KİME KULLUK EDECEĞİZ* / Ali Rıza Temel
Bir Müslüman için böyle soru elbette abestir. Zira İslamiyet'in esası tevhid, yani bir Allah'a inanmak ve öncelikle O'na itaat etmektir. Aksi şirktir. Her peygamberin topluma ilk mesajı ''Ey milletim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur'' hitabıdır. Tarih boyunca sürdürülen tevhid mücadelesinin esası, insanları, insan veya benzeri fani varlıkların kulluğundan kurtarıp, her şeyin ve herkesin yaratıcısı ve Rabbi olan Baki Allah'a kul olmaya yöneltmektir, İnsanların insanlara kul olması en büyük zillettir. Sadece Allah'a kulluk ise en büyük izzettir. Hz. İsa ne güzel söylemiş: Bir kulun iki efendisi olmaz. Cahiliye şairlerinden Amr b. Kelsüm çeşitli putlara kul olmanın zorluğunu şöyle belirtmişti:
“İşler çatallaşınca şaşırdım doğrusu. Bir Rabbe mi itaat edeyim, yoksa bin Rabbe mi?'' Kur'an-ı Kerim tevhidden uzak pek çok şahıs ve ideolojilere kul olanların halini şöyle ifade ediyor:
''Allah, geçimsiz efendileri olan bir adamla, yalnız bir kişiye bağlı bir adamı örnek olarak verir. Bu ikisinin durumu eşit midir?'' (Zümer: 29)
Dinin toplum hayatından dışlandığı ve laikliğin adeta din haline getirildiği toplumlarda müminlerin ikilemlerle karşı karşıya bırakıldığı acı bir gerçektir.
Bir taraftan inandığı Rabbin emirlerine uyma gereği, diğer taraftan rejimin dine aykırı dayatmalarına itaat mecburiyeti. Şimdi bu vatandaş ne yapsın? Allah'ı mı gücendirsin, yoksa rejimin hışmına mı uğrasın? Bu problem ''Sezar'ın hakkını Sezar'a, Allah'ın hakkını Allah'a verin'' formülüyle kolay çözülmüyor. Çünkü Sezar zaman zaman Allah'ın hakkını da kendi hakkı gibi görüyor. Bazen de kendini
Allah yerine koyuyor .
Vatandaşlar açısından sıkıntı laikliğin yanlış anlaşılma ve uygulanmasından kaynaklanıyor. Kişi adeta ya dindar ya laik olmak gibi bir tercihle karşı karşıya bırakılıyor. Halbuki böyle zıt iki tercihle karşı karşıya kalmaya gerek yoktur .Laik olacağız diye kuralların ille de dine aykırı olması gerekmez. Şayet laiklik böyle anlaşılırsa, o takdirde adam öldürmek, hırsızlık yapmak, zina, rüşvet, hakaret, yalan, iftira gibi kötü fiillerin laikliğe uygun olması gerekir. Zira bunlar İslamiyet'çe yasaklanmış fiillerdir. Allah'ın emirleri insanlar için zararlı mıdır ki, bu emirler nazarı itibara alınmasın veya bunların zıddı yapılsın? İslam'ın özü ve gayesi, insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmektir .Bu gayeye aykırı olan hususlar İslam'a da aykırıdır. Sistemler ve rejimlerin maksadı da bu ise neden çatışma olsun? İnsanlar neden iki arada bir derede bırakılsın? İnanç ve düşünce hürriyeti içinde kimse kimseyi rahatsız etmeden medenice yaşamak varken ve herkes hür ve eşit doğmuşken insanları şahsi çıkarlar uğruna köleleştirmek kimin haddinedir?
* Bu yazı Ali Rıza Temel’in “Sağduyu Çağrısı” isimli kitabından alınmıştır.