"Bismillahirrahmanirrahim
Birinci Fasıl:
TARİKATIN MÂNÂSI VE LÜZUMU BEYANINDADIR
Tariat lügaten “
Tarik” gibi “
Yol” demektir. Sufiye ıstılahında, Cenâb-ı Hakk’a yaklaşma maksadıyla sülûk olunacak ibadet yoludur.
Nitekim:
“Allah’a ulaşan yollar mahlûkatın nefesleri adedincedir.”
Lüzum ve vücubu ise Âyet-i kerime ve Ehâdis-i şerife ile sâbit ve müberhendir.
Allah-u Teâlâ:
“Liküllin Cealnâ minküm şir’aten ve minhâcen” buyurmuştur. (Mâide: 48)
“Minhâc”ın mânâsı, lügatte “
Münevver bir yol”dur.
Binâenaleyh Fahrüddin-i Râzi Hazretlerinin Tefsir’inden ve diğer tefsirlerden anlaşılacağı vech üzere Âyet-i kerime’nin mânâsı:
“Ey kullarım! Sizin her birinize iki şeyi vâcip ettim. Evvelâ Şeriat, sâniyen Tarikat.” demektir.
Yine
Allah Celle Celâlühu:
“Yâ Muhammed! Söyle, eğer Muhabbetullâhi Teâlâ’yı arzu ederseniz bana tâbi olunuz. Benim sülûk ettiğim şeriat ve tarikat yollarını takip ediniz.” buyuruyor. (Âl-i imrân: 31)
Ve buna mümâsil bir hayli Âyet-i kerime var ise de, iddia edilen şeyin isbâtı için iki âdil şâhid ile iktifâ eyleriz.
Ehâdis-i şerife’ye gelince:
“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka müstesnâ diğerleri hep ateştedir.”
“-Onlar kimlerdir yâ Resulellah?” denildi.
“Benim ve ashâbımın yolunda olanlardır.” (Ebû Davud)
Hadis-i şerif’te Cenâb-ı Risâletpenah Efendimiz Hazretleriyle Ashâb-ı kiram’ın sülûk ettikleri şeriat ve tariat yollarını iltizam etmeyenlerin azâb-ı cahim ile azap olacakları açıkca beyan buyurulmuştur.
... İkinci Fasıl:
RİCÂL-İ SOFİYENİN MESLEK İTTİHAZ ETTİKLERİ TURUK-U ALİYYE’NİN
ESAS İTİBARI İLE NEREDEN ME’HUZ OLDUKLARI BEYANINDADIR
Turuk-ı aliyye esas itibâriye birdir. Cümlesi Muhammediyyedir.
“Ey iman edenler! Allah’ı çok çok zikredin.” (Ahzâb: 41)
Ve buna mümâsil bir hayli Âyet-i celile ile Cenâb-ı Hakk’tan Muhammed Aleyhisselâm’a evvele ve bizzat ve ümmet-i muhteremesine ikinci olarak ve bittabi, emir ve ihsan buyurulmuştur.
Zikrin mânâsı ise; Cenâb-ı Hakk’ı meth-ü senâ ve tâzimini ifâde maksadıyla lisandan câri olan güzel, hoş, temiz kelimelerin ve kalbte muhafaza edilen ve Allah-u Teâlâ’nın muhabbetinin neticesi olan tefekkür ve tedebbürden ibârettir. (Ve bu itibarla “zâl” harfini zammesiyle olan “zükr”ün mürâdifidir).
Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm bu emr-i ilâhiyi Hazret-i Cibril vasıtasıyla tebellüğ edince -lisânen olsun kâlben olsun- zikr-i şerifin icrâsına mübâderet buyurmuşlar ve zikr-i kalbiyi Sıddık-ı A’zam Hazretlerine tâlim ve bilcümle Ashâb-ı kiram’a da tefhim ve tâlim için tevkil buyurmuşlardır. Lisâni olan zikri dahi Hazret-i Ali Efendimize tâlim ve sâir Ashâb-ı Güzin’e de tefhim ve tebliğ hususunda tevkil buyurmuşlardır. Bu itibarla zikir ikiye ayrılmış, birincisine Sıddıki, ikincisine Alevi nâmı verilmiştir.
Sünnet-i Seniyye-i Nebeviyye’ye ittibâ hususunda tecviz-i terâhi etmeyen Ashâb-ı kiram dahi Hulefâ-i müşârun ileyhim hazerâtından ahzu telâkki ettikleri “
Hafi” ve “
Cehri” zikirleri alelumum icrâ buyurmuşlar ve Âyet-i celile’sinin şerefine nâil ve mâ-sadak olmuşlardır.
" (Muhammed Es'ad Erbili -kuddise sırruh- hazretleri / Er-Risâletü’l-Es’adiyye Fit-Tarîkati’l-Aliyye)