İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 03.10.2006, 15:18

 
Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Hayat-ı Saadetleri - 1

Milâdi 6. Asırda
İnsanlığın Durumu:


Resulullah Aleyhisselâm’ın âlemlere rahmet olarak geldiği milâdi altıncı asırda, dünyanın üzerini kara bulutlar kaplamıştı. İnsanlık âlemi; zulüm, istibdat, cehalet ve sefalet içinde inliyordu.

Cehâlet karanlığı, ilim ve faziletin aydınlığını alabildiğince bastırmıştı. İnsanlar ne okuma yazma ile ilgileniyorlar, ne de başkalarından bir şey öğrenmeye gayret ediyorlardı. Okuma yazma bilenlerin sayısı parmakla sayılacak kadar azdı.

Şirk ve putperestlik almış yürümüştü. Dinsiz milletler; taştan ve ağaçtan, altın ve gümüşten veya diğer maddelerden yaptıkları, çeşitli yüz ve vücut hatlarına sahip heykellere tapıyorlardı. Her tip ve her boyda putlar vardı. Mekke putperestliğin merkezi haline gelmişti. Kâbe’nin içinde üçyüzaltmış kadar put vardı.

Ayrıca Taif’de Lât, Nahle vâdisinde Uzzâ, Mekke ile Medine arasında Kudeyt mevkiinde Menât putları vardı. Kâbe’nin içindeki putlardan en önemlisi ise Hübel’di.

Hıristiyanlık dini bozulmuş, tek Allah’a inandıklarını söyleyen hıristiyanlar; tanrının bir de oğlu olduğunu, üçüncü tanrının da Ruhül-kuds olduğunu iddiâ ediyorlardı. Yahudiler ise Allah’a insanî sıfatlar yakıştırıyorlar, icabında insan kılığına girdiğini, Üzeyir adında bir oğlu olduğunu söylüyorlardı. Ayrıca ateşe tapan Mecusîler, yıldızlara tapan Sâbiiler de vardı. Kısacası tek Allah’a inanmanın dışında, ne kadar çok inanç ve ibadet şekli varsa, hepsi o çağın insanlarında mevcuttu.

Sosyal durum ise yürekler acısı idi. Arabistan halkı çok çeşitli kabilelere ayrılmış bulunuyordu. Bir hükümdara baş eğip itaat ederek toplu bir millet haline gelememişler, esaslı bir devlet kuramamışlardı. Devlet anlayışı kabile gelenekleri arasında kaybolup gitmişti. Durumlarını düzeltecek, geleceklerini emniyet altına alacak kanunları da yoktu. Kabileler arasında kan dâvâları yüzünden iç harplerin ardı arkası kesilmek bilmezdi. Birbirleri ile uğraşmaktan başka işleri yoktu.

Nesilleri tüketip bitiren kan dâvâları itiyat halinde idi. Savaşlarda, baskınlarda esir edilen insanların diri diri yakıldığı olurdu. Hasımlar birbirini ele geçirdikleri takdirde kafa taslarını kadeh gibi kullanarak içki içeceklerine yemin ederlerdi. İnsanları işkence ile öldürmekten zevk alınırdı.

Mülk birkaç zengin arasında dağıtılmıştı. Halkın geri kalan kısmı, hiçbir şeye sahip olmamaları yüzünden sefalet içinde kıvranıp duruyorlardı. Açlıktan hurma çekirdeklerini yerlerdi. Hayvan leşlerini bile yemek mecburiyetinde kalırlardı.

Kim daha güçlüyse başkasının hakkına tecavüz eder, malına ve mülküne konardı.

Evliliğin sınırı yoktu, bir kişi on veya daha fazla nikâh yapabilirdi. Üvey anne ile evlenmekten çekinmezlerdi. Bunun yanında boşanma ise çok yaygındı. Fahişeliğin her çeşidi almış yürümüştü.

Kadın erkeğin malı durumunda idi. Önce babasının, evlendikten sonra kocasının, kocası ölünce de oğlunun esiri idi. Ölen bir adamın kadınları, vârisler arasında hayvanlar gibi taksim olunurdu.

Çıplaklık ayıp sayılmıyordu. Ulu orta çıplak dolaşırlar, açıkta çıplak yıkanırlar, kadın-erkek Kâbe’yi çıplak tavaf ederlerdi.

Kız çocuklarını diri diri gömecek kadar vahşet gösteren ve bundan acı bile duymayan âileler vardı. Kimisi başkalarına gelin gitmesinler diye, harplerde esir düşüp câriye olmasınlar diye, âileye yük olmasınlar diye öldürür; kimisi de çocuklarını putlara kurban ederdi.

Ölenin mirasından kadın ve çocuklara pay verilmezdi. Ayrıca âilede en güçlü kişi, ölenin bütün mirasına el koyardı.

Allah-u Teâlâ:

“Doğrusu siz O’nun yol göstermesinden önce sapıklardan idiniz.” (Bakara: 198)

Âyet-i kerime’si ile onların sapıklıklarını vasıflandırmıştır.

Yalnız Araplar değil, insanlık âlemi maddî mânevî ıstıraplar içinde idi. Arabistan’ın iki büyük komşusu olan Bizans ve İran, korkunç bir uçuruma doğru sürükleniyordu. Hülâsa olarak bu devirde ne tarafa bakılsa, cihanın her yeri herc-ü merç içinde idi. Islahı için ancak bir kurtarıcının zuhuru gerekiyordu. Bu hakiki mürşid, olsa olsa Allah-u Teâlâ tarafından vazifelendirilen bir peygamber olabilirdi ve geleceği dört gözle bekleniyordu...

Konu ibrahimem tarafından (06.10.2006 Saat 20:25 ) değiştirilmiştir..
ibrahimem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 05.10.2006, 13:53

 
Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Beklenen Kurtarıcı:

Nur kaynağı Muhammedî güneş tülû etti, Hicret’ten 53 yıl önce, Milâdî 571 yılının 20 Nisan’ında, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke-i Mükerreme’nin Hâşim oğulları mahallesinde beklenen kurtacısı dünyaya teşrif etti.

Babası Abdullah iki ay önce vefat etmişti.

Annesi doğum sancılarını hiç hissetmemiş, anadan sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuş, o gece mecûsilerin bin yıldan beri yanmakta olan ateşgedeleri sönmüş, İran’da Sâve gölünün suları çekilmiş, suyu kesilmiş olan Semâve vâdisini su basmış, Kisrâ’nın sarayından ondört şerefe yıkılmış... O gece bazı olağanüstü hadiseler cereyan etmişti. Ayrıca Kâbe’deki büyük putların yüzüstü yere düştüğü görülmüştü.

Âmine doğumdan sonra çocuğunu bir süre yanında tutmuş, ardından da süt anneye vermiştir. Dört yaşlarında iken onu tekrar yanına almış ve iki yıl daha beraber kalmışlardır.

Âmine âilenin dayıları sayılan Neccar oğulları ve Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek için, oğlunu ve hizmetçisi Ümm-ü Eymen’i de yanına alarak Medine’ye gitti. Orada bir ay kaldılar. Dönerlerken Ebvâ denilen yerde Âmine âniden hastalanarak vefat etti ve oraya defnedildi.

Âmine ölmeden önce şu sözleri söyledi:

“Her yaşayan ölür, her yeni eskir, her çok azalır, her büyük fenâ bulur. Ben de öleceğim, fakat ebedî anılacağım. Çünkü arkamda hayırlı bir halef bırakıyorum.”

Ümm-ü Eymen çocuğu alarak Mekke’ye getirmiş ve dedesi Abdülmuttalib’e teslim etmiştir.

İki yıl dedesinin yanında kaldı. Onun da vefat etmesi üzerine amcası Ebu Tâlib’in evine geçti.

...

Konu ibrahimem tarafından (06.10.2006 Saat 20:29 ) değiştirilmiştir..
ibrahimem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 06.10.2006, 20:30

 
Üyelik tarihi: 24.07.2006
Mesajlar: 303
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
İlâhî Muhafaza:

Muhammed Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın bizzat himayesinde büyümüştü. Göz alıcı mucizelerle, halkettiği yüce sebepler ve büyük hikmetlerle onu korumuş, Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmuştu:

Resulüm! Şüphesiz ki sen bizim hıfz-u himâyemizde, gözetimimiz altındasın.” (Tur: 48)

Bu da hiç şüphesiz ki şereflendirici ve ünsiyet verici hususi bir tabirdir. Onu kendi haline bırakmamış, gözetimi altında bulundurmuş, kudret elini ondan hiç çekmemiştir.

Çocukluk çağını amcasının şefkat kanadı altında geçirdi. Ebu Tâlip yeğenine gerçekten hâmilik yapıyor, onu câhiliyet devrinin kötülüklerine bulaştırmamak için olanca titizliği gösteriyordu. Zaten Allah-u Teâlâ onu her türlü kötülüklerden nefret duyacak şekilde yaratmış, her iyiliği her üstün meziyeti onda toplamıştı. Bunun içindir ki daha çok “El-emin” diye anılır, diğer adı ile pek anılmazdı.

Oniki yaşında bulunduğu sıralarda amcası Ebu Talip ile ticaret için Suriye taraflarına gidip geldi. Onyedi yaşlarında iken de amcaları ile Kureyşlilerin ticaret kafilerine katılarak Yemen’e gidip geldi.




Hazret-i Hatice -radiyallahu anhâ-
İle İzdivaç:

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yirmibeş yaşlarında bulunduğu sırada Kureyş’in en zengin, en asil ve en soylu kadını olan Hazret-i Hatice ile evlendi.

Bu dönemde sıkıntılı günleri geride bıraktı. Hazret-i Hatice daha önceleri başkaları aracılığı ile ticaret yapardı. Fakat bu aracılar dürüst ve güvenilir olmadığı için çoğu zaman beklediği kârı elde edemiyordu. Fakat işlerin idaresi tamamiyle Resulullah Aleyhisselâm’ın eline geçtikten sonra büyük kazançlar temin edildi.

Peygamberlikten önceki hayatında olduğu gibi, peygamberliğinin sıkıntılı günlerinde de; sevgisiyle, kalbinin rikkatiyle, imanının kuvvetiyle, sadakat ve faziletiyle, akıl ve zekâsıyla Resulullah Aleyhisselâm’ın en yakın desteği ve yardımcısı, vefakâr ve cefâkâr bir hayat arkadaşı oldu. Etrafında pervane gibi döndü. Dertlerini paylaştı. Her güçlüğe göğüs gerdi, her sıkıntıya katlandı.
Bu mübarek izdivaçtan ikisi erkek dördü kız olmak üzere altı çocukları oldu.
ibrahimem isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hazreti Peygamberimizin Mektubu (sallallahu aleyhi ve sellem) padrocan Dini Bilgi ve Eğitim 0 06.05.2008 08:13
RESUL-İ EKREM -sallallahu aleyhi ve sellem- EFENDİMİZİN MÜBAREK DİLİNDEN DUÂLAR Gülru Dua'lar Hazinesi 5 25.11.2007 13:50
Resulullah aleyhissalatu vesselam Efendimizin Hayat-ı Saadetleri - 2 : ilk Vahiy... ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 0 08.10.2006 18:59
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: "Rabbani Terbiye" ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 1 26.09.2006 15:38
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ibrahimem Dini Bilgi ve Eğitim 4 20.09.2006 21:41


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:45 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50