Bırak AB'ye girmemeyi!.. AB'yi çıkarmaya var mısın?
Herkes, "kendi penceresinden" bakıyor olaya... Kimi "yandık, bittik, mahvolduk" diyor, kimi de "sevindirik" olmuş!.. Oysa; ortada ne "yanacak, bitecek, mahvolacak" bir olay var, ne de "ne oldum delisi" olacak bir bayram havası!..
Öncelikle bir "durum tesbiti" yapalım:
Deniliyor ki; "Müzakere masasına oturmayalım!.. Avrupa bizden taviz ister, vermeyelim!.. Biz kendimize yeteriz!.. Biz Avrupa'ya değil, Avrupa bize muhtaç!"
GİRMEDİK NE KALDI?
Eğri oturup, doğru konuşalım... Şu andan itibaren yazacaklarımı, "millet sevdalısı bir kalem" olarak, yani "bu milletin dostu" biri olarak yazıyorum... "Dost" dediğin, "acı" söyler, ama "doğru"yu söyler!..
Şimdi, "doğruları söylemenin zamanı" geldi!.. Hatta, geçiyor bile!..
Diyoruz ki;
"AB'ye girmeyelim!"
Hay hay, girmeyelim... Ama AB, "tepeden-tırnağa girmiş" bize!..
"Kıyafet"leriyle girmiş, "gıda"larıyla girmiş, "yasa"larıyla girmiş!..
Söyleyin
Allah aşkına;
"Türkiye'nin bilim önderleri" olması gereken "rektör"lerin, "dekan"ların, "profesör"lerin sırtındaki kıyafetler, "cami imamının cübbesi" midir, yoksa "kilise papazının cübbesi" mi?..
Söyleyin, ıkınıp-sıkılmadan söyleyin;
"Vatandaş Türkçe konuş" kampanyalarının açıldığı ve böylece "Osmanlıca/Arapça"nın dışlanıp, katledildiği bir ülkede; "rektör" ve "dekan" kavramları niye "olduğu gibi ithal" edilip, hâlâ niye muhafaza ediliyor?..
Ne yani;
"Rektör-dekan" kelimelerini ithal edip, hâlâ muhafaza edenler, bu kelimelerin "mahalle papazı" demek olduğunu bilmiyorlar mıydı?.. Ve yine bilmiyorlar mıydı, onların üzerindeki kıyafetler de "mahalle papazının kıyafetleri"dir!..
Hâl bu iken, sen kalk, "AB'ye girmeyelim" diye bağır!..
Ulan, ne girmesi; adamlar çoktan girmişler senin içine!.. "Bilim"ine de girmiş, "film"ine de!..
Şimdi kalkmış;
"Papaz cübbeleri"ni andıran kıyafetler içindeki "mahalle papazları" demek olan "rektör" ve "dekan"lardan "başörtüsüne özgürlük" bekliyoruz!..
Niye "Türkiye şubeleri"nden aman dileniyoruz ki; fırsat bu fırsat deyip, bari "asıl"larından talepte bulunalım!..
Bakarsınız, "daha insaflı" çıkarlar!..
YASALAR VE PARALAR YERLİ Mİ?
Hayır, "görüşümü" de, "duruşumu" da değiştirmiş değilim... Şunun şurasında "fikir cimnastiği" yapmaya, bu arada da "acı gerçekler"i dillendirmeye çalışıyorum...
Tamam, "AB'ye girmeyelim" de, "bize giren yasaları" ne yapacağız!?!
Malûm;
Anasından "bilmem kaç dolar" borçlu doğan bir ülkenin mensuplarıyız!.. Borcumuzun miktarı da, "Yeni Türk Lirası" ile değil, "ABD Doları" veya "Avrupa'nın Euro'su" ile ifade ediliyor!..
Evvelden, "Osmanlı Lirası" ile ifade edilirdi... Osmanlı'nın defterini dürdük ve "teb'a"lıktan "vatandaş"lığa geçtik!.. Artık, hepimiz "Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları"yız!..
Evet, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı"yız ama; "evlenme akdi"ni "İsviçre Medenî Hukuku"na göre!..
Cezalandırmayı "İtalyan Ceza Kanunu'na" göre!..
Ticari hayatı "Alman kanunları"na göre!..
İdare hukukunu "Fransız kanunları"na göre düzenleyen bir ülkeyiz..
Uzun lâfın kısası;
"Bir yerli yasamız" bile yok!.. Daha dün; IMF istedi diye, "15 günde 15 yasa" ve yine AB istedi diye "uyum yasaları" çıkarmadık mı?..
Bırakın "yasa"ları, "kasadaki paralar" bile "Türkiye Cumhuriyeti"nin değil!..
Defalarca yazdım;
Cebimizdeki "kâğıt para"ların üzerinde "Türkiye Cumhuriyeti" değil, "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası" yazıyor!.. Oradaki "i" harfi, bir "aidiyet" belirtir!..
Sorarım size;
"Merkez Bankası" bile "Türkiye Cumhuriyeti"ne ait değilse; hangi "yerli"likten, hangi "millî"likten ve hangi "ulusalcılık"tan söz ediyoruz?!?
"Girenler" zamanında girmiş!..
Hâlâ, "girmeyelim" desen kaç yazar?..
YERLİ OLAN NEYİMİZ KALDI?
Söyleyin
Allah aşkına;
"Ulusalcı" ayaklarına yatıp, "Haçlı kültürüne hayır" diyenlerin kaçı sahiden "yerli"dir?!?
Ayağında "Caterpiller" bot, kıçında "Blu Jean" kot, sırtında "Armania" mont!.. Donu da, herhalde "Boxer"dır!..
Bunlar giydikleri!.. Ya yedikleri?..
"Çikita" muz, "McDonald's" hamburger!.. İçtiği "Coca-Cola", tüttürdüğü "Marlboro" veya ne karın ağrısıysa!..
En sinirime dokunan da ne, biliyor musunuz; "Türkiye'nin albenili elmaları" dururken, marketlerde satılan "Yunan elmaları"ndan fena halde gıcık kapıyorum!..
Yahu, bu ne "özenti"dir, bu ne "aşağılık kompleksi"dir ki, "yerli elmalar" müşteri beklerken, "Yunan elmaları" revaçta!..
Ondan sonra da bağırıyoruz;
"İşin özü, Haçlı ruhu!.. Aslımıza dönelim!"
Hangi ruh, hangi asıl?!? Televole Cumhuriyeti'nin "şuh"larından, "ruh" mu kaldı insanlarda?.. "Asıl" dersen, onlar Çanakkale'de kırıldı!.. Şimdi yaşayanlar, "fotokopi"ler!.. Ve hatta, fotokopinin fotokopileri!..
ONLARIN ÇOĞU, TRUVA ATI!
Tamam, eyvallah; Batı'ya "kul-köle" olmayalım!.. Yönümüzü "İslâm dünyası"na çevirelim!..
Aynen katılıyorum... Tamam, "yönümüzü islâm dünyasına çevirelim" çevirmesine de, hangisine çevirelim?.. Hüsnü Mübarek'e mi, Beşşar Esad'a mı, Celal Talabani'ye mi, "Kral"lara mı, "Şeyh"lere mi?.. Tunus'a mı, Fas'a mı, yoksa Körfez'e mi?..
Söyleyin
Allah aşkına;
"Onların ipi kimin elinde?"
Onların da çoğu, birer "Truva atı" değil mi?.. Onlar da, "İslâm coğrafyası"nın bağrına; "hançer" gibi, AB veya ABD tarafından saplanmış birer "kukla" değil mi?..
Hele söyleyin;
Hiç olmazsa "üniversite"lerinde ve "özel okul"larında "başörtüsü özgürlüğü" olan AB ülkelerini bırakıp da, "Zeynel bin Abidin diktası"nın hüküm sürdüğü Tunus'la mı işbirliği yapacağız?.. O Tunus ki, "başörtüsü yasağının en gaddarca uygulandığı bir İslâm ülkesi(!)" değil mi?..
Ya Körfez ülkeleri, ya "Emirlik"ler?!? Avrupa'da bile olmayan "7 yıldızlı oteller" oralarda değil mi?.. O "lüks ve şatafat"ın faturasını, yine "gariban Müslümanlar" ödemiyor mu?..
"YERLİ MALI, YURDUN MALI" MASALI!
Şunu, bir kere daha; "moda"ya uyup, altını "kırmızı çizgi"lerle ve "kalın" olarak çiziyor ve diyorum ki; "bedenimin en ücra köşesindeki hücre"ye varıncaya kadar, AB'ye ve ABD'ye "zerre kadar sempati" duymuyorum!..
Ama, "Müslümanlar" olarak, "İslâm coğrafyası" olarak; "iğne"yi değil, "çuvaldız"ı batırmanın ve "nefsimizle hesaplaşma"nın sırası çoktan geldi ve hatta geçiyor bile!..
Sorarım size;
"Bu da bizim eserimiz" diye gösterebileceğimiz "neyimiz" var?..
Söyleyin
Allah aşkına;
Kendi doğurduğu bebeğinden "anne sütü"nü bile esirgeyip, "memelerim sarkmasın" diye, onun ağzına "biberon" dayayıp, "Avrupa maması" içiren "kadınlar", hangi ülkenin kadınıdır?.. Başı ağrıdığında, "Türk buluşu Gripin"i değil de, "Alman Aspirini"ni tercih edenler, hangi ülkede yaşıyor?..
Bırakın ötesini, berisini;
Yıllardır, "Yerli malı, yurdun malı; her Türk onu kullanmalı" masallarıyla, bu ülkenin insanına, "otomobil" adı altında "teneke yığınları" kakalanmadı mı?.. Onların asıl sahibi de, "AB üyesi bir ülke" değil miydi?..
Düşünebiliyor musunuz;
İlkokul sıralarında "ceviz"lerimizi, "kestane"lerimizi, "üzüm"lerimizi açar, "Yerli malı, yurdun malı, her Türk onu kullanmalı" pompalamaları arasında "hafta"lar kutlardık!..
Şimdi ise, muz diye "Çikita"ları yiyor, artist diye "Nikita"ları seyrediyoruz!..
Sonra da bağırıyoruz:
"AB'ye girmeyelim!.. Onlar bizi ham eder!"
Yahu, ne girmemesi!.. Adamlar "kın"ından-"kan"ına, "kanun"undan-"sabun"una kadar, her tarafımıza girmiş zaten!..
ÖNCE GİRENLERİ ÇIKAR!
Haa, eğer "samimi" isen, eğer "dürüst" isen, yapman gereken "mücadele"nin yolu-yordamı belli!..
"Girmeyelim" diye bağırmayı bırakıp, ilk önce "girenleri çıkarmaya" başlayacaksın!.. Ayağındaki "çorap"tan kafandaki "jöle"ye kadar çıkaracaksın!.. Sonra, "mideni yıkatacaksın" ki, "kan"ın iyice temizlensin!..
Hem bunları yapmaz, hem de "AB'ye hayır" dersen; kusura bakma ama, bunun adı "ulusalcılık" değil, "ulusal-cılık" olur!..
Uzun lâfın kısası;
"Dış"a sövmek yerine, "iç"e bakalım ve soralım kendimize;
"Biz ne kadar Yerli'yiz?"
Ya da, şöyle bir soru;
"Ulusalcı" takılanların "yerliye saygısı" ve "yerlilik kaygısı" ne kadar samimi?.. Bir "Haçlı saldırısı"na karşı, yine "Haçlı silahları"na "mecbur" ve "mahkûm" isek; daha neyin lâfını ediyoruz
Allah aşkına?..
"AB'ye girmeyelim" diyenlere, işte son sözüm;
"Tamam, girmeyelim!..
Peki girenleri çıkarmaya ve işe de kendinden başlamaya hazır mısın?"
Değilsen, bari ağzını açma;
Çiğnediğin "McDonald's'ın köfteleri" düşmesin!..
CHP yapınca başarı!
AB ile müzakereler, dün, TBMM gündemindeydi... Grubu adına söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "ABD'ye verdiğiniz bilgileri, Türkiye'den neden gizliyorsunuz?" dedi ve ekledi: "Bu büyük bir başarı gibi dünyaya takdim edilirse yanlış yapılmış olur."
İyi, hoş da; altında CHP'nin de imzası bulunan "Gümrük Birliği" anlaşmasında yediğimiz kazığın ebadını bilen var mı?..
Ve ayrıca, bu kazığa rağmen ,"Gümrük Birliği" anlaşmasını "düğün-bayram havası" içinde yansıtan kimdi?..
Ne yani, bir işi illâ CHP'liler yapınca mı "büyük başarı" oluyor?!?..
Hasan Karakaya