İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 04.09.2006, 18:09

 
Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Allah'ın Has Kullarını Anlamayanlara Cevap

Elbette Nasibi Olana Hakk'a Uyana Mesajımız:

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme! Doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.” (İsrâ: 36)


Önce Şu ayet-i Kerimelere bakın. Anlamazsınız ama inşaallah insafa gelirsiniz.

...


Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“Yedi kat göğü ve yerden de o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın fermanı bunların arasından iner ki, böylece Allah’ın her şeye kadir olduğunu, her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talâk: 12)

...


Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:

“İlimde derinleşenler ise ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafından!’ derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.” (Âl-i imran: 7)

İşte Allah-u Teâlâ ancak ilimde derinleşen, aklı “Ulül-elbab”a varan, ehlinin hakikatı kavrayacağını beyan buyuruyor.

Bu Âyet-i kerime’de çok derunî mânâlar var. Onun içindir ki, izahı bu an için mümkün değil.

Ancak şu kadarını arzedelim: Allah-u Teâlâ kalbinin kilidini açmış, “Yakınlık” ve “Sıddîkıyet”e nail etmiş, dilediğini bildirmiş, hakikatı duyurmuş ve göstermiş. Gösterdikleri ancak gösterdiği kadarını bilir ve söyler. Bunlara “Allah ehli” denir. Allah-u Teâlâ’nın bu hakikatları bildirmediği kimseler yalan yanlış konuşur dururlar.(Açıklama Ömer Öngüt)

...


Onlar o kimselerdir ki, Allah imanı kalplerine yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir.” (Mücâdele: 22)

Allah-u Teâlâ kudsî ruhla desteklediği ve lâhut âlemine kadar çıkmaya fırsat verdiği bu kullarından dilediklerini orada tutar, irşad memuru olmayacaksa o makamda kalır. Dilediklerini de irşad için tekrar insanların arasına geri gönderir. Bir veli ikinci turda ne kadar çok yükselirse, üçüncü turda o kadar aşağı iner, irşad ve terbiyesi de o kadar çok tesirli olur.(Ömer Öngüt)

...


“Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.” (Nisâ: 126)

Zerreden kürreye kadar, her şey her şeyi kuşatmıştır. Kimini zar ile kuşatmış, kimini deri ile, kimini kabuk ile... Yani Allah-u Teâlâ her zerreyi bir şey ile çevirmiştir. Yerler de böyledir, gökler de böyledir. Arşurahman ile de her şeyi kuşattırmıştır. Hazret-i Allah ise her şeyi kuşatmıştır, Vahdet-i vücud’dur. O’ndan başka ne vücud var, ne de mevcud. O Habir’dir, her şeyden haberdardır. (Ömer Öngüt)

...

“Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur: 35)
“Biz insana şah damarından daha yakınız.” (Kaf: 16)

“İçinizde... Görmüyor musunuz?” (Zariyat: 21)

“Ona kendi ruhumdan üfledim.” (Sad: 72)

“Biz ona sizden yakınız, fakat siz görmezsiniz.” (Vâkıa: 85)

“Yeryüzünde bulunan her şey fena bulacak, ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin veçhi baki kalacak.” (Rahman: 26-27)
“Her şeyden haberdar olan Allah gibi sana hiç kimse haber veremez.” (Fâtır: 14)

Hakikatı bilenler der ki:

“Gerek tasavvuf, gerek Vahdet-i vücud ehline aittir. Biz bu ehl-i hakikatın kitaplarından gördüğümüzü söyleriz. Fakat gerçekten biz bu hayatı yaşamadık. Yaşamadığımız için de bilmeyiz.”

Ve bu hakikatı itiraf edenler gerçekten azdır. Doğru konuşanlar da bunlardır.

Ve fakat ehli olmadığı halde kendisini tasavvuf ve Vahdet-i vücud ehli imiş gibi göstermeye çalışanlar, bu beyanlarımızı ibretle okusunlar. Zira hakiki mutasavvıfların ve Vahdet-i vücud’dan haber verenlerin gerçekten muallimi Hazret-i Allah’tır. Bu halkla olabilecek bir şey değildir
. (Ömer Öngüt)

...



Şimdi de şu hadis-i şerifleri bir okuyun:

Hadis-i Kudsi:

“Yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.” (K. Hafâ: 2256)

...


Mümin kulun kalbi, Rahman olan Allah’ın arşıdır.”

...


Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

Nefsini bilen Rabbini bilir.” buyuruyorlar. (K. Hafâ)

Bunun gerçek mânâsı ise:

Fakirliğimle öğünürüm.” Hadis-i şerif’inden öğrenilir. (K. Hafâ)

Buradaki fakirlikten murad:

Ben fakirim. Ruhum, bedenim, ilmim, malım ve bütün her şeyim sahibimindir. Hiçbir şeye mâlik değilim. Fakirliğimle de öğünürüm.” demektir.

Bu hakikat anlaşılırsa, kişi cehaletten kurtulmuş olur. O zaman azamet-i ilâhî kendiliğinden husule gelir.(Ömer Öngüt)

...


İnsan benim sırrımdır, ben de insanın sırrıyım.”

...


Hadis-i Kudsi:

“Sonra ben yüzümle onlara yönelirim. Yüzümle yöneldiğim bir kimseye neyi vermek istediğimi, herhangi bir kimsenin bileceğini mi sandınız?

Allah-u Teâlâ devamla şöyle buyurdu:

Onlara ilk vereceğim şey, nuru kalplerine akıtmaktır. İşte o zaman ben onlardan haber verdiğim gibi, onlar da benden haber verirler.” (Hâkim)

Bu Kudsî Hadis-i şerif’ten de anlaşılıyor ki, Allah-u Teâlâ’yı yalnız bunlar biliyor. Zira nûrunu kalbine akıtmasıyla sır ve esrarını yalnız bunlara bildirmiştir. Bu sırları onlardan başka hiç kimsenin bilemeyeceğini de yine Hazret-i Allah duyuruyor.(Ömer Öngüt)

...

“Öyle ilimler vardır ki, gizlenmiş mücevherat gibidir. Onu ancak Ârif billâh olanlar bilirler. Bu ilimden konuştukları vakit, Allah’tan gafil olan kimseler anlamazlar.

Binâenaleyh Allah-u Teâlâ’nın kendi fazlından ilim ihsan ettiği âlimleri sakın tahkir edip küçük görmeyin. Çünkü Azîz ve Celîl olan Allah onlara o ilmi verirken tahkir etmemişti.”
(Erbaîn)


...


“Rahman olan Allah’ın cezbelerinden bir cezbe, insanların ve cinlerin amellerine denktir.” (Keşf-ül Hafâ)

...


Hadis-i kudsi:

“Kulun benimle meşgul olması, en fazla önem verdiği şey olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Arzu ve lezzetini zikrimde kılarsam da o bana âşık olur, ben de ona âşık olurum. O bana, ben ona âşık olunca da, onunla aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hâli onun umumî hâli kılarım. İnsanlar yanıldığı zaman o yanılmaz. Böylelerinin sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Gerçek kahramanlar onlardır.

Onlar öyle kimselerdir ki yer ehline bir cezâ ve azab vermek istediğim zaman onları hatırlarım da azabdan vazgeçerim.”
(Ebû Nuaym, Hilye)

...


Enes -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

Şüphesiz ki insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır.” buyurmuştu.

Ashab-ı kiram:

Yâ Resulellah! Bunlar kimlerdir? diye sordu.

Buyurdular ki:

Onlar Kuran ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır.” (Kütüb-ü sitte Muhtasarı Tercümesi. C.16 sh: 541)

...

“İlim ikidir. Biri dilde olup (ki bu zâhiri ilimdir.) Allah-u Teâlâ’nın kulları üzerine hüccetidir. Bir de kalpte olan (marifetullah ilmi) vardır. Asıl gayeye ulaşmak için faydalı olan da budur.” (Tirmizî)

...


Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz süflî arza bir ip sarkıtmış olsanız Allah’ın üzerine düşerdi.” (Tirmizi)

...


Hadis-i Kudsi:

“Velilerimden birisine düşmanlık eden kimseye ben harp ilân ederim. Kulumu bana en çok yaklaştıran şey, farz kıldığım ibâdetleri yapmasıdır. Nâfile ibadetlerle de bana o kadar yaklaşır ki, nihayet ben o kulumu severim. Sevince de artık onun duyan kulağı olurum, o benimle işitir. Gören gözü olurum, o benimle görür. Eli olurum, o benimle dokunur. Ayağı olurum, o benimle yürür, (Kalbi olurum, o benimle anlar. Söyleyen dili olurum, o benimle konuşur.) Ne dilerse onu yerine getiririm. Herhangi bir şeyden bana sığınırsa ben onu muhafaza ederim.” (Buharî. Tecrid-i sarih: 2042)

...


Hadis-i Kudsi:

“Muhakkak ki Ebrar’ın benimle mülâki olmaya iştiyakları çoğalmıştır. Halbuki benim onlarla mülâki olmaya iştiyakım daha kuvvetlidir.”


...


Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Mümin müminin aynasıdır.” (Ebu Dâvud)

Çok mühimbir Hadis-i şerif... İki türlü tefsir edilecek.

Birinci müminden murad mümin kulun kalbi, ikinci müminden ise bizzat Allah-u Teâlâ murad edilmektedir.

Yani Allah-u Teâlâ kendisine atfettiği İsm-i şerif’i sevdiği mümin kuluna da atfediyor.

Hazret-i Allah tecelli ettiği zaman, kendisini o mümin kulunun kalbinde görür. Bu yalnız onlara mahsustur.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Üstün ve çok merhametli Allah’ın indirdiği Kur’an yolu üzerindesin.” (Yâsin: 5)

Bu Allah-u Teâlâ’nın Habib-i Ekrem’inin vekili olduğu için. (Ömer Öngüt)

...
ibrahimem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 04.09.2006, 18:14

 
Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
2. Bölüm

Cevap 2. Bölüm:


Şimdi size Allah dostlarından örnekler vereceğiz.

Ashab-ı kiramdan iki örnek:

Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- der ki:

“Ben Resulullah’tan iki kap ilim aldım. Birisini yaydım (söyledim), eğer ötekini de yaymaya kalksam bu boğaz kesilir.” (Buhâri)

Bu hususta bir Âyet-i kerime arzedelim:

Yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın fermanı bunların arasından iner ki, böylece Allah’ın her şeye kâdir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talâk: 12)

Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhüma- Hazretleri buyururlar ki:

“Eğer bu Âyet-i kerime’nin size tefsirini yapacak olsam, beni mutlaka taş yağmuruna tutarsınız.”


Yani anlamazsınız ve bu işlere kalkışırsınız demek istiyorlar...

...


Bâyezid-i Bestâmî -Kuddise Sırruh- (Ö. 848)

Cezbe ve vecd halinde iken söylediği bazı sözlerini muasırları anlayamadılar.

“Kendimi tesbih ederim, şanım ne kadar yücedir!”, “Çadırımı arşın hizasına kurdum.” gibi bazı sözleri üzerine çeşitli ithamlarda bulundular. Bu mübarek Allah dostunun şerefine lâyık olmayan sözler sarfettiler. O kadar dikkatleri üzerine çekmişti ki, yedi defa Bestâm’dan ayrılmaya mecbur bıraktılar. Fakat bunlardan hiç birisi başarıya ulaşamadı, başlarına bir çok haller geldi.

Kendisi de onların bu durumundan yakınır ve Bestâm’ın yarı okumuşları saçımı, sakalımı ağarttı.buyururdu.

İçlerinde daha sonraları hatalarını anlayanlar çıktı, büyüklüğünü görerek saygı göstermeye başladılar.

Şöhreti âfaka ulaşan Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretlerini nice ârifler, veliler ve âlimler ziyaret etmiş, mübarek lisanından duyduklarını bir kelime olsun ilâve etmeden rivâyete çalışmışlardır.

...

Geniş bir mârifet ve irfan hazinesine sahip oluşu sebebiyle “Sultan-ül Ârif’în” ünvanını almıştı.

...

Bir beyanları da şöyle:

“Unuttuğunda cahil olacağı için, kitaplardan bazı şeyler ezberleyen kimselere âlim denmez. Hakiki âlim, öğrenmeden ve ezberlemeden, dilediği anda Hakk’tan ilim alabilen kimsedir.”

...

Âriflerin sultanı Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri Hicri 234 Milâdî 848 yılında, kıyamete kadar anılacak bir isimle ahirete intikal ettiler.

Son nefeslerinde “Bir kerecik anamadım seni Yâ Rabbî, meğer ki cahilliğimle... Bir kerecik ibadet edemedim, meğer ki uzaklığımla...” buyurmuşlardır.

Vefatından sonra rüyada görenler “Hâlin nice oldu?” diye sordular.
Buyurdu ki:

“Bana ‘Ey Pir! Ne getirdin?’ dediler. Ben de dedim ki ‘Dilenci padişahın kapısına gelince ona ne getirdin demezler, ne istersin derler.’ O anda bir hitap geldi. ‘Doğru söylüyor, onu bırakın.”

Türbesi Bestâm’da, tarihi binaların bulunduğu yerde, süs ve ihtişamdan uzak bir halde bulunmaktadır.

http://www.hakikat.com/dergi/118/bsyz11807.html

...

Yunus Emre -kuddise sırruh- hazretleri buyuruyorlar ki:
Ben değilim ben,
Bir benliğim var benden içeri
.”

Bu büyük zatların halini biz anlayamayız. Onların hali bambaşka çok gizli. Buraya dalmayın. Bunlar bizim işimiz değil.

Bak imam-ı Gazali hazretleri ne buyuruyor:

“Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma. Aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehâlet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velîleri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir. Peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.” (İhya-u Ulumid-din)

Bak imam-ı Gazali hazretleri dinden çıkar buyuruyor. Sizde bize kafir diyor diyorsunuz. Bizim demediğimizi anladınız mı?

...


Size ikinci bir örnek:

858 yılında İran’ın Beyzâ şehrinde dünyâya gelen Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri, tasavvuf tarihinin yetiştirdiği gelmiş geçmiş en büyük ve en meşhur velilerden ve eşine ender rastlanan âriflerdendir.

Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri 919 yılında, Hakk’ın tecellisine mazhar olduğu bir anda “Ene’l-Hakk = Ben Hakk’ım!” sözünü söylemiş ve bazı kendini bilmez zahiri alimlerin hasedlerini izhar ederek bu sözü çarpıtmaları, onu küfürle damgalayacak ve katlini isteyecek kadar ileri gitmeleri üzerine halife Mutasım tarafından zindana attırılmış, kırbaçlanarak öldürülmek istenmiştir. Bunun hiçbir etki sağlamadığını görünce de, sırayla ellerini, ayaklarını, dilini ve başını kesmiş, gözlerini çıkarmış, vücudunun kalan kısmını ise yakmış ve küllerini Dicle nehrine atmışlardır.

http://www.hakikat.com/dergi/92/hatem92.html

...

Mesela üçüncü bir örnek:

Cüneyd-i Bağdadî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin görüşleri hem kendi mektupları hem de kaynak eserler yoluyla günümüze kadar ulaşmıştır.

Düşüncelerini ifade etmek için söylediği sözleri son derece kapalıdır. Bazı duygu ve fikirlerini remiz ve işaretlerle anlatmayı tercih etmiştir. Muhyiddin İbn’ül Ârabî -kuddise sırruh- Hazretleri bile onun bazı sözlerini anlamadığını söylemektedir. Bunun da sebebi yaşadığı derin halleri ifade etmekte kelimelerin yetersiz kalmasıdır.

http://www.hakikat.com/dergi/108/hatem108.html

...


Son olarak muhterem Ömer Öngüt efendinin şu beyanlarını buraya almayı uygun gördük:

Buna Hakkal-yakîn ilmi denir. Bu ilimden bahseden bazı zevât-ı kiramın bazısı âlimler tarafından bazısı zalimler tarafından yok edilmişlerdir. Âlim, fakat bilmedi, hased etti, yok olsun gitsin dedi. Size nümune olarak bunlardan bir kaç tanesini arzedeceğim.

Şeyh-ül ekber Muhyiddin İbnül-arabî -kuddise sirruh- Hazretleri bir âlemdir. O zaman bilmediler, astılar ve çöplüğe gömdüler. Ne büyük cehalet değil mi?

Seyyid Nesîmi Hazretleri Allah dediği için derisini yüzdüler. Şu zulme bakın. Bunu ben âlimim diyenler yaptı.

Hallâc-ı Mansur Hazretlerini hapishanede sürüklediler, neler neler yaptılar. Neden? Hakk dediği için.

Ve kimisini zehirle öldürdüler.

Bunların sayısı yüzlercedir. Fakat ibret için size bir tanesini arzedeceğim.

Bir gün Üsküp’teyim. Bir mevzu açıldı. Dediler ki “Üsküp’ün üstünde bir perde var, bu perde hiç kalkmıyor.” Ve şöyle anlattılar:

Bir gece halk büyük bir telâşa kapılmış, yangın çıktı diye. Hatta zamanın valisi pijama ile koşmuş. Halk ateşe doğru yaklaştıkları zaman bakıyorlar ki ateş değil, İsmail Hakkı Hazretlerinin evinden nur parlıyor. Vali duruma vâkıf oluyor, halkı dağıtarak hane-i saâdetine giriyor. Bakıyor ki İsmail Hakkı Hazretleri küçücük bir odada mum ışığında “Allahu nûrussemâvâti vel-ard” Âyet-i kerime’sini tefsir ediyor. Durumu gören vali özür diliyor ve çıkıyor.

Hadise ertesi günü şehre yayılıyor. Fakat dedik ya bilemediler, haset ettiler diye. Zâhiri bazı âlimler ne yapıyor biliyor musunuz? Bir tertip hazırlayarak “Bu adam zındıktır, ayakkabısının içinde Âyet-el kürsî var.” diyorlar. Bakıyorlar Âyet-el kürsî çıkıyor ve bu zâtı Üsküp’ten sürüyorlar. Hanımı da hamile, şehirden çıkarken gayr-i ihtiyari Üsküb’e bir bakmış, Üsküb’ün işi bitmiş. O perde inmiş bir daha da kalkmamış.

Diyorlar ki; bir daha yerli halkı Allah-u Teâlâ burada tutundurmadı, yabancılar ona hürmet ettiler, ondan sonra bu memlekete yabancılar sahip oldular.

Neden? Allah-u Teâlâ’nın bu nurunu oradan çıkardıklarından. Bu bir ibrettir. O zaman bunlar bu hakikatı açarken anlayamadılar. Âlim hased etti, zâlim ise zulmetti, zulmünü yürüttü. Fakat şunu iyi bilin ki Hazret-i Allah’ın bu sevgililerini yok etmeleri, tıpkı yahudilerin peygamberlerini yok etmeleri gibidir.

Amma Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde ne buyuruyor?

“Ümmetimin âlimleri benî İsrail’in peygamberleri gibidir.”

Bu Hadis-i şerif’e dikkat edin, yaptıkları ne büyük bir cehalet değil mi? Marifetullah ilminden bahsettiklerinden ötürü bu haller onların başına geldi.

Ve size bu ilimden bahsediliyor, ibret alın.

(Ömer Öngüt) http://www.hakikat.com/nur/risaleler/hmuts/hmuts6.html

...

Bu yazımızdan sonra hala itiraz edecek olursanız, artık tamam. Siz yolunuza biz yolumuza.


Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Onlar Allah’ı lâyıkıyla takdir edip bilemediler.” buyuruyor. (Hacc: 74)
ibrahimem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anlayanlar anlamayanlara anlatsın ZEGODAYI Resim ve Karikatür 6 03.08.2007 13:31
Allah'ın Rahmeti sukaya Özgün Yazılarınız 4 24.07.2006 08:39
Allah'ın rızası msabri Hadis Köşemiz 11 22.03.2006 17:04
Allah'ın Zikri msabri Hadis Köşemiz 1 20.09.2005 23:48
Allah'ın emri M. Ali Saral Hadis Köşemiz 2 17.07.2003 20:18


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:50 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50