İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler

  #1
Alt 23.09.2006, 21:58
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.516
Teşekkür etti: 6
58 Teşekkür 36 Mesaja aldı
Münebihhat Dersleri

Münebihhat Dersleri 1

Euzübillâhimineşşeytanirrâcîm.

Bismillâhirrahmanirahîm.

Elhamdü lillâhi rabbil alemîn... Vel akıbetü lil müttakîn... Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihi ecmaîn...


Bu, Ramazan gecelerinde teravihden evvel --teravihden sonra, vakit geç tabii-- okuyacağımız, bir parça büyüklerin sözlerinden... Ona Münebbihat diyorlar; İbn-i Hacer-il Askalânî'nin... İkiden ona kadar sözler var... Şimdi bugün iki sözlü yeri:


Cenâb-ı Peygamber SAS'den rivayet edilir ki:

(Hasletân, lâ şey'e efdale) "İki huy vardır ki, ondan daha efdal bir şey yoktur:

1. Birisi, (İmânen billâh) Allah'a iman.

2. İkincisi, (Ven nef'ü lil müslimîn) müslümanlara faydalı olmak!..

İki şey ind-i ilâhîde çok senâya lâyık: Birisi iman, ikincisi müslümanlara fayda verecek şey... Onun için demişler ya:

(Hayrun nâs, men yenfeun nâs) "Nâsın hayırlısı, nasa hayırlı olandır."
Bu iki haslet ki, Cenab-ı Hak indinde ondan efdal şey yoktur: Birisi iman... İman olmayınca, zaten bir şey olmaz! İman başta gelir. Her şeyin başında iman... Ondan sonra müslümanlara fayda verecek hal ü harekât... Sözünle, paranla, vücudunla, etinle, sütünle; ne gibi faydalar varsa, o faydaları müslümanlara yapabilmek, en iyi huy...


(Ve hasletân, lâ şey'e ahbesü minhümâ) İki şey de vardır ki, ondan daha kötü şey yoktur:

1. Birincisi, (Eşşirkü billâh) Allah'a şirk koşmak...

2. İkincisi de, (Ved dàrrü lil müslimîn) müslümanlara zarar verecek hat, hareketler, her şey... Hepsi onun içine girer. Korkutmak da onun içinde...
Müslümanın canı nasıl kıymetliyse, malı da öyle kıymetlidir. Malı ne kadar kıymetliyse, şerefi de o kadar kıymetlidir. Müslümanın şerefine, şahsına zarar verme!..


Bir müslüman ne kadar günahkâr olursa olsun, ne kadar ama; dünyanın bütün kabahatini işlemiş bir müslüman dahi olsa, "Lâ ilâhe illallah" diyor mu; o yine müslümandır. Ona elleşme!.. Ehl-i kıbleye elleşme!..

--E canım, çok günahkar!..

--Olsun!.. Gâvur bütün hayırları işlese, ne kadar hayır varsa işlese, yine gâvurdur, yeri cehennemdir. Müslüman ne kadar kötülük işlerse işlesin, yeri yine cennettir; imanı oldukça!.. İman büyük nimet... O da Cenab-ı Hakk'ın bize lütf u ihsânı...

Allah esirgeye, Bulgarya'da yahut Rusya'da, yahut başka bir gâvur memleketinde bir gâvur anadan-babadan doğsaydık, ne yapardık?.. Ne gelirdi elimizden?.. Onlar gibi kiliseye giderdik. Neye tapıyorlarsa, biz de onlara tapardık... Öyle, Selman-ı Farisî gibi, babasının ateşe taptığını beğenmeyip müslüman olacak kaç kişi çıkıyor?.. Bir tane çıkmış öyle bir bahtiyar... Ondan sonra, herkes anasına babasına tâbi... Ana-baba ne yoldaysa, çocuk da o yolda...


Onun için, Allah'a çok şükredelim ki, biz müslüman diyarında, müslüman bir anadan babadan dünyaya gelmişiz. Bu, büyük nimettir!.. Elhamdü lillâh, bizi imanla büyütmüşler. İmanla ölmeyi de Cenâb-ı Hak cümlemize nasib etsin inşallah!..

Onun için, iman çok mühim... İman büyük bir parçadır... Meselâ, vücud nasıl bir sürü parçadan ibaret; imanın da bir sürü parçaları var. İşte, Amentü billâhi başta... Altı tane... Fakat 32 farz da onun içerisinde, 54 farz da onun içerisinde... Bu farzlarla beraber iman sağlam oluyor. Nasıl vücut ikiye bölünemezse, imanın da hiçbir zerresi bölünemez!

--Ahiret denilen şey; öldükten sonra canım, toprak olacak da adam, yeniden olacak; buna aklım ermiyor!..

--Ermez!.. Senin doğduğuna aklın eriyor mu?.. O, ana rahminde;

(Yüsavviruküm fil erhâm) Allah bunu ne güzel tasvir etmiş! Hepsi yerli yerinde... Aklın eriyor mu buna?.. Nasıl, o kan parçasından bunlar olur?.. O kan parçası da tabii, bu yediğimiz topraktan oldu. Bu, topraktan olan kan parçasından evladlık tohumları olur. Ondan da bak, rahimin içerisinde Allah ona bu hilkati veriyor. Suyun içerisinde de o tasvir var. Tohum atınca tarlaya, çıkıyor. O da öyle geliyor.

Onun için Allah Celle ve Alâ, hepimizi affetsin de... Bizi topraktan yaratan Allah, hergün yaratıyor işte... Her gün yaratılan, hep topraktan yaratılıyor... Yediğimiz topraktan, içtiğimiz topraktan.. Topraktan da o kan oluyor. Kandan da bu insan oluyor işte, vesselâm... Düşünecek bir şey, yok...


Onun için, iki şey efdal; ondan daha üstün bir şey yok: Birincisi, İman: "Lâ ilâhe illallah, muhammedür rasûlüllah" dedin, tamam... Kelime-i tevhid...

"--Ben müslüman olacağım yahu, ne yapayım, ne edeyim?" diyen kimseye;

"--Git müftüye!.." demek büyük günah!.. Yalnız, "Lâ ilâhe illallah, muhammedür rasûlüllah" desin; oldu. Müftüye yollamaya lüzum yok... Hemen telkin ediver, teferruatını sonra öğrensin.


Aleyhis Salâtü ves Selâm Efendimiz buyurmuşlar ki:

1. (Aleyküm bimücâlesetül ulemâ') "Öyleyse, siz ulema meclislerine devam edin!" Çünkü, iman kolay bir şey değil. Gaybe iman... Allah'ı görmedik ama, kendisini bize gösteriyor Kur'an'ında... Ben buyum, diyor, gösteriyor 99 tane esmasıyla... Bize kendisini tanıtıyor.

Dün radyoda konuşuyordu bir ilâhiyat profesörü:
"--Bir inşaat, bir bina yapılınca, bunun kendi kendine olmadığını herkes biliyor. Bir bina kendi kendine olmayınca, koskoca kâinat kendi kendine olur mu?.." diyor.

Bunu akıl kabul etmez tabitıyla... Sen ne dersen de... Tabiat de, bilmem ne dersen de ama, akıl kabul etmez ki, mutlaka buna bir yapıcı vardır. O yapıcı da kim?.. Allah Celle ve A'lâ... Halik-ı külli şey!.. Bütün her şeyin halikı, Allah Celle ve A'lâ..

Onun için, şimdi bunları bize öğretecek ulemadır. Öyleyse, (Aleyküm bimücâlesetil ulemâ') "Siz, ulemânın meclislerine devam edin, onların sohbetlerini dinleyin!.."


2. (Vestimâi kelâmil hukemâ') İnsanların içerisinde de hakim insanlar vardır. Sözü sohbeti dinlenir, mâkul konuşmalar yapar. Hukemâ diyorlar onlara... Onların sözlerini de dinleyin!..

--Niçin?..

Sebebi: (Fe innallahe teâlâ yuhyil kalbel meyyiti) Allah ölü kalbleri diriltir. Neyle?.. (binûril hikmeti) Ulemânın hakîmâne söylediği sözlerle...
Ölü kalpleri diriltir. (Kemâ yühyıl ardal meytete bimâil matar) Ölmüş, sararmış, hayat kendisinden gitmiş toprağa yağmurlar yağdığı vakitte, nasıl yeşerir, ondan nasıl hayat biter?.. İşte ulemanın meclislerinde oturan insanların gönüllerinde de iman öyle biter. Ölü kalbler dirilir yâni!..


Onun için, SAS Efendimiz demiş ki:


1. (Men tealleme harfen) Çok ufak harf, elif meselâ... (minel ilmi gafarallahu leh) "İlimden bir harf öğreneni, Allah-u Teâlâ mağfiret eder."
Meselâ, ilmi öğrenmeğe çocuklar mektebe gidiyor. "Rabbi yessir ve lâ tüassir..." diye, hoca başlar okutmaya... Çocuk bunu okurken, babası ne kadar azablı olursa olsun, Allah-u Teâlâ diyor ki: "Onun çocuğu Besmele-i Şerif'i okurken, ben onun babasına azab etmeye çekinirim!" diyor.


2. (Ve men vâlâ habîben) "Kim bir kişiyi Allah için dost edinirse; (gafaralluhu leh) o da mağfiret-i ilahiyyeye mazhar olur." Onun için, herkes Allah için dost edinmeli; dostluğa layık bir adam dost edinmeli.. Habib. Habibullah..


3. (Ve men nâme alâ vüdin) "Her kim, abdest alarak namazını kılıp da yatarsa, abdestli yatarsa; (gafarallahu leh) o da mağfiret-i ilahîye mazhar olur."


4. (Ve men nazara fi vechi ahîh) Ne kadar hoş şey!.. "Kim ki, kardaşının yüzüne muhabbetle bakarsa, Allah rızası için..." Çünkü, yüzde cemâlullah var... Yüz, Allah'ın varlığını isbata en büyük delil... Ne güzel bir nur var yüzde.. Göze bak, hayran olursun... Kaşa bak, hayran olursun... Yüzüne bak, hayran olursun... Ağzına bak, sözüne bak.. Hep hayranlıklara düşürür insanı... Bu hayranlıklar, bu kuvveti veren Allah'a delâlet eder seni...
Ama ne yazık ki, biz bu yüzümüzü gözümüzü parlatmaya çalışırız da; bunun yarınki halini bir görsen!.. O, mezara konduktan sonra, hani mümkün olsa da, açsan bir baksan!.. Ooo, ne korkunç, ne iğrenç!.. Kaçar artık... "Nereye yahu?.. Hani bunu balla, kaymakla besliyordun! Tatlı olsun, güzel olsun diyerekten... Bugün ne kaçıyorsun?.." Gitti artık can... Gitti.

Onun için, (Men nazara fi vechi ahîh) "Kim ki, kardaşının yüzüne böyle sevgiyle bakarsa; (gafarallàhu leh) o da Allah-u Teâlâ'nın mağfiretine mazhar olur."

Onun için, çok güzel öğütler buyurmuş büyüklerimiz. Allah hepimizi affetsin... Hiç kimsenin kusuruyla meşgul olma!.. Sen alemin kusurunu görmeye gelmedin! Kendi kusurlarını gör!.. Islah edebilirsen, ne âlâ... Islah edemiyorsan, o da senin gibi kardaş, o da ıslah edemiyor, ne yapalım? Elinden geliyorsa yalvar, "Ya Rabbi, ne olur sen affet!.. Bu kötü huydan bunu kurtar!" de... Yapabiliyorsan ne âlâ... Yapamıyorsan, onunla tellallık yapma!..


Kardeşinin yüzüne baktın mı, Allah-u Teâlâ'nın mağfiretine nail oluyorsun...

Beş şey:

1) Kur'an'a bakarsan öyle..

2) Valideyninin yüzüne bakarsan öyle.

3) Kâbe-i Muazzama'ya bakarsan öyle.

4) Ulemânın yüzüne bakarsan öyle.

5) Kardeşinin yüzüne bakarsan, bu da öyle...
Onun için, Allah hepimizi affetsin de, kardeşleri kardeş olarak sevip; yüzlerine öyle merhametle, şefkatle bakmak, cümlemize nasib etsin...
Şimdi bir de bakış var ya; sert bir bakış.. Korkar insan.. Yüreği titrer, acaba nasıl diyerekten.. Öyle değil.


5. (Ve men ibtedee biemrin fekàle bismillâh) Bir iş yapacak, dükkan açacak, işine gidecek; "Bismillâh" diyor. (gafarallàhu leh) O da mağfiret-i ilahîye mazhar olur.


Şimdi Peygamberimiz'in sözleri bitti, Ebubekrinis Sıddîk'in sözü geldi.

(Men dehalel kabre) "Her kim kabre girerse, (bilâ zâdin) katıksız olaraktan; (fekeennemâ rakibel bahra bilâ sefîneh) denize gemisiz girmiş bir adam gibidir." Denizde gemisiz gitmek isteyen bir adam gibidir. Denizde gemisiz nasıl yürünmezse, kabirde de zâdı olmayan, katığı olmayan kimsenin durumu ona benzer.


(Hayrüz zad, ettakvâ) "Azığın hayırlısı takvâdır." Allah korkusu gönlünde olmayanların orda işi zor... Oraya ekmek, peynir gitmez ya!.. Zad, katık... Katık dediğin senin, ekmek peynir... Oraya ekmek peynir gider mi?.. Ekmek peynir yeri değil ki orası!.. Ya?.. Orada Allah korkusu!.. Allah korkusuyla kabre girebildiysen, ne mutlu sana... O Allah korkusu yoksa, vay halimize!..
Kabre girerken Allah korkusunu nerden bulacaksın gayri?.. Onu, dünyada iken kazanacak idin. Ne yapacaksın?.. Günahlardan korkacaksın! İşte, imanı muhafaza edeceksin ve bir de, müslümanlara faydalı olmaya çalışacaksın!..

Hazret-i Ömer RA, diyor şimdi:

1. (İzzüd dünya bil mâl) "Dünyanın izzeti mal ile..." Halbuki, bugün o da para etmiyor. Şah'ın o kadar parası vardı, hiç para etmedi!.. Malın da devri geçti demek ki...

2. (Ve izzül ahireh, bisâlihil a'mâl) "Ahiretin izzeti de salih ameller iledir." A'mali saliha; ibadât, tâat, hasenat... Ne varsa...

Şimdi Hazret-i Osman'a geldik.


Hazret-i Osman RA da diyor ki:

1. (Hemmüd dünyâ zulmetün fil kalb) Dünya kaygısı... "Yahu, ne olacak bu işler?.. Gaz yok, benzin yok!.. Şu yok, bu yok!.." Bir kaygı... Bu düşünceler kalbe zulmettir. Karanlıklar getirir kalbe... "Allah kerim; ne yapalım, bugün de böyle oldu." demek lâzım!

2. (Ve hemmül âhireh) Ama ahiret kaygısı, "Yâ Rab, acaba n'olacak benim halim?.. Önümde iman var... En büyükler bile korkmuşlar. Son nefes korkunç şey!.." diyerekten kaygılanmak, (nûrun fil kalb) kalblere bir nur oluyor.
Onun için, her şeyde hüsn-ü hâtimeyi isteriz Cenab-ı Hak'tan... İsteriz ki, imanla göçelim, "Lâ ilâhe illallah" diyerek göçelim! Allah bilir, ne çeşit kazalar var, belâlar var, ölümler var... Allah hepimizin hakkında hayırlı ölümler nasib etsin...

Onun için, (hemmül âhireh); "Yâ Rabbi, ahirette halim ne olacak benim, acaba?.. Bu kadar günahlarım var, kabahatlerim var... Bu hisabın karşısında, ben nasıl hesap vereceğim yâ Rabbi?.." diyerekten, bunların kaygısı, (nûrun fil kalb) kalbde nurdur.


Geldi Ali RA'a... Hepsi birer birer söylüyor.


1. (Men kâne fî talebil ilmi) "Her kim ilim talebinde olursa..." Burada bak bir şey var, elif lâm var ilmin başında... Elif lâm gelince, hususî ilim!.. Umûmî ilim değil... Umumi ilim olunca; doktorluk, mühendislik, her çeşit ilim girer içerisine... Fakat elif lâm gelince, bir ilim var... Bu ilim, ilmül ahireh!.. İlmüş şeria... Kur'an ilmi yâni...

(Men kâne fi talebil ilmi) Her kim, Kur'an ilmine talib olursa, (kânetil cennetü fî talebihi) cennet de onu taleb eder; "Gel, gel!" diye... Yâni, Kur'an ilminin talibini cennete çağırır. Onun için, taleb olunacak ilim, ancak ilmül Kur'andır. Çünkü ulûmül evveline vel ahirin, hep bütün ilimler Kur'an'ın içerisinde vardır.

Adam gâvur, gökte uçuyormuş... Nerde uçarsa uçsun!.. Mü'minin uçuşlarını hiç görmedin mi sen?.. Mü'min, öyle gaza benzine muhtaç olmadan uçar. Hiç Nakşibendî Hazretleri'nin menakıbını okumadın mı?.. Nasıl uçmuş o büyükler... Alllaah!..


2. (Ve men kâne fi talebil ma'sıyeh) Her kim böyle ma'sıyyet peşinde olursa; (kânetin nâru fi talebihî) onu da cehennem ister. Onun da talibi cehennemdir, Allah muhafaza...

Onun için, en çok dikkat edilecek şey, günahlardan korkup kaçmaktır. İbadet kolay!.. Abdest alırsın, namaz kılarsın. Ama, günahlar zor... Bir kere alıştın mı hele, Allah muhafaza... En kolayı sigara...

--Bırak bakayım!.. "

--Yâhu alıştım gayri, ne yapayım?.. Başım dönüyor, karnım ağrıyor.
Çeşitli bahaneler... Onun için, Allah kötülüklere, fenalıklara alıştırmasın...
Bakın şimdi burda gelir o: Cenabı Peygamber, "Pis kokulular camiye gelmesin!" diyor. Sigaranın kokusu pistir yâ!.. Ona temiz diyen olur mu, çıkar mı?.. Cenab-ı Peygamber, camiye sokmamış onları.. "Öyleyse gelmeyin!.." demiş.


(Ve an yahyebni muaz radıyallahu anh) Bu Yahyâ İbn-i Muaz, evliyâullah'tan büyük bir zat... Eline geçeni yedirirmiş. Bütün varlığını böyle hayra hasenata harcamış. Allah hepimizi affetsin... Oğlu, sen bize miras bırakmayacaksın diye kafasını taşla ezip öldürmüş, şehid etmiş. Allah Allaah...

Ukkul valideyn, büyük günahların üçüncüsü... Anaya babaya asi olmak, en büyük günah!.. İnsan, namaz kılacak kadar bir okumayı öğrendikten sonra, dinini imanını öğrenecek kadar bir bilgi sahibi olduktan sonra, fazla okumak için anası babası izin vermezse, gidemez.. Anasına babasına itaat vacib; öteki nafile... Hatta Kur'an ilminde hafız olmak, hoca olmak istiyor. Hoca olmak, hafız olmak nafiledir; anaya babaya itaat vacibdir. İzin vermezlerse gidemezsin!..


Allah kusurlarımızı affetsin... Tevfikàt-ı samedâniyyesine mazhar eylesin... Sevdiği, râzı olduğu kullarının arasına bizleri de kabul etsin inşaallah...
Kâffeten ehl-i imanın ervâhı için, el-Fatiha!..

Mehmed Zahid KOTKU Rahmetullahialeyh

29. 7. 1979 / 1 Ramazan 1399
(Yatsıdan önce)
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 25.09.2006, 20:59
 
M. Ali Saral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.08.2002
Mesajlar: 5.516
Teşekkür etti: 6
58 Teşekkür 36 Mesaja aldı
Münebihhat Dersleri 2

Münebihhat Dersleri 2

Euzübillâhimineşşeytanirrâcîm.

Bismillâhirrahmanirahîm.

Elhamdü lillâhi rabbil alemîn... Vel akıbetü lil müttakîn... Ves salâtü ves selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihi ecmaîn...


Cenâb-ı Feyyâz-ı Mutlak ve Rabbül Felak Hazretleri, cümlemizi mağfurîn zümresine ilhak eylesin... Bu mübarek Ramazan-ı şerifte onun hürmetine, sevgililerinin hürmetine, Rasûl-i Ekrem'in hürmetine, hepimizi sevdiği razı olduğu kullarının arasına kabul etsin...

İnsan olmak çok zor şey... Çok zor ama... Tayyare yapmaktan zor... Füzeler yapmaktan zor... Hepsinden zor... Allah muînimiz olursa, oluruz. Muînimiz olmazsa, kendi halimize öyle olgun, kâmil bir müslüman olmamız çok zor...

Bu kitabı okuyor insan... Okudukça bakıyor kendine... Nerde?.. Biz nerde onlar nerde?..


Efendimiz SAV'in şu sözü, çok şayân-ı dikkat:

"İki huy var ki, ondan daha efdal şey yok: Birisi, Allahu Teala'ya iman; İkincisi, müslümanlara faydalı olmak."

Müslümanlara faydalı olmak... Çeşitli faydalar var... Meselâ, bir fakire ev alıverirsin... Yemeğini verirsin, karnını doyurursun... Üstüne başına bakarsın, para yardımı yaparsın... Çok iyi şeyler; fakat bu bir fayda temin etmez. E, adam yaşar, ölür gider. Asıl müslümanlara fayda: Onun imanını kuvvetlendirecek, imanını sağlamlaştıracak bilgi lazım!..
Onun için alt tarafta diyor ki: (Aleyküm bimücâlesetil ulemâ') "Ulemâ meclislerine devam edin!.. Çünkü, sizin imanınızın kuvvetlenmesi ancak bununla kaimdir." Çünkü;


(Eddînü en nasîhah) "Din nasihatla kàimdir." Nasihat dinlemeyen kulaklar anarşist olur. İnsanları yola getirecek şeyler nasihatle olmuş... Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara ne kılıç kullandı, ne top tüfek kullandı. Onlara yaptığı nasihatlerle, Kur'an nasihatleriyle hepsi --Allah'a şükür-- kâmil, olgun kimseler oldular. Seviyelerine erişmeye imkân olmayan, yüksek rütbelere nail oldular. Sırf Kur'an'ı dinlemeleri dolayısıyla...

Onun da bugün varisleri, ulemalar... Bize dini öğretecekler, telkin edecekler. Allah da bizim kalblerimize hidayet ihsan buyurursa, biz de onlardan istifade ederekten, Allah'ın sevgili kulu olmaya çalışacağız. Onu için buna çok dikkat etmeli!.. İnsanlara asıl fayda verecek, insanların kemâline sebep olacak bilgileri öğretmeli!.. Onun için Kur'an kursu müesseselerine son derece dikkat etmeli.


Bugün İstanbul'da aşağı yukarı üç yüz bin çocuk okuyor. Üç yüz bin çocuk Anadolu'dan geliyor, burda mekteplere gidiyor. Kimisi mühendis oluyor, kimisi mimar oluyor, kimisi doktor oluyor... Oluyor ama, dinini bilmedikten sonra bu bilgilerin faydası olmuyor. Dünyada istifade eder tabii... Dünyada istifade eder amma, öldükten sonra bir şey yok elinde... Onun için dinini öğrendikten sonra ne olursan ol; atomcu ol, tayyareci ol, uçucu ol, doktor ol, mühendis ol... Ne olursan ol ama, dinini bil! İyi bil ama...

Onun için dini bize bildirecek müesseselerin başında Kur'an kursları geliyor. Evvelâ Kur'an okumasını öğreneceğiz... Sonra da Kur'an bize ne diyor, onu öğreneceğiz... Sonra da, Peygamber SAS'in buyruklarını öğreneceğiz. Eh kendimizi onlara uydurabilirsek, ne mutlu bize... Uyduramazsak, o zaman da ne yazık bize!..


Yahyâ ibn-i Muaz RA'ın sözü kalmıştı, dün okurken:

1. (Mâ asallàhu kerîmün) Hiç bir kerim insan Allah'a isyan etmez! Kerim sıfatına nail olan insanın, Allah'a isyan etmesine imkan yok!..

2. (Ve mâ âsered dünyâ alel âhireh, hakîmün) Hikmet sahibi olan bir insan da, dünyayı ahiret üzerine tercih etmez!.. Aklı başında olan bir insan, dâimâ ahiretini düşünür ve ahireti için hazırlanır.

A'meş denilen muhaddîsînden bir zât, RA; o da diyor ki:

1. (Men kâne re'sü mâlihî ettakvâ) Kimin ki, re'sümâli, sermâyesi takvâ ise, her hâl ü kârda Allah'tan korku üzerinde ise; (kelletil elsünü an vasfi ribhu dînihî) onun kazancını vasfetmekten, söylemekten diller aciz kalır.

2. (Ve men kâne re'sü mâlihî eddünyâ) Re'sümâli de dünyâ olursa... Sermâye; bir milyon, iki milyon, beş milyon parası var adamın... (kelletil elsünü an vasfi husrâni dînihî) Onun da dininin husrânını tariften diller aciz kalır.

Burda re'sümâli dünyâ demek, dünyaya tapan adam demek... Öteki takvâ sahibi; onun milyonları da olsa, o onlarla yine Allah'ın rızâsını kazanır. Çünkü, gayesi Allah... Gayesi Allah olduğu için, çok para ona zarar etmez.

Süfyân-ı Sevrî denilen, İmâm-ı Azam'ın ayarında bir müctehid daha var. Bunun mezhebi yaşamadı. Zamanında yaşadı, sonra kayboldu. Büyük bir zat... O da diyor ki:

1. (Küllü ma'sıyetin an şehvetin) Her bir günah ki, işlenir. Ama bu, şehvetten ileri gelen günahlar... (feinnehû yürcâ gufrânühâ) Şehvetten nâşı olan her bir günahın mağfiret olunması umulur.
Masiyetler iki kısımdır. Birisi aşikar, birisi gizli. Gizli olan masiyetlere necaset-i maneviyye diyorlar. Necaset-i maneviyye. Kibir, gözükmez ortada bir şey... Gurur, hased, kin, şehvet... Bunlar saklı içerde. Bunların dışarda bir alâmeti yok, görülmez. Bunlara manevi günahlar diyorlar ki.. Öteki günahlar; pislik, hamama gidersin, yıkanırsın temiz olur. Ama bunlardan yıkanmakla temiz olmak mümkün değil. Bunların çaresi tövbe. O tövbeyi de yapmak kolay bir şey değil... Tövbeyi yapmak kolay da, tövbede durabilmek hüner...


2. (Ve küllü ma'siyetin anil kibri) Gururdan, kibirden, hasedden, gadabdan ve buna benzer sair şeylerden olan ma'siyetler ise; (feinnehû lâ yürcâ gufrânühâ) onun mağfireti umulmaz.
--Neden?..

İşte Firavun var ya, o Firavun'un (Ene rabbükümül a'lâ) deyişi kibrinden dolayı, büyüklendiğinden dolayı... Büyüklenme iyi değil... Büyüklendi miydi, onun cezası çabuk geliyor. İnsan ondan da kolaycacık tövbe edemiyor. Tövbe etmek de kolay değil yâni... Edemiyor.


(Li enne ma'sıyete iblîs) İblisin ma'siyeti bundan... (kâne asluhâ minel kibri) Aslı, kibir... Gurur bırakmıyor onu... Yaptığı günahlardan dolayı bir daha af da dileyemiyor; af olunamıyor.

(Ve zelletü âdeme) Adem AS'ın zellesi, hatası, (kâne asluhâ mineş şehveh) şehvetten neş'et etti. Allah "Yeme!" dedi. Yemeyin denilen meyvadan yedi, aldandı. O yediğinden dolayıdır ki, onun affı me'mul...


1. (Men eznebe zenben ve hüve yadhakü) Bazı cahiller var ya; güle güle içki içerler, kötü yerlerde bulunurlar... (Feinnallàhe yüdhilühün nâr, ve hüve yebkî) Bunun akıbeti ağlaya ağlaya cehenneme girmektir. Güle güle günah işliyordu, fakat ahirette ağlaya ağlaya cehenneme girmesine vesîle oluyor.

2. (Ve men etâa) Her kim Allah'a itaat eder. (ve hüve yebkî) Aynı zamanda da ağlıyor. Hem itaat ediyor, hem de ağlıyor. İmam-ı Azam gibi... (Feinnallahe yudhilühül cennete ve hüve yedhakü) Onu da cennete gülerek korlar.

Ne iş yani... İmam-ı Azam Hazretleri'ni tarif ederler de: "Gece namaz kılıyor. Camiden çıkmıyor, yatsıdan sonra; namaz kılıyor." Bazı gözleyiciler, "Bakalım, ne yapıyor?" diye, girerler içeri saklanırlarmış. Gözlerinden yaşlar şıp, şıp diye hasıra damlıyor. Ne iş ya Rabbi!.. Ne hikmet!..


Bazı hukemâ şöyle demiş:

(Lâ tahkırez zünûbes sığâr) Sakın sen bu günahtır diye hakir görme ve aldatma kendini!.. "Ufak günahlardır; adam istesem bundan tevbe ederim, Allah da affediverir." diye kendini aldatma!.. (Fe innehâ tenşaibü minhez zünûbül kibâr) Sonra onlar birike birike büyük günahlar olurlar. Ufacık kumlardır; fakat toplaya toplaya dağ gibi birikiyor.


SAS Efendimiz buyuruyorlar ki:

1. (Lâ sagîrete meal ısrâr) "Bir günaha ısrar ediyormusun, o sağîre olmaz artık, sağîrelikten çıkar." Meselâ, bir sigara içmek kerahattir derler. Fakat iki, üç, dört, yedi, sekiz olunca büyük günah oluyor sonunda... Bir yerden okumuştum ki, "Sekiz tane küçük günah, bir tane büyük günah olur." diyerekten kulağımda kalmış.

Bazı insanlar ehemmiyetsiz derler, ufak günahlara kıymet vermezler. "Ufak günah canım!" derler. Efendimiz diyor ki: "Hayır, günahın ufağı olmaz. Daima yapıyorsun onu, o büyüyor." Bir mısır tanesi, bir daha ko, bir daha ko... Ohooo, bir yığın oldu o!.. Ufak ama birikiyor, yığın oluyor.

2. (Ve lâ kebîrete meal istiğfâr) Ne kadar günahın büyük olsa da, mâdem ki istiğfar ediyorsun, tevbekâr oluyorsun; o da kalmaz.

Büyük günahlar da istiğfar ile yok oluyor. Hatâ ediyor insan; arkasından tövbe ediyor, nedamet diliyor. O da dayanamıyor, yok oluyor inşallah...

(Hemmül ârif, essenâü) Ariflerin dertleri Cenâb-ı Hakk'ı senâ etmektir. (ve hemmüz zâhid, edduâü) Zâhidlerin de işleri Cenâb-ı Hakk'a yalvarmaktır. (Lienne hemmel ârifü rabbühû) Arifin gayesi, maksadı Rabbidir. (ve hemmüz zâhid, nefsühû) Zâhidin kaygısı da nefsidir.

Zâhidliğin bu derecesindoe kalmak zararlı oluyor. Zâhid olsan da, nefsinden kopup ârif olmağa geçmek lâzım!..


Hakîm olan kimseler demişler ki:

1. (Men tevehheme enne lehû veliyyen evlâ minallàh) Dünya büyüklerinden bir büyüğü kendisine velî ediyor da, Allah-u Teâlâ'yı unutuyor. "Filân adam benim velîmdir!" diyor. Büyük adam... Ona arkasını dayıyor. (kallet ma'rifetühû billâh) Bu adamın Allah'a ma'rifeti yok demektir. Çok az... Allah'ı bırakmış, başkasına dayamış arkasını... Ondan dolayı gururlanıyor. Bunun ma'rifeti azdır diyor.


2. (Ve men tevehheme enne lehü adüvven a'da min nefsihî, kallet ma'rifetühû binefsihî) Kendisinin nefsinden daha kötü bir düşmanı vardır diyen de, nefsini bilmediğinden böyle söylüyor. En büyük düşmanı insanın kendi nefsidir ki, cehenneme o sürüklüyor.

"Asıl senin düşmanın nefsindir. Nefsinden daha başka düşman arıyorsun; senin de nefsine bilgin az... Nefsine bilgin sağlam olsa, asıl düşman senin nefsin olduğunu bilirsin. Seni kemâle ulaştırmaya mani oluyor. Hayırlarına mâni oluyor, bir çok iyiliklere mâni oluyor. Binaenaleyh, asıl düşman senin kendi nefsin!.." diyor.



Bir de Ebûbekr-i Sıddîk RA, (Zaherel fesâd fil berri vel bahri) "Karada ve denizde fesad zâhir oldu." ayet-i kerimesi için diyor ki:

(Elber hüvel lisan) "Kara, dildir. (vel bahr, hüvel kalb) Deniz de kalbdir." diyor. Kur'an'daki mânâya bak!.. Orda karadan, denizden bahsederken; "Karadan murad dildir, denizden murad kalbdir." diyor. Fesad bu ikisinde de var...

Denizde ne fesad olacak, deniz Allah'ın suyu... Kara da Allah'ın toprağı... Toprağın ne kabahati var?.. Denizin ne kabahati var? Fesad asıl dil ile gönülde... Bu ikisini kaybettin mi elden, felaket...

1. (Fe izâ fesedel lisân) "Dil yalan söylüyor, fenâ söz söylüyor... Hatır kırıyor, gönül yıkıyor... (beket aleyhin nüfûs) Buna, insanlar ağlar. Bu, hatır kırıcı, gönül kırıcı adama ağlar insanlar...

2. (Ve izâ fesedel kalb) Bu sefer gönül fesad... Kendi kendine, kötü kötü şeyler besliyor gönlünde... (beket aleyhil melâikeh) Ona da melekler ağlar.

Bunu bir yerde okudum bugün de, diyor ki: Kâbe-i Muazzama'da oturma!.. Çünkü burada, günahı işlemedikçe, içinden gelir bir şeyler ya... Şu fenalığı yapayım, bu fenalığı yapayım. Fakat aklın başına gelir. Tövbe edersin, yapmazsın. Günah yazılmaz. Fakat, Kâbe'de içinden böyle bir şey geçirdin miydi, derhal o yüzbin günah yazılır. Onun için diyor ki: "Hazreti İbni Abbas, Mekke'de oturmadı, Taif'e kaçtı." Bu günahdan dolayı, orda barınmak zor... Gayet kendini şey tutacaksın.


Denilmiş ki:

1. (İnneş şehvete tüsayyirul mülûke abîden) Şehvet çok fena şey; Allah muhafaza etsin... İşte hayvanlarda görüyoruz ya... Şehvetleri geldiği vakitte nasıl birbirlerine hücum ediyorlar, vurup kırıyorlar, koparıyorlar. Bu insanda da aynı şey mevcut... Onun için, bunu yenmek, pehlivanları yenmekten daha zor!.. Pehlivanları yenmek mümkün de, bu insanın şehvetini yenmesi çok zor... Onun için şehvet, (tüsayyirül müluke abîden) melikleri köle eder, Şah'ı köle ettiği gibi...

2. (Ves sabru yüsayyirul abîde mülûken) Sabır da, köleleri melik yapar. (Elâ terâ ilâ kıssati yusuf, ve züleyhâ) Görmüyor musun Yusuf AS ve Züleyhâ'nın kıssasını?.. Yusuf köle oldu, fakat sonra Mısır'a melik oldu. Ne sebebiyle?.. Sabrı sebebiyle... Öteki Şah idi. Şahlık gitti elden, oldu şimdi bir köle...


Denilmiş ki:

1. (Tubâ limen kâne aklühû emîren) İnsanın aklı emiri olursa, o insana müjdeler olsun!.. Çok iyi.. Aklını kullanabiliyor. (ve hevâhü esîrâ) Hevâsına da uymuyor. Hevâsına uymayan adam, aklı kendisine emir... Ooo, ne mutlu o adama!..

2. (Ve veylün limen kâne hevâhü emîren) Eğer arzusu emirse... Hevası, arzusu, isteği onun emiri...

--Şunu yapalım bu akşam!

--Yapalım...

--Bunu yapalım!

--Yapalım...


Bugün akşam dinledim de: Yedi-sekiz tane eşkiya delikanlı bir evi basmışlar.. Yedi tane delikanlıyı kesmişler. O delikanlılarla da hiç bir ilgileri yokmuş. Yalnız onların örgütüne girmediklerinden dolayı, onlara kin beslemişler. Basmışlar yakalamışlar; yedisini de kesmişler adamların... Bir kısmını, Eskişehir yoluna götürüp kesmişler... Bir kısmını evlerinde kesmişler. Hakim, idamlarını istiyordu onların...

Yâni, bunların şimdi hiç bir kabahatleri yok... Kabahatleri olmadığı halde, insan bu kadar canavar oluyor yani. Emeline nail olmak için... E, aptal insan! Sen elde bir maşasın, seni arkadan oynatan var!.. Hacivat'la Karagöz vardı, vaktiyle bizim çocukluğumuzda... Perdenin arkasında oynar, biz de onları seyrederdik... O, oyunda değil ki, onu oynatan var... Şimdi, bu oynatanlara aklı ermiyor çocukların... Canlarını da feda ediyorlar. Allah esirgeye...


Denilmiş ki:

1. (Men terekez zünûb, rakka kalbühû) Günahları terkeden insanların kalbleri yumuşak olur. Mahzun olur. Ağlar, sızlar, yalvarır Allah'a...
2. (Ve men terekel haram) Haram da günah ya, onu da ayrıca yazmış. Haramı terkederse, (ve ekelel halâl) helalı da yerse, (saffet fikretehû) kafası çok güzel, temiz olur... İyi düşünür. İyi düşünceli insan olur.

Denilmiş ki:

(İkmâlül akl) "Aklın kemali..." Herkeste bir akıl var ya şimdi. Bunun hangisi olgun akıl, kâmil akıl?.. (İttibâu rıdvânillahi teâlâ) "Allah-u Teâlâ'nın rızâsına ittiba etmek..." Allah-u Teâlâ kimlerden memnun, nelerden memnûn; bunları yapıyor. Allah-u Teâlâ'nın râzı olmadığı şeyleri de terk ediyor. (Vectinâbü sehatıhî) "Emrine itâat ve gazabından ictinâb!.."

Onun için demişler ki:

1. (Lâ gurbete lil fâdıl) Fâzıl adama gurbet yoktur. Dünyayı dolaşsa, hiç gariplik çekmez. Her yerde dost bulur.

2. (Ve lâ vatane lil câhil) Cahil, vatanında da gariptir. Kimseyle geçinemez çünkü... Önüne gelenle kavga eder. Vatanında da rahatı olmaz.


Denilmiş ki:

(Hareketüt tâati delîlül ma'rifeh) Şimdi namaz kılıyoruz ya, yatıyoruz kalkıyoruz. Bu bir hareket... Bu hareket, o kimsenin Allah'ı bilgisinin alâmetidir, demiş. Nitekim, (Hareketül cismi delîlül hayâh) vücudun hareketi, ölmediğine alamettir. Ölü olsa, kımıldayamayacak...

Vücudun hareketi ölmediğine alâmet olduğu gibi; gönüllerin de hareketi, taatlerin yapılışıdır. O da ma'rifet-i ilâhiyyenin kendisinde mevcud olduğuna alâmettir.


Şimdi burda bir hadis var, bunu herkes de bilir:


Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuş:

1. (Aslü cemiil hatàyâ hubbüd dünyâ) Günahlar çok ya; yüzlerce... İşte 550 tane günah yazmışlar, mâlûm... Fakat bunların bir başı var... Başı hubbüd dünya, dünya sevgisi...

E, bu dünyada oturduğumuz için, sevmemek de mümkün değil... Ev yapacaksın, çoluk çocuk evlendireceksin... Kendin de harcayacaksın, yaşayacaksın bu dünyada... Bir iş lâzım!.. Biz öyle eski zamanın kâmilleri gibi, bir lokmayla, bir hırkayla geçinemeyiz ki...

2. (Aslü cemiil fiten) Şimdi, hataların başı dünya sevgisi olduğu gibi; bütün fitnelerin başı da... O anarşiler-manarşiler... Bunların hep başı da, (men'ul uşri vez zekât) öşür ve zekâtı vermemek... Öşürle zekât kalktı mı, fitneler de kalkacak ayağa, ayaklanacak...

Şimdi ilk şeyde, köylüden öşrü kaldırdık. Köylüye dedik ki, öşür kalktı, rahat et... Oh dedi, sevindi. Çünkü öşrü vermek de zor bir işti. Öşür kalkınca, zekât da artık müslümanların keyfine kaldı. İsteyen müslüman verir, isteyen de vermez...


Şâir demiş ki:

(Yâ men bidünyâhü iştegal) "Ey dünyasıyla meşgul olan kimse!.. (Kad garrahu tlil emel) Seni uzun emel aldatıp duruyor." Şu kadar sene yaşarım... Şu da lazım, bu da lazım.. Birçok emel var insanda... Şimdi bu emeller seni aldattı.

(Evelem yezel fî gafletin) "Sen bu uykuda ne kadar uyuyacaksın daha?.. (Hattâ denâ minhül ecel) Bakıyorsun ki bir gün, ecel geliverdi." Ondan sonra senin emellerin filan hepsi suya düşüyor. Bir şeyler yapacaksın ama, bir türlü nail olamıyorsun...

(Elmevtü ye'tî bağteten) "Ölüm ansızın gelir." Ansızın gelir ama, evvela bir elçisi de vardır. Belin ağrır, bacağın ağrır... Karnın ağrır, başın ağrır... O ölümün elçisi onlar... Aklını başına al, diyor. Sonra ölüm ansızın gelir vesselâm... (Vel kabrü sandukul amel) "Kabir, amellerin sandığı..." Kızların çeyiz sandığı olduğu gibi... Oraya doldururlar. Kabir de senin amellerinin sandığı.. Neleri götürdüysen burdan oraya amel olaraktan, onlar senin karşına çıkacak... İyilikler götürdüysen, ne mutlu sana!..
Onun için kabir:


(Elkabrü ravzatün min riyadıl cenneh, ev hufratün min huferin nîrân) "Ya cennet bahçesi, ya cehennem çukuru..."

--Nasıl?..

--Canım bugün önümüzde bak, televizyon var! Şöyle karşıdan bakıyoruz: Oooo, her yeri seyrediyoruz... Ne gördük, ne ettik, ama gözümüzün önünde, bir çok yerleri seyrediyoruz işte... İşte, mezar da böyle... Oraya gireceğiz. Girdikten sonra eğer cennetliksek, o cennetteki yerimiz böyle, televizyondaki gibi bize gösterilecek. Orda bakacaksın: "Ooo, ne mutlu bana... Köşkler benim. Bu saraylar benim. Bu cennetler benim... Oooh!.." diyeceksin. Unutacaksın ölümü...

E, maazallah, imandan, amel-i salihten mahrum olaraktan, dinsiz olaraktan gittiyse; ona da cehennemdeki yeri gösterilir. Onu görecek. Yılanlar, çıyanlar, akrepler; çeşitli azap şeyleri... O, orda artık eriyecek mi eriyecek, işte artık... Vayy... Nedâmet... "Tekrar beni dünyaya çıkar da ya Rabbi, bak yapar mıyım?" diyecek amma, bir daha çıkar mı ya?..


Onun için, (Isbir alâ ehvâlihâ); bundan sonra sen, o kabrin hâline razı olacaksın, başka çaren yok... (Lâ mevte illâ bil'ecel) Ölüm de gelmez, ancak ecelle gelir. Ecel... Nefes var bizde ya, alıp veriyoruz. Bu alınan nefesler bizim sermayemizdir. Bin mi, yüzbin mi, beşyüzbin mi?.. Adama nefes verilmiştir. Bu nefesler bitmeyince, insan ölmez. İnsanın ölümü bu nefeslerin bitişine bağlı...

Binaenaleyh, sen bu nefesleri mümkün mertebe boşa kaçırmamağa çalış!.. Öyle hevâ ü heves, zevk ü sefâ peşinde bu nefesler kaybolunca, Cenâb-ı Hak soracak kıyamette:

--Bu sana verdiğim ömrü nereye harcadın?

--Zevk ü sefâ peşinde, şurda burda erittim...

E, olur mu?.. Allah kusurlarımızı affetsin.


Şimdi bu ikişerli kısımdı. Gelecek ders de babüs selâsi'ye, üçer üçer cümlelere geleceğiz. Allah cümlemizi affetsin...

Bugün bir efendi geldi. Bir caminin müezziniymiş. Bizim Doktor Mazhar'a gitmiş:

"--Ben zayıfım, korkuyorum! Orucu kışa bıraksam da kışın tutsam olmaz mı?" demiş.

O da bana yollamış, "Git hocama sor!" diye... Dedim: "Ben senden çok zayıf idim vaktiyle... Bugün de yesem, câizdir. Bize Allah-u Teâlâ izin de veriyor; tutsak da olur, tutmasak da... Çünkü bundan sonra gençleşeceğimiz yok..." Hasta tutmaz orucu ama, iyi olduktan sonra tutacak... Bizde bundan sonra iyi olma vakti gayri geçmiş. Onun için dedim ki:

"--Sen ölmezsin korkma!.. Daha sağlam olursun, iyi olursun!" dedim.
"--Şöyle hastalığım var, böyle hastalığım var..." dedi.

"--Onlar da geçer inşaallah!.. Müezzinmişin; biraz da yat uyu, fazlaca...
Öylece geçir vaktini, ama orucu bırakma!.."

"--E şöyle, böyle..." dedi.

Dedim ki:

"--Senin bugün bıraktığın bir günlük orucun yerine, bir sene oruç tutsan onu ödeyemezsin!.. Bir sene hiç bozmadan oruç tutsan, ramazanda yediğin bir günün orucunu ödeyemezsin. Mükâfatını kazanamazsın... Bir rivayette de, ömrün boyunca oruç tutsan... Ömrün boyunca oruç tutsan, Ramazanda bir gün yediğin orucun yerini tutamaz!.."


Onun için, Allah hepimizi affetsin de, bu mübarek günlerde şöyle lâyıkı vechiyle, Hakk'ın istediği gibi oruç tutmak nasib etsin... Kimsenin gönlünü kırmadan, kimseyi incitmeden; elimizden geldiği kadar herkese iyilik, güzellik, tatlı dil güler yüzle muamele ederekten, hoş sohbetlerle mübarek ramazanımızı geçirmek cümlemize nasib ü müyesser etsin inşallah!..
El-Fâtiha!..


Mehmed Zahid KOTKU Rahmetullahialeyh
30. 7. 1979 / 2 Ramazan 1399
(02. 10. 1974 / Ramazan 1394)
__________________
" M a k s a d l a r ı n A n a s ı S a b ı r d ı r . "
M. Ali Saral isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 29.09.2006, 01:19
sevgiliye kavuşmak ele geçermi acaba???
 
enes82 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12.03.2006
Mesajlar: 1.140
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
ALLAH razı olsun
__________________
imam-ı rabbani ks..Her ne varsa guzel, Allah sevgisinden baska, hepsicana zehirdir, seker bile olsaİS BUDUR BUNDAN BASKASI HİCTİR
enes82 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Photoshop Dersleri Fani Grafik - Logo - Animasyon Tasarımı 2 17.06.2007 12:05
YİMPAŞ dersleri rapido Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 06.11.2006 14:28
İman Dersleri Ninja_Kedi Dini Bilgi ve Eğitim 5 13.09.2006 15:57
Türkçe dersleri jandarma Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 3 01.05.2005 22:42
Excel Dersleri Mikval Tavsiye ettiğiniz Linkler 0 25.03.2005 16:53


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:13 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git