BUGUN LAİK DUZENE HIZMET EDEN SIZ DEĞİLMİSNİZ:
VE ŞİMDİDE FILAN ZATA LAF ATIYORLAR DIYOSUNUZ:
ONLAR
ALLAH IN DINI ORTANDAN KALDIR MIYA CALIŞİYOR :
SİZ ONLAR SAVCIKLIK,AVUKATLIK VE HAKİMLİK YAPIYORSUNUZ:( VE BOYLECE SISTEMA DESTEK OLUYORSUNUZ)
Hakimlik, Savcılık, Avukatlık Gibi Görevlerde Bulunmak:
Muvahhid olan bir kimse, tağutun hakimi, savcısı ve avukatı asla olamaz. Bu pis görevden kendisini ve çocuklarını uzak tutar.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Kadılar, ikisi cehennemde, bir tanesi cennette olmak üzere üç tanedir. Heva ve hevesiyle hüküm veren kadı cehennemdedir. Bilmeden hüküm veren kadı da cehennemdedir. Hakla, adaletle hükmeden kadı ise cennettedir.”
(Ebu Davud, Tirmizi, Hakim, Taberani sahih senedle)
Allah (c.c)’ın kanunlarıyla hükmeden bir mahkemede görev alan, belli bir meselede heva ve hevesine uyarak veya rüşvet aldığı için adaletle hükmetmeyen, meseleyi değiştirerek, değiştirdiği meseleye
Allah (c.c)’ ın hükmünü uygulayan hakim ile tağutun hükümlerine göre hükmeden hakimi ayırmak gerekir.
Birincisi; yaptığı amelin haram olduğuna inandığı müddetçe haram işlemiştir ve bu ameli sebebiyle cehenneme girecek, fakat orada sonsuza kadar kalmayacaktır. Diğerine yani; tağutun hükümleriyle hükmeden hakime gelince, onun yaptığı amel bir haram değil, şirk ve küfürdür. Bu tür hakimler bu hal üzere öldüklerinde ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar.” (Nisa: 116)
Rasulullah (s.a.s)’ın buyurduğu gibi kadılar üç çeşittir. Bunlar sırasıyla şöyledir:
1 - Heva Ve Hevesiyle Hükmeden Kadı:
Şeriata muhalif herşey hevadır, cehalettir, zulümdür.
2 - Bilmeyerek Hüküm Veren Kadı:
Burada kastedilen “bilmemek” kafirlerin kanunlarını bilmemek değil, şeriatin hükümlerini bilmemektir.
3 - Hakla Hükmeden Kadı:
Haktan kasıt; Kur’an ve sünnettir.
Senin de bildiğin gibi asrımızın yesağı, Kur’an ve sünnetin kanunlarına itibar etmez. Kur’an ve sünnet onların kanunlarına göre herşeyin üstünde değildir. Kur’ an ve sünnetin hükümlerini bir kenara atmış, ondan sadece heva ve heveslerine uygun olanları almışlardır. Dolayısı ile ve bildiğin gibi yesağın kanunları Kur’an ve sünnete muhalif, hak olmayan kanunlardır ve onların mahkemelerinde sadece bu kanunlar uygulanır. Bu sebeble mahkemelerinde hak değil, batıl vardır, zulüm vardır, tagutun şeriati vardır. Durum böyleyken acaba muvahhid, müslüman ve mümin olduklarını iddia eden kimseler bu kanunlarla hükmeden hakim olabilirler mi? Hüküm vermesi için mahkemeye sevkeden savcı olabilirler mi? Bu kanunlara göre insanları savunan avukat olabilirler mi? Halbuki iman, İslam ve tevhid ancak tağutu inkar etmekle gerçekleşebilir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Onu reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak isterler.”
(Nisa: 60)
Tevhidi bozan her görev uzak olsun, yok olsun! Bu görevi la ilahe illallah inancının üstünde tutan akıla da yazıklar olsun!
Allah (c.c) Şeyh Süleyman b. Sehman’a rahmet etsin. Tağutun manasını açıkladıktan ve
Allah (c.c)’ın:
“Fitne öldürmekten daha büyüktür.” (Bakara: 217)
“Fitne öldürmekten daha şiddetlidir.”(Bakara: 191) ayetlerini delil alarak, ölüm ve bütün hayatın gitmesinin, şirk ve küfürden daha iyi olduğunu söyledikten sonra şöyle dedi:
“Bütün dünyan gitse bile, tağutun mahkemesine muhakeme olmak senin için asla caiz olmaz. Şayet sana; “ya elindeki herşeyi vereceksin veya tağuta muhakeme olacaksın” denilirse, sana farz olan şey; elindeki herşeyi vermen, fakat asla tağuta muhakeme olmamandır.”
(Ed-Dürerüs Seniye s: 375, Hükmül Mürtedden)
Allah (c.c), selefi salihine rahmet etsin. Onlar, hilafet ve şeriatin hakim olduğu dönemlerde bile kadılık ve benzeri görevlerden kaçar ve şöyle derlerdi:
“Kim kadılık görevi alırsa kendini bıçaksız kesmiş olur.” (1)
Mevzuyu Ahmed Şakir’in sözüyle bitireceğim. Ahmed Şakir asrımızın yesağı hakkında şöyle diyor:
“Durum böyle iken herhangi bir müslümanın ortaya konmuş olan bu yeni dini (yasaları) kabul etmesi caiz olur mu? Veya alim olsun, cahil olsun herhangi bir babanın çocuğunu bunları öğrenmeye, bunlara itikad etmeye, bunlarla amel etmeye göndermesi caiz olur mu? Veya bir müslümanın bu asrımızın yesağında hakimlik görevini alması caiz olur mu?
Zannetmiyorum ki dinini bilen, ona tam inanan, bu kur’an’ın
Allah tarafından Rasulullah (s.a.s)’e indirildiğine, bu muhkem kitaba batılın hiçbir yöndan yaklaşamayacağına, Allah’a ve Resulullah (s.a.s)’in getirdiklerine itaatin farz olduğuna iman eden bir insan bu sorulara olumlu cevab versin ve tereddüt etmeden bunun kesin batıl olduğunu bilmesin. Hatta bu asrımızın yesaklarına göre hakimlik yapmanın caiz olmayıp küfür olduğunu görmesin.
Kur’an ve sünnetten kaynaklanmayan, insanların heva ve heveslerine göre konulan bu kanunlar hakkındaki İslam’ın verdiği hüküm güneş gibi açıktır: Bu apaçık küfürdür! Bunda üstü kapalı bir şey yok. Kim olursa olsun hiçbir müslümanın bu kanunları kabul edip itaat etme konusunda herhangi geçerli bir mazereti yoktur. Herkes bu konuda dikkatli olsun. Herkes kendinden mesuldur. Alimler hakkı söyleyerek bunun küfür olduğunu haykırsınlar. Ve bunu herkese tebliğ etsinler. Bu konuda gevşemesinler, korkmasınlar. Asrımızın yesağının kulları, onun destekleyicileri benim için yobaz, gerici vb. şeyler söyleyeceklerdir. Diledikleri herşeyi söylesinler. Hiçbir zaman hakkımda söylenenleri önemsemedim. Ben söylemem gerekenleri söyledim.”
(Umdet-utTefsir c:4 s: 171-174)
--------------------------------------------------------------------------------
(1) Bu sözün aslı, Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilen Rasulullah (s.a.s)’ın şu şözüdür:
“Kim insanlar arasında kadı olursa kendini bıçaksız kesmiş olur.” (Ahmed, Ebu Davud ve başkaları)