Dâr-ül Harp - Dâr-ül İslâm Sual: “Memleketimizin dâr-ül harp olduğunu söylüyorlar. Doğru mudur?”
Cevap:
Hayır. Burası İslâm diyarı olduğu için dâr-ül harp olamaz. Helâli helâl, haramı da haram bilmek gerekir. Kimse helâli haram, haramı helâl yapamaz.
Dâr-ül harp demekle Kur’an-ı kerim’in hükmünü kaldırmak istiyorlar. Mâdem ki dâr-ül harp diyorlar, neden harp açmıyorlar? İslâm diyârıdır. Çünkü devlet erkânının ve milletin çoğunluğu, elhamdülillah yüzde doksandokuzu müslümandır. O halde nasıl dâr-ül harptir diyebiliriz? Temsil olarak Almanya’yı ele alalım. Bu kadar müslüman Türk işçisi çalıştığı halde İslâm diyârı mıdır, küfür diyârı mıdır?
Elbette küfür diyarıdır. Niçin? Bütün devlet erkânı ve milletin ekserisi gayr-i müslim olduğu için. Burada haramı haram, helâli helâl bilmek gerekir. Allah-u Teâlâ’nın haram kıldığı haramdır. Harama helâl demek küfürdür. Üstelik dâr-ül harptir diyenler, bütün hükümet erkânına ve millete küfür damgasını vuruyorlar da, şu Hadis-i şerif’in kapsamına girdiklerinin farkında bile değiller.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde :
“Bir kimse müslüman kardeşine fısk ve küfür isnad etmesin. Zira o kimsede bu haller yoksa, sözler sahibine döner.” buyuruyorlar. (Tirmizî, iman, 16)
Onlar yalnız kendilerini müslüman zannediyorlar. Ve her bölücü bunu bahane ederek halkı kendilerine çekip çevirmeye çalışıyor. Bu suretle din kardeşliğini, İslâm birliğini, güzel vatanımızı paramparça yapmak istiyorlar. Parçalamak isteyenleri, değil suçlamak, elimizden gelse elini ve dilini uzatanları hemen men ederiz.
Biz bunu daha evvel de izah etmiştik.
“Ben, hükümet Hazret-i Allah’ın bütün emirlerine uyuyor demiyorum. Maaş da almıyorum. Sadece fitne ve bölücülük edenleri nifaktan ittifaka davet ediyorum.”
Zira Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Sizden bir kimse çirkin bir iş görürse onu eliyle derhal değiştirsin. Eğer buna gücü yetmezse dil ile değiştirsin. Buna da gücü yetmezse bâri kâlbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” buyurmuşlardır. (Müslim, iman, 78)
•
Gerçek mânâda bütün bu sözlerimiz bilmeyerek bir bölücü grubun içine girip hakikat zannıyla çalışan temiz ve nezih kardeşlerimize izah ve iknâ maksadıyla söylenmiştir.
Yarın huzur-u ilâhî’ye çıktıklarında büyük vebal altında kalıp şiddetli azab göreceklerinden, vicdanımızdan kopup gelen hislerimizi beyan ediyoruz.
Sual:
“O halde memleketimiz dâr-ül İslâm mıdır?”
Cevap:
Dâr-ül İslâm’dır denilebilmesi için, ilâhî hükümlerle hükmetmek şarttır. Bir hükümet erkânı bu hükümleri değiştirmeye ve azınlıkta olan küfürü savunanları kaldırmaya güç yetiremezse Dâr-ül İslâm denilemez. O hâlde nedir? Dâr-ül harptir denilemediği gibi Dâr-ül İslâm’dır da denilemez.
O hâlde ne yapmamız lâzım? Bunu bizzat
Allah ve Resul’ünden öğrenelim:
“Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Sizi idare edenlerin sahibi ve meliklerin melikiyim. Onların kalbleri benim kudret elimdedir.
Eğer kullar bana itaat ederlerse, ben de onları onlara rahmet kılarım, merhamet ve şefkatle muamele ederler. Yok eğer kullar bana isyan ederlerse, ben de onları onlara belâ ederim. Kalblerini kin ve gazapla onlara çeviririm. En kötü azap ile azap ederler.
Binaenaleyh sizi idare edenlere karşı sövmekle, beddua etmekle meşgul olmayınız. Fakat nefislerinizi beni zikretmekle, bana dua ve tazarru ile meşgul ediniz. Böylece ben de onların hakkından gelirim, sizi onların şerrinden korurum.” (Mişkât-ül Mesabih: 3721)
Bugün müslümanların eziyet altında oluşu, sefâhat ve kabahat içinde oluşlarından ileri geliyor. Eğer biz samimi olarak Hazret-i Allah’a sığınsak, Hazret-i
Allah onlara bu fırsatı vermez. Sefâhat içinde yaşadığımız için başımıza bu haller geliyor. Bu hâle suçumuzdan ötürü düşmüş oluyoruz. Bu felâketleri kendi elimizle hazırlamışızdır.
•
Ömer Öngüt