İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Kayıt ol
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 23.10.2005, 01:53
insanı en mahveden sey keşkelerdir...
 
hizmet_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.08.2005
Mesajlar: 736
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Risale-i Nur’un Neresindeyiz?

BU YAZI, RİSALE-İ Nur hakkında övgü dolu bir yorumla başlayıp bitse kimin nasıl mukabele edeceğini tahmin edebiliyorum. Risale-i Nur dairesinde yer alanlar, bunu kendi ‘meslek’lerinin haklılığının yeni bir teyidi olarak karşılarken, Risale-i Nur dairesi dışındakiler aynı yorumu ‘abartılı’ bulacaklardır.



Hemen belirtelim: Bu yazı, böylesi bir ‘övgü’ için yazılmadı. Övgü için yazılmadığı gibi, güya olaya ‘tarafsız’ bakıyor olmak için ‘kusur arayıcı’ bir tavırla da yazılmadı. Bilakis, bu satırların yazarı Risale-i Nur’a ‘daire içinden’ muhatap olanların ‘övgü’lerinde bir ifrat gördüğü gibi, ‘daire dışındakiler’in tavrında da bir tefrit görmektedir. ‘Övgü’lerin taşıdığı ifrat, Risale-i Nur’un, deyim yerindeyse ‘köksüz’ bir biçimde, beslendiği temeller, bilhassa üzerine bina olunduğu İslâmî miras görülmeden yahut gösterilmeden övülüyor olmasıdır. Tefritin sebebi ise, ya gene aynı şekilde, Risale-i Nur’un bu köklerden kopuk bir ‘türedi’ olarak görülmesi; yahut muhteşem bir mirasın ‘vasat bir kopyası’ diye değerlendirilmesidir.



Bu bakımdan, gerek Risale-i Nur’u İslâmî gelenek ve mirastan kopuk biçimde takdir etmek de, Risale-i Nur’u takdir etmemek de kesinlikle sorgulanmayı hak etmektedir



Şahsen, Risale-i Nur hakkında en doğru değerlendirme yapmaya ehil olanlar, ne ‘dışarı’yı görmeyecek kadar ‘içinde olduğunu’ düşünenlerdir; ne de onun içerisine nüfuz edemeyecek kadar dışında duranlar. Risale-i Nur hakkında en doğru değerlendirmeyi yapacak olanlar bütünüyle insanlık tarihine, hususan İslâm tarihine, özellikle düşünce tarihine nüfuz eden; öte yanda kendi iç dünyasını tam bir incelikle okuyabilen insanlardır ve şu an böyle birileri var mıdır, bilmiyorum.



Kendi namıma, Risale-i Nur’la muhatabiyetimi bilebildiğim kadarıyla insanlık tarihinin, hususan İslâm tarihinin ana çizgileriyle bütünleştirince, Risale-i Nur’un belli bir coğrafyayla ve dar bir zaman kesitiyle sınırlanacak sığ bir eser olmadığını görüyorum. En başta, Türkçe, Arapça ve Farsça risale ve bahislerin terkibinden oluşan bir külliyat olması, onun birileri onu hep belli bir coğrafyayla sınırlı görmüş de olsa, coğrafya-ötesiliğinin en birinci örneğidir. Onu belli bir coğrafyanın üstünde kılan asıl husus ise, meselâ ‘Türk insanı’nı yahut ‘Anadolu insanı’nı değil, ‘insan’ı hedef almasıdır. Bu, Risale-i Nur’u dar bir zamana sıkışmaktan alıkoyan şeydir de.



Risale-i Nur’da, baştan sona, ‘insan’ vardır. Tüm risaleler, ‘bir insan’ın eseridir; ve bu insan hiçbir konuyu ‘kendi’sini dışarıda tutan hükmedici, didaktik, vaaz verici yahut dayatmacı bir üslupla sunmamaktadır. Bilakis, bütün bahisler, yer yer samimi bir otobiyografi üslubunu bürünen ama hiçbir zaman muhakemeyi gevşetmeyen bir tarz içinde, insanın temel soruları, arayışları, acıları, zaafları, aczi, ihtiyacı, beklentileri.. ekseninde gelişmektedir. Bütün bahisler, fıtratın dile getirdiği, birincisi ‘varoluşun anlamı’ olan bu temel soru, sorun, acı ve arayışlara ise, kâinatın Rabbinin Kelâm-ı Ezelî’si ve de o Ezelî Kelâm’ın elçisi olan zâtın (a.s.m.) sünneti ışığında cevaplar sunmaktadır. Tek tek de ele alınsalar, her bir risalede bu bütünlüğün korunduğu görülecektir.



Yukarıda altı çizilen dört husus, gerçekten, Risale-i Nur’un belkemiğidir. Risale-i Nur, fıtrat, kâinat, Kur’ân, Resul-i Ekrem dörtlüsünden biri dahi gözardı edilerek anlaşılamaz.. Risale-i Nur, her yönüyle fıtratı esas almakta; bu yüzden bilinen haritalar üzerine fani ve arzi gezintiler yerine, ‘harita-i insaniye’de keşif yolculukları yapmayı tercih etmektedir. İnsanın fıtratından kopup gelen temel soru, acı ve arayışlara çözümün ipucu ise, fıtratın verileri ile kâinatın taşıdığı mesajların yüzleştirilmesi, enfüs ile âfâkın, iç dünya ile dış dünyanın buluşturulmasıdır. Gerek enfüsün, gerek âfâkın okunması ve yorumlanması ise, kesinlikle yalnız başına, kılavuzsuz, sırf aklın ya da duyguların eliyle yürütülen rasyonalist veya romantik bir sefer değildir. Bilakis, insan da, kâinat da insanı ve kâinatı yaratan Rabbu’l-âlemîn’in Ezelî Kelâmının rehberliğinde okunmaktadır. Kelâm-ı Ezelî’nin nasıl okunup yorumlanacağı ve nasıl yaşanacağı ise, Resul-i Ekrem’in hal, söz ve tavırlarının, kısacası hayatının ifadesi olan ‘Sünnet’te ifadesini bulmaktadır.



Bir bütün olarak insanlık tarihinin, insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası ve bir ‘mikro-örneği’ olarak İslâm tarihinin ve de her bir insanın ana sorularına çıkış arayışı, Risale-i Nur’da bu eksene oturur. Risale-i Nur’un felsefe-nübüvvet ikilemesi üzerine oturan genel kurgusu, bu çizgide asıl anlamını bulur. Onun, akıl-vahiy ilişkisi, iman-İslâm bütünlüğü, hilafet-saltanat ikilemi, dünya-ahiret denklemi, celâl-cemal dengesi, tekvinî şeriat-tedvinî şeriat beraberliği, tevhid-şirk ikilemi gibi kalıcı sorulara; keza zamanların getirdiği meselelere, bilhassa Modern çağın meydan okumalarına karşı yaklaşımı hep bu çizgide gelişir.



Fakat, gerek kendisini Risale-i Nur’la tarif edenler, gerek kendisini Risale-i Nur dışında görenler tarafından, bu ana çizgi yeterince ele alınmamıştır. Hatta, neredeyse kısmen ele alınmış dahi değildir. O yüzden de, ortaya çıkan Risale-i Nur resmi, Risale-i Nur’un gerçek resminin çok zayıf, çok silik, çok flu bir kopyasından ibarettir. Ne var ki, birileri bu resmi, Risale-i Nur’un aslı zannedip, ona yaklaşmaktan daha da geri durmayı tercih etmektedir. Hele işin içine, Risale-i Nur’a Risale-i Nur’un kendi paradigması haricinden yapılan yaklaşımlar; ve böylesi yaklaşımlarla gelen yakıştırmalar ve yanlış yorumlar girince, vaziyet hepten bulanıklaşmaktadır.



Bir kez daha vurgularsak, Risale-i Nur’un dayandığı temeller ve kökler ve o kökler üzerine inşa ettiği düşünce ve hayat modeli ne Risale-i Nur dairesi olanlar tarafından; ne de haricinde duranlar tarafından hakkıyla anlaşılmış, resmedilmiş ve yaşanılmış değildir. Ona dair bu kadar zıt yorumların, bu kadar ayrık düşüncelerin ortada kol gezmesi; hele hele, Risale-i Nur’un en uzağında olduğu modernist duruşun müslüman veya gayrimüslim temsilcilerinin dahi onu kendi yollarında ‘araçlaştırma’ teşebbüsleri işte bu yüzdendir.



Risale-i Nur, insanın temel sorularının ve dolayısıyla İslâmî tarihin ve mirasın tam ortasındadır; ama biz bugünün insanları Risale-i Nur’un ‘ortasında’ değiliz. Ya yanındayız, ya karşısındayız; ama ‘içinde’ durmuyoruz.

Risale-i Nur’un asıl keşfedilişi ise, ancak bu ‘içinde’ oluş başarıldığı sürece mümkün olacaktır. Ve bu, herkesin hayrına olacaktır.
__________________
http://www.hasbihal.com
hizmet_ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 23.10.2005, 12:17
Kayıt onayı eksik
 
ARMAGAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.09.2005
Mesajlar: 2.137
Teşekkür etti: 0
2 Teşekkür 2 Mesaja aldı
50- Bediüzzaman, Mehdilik için kendine hüsn-ü zan edenlerin, sadece iman vazifesine göre değerlendirme yaptıklarını, halbuki Mehdi'nin diğer vazifeleri olan 'şeriatı ihya ve hilafeti tatbik' etmesini dikkate almadıkları için yanıldıklarını ifade etmiştir

Bazı ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife ahirzamanda gelecek bir müceddid-i ekberi mana-yı işari ile haber veriyorlar. Fakat o gelecek zatın ve cemiyetinin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi olan ve zahiren en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike çalışmışlar ve Şeriatı ihya ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu iki mühim vazifesini nazara almamışlar. Onların kanaatleri, onların Risale-i Nur'dan istifade cihetinde faidelidir, zarasızdır; fakat Nur'un mesleğindeki ihlasa ve hiçbir şeye alet olmamasına ve dünyevi ve manevi makamatı aramamasına zarar verdiği gibi, Nurların muhafızları her taifenin hususan siyasi taifenin tenkidine ve hücumuna vesile olabilir. (Tılsımlar Mecmuası, 168)
ARMAGAN isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
english pdf risale-i nur collection www.risale-i-nur.org nurdersi Muhabbet Olsun 0 26.12.2007 07:28
Risale-i Nur Mutalaaları 001 muhkem_ Dini Bilgi ve Eğitim 2 04.06.2007 23:21
Bu Hadis in neresindeyiz? HASGIZ Hadis Köşemiz 3 24.03.2007 19:02
Gerçek ilmin acaba neresindeyiz? itimat Bir oku bin düşün 0 21.06.2006 17:53
iLMiN NERESiNDEYiZ? TALHA-61 Dini Bilgi ve Eğitim 3 22.09.2004 09:05


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:33 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git