|
O Bir Kalfat'lı
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 22.05.2005
Mesajlar: 2.188
Teşekkür etti: 22
9 Teşekkür 6 Mesaja aldı
|
İmam-ı Gazali (Hz.)
Imam-i Gazalî, bugün bir kismi Iran topraklari içinde kalan Horasan'in Tûs sehrinde hicri 45 tarihinde (M. 1058) dogmus, yine Tûs'un yakinlarindaki Tabira kasabasinda 505'de 55 yasinda vefat etmistir. Ömrünün ilk seneleri ilim tahsiliyle geçmis, orta yaslarinda ilmin zirvesine çikmis, itibar ve hürmetin en muhtesemini görmüs, sonraki senelerinde ise büyük bir fikri inkilâb geçirerek iç âlemine dönmüs, ihlâs ve tasavvuf mertebelerinde mesafe katetmis, on bir seneyi bulan bir inzivaya girmis. Bundan sonra eski Gazali'yi birakip yeni Gazali olarak meydana çikmistir. Son nefesine kadar da bu yeni Gazali'nin tamamen âhirete müteveccih niyet ve ihlâsi içinde devam etmistir. Gazali'nin tahsile baslangiç tarihleri ibretlidir. Bilgisi az, ama ihlâsi çok olan fakir babasi, son günlerini yasarken vefali bir dost âlime vasiyette bulunmus: "Bu iki çocugum Ahmed ile Muhammed'i sana vasiyet ediyorum. Bunlarin okumalarini te'min edip, ilim erbabi olmalarina sen yardimci ol." Bu vasiyetten kisa zaman sonra vefat eden masum ve muhterem babanin iki oglu, bu âlimin himayesinde bir müddet mektebe gitmisler, ancak kendisi de fakir olan hoca efendi en sonunda gerçegi söylemeye mecbur olmus: "Evlâtlarim, babanizin size biraktigi miras tükendi. Bundan böyle kendinizi himaye edecek bir medreseye, kaydolun. Benim size bakacak hâlimin olmadigini siz de biliyorsunuz!" Kardesi ile bir medreseye kaydolup okumaya baslayan Muhammed, sonralari bu durumlarini anlatirken der : "Aslinda biz medreseye ilim elde edip, maisetimizi te'min etmek için girmistik. Ama ilim öyle azizdir ki, kendisini dünyevi seylere âlet ettirmedi, bizi Allah için çalismaya yöneltti." Gazali, talebelik devresinde Tûs'tan uzaklara gitmeye baslar, Cûrcan'da bulunan meshur âlim Cüveyni'yi de ziyaret edip, ilim ve irfanindan müstefid olur. Bu seyahatlari sirasinda bir ara Tûs'a dönerken eskiyalarin saldirisina da maruz kalir. Soyguncular, kervânin diger esyalari arasinda kendisinin yazdigi notlari ile kitaplarini da gasbederler. Gazalî buna hiç tahammül edemez, arkalarindan kostugu eskiyanin reisine sizlanir: "Ben ilim pesinde kosan bir talebeyim, tesbit ettigim ilmi yazilarimi havi notlarim ve kitaplarim var aldiginiz esya içinde. Bunlari kaybedersem benim hâlim nice olur? Emeklerim bosa gider!" Eskiya reisi buna kahkahayla cevap verir: "Sen nasil ilim sahibisin ki, kâgitlarin elinden alininca ortada kaliyorsun, sermayen yok olup gidiyor?" Bu cevap Gazali'de simsekler çakmasina sebep olur. Artik kitaplardaki ilme güvenmekten vazgeçer, ilmi hâfizasina alma gayreti baslar. Ne okursa, ya ezberler, ya da fikir olarak hazmedip, özetini benimsemeyi esas alir. Bu gayret ve azmi sayesinde kisa zamanda yasadigi devir ve muhitin tek âlimi olmaya namzet hale gelen Gazali, Tûs'tan ayrilip Bagdad'da, Nizamiye medresesine gelir. Burada meshur Nizamülmülk'ün dikkatini çeker. Nihayet en yüksek pâyeye eriserek Nizamiyye medresesinin basmüderrisligine tayin edilir. Dört yillik Nizamiye basmüderrisligi esnasinda kendisini gölgede birakacak bir baska âlim çikamaz. Itibar, nüfuz, makam, mevki... Devlet büyükleri nezdinde hürmet ve saygi en yüksek noktada... Iste tam bu sirada Gazali'den müthis bir ruhu inkilâp meydana gelir. Herkesin, gipta ve imrenme ile baktigi zirvedeki halini, o aldatici, oyalayici bir ihlâssiz hâl olarak degerlendirmeye baslar. Tipki Bediüzzaman'in, "Dârü'l-Hikmeti'l-Islâmiye"de âza iken geçirdigi rûhî tekamül gibi bir enfüsi ameliyata girisir. Gazali, Nizamiye'nin basmüderrisi iken gösterilen itibar ve hürmetin zirveye çiktigi bir sirada, Abbasi halifesi ve Selçuklu Basvezirinin büyük ikram ve izzetlerine ragmen tatmin olmayip iç âlemine, kendi tefekkürüne dönmeye baslayinca, kesin kararlar verir. Bu sebeble dört yildir süren meshur basmüderrislik vazifesinden istifa ile Sam'a dogru yola çikar. Mânâ büyüklerini ziyaret edip, tasavvuf ehlinin hâllerini inceledikten sonra Sam'in meshur Camii Emeviye'sinin genis minaresi içinde inzivaya çekilir ve bu inziva, tam on bir yil sürer. Bu sirada zaman zaman mütevazi gruplara vaazlar verip, sohbetler yapan Gazali, eserler yazip, tefekküre de dalmis, insanlarin hâlini, iltifat ve ikramlarinin faniligini, insani gerçegin tatmin etmesi geregini pek açik seçik anlamis, derin feyizlere, ilhamlara mazhar olmustur. Tabiri câizse iste asil mürsid Gazali, bundan sonra meydana gelmistir. Nitekim basmüderrisligi senelerindeki söhretli günlerini anlatirken söyle demektedir: "Kendi durumuna baktim, bir de ne göreyim, dünyevi alâkalar içine dalmisim: Onlar beni her taraftan sarmislar. Islerimi gözden geçirdim. Onlarin en güzeli, okutup, ögretmekti. Fakat bu sahada da âhiret için ehemmiyetsiz ve faydasiz seylerle ugrasmisim!.. Zira ögretim sirasindaki niyetimi düsündüm. Baktim ki, Allah rizasi için degil, mevki ve söhret hissiyle hareket etmisim. Bu hâlimle uçurumun kenarina geldigime, eger durumumu düzeltmek için harekete geçmezsem atese yuvarlanacagima kanaat getirdim." Görülüyor ki, büyük ilim ve mâneviyat adami, bizlerin sevap derecesinde gördügü birçok hususlari bile riyâ ve ihlâssizlik karisiyor endisesiyle terkediyor, çok derin bir ihlâs ve mânevî temizlik ameliyesine girmekten çekinmiyor. Elli bes senelik ömrü azizinin yarisindan sonrasinda böylesine bir ruhi inkilâb geçirip kismen dünyaya bakan eski Gazali'yi terkederek tamamiyla âhireti esas alan yeni Gazali'ye geçen Imam-i Muhammed, bundan sonra kaleme aldigi eserlerinde daha baska bir ihlâs ve mânevi degerler manzumesi islemeye muvafak oluyor. Nitekim Gazali, Sam'daki Emeviye Camii'ndeki on bir senelik inzivadan sonra kendi memleketi olan Tûs'a dönüsünde evinin iki yanina iki tane de âhiret evi mânâsinda ek bina insa ettiriyor. Birinde fikihçilarin kaldigi, ötekisinde ise ehli tarikatin sakin oldugu bu iki dershaneye de nöbetlese giriyor, onlarin arasinda ömrünün son günlerini yasarken, hem Safiî fikhi, hem de ehli sünnet tasavvufu konusunda bilgi veriyor, feyiz ve ilhamlara sebeb oluyor... Denebilir ki, Hazret-i Gazali, ömrünün son günlerini, hem Safiî fikhi, hem de tasavvuf yönünden en verimli sekilde yasadi. Nitekim son anlarini nasil yasadigi anlatilirken su ibretli hâtira naklediliyor: "Gazali, son pazartesi gecesinde yine epeyce tasavvuf ve fikih dersi ile mesgul oldu. Sabah, namazini kildi. Sonra hazirlattigi kefenini istedi. Hemen getirdiler. Kefeni öpüp basina koydu, yüzüne sürdü ve dedi ki: "Ey benim Rabbim ve Mâlikim, emrin basim, gözüm üstüne olsun." Çevresindekiler aglasmaya basladilar, ama onda bir korku ve telâs yoktu. Kibleye karsi dönüp uzandi. Birseyler okuyordu. Bir de baktilar ki, Hakk'in emri vâki olmus. Bes yüzü asan degerli eserlerin sahibi koskoca Hüccetü'l-Islâm, sessiz, sedasiz ruhlar âlemine göçmüs... Erkek evlâdi olmadigindan kiz çocuklarindan nesli devam eden Hazret-i Imam, bunca eserlerine ragmen ancak ailesini idare edecek derecede miras birakmistir. Elli bes senelik ömür içine sikistirdigi besyüzü geçen eserin içinde Ihyâü'l-Ulûm, El-Münkizü mine'd-Dalâl, Kimyâ'yi Saadet gibi degerli eserleri vardir, Kelâm, felsefe, usül-ü fikih ilimlerine ait eserleri de kiymetlidir. Islâm âleminin halen her yaninda okunan Ihyâü'1-Ulûm çesitli dillere, bu arada Türkçe'ye de tercüme edilmistir. Allah makamini Cennet eylesin. GAZALI'NIN TALEBESINE BIR MEKTUBU Geçmisteki hoca-talebe münasebetleriyle günümüzdeki hoca-talebe münasebetini mukayese etsek nasil bir tablo çikar karsimiza acaba? Günümüzdeki anarsiye malzeme olan talebelerin durumlarini düsünecek olursak, onlara ögretmenlik edenlerin hâli de çikar açiga.... Ama biz bunlarin üzerinde durmadan geçmisten bir misâl arzedelim. Bakalim mazideki din âlimleri talebelerine nasil ölçü veriyor, onlari ne türlü bir anlayisla hazirliyorlar hayata... Gazali'nin yetistirdigi bir talebesine yazdigi mektubu aynen söyle: "Yavrucugum!.. Nasihat kolaydir. Zor olan, onu kabul edip, amel etmektir: Nasihat, söyledigini yapmayanin agzindan çikarsa, durum daha da zordur. Onu benimsemek büsbütün güçlesir. Ilmi ögrenip de onunla amel etmeyenin azabi, bilmeyenin azabindan çok daha siddetlidir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz söyle buyurmuslardir: "Kiyâmette azabi, en siddetli olan kimse, ilmiyle amel etmeyen kimsedir." Yavrucugum!.. Sakin amelde müflis olmayasin, ibadette tembellige kaymayasin. Sunu iyi bilesin ki, amelsiz ilim fayda vermez. Kullanilmayan silâh sahibini korumadigi gibi... Ellerinde kiliçlari olan on kisi, sahrada bir arslanla karsilassalar, kiliçlarini kullanmadiktan sonra ne faydasi olacak onlara... Iste sahip olunan ilimle amel edilmemesinin durumu da aynidir. Amel edilmedikten sonra ilmin ne faydasi olacak sahibine... Birincisi ikincisi olmadan olmaz. Yavrucugum!.. Yüz sene ilme çalissan, binlerce kitap yazsan Allah'in rahmetine ancak bu ilimle amel etmen halinde kavusursun!.. Âyetlerde ne buyuruluyor: "Insan için ancak çalismasinin neticesi söz konusu" dur. "Rabbinin rahmetini isteyen sâlih amel islesin." Bu âyetlerin söyledigi, amelden baska seyler degildir. Yavrucugum!.. Yapmadigin isin ücretine lâyik olamazsin. Imam-i Ali'ye nisbet edilen bir sözde böyle denmistir: "Kim çalismadigi halde ücrete lâyik oldugunu vehmederse, o kimse ahmaktan baskasi degildir." Hasan-i Basri de böyle demistir: "Amelsiz Cennet istemek, günahlardan bir günaha daha düsmek demektir." Rabbimizden gelen bir haberde söyle buyurulmustur: "Amelsiz Cennet isteyenden daha az hayâli kimse yoktur." Nebi (a.s.) da söyle haber vermistir: "Zeki insan, nefsine galip gelir, ölümden sonrasi için amel isler. Ahmak ise, nefsine tâbi olur, ondan sonra da Allah'dan magfiret diler." Yavrucugum!.. Ne kadar yasarsan yasa, sonunda ölüm var. Ne kadar seversen sev, âkibetinde ayrilik söz konusu!.. Amelsiz ilim, deliligin bir çesididir. Ayette: "Insanlara iyilik emredersiniz de nefsinizi unutur musunuz? Halbuki siz kitabi da okuyor, ilmi de ögrenmis bulunuyorsunuz. Hiç düsünmüyor musunuz?" diye ikaz vardir. Yavrucugum!.. Amelsiz ilim zaten yasamaz. Ikisinin birligidir esas olan. Ilim tek basina seni günahtan koruyamaz. Yarin mahserde atesten de koruyamayacagi gibi. Bugün ögrendiginle amel etmezsen yarin mahserde söyleyecegin söz sudur: "Müsaade edin de dünyaya geri dönüp ögrendigimle amel edeyim!.." O zaman da sana denir ki: "Ey tembel!.. Ey düsüncesiz!.. Yeni gelmedin mi oradan?" SÂZELÎ HAZRETLERI, GAZALÎ'YE AID RÜ'YASINI ANLATIYOR "Mescid-i Aksâ'da namaz kildiktan sonra tefekküre dalmistim. Uykuya dalar gibi oldugum bir sirada rüya gibi bir hâl âriz oldu. Gördüm ki, mescidin disinda büyük bir cemaat toplanmis, orta yerde üzerinde nurani bir zâtin bulundugu bir kürsü, etrafinda yerlere oturmus diger nuranî zâtlar... Merak edip sordum: "Bu zât kimdir, bu cemaat ne için toplanmislar buraya?" Cevap verdiler: "Bu kürsüde oturan Zât. Ahirzaman Nebîsi Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, etrafinda yerlerde oturanlar da Mûsâ, Isâ, Ibrahim ve Nûh aleyhimüsselâmlar... Digerleri de Allah indinde makbul diger mâneviyat büyükleri Hallâc-i Mansur'u affetmesi için toplanmislar. Resûlüllah'dan af diliyorlar." Tam o sirada Mûsâ (as) bulundugu yerden kalkip kürsü üzerindeki Âhirzaman Nebisine yaklasarak söyle bir sual sordu: "Yâ Resûlüllah, siz, ümmetimin âlimleri. Isrâilogullarinin peygamberleri gibidirler, buyurmussunuz, dogru mu?" "Evet, dogrudur. Ümmetimden öyle âlimler gelecek ki, Benî Isrâil'in peygamberlerinin irsad ettigi insan kadar insan irsad edecektir." "Yâ Resûlüllah, böyle bir âlim gösterebilir misiniz?" "Iste bak Imam-i Gazali'ye, çok insan irsad eden âlimlerden biridir. Yazdigi eserleriyle çok kimselerin dini hayat yasamasina sebeb olmustur." Bu defa Mûsâ (a.s.), Gazaliye dönerek bir sual sordu. Gazalî Hazretleri, bu tek suale tam on tane cevap verdi. Mûsâ Aleyhisselâm: "Cevap, suale mutabik düsmedi, ben bir sual sordum, sen on tane cevap verdin, sözü uzattin" dedi. Gazali buna su cevabi verdi: "Insan hürmet duydugu zatlarla konusmayi uzatmak için sözü uzatir. Nitekim size de Allahü Azimüssân "Elindeki nedir yâ Mûsâ?" diye sordugunda, siz de: "Âsamdir" demekle kalmamis, sözü uzatarak, "Ona dayanirim, otlattigim koyunlari sürerim, daha birçok isler yaparim" diyerek sözü uzatmistiniz. Sayet uzun cevap yerinde olmasa, önce siz uzun cevap vermeyecektiniz. Sizin bu cevabinizi Kur'ân-i Kerîm'den Tâhâ sûresinde okudum..." Bunun üzerine Mûsâ Aleyhisselâm tebessüm ederek yerine oturdu..." Meshur tarikat büyügü Sâzelî Hazretleri, bundan sonrasini da söyle anlatir: "Ben, diger peygamberlerin yerde. Âhirzaman Nebisi'nin de kürsü üzerinde oturusunu düsününce, Onun, digerlerinden üstünlügünün bir isareti de budur diye düsünmeye basladim. Gerçi peygamberler, peygamber olarak birbirlerinden farkli olmazlar. Zira; hepsini de Rabbimiz seçmis, Ilâhi iradesiyle tercih buyurmustur. Ancak Peygamberlik bakimindân esit olduklari halde, gördükleri hizmetin umumîligi bakimindan farkli olabilirler. Nitekim Âhirzaman Nebisi, digerleri gibi muayyen millet ve mintikaya degil, bütün dünyaya gönderilmistir. Bu bakimdan, digerlerinden fazilet bakimindan üstün olabilirler. Böyle düsünürken biri yanimdan bana dürter gibi oldu. Gözlerimi açtigimda kimsenin bulunmadigini, ancak Mescid-i Aksâ'nin müezzininin kandilleri yakmakta oldugunu gördüm. Kandil yakma hizmetinde görünen bu zât, bana söyle dedi: "Hiç merak etme. Diger peygamberlerin hepsi de Onun nûrundan yaratildi." Bu sözden sonra kaybolan o müezzini çok aradim, fakat bir daha göremedim." Tarihin Seref Levhalarindan Bir Iktibas Su anda 24. baskisini yapmis olan mezkur kitabimizin "Müceddide Itiraz" baslikli yazisini aynen aliyorum. Gazali'nin, Resûlüllah nezdindeki itibar ve degerini ifade etmesi bakimindan da fevkalâde mânidar olan hâdiseyi Ihyâ'nin serhlerinde de okumak mümkündür. MÜCEDDIDE ITIRAZ Bir hadîsi serifte haber verildigine göre, Allah Celle ve Âlâ, her yüz sene basinda bir Müceddid gönderir ve bu Müceddid, o günün Müslümanlarinin ihtiyacina göre hareketini tanzim eder; zayiflayan dini baglari takviye etmek, gafillesen halk toplulugunu dikkate ve suura kavusturmak gibi vazifesini yaparak halkin muhtaç oldugu dini cereyani teessüs ettirdikten sonra hizmetinin mükâfatina kavusmak için kendisi huzuru Ilâhi'ye gider, fakat dâvâsini geride yetistirdigi imanli mücahidler devam ettirirler. Iste Imam-i Gazali bu müceddidlerden biridir. "Ihyâü'l-Ulûm"'u bugün dahi büyük bir takdirle okunmaktadir. Ancak her müceddidin karsisinda birkaç müterizin bulunmasi öteden beri âdet oldugundan, Gazali'nin, bu itirazcilarinin içinde biri vardi ki, zehir zenberekti dogrusu. Gazali'nin en büyük ve en kiymetli eseri olan "Ihyâü'l-Ulûm"u, degil okumak; evinde, kütüphanesinde dahi bulundurmanin büyük günah oldugunu iddia ediyor, içinde "Resûl-i Ekrem'in sünnetine aykiri hükümler var" diye diretiyordu. Hattâ bu iddiasina o günkü halki da inandirmis olacak ki, kucak kucak toplattirdigi Ihyâü'l-Ulûm'lari bir odaya depo ettirmek imkânini dahi bulmustu. Artik muhitte tek Ihyâü'l-Ulûm kalmadigina kani olunca, bir gece yatsi namazindan sonra cemaate kararini açikladi: "Yarin sabah namazina erken geliniz, hep birlikte kitaplarin bulundugu depoya gidecek ve içinde sünnete muhalif hükümlerle halki dalâlete sevkeden bu bid'at dolu eserleri yakacagiz." Muhitin âlimi olarak taninan bu zât, simdiye kadar halk üzerinde kazandigi itibarina dayanarak tasavvurunu gerçeklestirmek üzere geldigi evinde, kitaplari nasil yakacagini düsünerek uyukladi. Az mi uyudu, çok mu uyudu, girdigi rüya âleminde nûr yüzlü iki genç gelerek: "Biz Resûlüllah'in jandarmasiyiz, seni götürmeye geldik, gitmemekte israr edersen zorla götürecegiz, kalk bakalim." dediler. Itiraza zaman birakmadan da apar topar mescide getirdiler. Bir de ne görsün! Bakar ki, mihrabda Resûlüllah Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimiz iki yaninda Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali (Radiyallahü anhüm) oturmuslar, karsilarinda Imam-i Gazali ile konusuyorlar. Birden sasiran muarizi da yanlarina çagiriyorlar. Imam-i Gazali Hazretleri elindeki "Ihyaü'1-Ulûm"u Resûlüllah'a uzatarak söyle konusuyor: "Yâ Resûlüllah, bu Ihyâü'1-Ulûm'u âcizâne ben yazdim ve içinde sünnetine aykiri bir ifadede bulunmadim saniyorum. Bu kardesimiz ise Ihyâü'l-Ulûm'da Resûlüllah'in sünnetine aykiri hükümler var, diye etrafta sâyi etti; halkin gece-gündüz okuyup istifade ettigi eserleri bir odaya depo ettirerek yarin sabah yakmaya karar verdi. Lütfen bir nazar buyurun. Sünnetinize aykiri, yanlis bir ifade kullandigim cümle varsa tashih buyurun ben de yaptigim hatadan dolayi tevbe istigfar edeyim" Bu sözlerden sonra Gazali söyle devam ediyor: "Eger sünnetinize uymayan yanlis bir ifade yoksa, bu kardesimizden dâvâciyim, iftira edenlere vurulan dayagin buna da vurulmasini istiyorum." Ihyâü'l-Ulûm'u söyle bir gözden geçiren Resûlüllah, Ebûbekir'e, o da digerlerine vererek hepsi de tedkik ettiler ve Sünnete aykiri bir hüküm bulunmadigina karar verdiler. Bu durumda müfteri oldugu sabit olan mûterize dayak vurmak üzere ayaga kalkan Hazret-i Ömer, birkaç kirbaç vurduktan sonra, Ebûbekir'in söyle bir teklifi ile karsilastilar: "Yâ Resûlüllah, gerçi bu kardesimiz kitapta olmayan bir hatanin varligini iddia etmisse de, maksadi yine Sünnetinizi korumaktir, niyeti dogrudur, izin verirseniz bu kadar kâfidir. afvedelim." Efendimiz kendisine ait olan hakkini helâl ettigini, gerisini Gazali'nin bilecegini ifade ettiler: Gazali'nin de muvafakati üzerine Hazret-i Ömer'in (r.a.) elinden kurtulan ve cüz'i ilmine güvenerek bir müceddidi itham eden muariz, mescidden çikip gitti. Sabah namazinda cemaatin bekledigi muarizin siddetli hasta oldugu haberi duyuldu. Ziyaretçiler sirtinda simsiyah kamçi izlerinden muzdarip bulundugunu, geceki vurulan kamçilarin cigerlerine kadar tesir etmis oldugunu hayretler içerisinde müsahede ettiler. Sihhatine kavustuktan sonra tevbe istigfar ederek "Ihyâü'1-Ulûm"u okumaya baslayan Hoca Efendi, bu vâdide o kadar ilerledi ki, kisa zamanda Ihyâü'l-Ulûm'a serhler, hâsiyeler yazacak kadar yükseldi. Bu hikâyesini de yazdigi eserlerine kaydeyledi. Bir rivâyete göre, âhir ömründe kamçi izleri yeniden açildigindan, "vefati, Müceddide itirazi yüzünden yedigi kamçilar sebebi ile oldu" dediler.
__________________
|
|
|
|
|
O Bir Kalfat'lı
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 22.05.2005
Mesajlar: 2.188
Teşekkür etti: 22
9 Teşekkür 6 Mesaja aldı
|
__________________
|
|||||||||||||||
|
|
|
|||||||||||||||
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Abidler Yolu-İmam Gazali | _erguvan_ | Kitablar ve Dergiler | 5 | 20.08.2007 20:58 |
| İmam-ı Gazâlî ve Tasavvuf | ibrahimem | Dini Bilgi ve Eğitim | 3 | 17.03.2007 13:33 |