HİLAL MESELESİ VE ASTRONOMİK HESAPLAR
Fıkıh usulünün İslam uleması Şer’i Hükmü şöyle tarif ederler: “Şari’in kulların fiilleri ile ilgili hitabıdır.” Şer’i Hüküm, kulun kendisine, Rabbine ve başkalarına ilişkin İslam’ın bağlayıcı ve düzenleyici çözümüdür.
Şer’i kıyafet giymek, namaz kılmak, bir halife nasb etmek, zimmîlerden cizye almak, İslam’ı devlet kurulduktan sonra cihat yoluyla yaymak birer Şer’i hüküm olduğu gibi oruç tutmak da Şer’i bir hüküm olup, bu hükme delalet eden yegâne şey Şer’i delildir. Kul, Şer’i hükmü öğrenir, alır ve ona göre amel eder ki fiillerde ölçü olabilsin. Bundan dolayıdır ki İslam usulcüleri şu önemli kaideyi/kuralı istinbat ettiler: “Amellerde asıl olan şey Şer’i hükümlere bağlanmaktır”. Bu bakımdan bir konu Şer’i hükümle ilgili olunca, kul sadece o hükmü getirmekle yükümlüdür. Diğer bir ifadeyle akıl, Şer’i hükmü yargılayamaz, aksine onu anlamaya çalışır. Aksi takdirde Şer’i hükmün bulunmasına ihtiyaç kalmaz. O takdirde Şari/kanun koyucu Allah-u Teala değil akıl olur. Ramazan orucuyla ilgili Resulullah (sav)’in “(Ramazan) hilali görüldüğünde oruca başlayın, (Şevval-bayram) hilali görüldüğünde orucu bozun.” (Nesei) meşhur Hadis-i Şerifi Ramazan orucunun Şer’i delilidir. Orucun delili zayıflamak, kilo vermek, sağlıklı olmak değil, astronomik bilgiler de değildir. Hilal ise, orucun başlamasının Şer’i sebebidir/işaretidir. Şimdi astronomik bilgilere bir göz atalım.
Bilindiği gibi içerisinde bulunduğumuz zaman dilimi olan gün (gece ve gündüz), matematiksel olarak tam 24 saat’ten oluşmamaktadır. Astronomik hesaplara göre gün, tam tamına 23 saat, 56 dakika ve birkaç saniyelere tekabül eder. Yani gerçek olan vakit ile gerçek olmayan vakit arasında yaklaşık olarak 4 dakika bir fark oynamaktadır. Saatlerin ayarlanması ve takvimlerin yazılması gibi dünyada yaygın ve kullanılmakta olan bütün işlemler “gün 24 saat’tir” teorisine göre ölçülmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz 4 dakikalık küçük fark, her dört senede toplanır ve tam bir gün meydana gelir. Fazla olan gün, miladi takvime (güneş)’e göre her senede olduğu gibi 28 gün çeken şubat ayının sonuna eklenir. Bu yüzden her dört senede bir şubat ayı 29 gün olmaktadır. Bu durum miladi aylar ve yıllar için geçerli olduğu gibi, kameri aylar ve yıllar için de geçerlidir. Kameri takvimlerde de gün 23 saat, 56 dakika ve birkaç saniyeden oluşmaktadır. Astronomik takvimler bilimsel olarak incelendiğinde şu üç önemli ve belirgin yanlışlığı görebiliriz:
1- Astronomik bilgilere dayalı ilk resmi kameri takvimi yazan İngilizler olmuştur. Bu takvim, geçmiş ve gelecek yüzlerce yıllara bakarak astronomik bilgilere göre hazırlanmıştır. İngilizler tarafından hazırlanan bu takvim İslam dünyasında da benimsenmekte ve her yılbaşında birçok memleketlerde duvar, masa ve ajanda olarak basılmaktadır. Aynı zamanda 4 senede bir fazla olarak meydana gelen bir günü herhangi bir aya sıkıştırma oyunu kameri aylarda da uygulanmıştır. Fazla olan günü misafir olarak ağırlayan kameri ayın adı “Zulhicca”dır. Yani nasıl ki miladi ayların günah keçisi şubat ayı olmuşsa, kameri ayların günah keçisi ise Zulhicca ayıdır. İngilizlerin başta astronomik hesaplarında bir hata yaptıkları için tam bir gün fark olarak oynamıştır. Geçmişe bakarak vuku bulduğu her hangi bir olayın hangi güne denk geldiğini öğrenmek istediğimizde hatalı olan bu farkı çok kolayca görebiliriz. Örneğin, Tevbe süresinin indiği sene ve Hz. Ebu Bekir’in Zulhicca’da diğer Müslümanlarla beraber hacc ettiği gün hacc-ı ekber günü idi. Bu haccın Arafe’ye çıkma günü kaynak olarak siyerlerde Cuma gününe denk gelirken, İngilizlerin hazırladığı takvime göre Cumartesi’ye rastlar. Resulullah’ın veda hutbesi, Bedir ve Uhud savaşları, Mekke ve İstanbul fetihleri gibi geçmişte İslam tarihinde önemli ve değerli hadiselerin hesaplanması hep böyledir. Bunların hepsinde gün kayması/hatası vardır. Zira siyerde önemli bir olayı zikrederken (Bedir savaşı gibi), şöyle geçer: “Bu hadise kameri/hicri yılın ikincisi, cuma gününün sabahı ve Ramazan’ın tam 17’nci gününde” vuku buldu”.
2- İkinci önemli hata ise, Ramazan ayı başta olmak üzere bütün kameri ayların başlamasına ilişkin fazla olan günün dört senede bir kez Zulhicca’nın sonunda toplanmış olması ile ilgilidir. Gerçek olmayan vakit (24 saat) ile gerçek olan vakit (23 saat, 56 dakika ve bir kaç saniye) arasında bulunan fazlalık, bir gün oluşması için dört senede bir kez toplanır. Bu ise kameri ayların herhangi birinin hilalinin doğma anını doğrudan etkilemektedir. Fazla olan gün ya Şaban ayının veya Şevval ayının yahut Zulhicca ayının sonunda tamamlanabilir. Bu demektir ki Şaban ayının sonunda tamamlanırsa, Ramazan hilalinin doğma anını kesin ve otomatik olarak etkileyecektir. Çünkü Ramazan ayı Şaban ayını takip eder. Astronomik takvimler, fazla olan günün dört senede bir kez Zulhicca’da toplanacağını göz önünde bulundurduğu için fazla olan günün hesabı doğru olmamaktadır.
3- Astronomik hesapların üçüncü önemli hatasına gelince; hilalin çıplak gözle görülebilme olanağının önemsenmemesi ile alakalıdır. Zira hilal doğduktan tam 9 saat sonra çıplak gözle rahatlıkla görülebilir. Misal olarak; astronomik bilgilere göre bir ayın hilali gece saat 02:00’de doğmuşsa sabah saat 11:00’de ilk görme imkanı olacaktır. Ancak güneş ışığı hilalin görülmesini engellemektedir. Bundan dolayı ve otomatik olarak bu ayın ilk günü bir sonraki akşama sarkıtılır. Yani hiç kimsenin haberi olmadan tam bir gün arada kaybolup gidiyor. Bu noktada görüyoruz ki astronomik hesapların verdiği sonuçlar kesin olmamakla birlikte çelişmektedir. Örneğin; bundan tam 4 sene önce Kuveyt'li bir astronomi uzmanı mübarek Ramazan hilalinin doğma anını tespit ettiğini açıklarken, Arap Birleşik Emirlikleri'nden bir başka astronomi uzmanı aynı yılın Ramazan hilali için bir sonraki günü açıklamıştı!!!
Bir başka örnek; bundan birkaç sene önce Arap Birleşik Emirlikleri'nin astronomi uzmanları o günde Ramazan hilalinin görülmesinin mümkün olamayacağını, dolayısıyla ertesi gün görüleceğini belirtmişlerdi. Gerekçe ise hilalin doğduktan ancak 9 saat sonra çıplak gözle görülebileceği idi. Fakat ne hikmet ise astronomi uzmanlarının “hilalin görülmesinin mümkün olamayacağını” dedikleri günü (Suudlarla beraber) tutmuşlardı!!! Suudlar da bu olayda hilalin gece saat 02.30’da doğup akşam ezanından sonra görüldüğünü açıklamıştı. Galiba bu hilal Suudların ekspres hilali idi. Yoksa hilal, onların çok dindar olduklarını anlayıp da erken doğmaya mı karar vermişti?!
Burada şu soruyu sormadan geçemeyeceğiz; madem başkasının hesaplarına göre hareket ediliyorsa, neden ayrı bir araştırma gereksinimi duyuluyor?! Hayır, meselenin boyutu tamamen siyasidir. İşin başında bulunan, Şer’i hükmü hiçbir amelde riayet etmeyen ve Allah’tan korkmayan bu hain yöneticiler siyasi bir kararla ve memleketin müftüsüne bir emirle “hilalin doğmasının mümkün olamayacağını” mümkünleştirir. Bu zalimlerin tek derdi tüm Müslümanların diğer kardeşleriyle beraber aynı günde oruç tutup bayram etmelerini, Müslümanların Şer’i hükme bağlanmalarını, dünyadaki bütün Müslümanların en azından şu mübarek günlerde aynı duyguları paylaşmalarını ve imanî atmosferleri yaşamalarını bastırarak engellemektir. Bu da Müslümanların sevinçli ve kederli günlerini birleştirmemek demektir. Yoksa hilal meselesini çözmek bu kadar zor değildir. Bu zalim ve gasp edici yöneticiler, katrilyonlarca parayı acımasızca harcayarak her miladi yılın başını hırıstiyanlarla beraber kutlayıp aynı günde aynı saatte aynı dakikada hatta aynı saniyede eş duyguları paylaşmıyorlar mı? Neden miladi takvim olunca hesaplar gayet düzgün oluyor da, iş hilal'e ve Müslümanlara gelince hesaplar alt üst oluyor ve her kafadan farklı sesler çıkıyor? Neden bu çatlak sesler kameri aylarda çıkıyor da miladi aylarda hiç duyulmuyor? Acaba bu bir rastlantı mı?! Bu nasıl bir rastlantı ise 80 yıldır zamanını hiç şaşırmıyor!
Bundan birkaç sene önce Mısır müftüsü Ferid Vasıl Mısır televizyonunda; Cidde’de İslam devletlerine (öyle ifade etmişti) bağlı bütün diyanet işleri başkanlıklarının temsilcilerinin katıldığı bir konferanstan söz ediyordu. Bu toplantıya; oruç ve bayram günlerini birleştirmek veya hilalin farklı doğuşuna göre amel etmek amacıyla ünlü alim ve hocalar da katılmıştı!!! Fakat sonra ne oldu ve bu toplantının üstünden kaç toplantı daha düzenlendi? Yoksa hilalin gönlünü alamadılar mı?! Aradan yıllar geçti ortada hiçbir sonuç yok, çözüm de yok, neden acaba? Çünkü asıl mesele orucu ve bayramı birleştirmek değildir. Asıl sorun bu hain yöneticilerin kendileridir.
Acaba bu sorun hilalin kendisinden kaynaklanıyor olabilir mi?! Belki hilalin, Hilafet yıkıldıktan hemen sonra sömürgeci kafir İngilizlerin ve Fransızların “Sayks Peako” antlaşması gereği olarak İslam alemini bölüp sınırlarını çizdiklerini görünce, onların her ikisinin emrine uymaktan başka çaresi yokmuş!!! Veya o, İngilizlerin ve Fransızların Müslüman beldeleri “Sudan, Ürdün, Yemen, Mısır, Türkiye, Suriye, ...” gibi ayrı devletçiklere ayırmak istediğini görünce, onları kızdırmak istememiş de olabilir!!! Peki her iki devletçikler arasında çizilen tampon bölgesine karşı hilal nasıl davranacak?! Kuveyt-Irak, Türkiye-Suriye, Katar-Bahreyn, Mısır-Sudan, Fas-Endülüs arası gibi. Demek ki, sömürgeci kafirlerin Müslümanlara karşı çevirdiği entrikalara hilal de büyük katkıda bulunmuş!!! Bundan böyle artık hilal, Hilafet öncesi gibi mübarek Ramazan ayı geldiğinde tüm İslam aleminde bulunan Müslümanlara aynı anda görülmeyecek, sınırları çizen sömürgeci kafirlerin isteğine ve Sayks Peako’ya uyacaktır!!! İki Müslüman memleketi birbirinden ayıran sınır yakınlarında yaşayan Müslümanlar bu durumu çok iyi anlarlar.
Misal olarak; Türkiye’nin güneyindeki Silopi’nin, Irak’ın kuzeyindeki Zaho ile arası sadece 30-35/km var. Ancak bu bölücü sınırlar yüzünden, birbirine yakın iki şehir halkı mübarek Ramazan’da ayrı günlerde tutturulurlar. İki şehir arasında bu kadar kısa bir mesafe olmasına rağmen birinin hilali bugün, öbürününki ertesi gün gözüküyor!!! Hâlbuki her iki halk Müslüman olup, orucunu aynı sudan açar, sahurda yine aynı sudan içerler. Namaz kılarken aynı sudan abdest alırlar ve aynı kıbleye yönelirler, aynı Peygambere inanırlar ve aynı Kuran’ı okurlar. Demek ki her memleketin sınırlarına göre bir hilali varmış. Bir başka acı örnekse aynı memleketle ilgilidir; sömürgeci kâfir İngilizler ve Fransızlar haritada Arap Birleşik Emirlikleri’nin sınırlarını çizerken, bu sınırlar küçücük bir mahallenin ortasından geçer. Mahallenin bir yarısı bir şehre öbür yarısını da başka şehre verilir. Hatta mahallenin çocukları okula giderken, Ramazan'ın ilk gününü sınıfın bir yarısı tutar, öbür yarısı ise ertesi gün tutmaya başlar. Bu durum yaklaşık olarak 80 yıldan beri devam edegelmiştir. Bu durumun müsebbibi hilal mi, yoksa kâfirlerin çizdiği sınırlar mı?
Hilal de artık her yönetici ve kralın keyfine göre doğar. Genelde yöneticilerin keyfi bir olmuyor. İşte o yüzden hilaller çoğaldı. Hele mübarek Ramazan ayında. Bazen de hilal, Mısır yöneticilerinin keyfi Sudan yöneticilerine karşı veya Suriye rejiminin keyfi Suudlara karşı yahut Kuveyt’inkilerin keyfi Yemen yöneticilerine karşı yerinde görürse, hemen aynı anda doğmaya karar verir! Hilal gökyüzünde ilerlerken, bazı memleketlerin sınırlarına takılarak hesabı karıştırabilir!!! Hele iki memleket arasında tampon bölge varsa iş daha da güçleşiyor! Kuveyt ve Suudlar arasında olduğu gibi. Eğer Suudlara ait kısma görülürse, öbürü kızacak! Ne yapsın hilalcağız asıl görevini bırakmış, Sayks Peako antlaşmasının uluslararası siyasi gözlemcisi olmuştur! İki memleket arasındaki siyasi hava çok güzel olursa adeta bayram eder hilal! Gerçekten İngilizler sınırları çizmekle korkunç bir faciaya ve ateş çukuruna sürükledi İslam âlemini!
Bir de bu kargaşa arasında en garibi, âlimler ve hoca efendi hazretlerinin durumu. Hilal meselesini anlamak o kadar zor mu? Yani dünyada tek bir hilalin bulunduğunu ve hilalin her ayda sadece bir kez doğduğunu anlamak o kadar zor mu? Hilalin, Sayks Peko sınırlarına uymayıp, bütün Müslümanlar için tek bir doğuşunun olduğunu anlamak zor mu? Neden başka konuları anlamak zor olmuyor? Amerika’nın Afganistan ve Irak’taki Müslümanlara karşı yapmakta olduğu katliamları meşrulaştırmak için jet hızıyla çıkarılan fetvalar daha ağır ve zor değil mi?
Allah katında Kâbe’nin yıkılmasından daha feci olan bir Müslüman’ın öldürülmesine katkıda bulunmak veya tasdik etmek için fetva çıkarmak daha zor değil mi? Acaba bu âlimler ve hoca efendi hazretleri âlemlerin Rabbı olan yüce Allah’a ne diyecekler ve ilahi mahkemede Allah’ın huzurunda kendilerini nasıl savunacaklar? Zira Ramazan ve bayram meselesinden dolayı 1.250.000.000 Müslümanın günahı bunların boynunda.
Bu nasıl iştir!? Müslümanların Ramazan ve bayramları bilinçli ve kasıtlı olarak birleştirilmezken, gerekçe astronomik bilgiler ve teknik imkânlar. Allah’ın indirdiğiyle hükm edilmezken, gerekçe çağdaş devlet anlayışı ve Batı kültürü ve demokrasisine uymak. Hilafet devletinin kurulması için çalışan Hizb-ut Tahrir’i engellerken, gerekçe kökten dinci ve karanlık devirlere gitmek.
İslam beldelerinde Allah’ın izniyle yakın gelecekte gitmeye mahkûm hain ve zalim idareciler sadece hilal meselesine karşı değiller. Onlar, İslami hayatın başlatılmasına da karşıdırlar. Özbekistan’ın cani yönetimi, samimi dava taşıyıcılarını hapse atıp, ağır işkence yaptırırken; Kur’an-ı Kerim'e ve Rasulullah’ın sünnetine karşı değil mi? Türkiye rejimi Şer’i kıyafetle uğraşırken, İslam’a karşı değil mi? Suudlar hakkı söyleyeni öldürüp, İslam’a karşı savaşmıyorlar mı? İslam âleminde hangi yönetici yok ki, Müslümanların kanıyla elleri kirlenmiş olmasın? Filistin Müslümanlarını kıyımdan geçiren yahudilere yardım eden bu hain yöneticiler değil mi? Afganistan Müslümanlarını dünyanın gözü önünde katleden, kâfir Amerika’ya yaltaklık yapan bu hain yöneticiler değil mi? Irak Müslümanlarının canlarına kıyan, bataklıktan bir türlü çıkamayan ve İslam düşmanı Amerika’nın emirlerini yerine harfiyen getiren bu hain yöneticiler değil mi?
Tekrar Mısır müftüsü Ferid Vasıl’ın konferansına gidelim. Ferid Vasıl; âlimler ve hoca efendilerinin konuşmaları bütün Müslümanların Ramazan ve bayramlarının aynı günde olmasının şer'an vacip olduğunda ve bir Müslüman’ın hilali görmesi bütün Müslümanlar için geçerli olduğunda birleştiğini belirtmişti. Bundan böyle hilal konusunda astronomik hesaplara göre hareket edilmeyeceğini açıklayan Ferid Vasıl, bu konuda tek ölçünün hilalin bizzat çıplak gözle gözetlenmesi gerektiğini belirtmişti. Fakat açıklamasının sonu çok enteresandır. Şöyle diyor Ferid Vasıl: “Konferansın düzenlendiği sene, her ülke Ramazan’ı kendi havasına göre tutmuştur”.
Hilal meselesini ve mübarek Ramazanımızı krallar ve yöneticiler mi, yoksa Şari mi belirler? Bayramlarımızı onlar mı, yoksa Şari mi belirler? Bu hain ve zalim yöneticiler ve onlarla beraber hareket eden saptırıcı âlim ve hoca efendi hazretleri âlemlerin Rabbı yüce Allah’a ne diyecekler? Bunlar
Allah Azze ve Celle ve Resul SallAllahu Aleyhi ve Sellem'den korkmazlar mı? Allah-u Teala şöyle buyurur:
“Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.
Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.
Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.” (Ahzâb 66-67-6
Allah’ın huzurunda perişan ve pişman olmaktan yine Allah’a sığınırız. Yüce
Allah orucumuzu, zekâtlarımızı ve ibadetlerimizi kabul buyursun. Müslümanları bu hain yöneticilerin şerrinden kurtarıp, İslam Devleti'nin sancağı altında izzetli bir hayat nasib eylesin.