. Ayet ve hadislerin çoğunda rabıta, Allah ve Peygamberin düşmanlarına karşı silahlanma, cihat için hazırlıklı olma, müslümanlarla kâfirlerin arasındaki hudut karakollarında nöbet bekleme ve bu duygulara sıkı sıkıya bağlı olma demektir. Buna göre ayet ve hadislerde kasdedilen anlamlardan mutasavvıfların uygulamasını destekleyecek en ufak bir işaret yoktur. Ayet ve hadislerde dile getirilen cihad ruhunu meskenete çevirmekten başka bir şey yapmayan mutasavvıflar Kur'an ve hadislerdeki bu ribat kelimesini çok yanlış bir alana çekmişlerdir. Hiçbir sahabi Resulullah'ı aracı kılarak rabıta yapmadığı gibi, hiçbir tabii de sahabe'yi aracı kılarak rabıta yapmamıştır. Rabıtanın bu şekildeki uygulaması tarikatların Hicri yedinci yüzyıldan sonraki dönemlerde uydurdukları bir bid'attir.
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 23.10.2005, 14:52

 
Üyelik tarihi: 02.08.2004
Yaş: 39
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” buyuruyor. (Tevbe: 119)

Mürşidle beraberliğin bir kısmı cismâni olduğu gibi, bir kısmı da ruhânîdir ki, bunu Râbıta ile izah edebiliriz. Râbıtan’ın azlık ve çokluğu, yani zayıflık ve kuvvetliliği muhabbetin azlık ve çokluğuna tâbi bulunacağından, muhabbet arttıkça Râbıtan’ın kuvveti de artar

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

Allah’ın öyle velî kulları vardır ki, onların gönülleri ilâhî râhmet deryâlarıdır.” buyurmuştur


Abdullah bin Mes’ud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah’ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görüldüklerinde Allah zikrolunur.” (Câmiüs-sağîr: 2466)

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretleri:

Sizin satın alacağınız bellidir, ben size onu satarım.” buyurmuştur.
İmâm-ı Rabbânî -kuddise sırruh-Hazretleri ise Râbıta hususunda şöyle buyuruyorlar:

Kendini zorlamaksızın Râbıta’nın kendiliğinden hasıl olması, mürid ile şeyh arasında tam bir yakınlık olduğunun alâmetidir. Bu yakınlık faydalı olma ve istifade etmeye yarar. Yollar içinde Râbıta’dan daha çabuk kavuşturanı yoktur.


Ne büyük bir saâdettir ki, o kimseye bu nimeti ihsan ederler.

Hâce Ubeydullah Ahrar -kuddise sırruh- Hazretleri:

‘Râbıta, Hakk’ın zikrinden daha faydalıdır.’ buyurur.

Yani şeyhin hayali, mürid için zikirle meşgul olmaktan daha evlâdır. Çünkü müridin başlangıçta Allah-u Teâlâ ile tam bir yakınlığı yoktur. Bunun için zikir yolu ile çok fayda temin edemez.” (187. Mektup)

İmâm-ı Şârânî -kuddise sırruh- Hazretleri “Nefehâtül-Kuds” kitabında zikrin âdâbını tarif ederken Râbıta, yani şeyhin şahsını tahayyül etmenin lüzumunu zikrin âdâbından saymıştır.

Allâme Seyyid Şerif Cürcânî Hazretleri dahi Şerh-i Mevâkıf’ın sonunda Râbıta’nın sıhhat-i zuhurunu ve müridin bu suretle feyz alabileceğini kaydederek hatırlatmıştır.

Şeyh Tâcüddîn Osmânî Hazretleri Tâciye adlı kitaplarında Cenâb-ı Hakk’a kavuşma sebeplerini zikrederken kâmil bir şeyhe kalbi raptetmeyi kavuşma sebeplerinin üçüncüsü olmak üzere gösterilmiştir.

Abdülkâdir Geylânî -kuddise sırruh- Hazretlerinden nakledildiğine göre, Tarikat-ı aliye’ye sâlik olanların evliyây-ı kiram ile Râbıta-ı kalbiye’de bulunmalarının lâzım geleceğini beyan etmişlerdir. (Risâle-i Es’adiyye)


...
dagdeviren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 23.10.2005, 15:16
Kayıt onayı eksik

 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Şimdi Asıl mesele Rabitanın ne Olduğudur ? Kavramlar Mücadelesinde Bir İnsanın Alimi veya Nur YÜZLÜ birini Gördüğündeki Olayı ile Rabıta dediğimiz Bağlılık Gerçekleşir... AMA Rabıta dendiğinde Farklı manalar da kullanılır... Kimin veya Tarikatın ne anladığını anlamak gerekir... Yüzüne bakmak demek Haşa Allah'ın Suretini görmek diyenlerde var ALLAH'I tenzih ederiz... Rabıta Bir Cihad ve Bağlılık terimidir... Peygamberimizin Ribatın ne olduğunu anlatan hadisi vardır !

Allah'ın onunla hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. İşte ribat budur!. " (Müslim, Tehâret, 41; Tirmizi, Teharet, 39; Neseî, Teharet, 106; Muvatta, Sefer, 55);

Ama çoğunlukla Cihad terimidir...
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 23.10.2005, 16:04

 
Üyelik tarihi: 02.08.2004
Yaş: 39
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Bence tasavvufta kast edilen Rabıta olayı , çoğu kez yanlış anlaşılıp yanlış aktarılmaktadır. Çünkü aynı mesele günümüzde bırakın Rabıtayı , tarikatın kendisinde dahi fanatikler tarafından değiştirlmektedir , çoğu kez bilinmeden.



Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki , Tasavvufu ve tarikat-ı Aliyyeyi Hazret-i Allah ulaşmak için bir vasıta sayanlar doğru yoldadırlar. Ancak bu vasıtayı hedef kabul edenler , benim şeyhim ahirette ben ne yaparsam yapayım , bana şefaat eder , günahlarım silinir , düşüncesinde olanlar ise ancak hüsranda olanlardır.



Günümüzde büyük cemaatlere sahip tarikat kollarının dahi siyasete ve bazı hatalara düşmüş olduklarını görebiliyoruz. Tarikatın başındaki kişilerin rabıtayı gerektiği şakilde bilememesi sebebinden , arkadan gelenlerin bu mevzularını tam olarak anlamalarını beklemek sadece bir temenni olur.



Rabıtanın faydalarını ispatlamak gerekir ise, gerçek manada Hakiki bir mürşide intisab eden bir salik , herhangi bir zaman ve mekan içersinde , günaha düşmek üzere iken , ona her daim yardım ederek , hakikatı anlatmış , hal ve hareketleri ile nümune olmuş olan , şeyhini göz önüne getirir hatırlar ve o yapacağı günahtan kendini sıyırır.


Allah yolunda mükafatlanan bir evliyaullahtan , keramet denen olağanüstü hallerin görülmesi bir ilahi takdirdir ki , bunu o kişi kendi isteğiyle yapmamıştır. Aynı şekilde bu ilahi tecelli bazen , o kişi üzerinden diğer müridanına da gösterilebilir. Oysa kiş kendi dahi o durumdan bi haberdir.



Rabıtayı tümüyle inkar etmek veya onu şirk veya küfür gibi göstermek , ancak bu gibi hal durumlara maruz kalmamış , tasavvufu yeteri kadar incelememiş veyahutta hep tasavvufun yanlış etkisi altında kalan insanlarla hemhal olmuş kişilerin başvuracağı bir yöntemdir diye düşünüyorum.
dagdeviren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 23.10.2005, 17:01
Kayıt onayı eksik

 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Alıntı:
Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki , Tasavvufu ve tarikat-ı Aliyyeyi Hazret-i Allah ulaşmak için bir vasıta sayanlar doğru yoldadırlar. Ancak bu vasıtayı hedef kabul edenler , benim şeyhim ahirette ben ne yaparsam yapayım , bana şefaat eder , günahlarım silinir , düşüncesinde olanlar ise ancak hüsranda olanlardır.
Ulaşmaktan Maksat Şeyhin Yüzüne bakıp Onu seyretmek mi ? Yoksa Sürekli Şeyhin İsabetli Yoluna Uymak mı ? Bu kavram Önemli olacaktır...!



Alıntı:
Rabıtanın faydalarını ispatlamak gerekir ise, gerçek manada Hakiki bir mürşide intisab eden bir salik , herhangi bir zaman ve mekan içersinde , günaha düşmek üzere iken , ona her daim yardım ederek , hakikatı anlatmış , hal ve hareketleri ile nümune olmuş olan , şeyhini göz önüne getirir hatırlar ve o yapacağı günahtan kendini sıyırır.
Elbette ama bunu Allah'ı, Resulunu, Kur'anı ve Hadisleri Aklına getirerekte yapabilir... Burada Şeyhi Bunları hatırlatan kişi olarak mı ? Bunların Üstüne Koyarak mı Görülme Kavramıdır ?

Ahir zamanda Kavramları Karıştırmamalıyız... Kimse Tarikatın Olmadığını ve Olmayacağını Söyleyemez... Sadece İSLAM ipinde AYRILIĞI delillendirilir...

İslam Teslim Olmadır... Aynı Safta Durmalı... Aynı Amaca Yönlenmeli... Allah'ın ve RESULUNUN Sınırlarını Korumak Suretiyle... Tüm Dünyaya Kelimetullah'ı Galip getirmelidir... Ayrılık sokanlar Nifaktadır... Bu vesile ile Farklı Anlayışları İlmi delillere dayandırmalıyız... Ama sadece İlmi delil ve Akıl yetmez... Allah'ın Müteşabih kavramlarını Biliriz... Tekfir etmek yerine Sorgulama kullanmalıyız...
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 23.10.2005, 18:02

 
Üyelik tarihi: 02.08.2004
Yaş: 39
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İslamiyette tarikatlar islam dışı gibi gösterilemez , çünkü islamiyet sadece şeriat çerçevesi ile sınırlı değildir. Çerçevenin içine doğru gidildikçe tarikatın ve hakikatın da var olduğu bulunacaktır.


Ehl-i Tarik müntesiblerin tamamı bilirki , şeyhin yüzüne alenen bakmak bir edeb dışı davranıştır. Şeyhin yüzünü putlaştırmak veya onu ulaşılacak bir makam gibi görmek , hiçbir tasavvuf yolunda görülmemiştir.


Mahviyet ve istikamet üzerinde bulunan bir Şeyh Fena-fillah makamına ermiştir. Kararlarını alırken kendi hükümleri kalmamış , bir maske bir resim veya bir çeşme gibi görürler kendilerini.


Zaten Cenab-ı Rahman hadisi kudsisinde


Kulum bana nafilelerle yaklaşır. O kadar ki, ben onu severim ve ben onu sevince işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum.


buyurmuştur. Buna binanen tasavvufu inkar aynı zamanda bu hadisi kudsiyi de inkar anlamına gelmektedir.

İşin ilmi kısmının yanı sıra , birde mantıki yönden incelemek gerekir ise:

Ehl-i tarik kişi zaten şeriatın en ince ayrıntılarına dek uyan , farzların yanı sıra nafilelerle zamanını geçiren bir kişidir. Bu nedenle tarikat okul çağına giren bir çocuğun okuma yazmayı kendi kendine öğrenmesi yerine , bir okula gönderip , bir muallimin terbiyesi altına girerek , daha çabuk ve detaylı olarak okur yazarlığı öğrenmesi anlamına gelmektedir diyebiliriz.



Okur yazarlığı kendi kendine öğrenen biri , belkide düşeceği hatayı yıllar sonra anlayabilecek , belkide anlayamadan , ebedi hayata çekilecektir. Bir tarikat zaten şeyhini ön plana çıkarıp , Allah ve resulune perde oluyorsa, zaten o tarikat , tarikat değildir.


Günümüzde tarikatlara bu kadar kusur bulunmasının asıl sebebi de , bu sahanın büyük bölümünün sahte şeyh ve tarikatlar tarafından istila edilmiş olmasındandır.


Oysa bu yolun hakiki yolcuları çok iyi bilirlerki , Allah Resulu (s.a.v) ölmemiştir , beden olarak fani dünyadan ayrılmış olsa dahi , mübarek ruhaniyetleri , gönülden gönüle dolaşarak irşada devam etmekte , ve kendi yolundan giden fırka-i Naciye ile birlikte asr-ı saadeti yaşamaktadırlar.


Selam hidayete tabii olanlara olsun....

...
dagdeviren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 23.10.2005, 19:16

 
psikiyatr-ist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.10.2005
Mesajlar: 324
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
.
__________________
Rabbim sen olmasan kimin aklına gelirim ben

Konu psikiyatr-ist tarafından (13.12.2007 Saat 01:38 ) değiştirilmiştir..
psikiyatr-ist isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 23.10.2005, 20:32
Kayıt onayı eksik

 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
Dağdeviren kardeşim Tasavvuf konusunda yaptığın Akli ve ilmi açıklaman için Allah razı olsun... Gerçekten de Gerçek Tarikatı Sahtelerinden Ayırdığın için Ayrıca Şükranlarımı sunuyorum...

Ama Şu konuda Tüm İslam Alemi olarak Ahir zamanda ihtilaftayız...

fırka-i Naciye ile birlikte asr-ı saadeti yaşamaktadırlar. DEMİŞSİN...

Fırkay-ı Naciye ;

Bir rivayette şu ziyade var: "Ümmetimden birkısım gruplar çıkacak, bunları bid'alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiçbir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'a da onların her hallerine sirayet edecek."

4743 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir."

"Bu fırka hangisidir?" diye soruldu.

"Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular."

Tirmizi, İman 18, (2643).

Bu kavrama Ehli Sünnet vel cemaat demek ne kadar Doğru ? ;

4742 - Hz. Muaviye radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:

"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i kitap, yetmişiki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmişüç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmişikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l) cemaattir."

Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).

İşari manada Tahmin değil midir ? Parantez İçinde bulunan kısım Sadece İşari Manadadır... Kesin delilimiz Yoktur...

Bugün İlk Orjinal HADİS OLAN ''BEN VE ASHABIM'' kavramını anlamadığımız Önemlidir... Çünkü Ahir zaman'da ;

5023 - Bir diğer rivayette İbnu Mes'ûd şöyle demiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm va'z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki:

"Ey insanlar! Sizler (Kıyamet günü) Allah'ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. (Sonra şu ayeti okudu:) "İlk yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz..." (Enbiya 104). Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben:

"Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!" derim. Bana:

"Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar" denilir. ben sâlih kul (İsâ)'nın dediği gibi diyeceğim:

"Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vakta ki sen benni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehbân yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şâhidsin. Eğer kendilerine azab edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin sen" (Mâide 117-118).

Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devamla dedi ki:

"Bunun üzerine bana: "Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!" denilecek."

Bir rivayette şu ziyade var: "Ben: "Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!" derim."

Buhari, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizi, Kıyamet 4, (3329); Nesai, Cenaiz 118, (4, 114).

Bugün Ashab, Tabiin ve EtTabiinin Doğru Yol Üzere oldukları Konusunda Hem fikiriz... Ama Onlardan Sonra ???

Ahir zaman/Kıyamet Alamet Hadisleri üzerinde de Sıkça İlmi Açıdan Durmak Zorundayız...
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 23.10.2005, 20:43

 
Üyelik tarihi: 02.08.2004
Yaş: 39
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız ARMAGAN

Fırkay-ı Naciye ;

Bir rivayette şu ziyade var: "Ümmetimden birkısım gruplar çıkacak, bunları bid'alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiçbir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'a da onların her hallerine sirayet edecek."

4743 - İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir."

"Bu fırka hangisidir?" diye soruldu.

"Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!" buyurdular."

Tirmizi, İman 18, (2643).

Bu kavrama Ehli Sünnet vel cemaat demek ne kadar Doğru ? ;

4742 - Hz. Muaviye radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:

"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i kitap, yetmişiki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmişüç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmişikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve'l) cemaattir."

Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).
Bunlara sonuna kadar katılıyorum neden dersen :


Birileri çıkıpta adını değiştirip banka kurup bunu daire-i islamiyyede göstermek istemediler mi ?

Papazla dost olup buda sünnet-i seniyye dahilindedir gibi göstermek istemedi mi ?

Birisi benim bacımın başını açıp Tesettür Teferruat Demedi mi ?

Birisi Ben Mehdiyim Resulum Allahtan Vahiy alıyorum demedi mi ?

Bir Başkaları Siyasiler adına kendi cemaatinden oy istemedi mi ?

Birileri bize oy vermeyen müslüman değildir demedi mi ?


işte bu hadisi şerifler bilenler için bunları tek tek kanıtlamıyormu ?



....
dagdeviren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 23.10.2005, 21:24

 
kemal bilici - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19.10.2005
Mesajlar: 1.254
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız dagdeviren
Bunlara sonuna kadar katılıyorum neden dersen :


Birileri çıkıpta adını değiştirip banka kurup bunu daire-i islamiyyede göstermek istemediler mi ?

Papazla dost olup buda sünnet-i seniyye dahilindedir gibi göstermek istemedi mi ?

Birisi benim bacımın başını açıp Tesettür Teferruat Demedi mi ?





Birisi Ben Mehdiyim Resulum Allahtan Vahiy alıyorum demedi mi ?

Bir Başkaları Siyasiler adına kendi cemaatinden oy istemedi mi ?

Birileri bize oy vermeyen müslüman değildir demedi mi ?


işte bu hadisi şerifler bilenler için bunları tek tek kanıtlamıyormu ?



....

Hay mübarek..! Konu ne sen yine taa nerelere ulastin.. simdi yazdiklarin ile konu basliginin ne alakasi var ? Yani her ne olursa olsun illâki bir tartisma konusuna zemin hazirlamak mi olmali zihniyetimiz...
Konu hakikaten yazdigin seylere mahal verecek konu olsa amenna..
kemal bilici isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 23.10.2005, 21:30

 
Üyelik tarihi: 02.08.2004
Yaş: 39
Mesajlar: 141
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız kemal bilici
Hay mübarek..! Konu ne sen yine taa nerelere ulastin.. simdi yazdiklarin ile konu basliginin ne alakasi var ? Yani her ne olursa olsun illâki bir tartisma konusuna zemin hazirlamak mi olmali zihniyetimiz...
Konu hakikaten yazdigin seylere mahal verecek konu olsa amenna..
Kardeş çok haklısın aslında , ama inanki hangi mevzu açılsa sanki hakikatı değilde kişilerin bulunduğu cemaati haklı gösterme aşamasına geldiğinden dolayı , bu endişeyi ön planda tutuyoruz.


Yinede haklı eleştirinizden dolayı teşekkür eder , verdiğim rahatsızlıktan dolayı da özrü beyan ederim.


Rabbim bizi hakiki manada kendi yoluna gidenlere hizmetçi olmayı nasib eylesin.
dagdeviren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 23.10.2005, 21:35

 
Üyelik tarihi: 05.06.2005
Mesajlar: 246
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Bana bir konuda yardımcı olabilecek varmı.?

Bir yerde okumuştum.Mürşidi Kamilin Tasarrufu vardır, Tasarruf zırh gibidir şeytan bu tasarrufu anılarla deler.

Bu konuya açıklık getirebilecek bilgisi olan ve kaynakla cevap verebilecek bir arkadaş varsa çok dua ederim :) uzun zamandır kafama takılıyor.
frannsa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
rabıta-i celiyye b.huzeyfe Dini Bilgi ve Eğitim 47 27.02.2008 20:09
rabıta gerceği yukselymaz Dini Bilgi ve Eğitim 45 05.04.2007 10:35
zikir ve rabıta virane Dini Bilgi ve Eğitim 6 20.03.2007 16:36
Nefs ve Rabıta ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 2 06.04.2005 14:21
Nefs ve Rabıta ledunn Dini Bilgi ve Eğitim 2 09.07.2003 12:00


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:49 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51