![]() Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| 2. Bölüm Cevap 2. Bölüm: Şimdi size Allah dostlarından örnekler vereceğiz. Ashab-ı kiramdan iki örnek: Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- der ki: “Ben Resulullah’tan iki kap ilim aldım. Birisini yaydım (söyledim), eğer ötekini de yaymaya kalksam bu boğaz kesilir.” (Buhâri) Bu hususta bir Âyet-i kerime arzedelim: “Yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın fermanı bunların arasından iner ki, böylece Allah’ın her şeye kâdir olduğunu ve her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.” (Talâk: 12) Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhüma- Hazretleri buyururlar ki: “Eğer bu Âyet-i kerime’nin size tefsirini yapacak olsam, beni mutlaka taş yağmuruna tutarsınız.” Yani anlamazsınız ve bu işlere kalkışırsınız demek istiyorlar... Bâyezid-i Bestâmî -Kuddise Sırruh- (Ö. 848) Cezbe ve vecd halinde iken söylediği bazı sözlerini muasırları anlayamadılar. “Kendimi tesbih ederim, şanım ne kadar yücedir!”, “Çadırımı arşın hizasına kurdum.” gibi bazı sözleri üzerine çeşitli ithamlarda bulundular. Bu mübarek Allah dostunun şerefine lâyık olmayan sözler sarfettiler. O kadar dikkatleri üzerine çekmişti ki, yedi defa Bestâm’dan ayrılmaya mecbur bıraktılar. Fakat bunlardan hiç birisi başarıya ulaşamadı, başlarına bir çok haller geldi. Kendisi de onların bu durumundan yakınır ve “Bestâm’ın yarı okumuşları saçımı, sakalımı ağarttı.”buyururdu. İçlerinde daha sonraları hatalarını anlayanlar çıktı, büyüklüğünü görerek saygı göstermeye başladılar. Şöhreti âfaka ulaşan Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretlerini nice ârifler, veliler ve âlimler ziyaret etmiş, mübarek lisanından duyduklarını bir kelime olsun ilâve etmeden rivâyete çalışmışlardır. ... Geniş bir mârifet ve irfan hazinesine sahip oluşu sebebiyle “Sultan-ül Ârif’în” ünvanını almıştı. ... Bir beyanları da şöyle: “Unuttuğunda cahil olacağı için, kitaplardan bazı şeyler ezberleyen kimselere âlim denmez. Hakiki âlim, öğrenmeden ve ezberlemeden, dilediği anda Hakk’tan ilim alabilen kimsedir.” ... Âriflerin sultanı Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri Hicri 234 Milâdî 848 yılında, kıyamete kadar anılacak bir isimle ahirete intikal ettiler. Son nefeslerinde “Bir kerecik anamadım seni Yâ Rabbî, meğer ki cahilliğimle... Bir kerecik ibadet edemedim, meğer ki uzaklığımla...” buyurmuşlardır. Vefatından sonra rüyada görenler “Hâlin nice oldu?” diye sordular. Buyurdu ki: “Bana ‘Ey Pir! Ne getirdin?’ dediler. Ben de dedim ki ‘Dilenci padişahın kapısına gelince ona ne getirdin demezler, ne istersin derler.’ O anda bir hitap geldi. ‘Doğru söylüyor, onu bırakın.” Türbesi Bestâm’da, tarihi binaların bulunduğu yerde, süs ve ihtişamdan uzak bir halde bulunmaktadır. http://www.hakikat.com/dergi/118/bsyz11807.html Yunus Emre -kuddise sırruh- hazretleri buyuruyorlar ki: “Ben değilim ben, Bir benliğim var benden içeri.” Bu büyük zatların halini biz anlayamayız. Onların hali bambaşka çok gizli. Buraya dalmayın. Bunlar bizim işimiz değil. Bak imam-ı Gazali hazretleri ne buyuruyor: “Sakın anlamıyorum diye bu ilmi inkâra kalkışma. Aklî ilimleri kavradığını zannederek çizmeden yukarı çıkan âlimlerin helâk noktası burasıdır. Allah dostlarının bu hallerini inkâr eden bir ilimden, cehâlet çok daha iyidir. Kaynak bir olduğu için, velîleri ve kerâmetlerini inkâr, peygamberleri ve mucizeleri inkâr demektir. Peygamberleri inkâr ise tamamen dinden çıkmaktır.” (İhya-u Ulumid-din) Bak imam-ı Gazali hazretleri dinden çıkar buyuruyor. Sizde bize kafir diyor diyorsunuz. Bizim demediğimizi anladınız mı? Size ikinci bir örnek: 858 yılında İran’ın Beyzâ şehrinde dünyâya gelen Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri, tasavvuf tarihinin yetiştirdiği gelmiş geçmiş en büyük ve en meşhur velilerden ve eşine ender rastlanan âriflerdendir. Hallâc-ı Mansur -kuddise sırruh- Hazretleri 919 yılında, Hakk’ın tecellisine mazhar olduğu bir anda “Ene’l-Hakk = Ben Hakk’ım!” sözünü söylemiş ve bazı kendini bilmez zahiri alimlerin hasedlerini izhar ederek bu sözü çarpıtmaları, onu küfürle damgalayacak ve katlini isteyecek kadar ileri gitmeleri üzerine halife Mutasım tarafından zindana attırılmış, kırbaçlanarak öldürülmek istenmiştir. Bunun hiçbir etki sağlamadığını görünce de, sırayla ellerini, ayaklarını, dilini ve başını kesmiş, gözlerini çıkarmış, vücudunun kalan kısmını ise yakmış ve küllerini Dicle nehrine atmışlardır. http://www.hakikat.com/dergi/92/hatem92.html Mesela üçüncü bir örnek: Cüneyd-i Bağdadî -kuddise sırruh- Hazretleri’nin görüşleri hem kendi mektupları hem de kaynak eserler yoluyla günümüze kadar ulaşmıştır. Düşüncelerini ifade etmek için söylediği sözleri son derece kapalıdır. Bazı duygu ve fikirlerini remiz ve işaretlerle anlatmayı tercih etmiştir. Muhyiddin İbn’ül Ârabî -kuddise sırruh- Hazretleri bile onun bazı sözlerini anlamadığını söylemektedir. Bunun da sebebi yaşadığı derin halleri ifade etmekte kelimelerin yetersiz kalmasıdır. http://www.hakikat.com/dergi/108/hatem108.html Son olarak muhterem Ömer Öngüt efendinin şu beyanlarını buraya almayı uygun gördük: Buna Hakkal-yakîn ilmi denir. Bu ilimden bahseden bazı zevât-ı kiramın bazısı âlimler tarafından bazısı zalimler tarafından yok edilmişlerdir. Âlim, fakat bilmedi, hased etti, yok olsun gitsin dedi. Size nümune olarak bunlardan bir kaç tanesini arzedeceğim. Şeyh-ül ekber Muhyiddin İbnül-arabî -kuddise sirruh- Hazretleri bir âlemdir. O zaman bilmediler, astılar ve çöplüğe gömdüler. Ne büyük cehalet değil mi? Seyyid Nesîmi Hazretleri Allah dediği için derisini yüzdüler. Şu zulme bakın. Bunu ben âlimim diyenler yaptı. Hallâc-ı Mansur Hazretlerini hapishanede sürüklediler, neler neler yaptılar. Neden? Hakk dediği için. Ve kimisini zehirle öldürdüler. Bunların sayısı yüzlercedir. Fakat ibret için size bir tanesini arzedeceğim. Bir gün Üsküp’teyim. Bir mevzu açıldı. Dediler ki “Üsküp’ün üstünde bir perde var, bu perde hiç kalkmıyor.” Ve şöyle anlattılar: Bir gece halk büyük bir telâşa kapılmış, yangın çıktı diye. Hatta zamanın valisi pijama ile koşmuş. Halk ateşe doğru yaklaştıkları zaman bakıyorlar ki ateş değil, İsmail Hakkı Hazretlerinin evinden nur parlıyor. Vali duruma vâkıf oluyor, halkı dağıtarak hane-i saâdetine giriyor. Bakıyor ki İsmail Hakkı Hazretleri küçücük bir odada mum ışığında “Allahu nûrussemâvâti vel-ard” Âyet-i kerime’sini tefsir ediyor. Durumu gören vali özür diliyor ve çıkıyor. Hadise ertesi günü şehre yayılıyor. Fakat dedik ya bilemediler, haset ettiler diye. Zâhiri bazı âlimler ne yapıyor biliyor musunuz? Bir tertip hazırlayarak “Bu adam zındıktır, ayakkabısının içinde Âyet-el kürsî var.” diyorlar. Bakıyorlar Âyet-el kürsî çıkıyor ve bu zâtı Üsküp’ten sürüyorlar. Hanımı da hamile, şehirden çıkarken gayr-i ihtiyari Üsküb’e bir bakmış, Üsküb’ün işi bitmiş. O perde inmiş bir daha da kalkmamış. Diyorlar ki; bir daha yerli halkı Allah-u Teâlâ burada tutundurmadı, yabancılar ona hürmet ettiler, ondan sonra bu memlekete yabancılar sahip oldular. Neden? Allah-u Teâlâ’nın bu nurunu oradan çıkardıklarından. Bu bir ibrettir. O zaman bunlar bu hakikatı açarken anlayamadılar. Âlim hased etti, zâlim ise zulmetti, zulmünü yürüttü. Fakat şunu iyi bilin ki Hazret-i Allah’ın bu sevgililerini yok etmeleri, tıpkı yahudilerin peygamberlerini yok etmeleri gibidir. Amma Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde ne buyuruyor? “Ümmetimin âlimleri benî İsrail’in peygamberleri gibidir.” Bu Hadis-i şerif’e dikkat edin, yaptıkları ne büyük bir cehalet değil mi? Marifetullah ilminden bahsettiklerinden ötürü bu haller onların başına geldi. Ve size bu ilimden bahsediliyor, ibret alın. (Ömer Öngüt) http://www.hakikat.com/nur/risaleler/hmuts/hmuts6.html Bu yazımızdan sonra hala itiraz edecek olursanız, artık tamam. Siz yolunuza biz yolumuza. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde: “Onlar Allah’ı lâyıkıyla takdir edip bilemediler.” buyuruyor. (Hacc: 74) |
| | |
![]() |
| Lesezeichen |
| Seçenekler | Arama |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Anlayanlar anlamayanlara anlatsın | ZEGODAYI | Resim ve Karikatür | 6 | 03.08.2007 13:31 |
| Allah'ın Rahmeti | sukaya | Özgün Yazılarınız | 4 | 24.07.2006 08:39 |
| Allah'ın rızası | msabri | Hadis Köşemiz | 11 | 22.03.2006 17:04 |
| Allah'ın Zikri | msabri | Hadis Köşemiz | 1 | 20.09.2005 23:48 |
| Allah'ın emri | M. Ali Saral | Hadis Köşemiz | 2 | 17.07.2003 20:18 |