| O Bir Kalfat'lı
Üyelik tarihi: 22.05.2005 Teşekkür etti: 50
46 Teşekkür 23 Mesaja aldı
| Mazlûm Olmak Mazlûm, zulüm görmüs, zulme ugramis, halim, selim, sakin, sessiz kimse demektir. Zalim ise, zulmeden kimseye denmektedir. Dünya hayatinda insan, ya zalim veya mazlum olmaktadir. Malina, mülküne, canina, namusuna tecavüz edilen mazlumdur. Kalbi kirilan, mazlumdur. Haklari gasbedilen, mazlumdur. Dövülen, hakaret edilen, mazlumdur. Itilen, kakilan, hor görülen, ezilen, kiymet verilmeyen hep mazlumdur. Dünyâya milyarlarca insan gelmis. Bir müddet yasamislar. Sonra, ölüp gitmisler. Bunlarin ba’zilari zengin imis, ba’zilari fakîr. Kimi güzel imis, kimi çirkin. Kimi zâlim imis, kimi mazlûm. Ama o hâllerinin hepsi de geçdi ve unutuldu. Ezilmenin, zulme ugramanin verdigi mahcubiyet, boyun büküklügü, kalbin kirikligi, Mazlumun duasinin kabülüne, zalimin de felaketine sebep olmaktadir. Çünkü hadîs-i serîflerde buyuruldu ki: (Mazlûmun duâsi kabûl olur) (Üç kimsenin duâsi muhakkak kabûl olur: Mazlûmun, misâfirin ve ana babanin) (Kâfir olsa da, mazlûmun bed duâsi red edilmez) (Insanlara zulm eden, Kiyâmetde bunun azâbini çekecekdir) Akli olan kimse, zevklerini Allahü teâlânin gösterdigi yoldan te’mîn eder. Islâmin güzel ahlâki ile süslenir. Herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karsilik verir. Iyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabr eder. Bölücü olmaz. Yapici olur. Böylece, kendisi de hem zevklerine, hem de râhata, huzûra kavusur. Hem de, âhiretin sonsuz azâblarindan kurtulur. Bütün râhatliklarin, se’âdetlerin basi, îmân etmekde, müslümân olmaktadir. Îmân etmek de, çok kolaydir. Îmân etmek için, bir yere para vermek, mal vermek, zor bir is yapmak, birisinden izin almak gibi, bir sey yapmak lâzim degildir. Hattâ, îmânli oldugunu kimseye bildirmek, belli etmek bile lâzim degildir. Îmân, alti seyi ögrenip, bunlara kalbinden inanmak demekdir. Îmân eden, Allahü teâlânin emirlerine teslîm olur. Ya’nî seve seve yapar. Böylece, müslümân olur. Zâlimin biri, büyüklerden birine zulm ederdi. -Buna beddüâ et dediklerinde, -O, bana degil, kendine düsmanlik etmekdedir. Kendine yapdigi bu zarar ona yetisir. Ayrica bir zarar ilâve edemem buyurdu. Hadîs-i serîfde buyuruldu ki, (Insan, kendine zulm edene bedduâ eder. Böylece, hakkini, dünyâda almis olur. Belki, zâlimin hakki da, kendine geçmis olur) Ibâdetleri yapdigi hâlde, zulm eden ve tevbe etdi ise de, mazlûmu bulamiyan, bununla dünyâda halâllesmiyen bir kimse hakkinda hikâye olundu ki: Allahü teâlânin huzûruna götürülür. Dünyâda halâllesemedigi kul haklari varsa, meydâna çikarilir. Mazlûm onun boynuna sarilir. Allahü teâlâ mazlûma; -Ey mazlûm! Yukariya bak buyurur. O mazlûm bakdigi vakit görür ki, bir kösk var. Gâyet büyükdür. Zîneti ve büyüklügü akllara hayret verir. O mazlûm: -Yâ Rabbî! Bu nedir? der. Allahü teâlâ: -Bu satilikdir. Benden satin alir misin? buyurur. O mazlûm ise: -Yâ Rabbî! Bunun kiymetini ödeyecek benim birseyim yokdur der. Allahü teâlâ buyurur ki: -Kardesini zulmden afv edip halâs edersen, kösk senindir. O kul da: -Yâ Rabbî! Emr-i ilâhin sebebiyle ondaki hakkimdan vazgeçdim der. Allahü teâlâ tevbe eden zâlimlere böyle mu’amele eder. Nitekim Isrâ sûresinin 25.ci âyetinde meâlen, (Ben azîm-üs-sân, tevbe eden kimseleri magfiret ederim) buyurur. Tevbe eden, zulmden, günâhdan ayrilip da, ebediyyen bir dahâ o günâhi islemiyendir. Hazret-i Ömer Irak memleketlerinden birine cihâd için ordu göndermisdi. Bir gün Medînede otururken, birdenbire; -Efendim buradayim! buradayim! diye seslendi. Hiç kimse neden böyle seslendigini anlayamadi. Nihâyet ordu zaferler kazanarak döndü. Kumandan hazret-i Ömere kazandiklari zaferleri anlatmaya basladi. Hazret-i Ömer; -Bunlari birak, kendisine zorla suya gir dedigin kimsenin hâli ne oldu, diye sordu. Kumandan, -Yâ Emîr-el mü’minîn! Bu isde benim kötü bir niyyetim yokdu. Bir suya ulasdik. O sudan geçmek için derinligini ögrenmek istedik. O kimseyi soyup, suya koyduk. Hava soguk idi. Yâ Ömer, yâ Ömer diye feryâd eyledi. Sonra siddetli soguk sebebiyle vefât etdi, dedi. Komutanin anlatdiklarini dinleyenler, dahâ önce hazret-i Ömerin Lebbeyk, Lebbeyk diye söylemesinin, "ey Ömer, nerdesin" diye seslenmesine cevâb oldugunu anladilar. Hazret-i Ömer, o kumandana -Eger bundan sonra üsûl olarak kalmayacagini bilseydim, senin boynunu vururdum, dedi. Haydi simdi git, o mazlûmun diyetini âilesine ver. Bir dahâ böyle bir sey yapma, dedi. Mazlum, hakkimdir diyerek baskasina zulmedemez. Mecellede bir kaide var. Madde 921: "Mazlûm olanin, baskasina zulm etmege hakki yokdur. Her ikisi de öder. Meselâ sahte para alan, bunu baskasina veremez." Bir zaman iftirâ sebebiyle Zünnûn-i Misrî hazretlerini hapsettiler. Günlerce aç kaldi. Bir kadin iplik parasi ile hazirladigi yemekten ona gönderdi. Zünnûn-i Misrî hazretleri o yemekten yemedi. Kadin bunu isitince, üzüldü. "Helâl para ile yaptigimi biliyorsun, niçin yemedin?" dedi. "Evet yemek helâldi. Fakat zâlimin tabagi içinde getirdiler." buyurdu. Yemegi zindancilarin tabaginda getirmislerdi. Ibn-i Vefâ hazretleri de buyurdu ki: "Bir zâlime kalben meyleden kimseyi fitne atesi sarar. Böyle kimse, ancak Allahü teâlânin yardimi ile kurtulur."
__________________ İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
|