![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Cuma günü öğle namazı Sual: Cuma günü zuhri ahir namazı kılmak bid’at midir? CEVAP Hayır değildir. Cuma namazının eda şartlarından birisi bulanmayan yerlerde bu namazı kılmak farz olur. Çünkü Cuma kılmak farz olmayınca, öğle namazını kılmak farz olur. Şafii (Tenvir-ül kulub) kitabında diyor ki: (Muhakkikler güneşi Remli hazretlerinden, “Şafiiler, Allah ve Resulüne muhalefet edip, beş vakit namaza altıncı bir farz ilave ettiler”diye iftira edene, ne ceza gerekir, diye soruldu. O da, bunu söyleyenin, en az benzerleri gibi, tazir cezasıyla cezalandırılması gerektiğine fetva verdi. Farz olan beş vakti, altıya çıkarmak, dinden çıkmayı gerektirir. Dine ilave yapılamaz. Şafiiler dine ilave yapmıyor. Cuma namazının birden fazla camide kılındığı yerlerde, o günkü öğleyi de kılıyorlar. Müdiriyye kadısı, Şafiilerin, Cuma namazından sonra öğle namazı kılmalarını yasaklamıştı. Fakat adı geçen fetva, kadıya okununca, kadı, insaf ehli olduğu için, “Ey Şafiiler, ben hatalıyım. Yine Cumadan sonra öğle namazını mescitte kılmaya devam edin” demiştir. Bu konu hakkında Şafii âlimlerinden Yusuf Nebhani hazretleri de bir eser yazmıştır. Bu eserde, birden fazla yerde Cuma kılınan şehirlerde, Cuma namazından sonra, öğle namazını kılmanın sadece Şafiilere mahsus olmadığını, dört mezhep âlimlerinin de aynı hükmü bildirdiklerini söylemiştir. Muhammed Şirvani de bu hususta bir eser yazmıştır. Cuma namazından sonra öğle namazının kılınması gerektiğini bildirmiştir. Aynı zat, Hanefi âlimlerinin Cumanın birden fazla yerde kılınması veya namaz kılınan yerin şehir sayılıp sayılmayacağı hususunda şüphe edilmesi halinde öğle namazının kılınması gerektiğini bildiren cevaplarını (Davuş-Şema fi salât-iz zuhri badel cumua) eserine almıştır. Bu değerli âlim, bu hususta ele alınan bütün itirazları teker teker çürütmüştür. Resulullah efendimizin zamanında Cuma tek mescitte kılınıyordu. Cumaya geç kalanların ikinci, üçüncü cemaat yapmalarına izin verilmiyordu. Hulefa-i raşidin de bu yolu tuttu. Hz. Ömer döneminde fetihler yapılıp şehirler çoğalmasına rağmen, birden fazla camide Cuma kılınmasına müsaade edilmedi. Valilere yazılan mektuplarda, Cumanın tek mescitte kılınması emredildi. Emeviler döneminde ve Abbasilerin ilk yıllarında bu durum aynen devam etti. Cumanın birden fazla camide kılınmasının, imam-ı Şafii hazretlerinin vefatından 76 yıl sonra olduğunu Hatib Bağdadi ve İbni Hacer hazretleri bildirmektedir. Fakihlerin cumhuruna göre, Cumanın tek camide kılınması vaciptir. Birden fazla camide namaz kılmak sünnetten ayrılmaktır. İmam-ı Şafii hazretleri, ihtiyaç olsun olmasın bir şehirde birden fazla camide Cuma kılınmasının caiz olmadığını bildirmiştir. Zamanının İkinci Şafiisi olarak kabul edilen İbni Sübki hazretleri de aynen imam-ı Şafii hazretleri gibi fetva vermiştir. Sözü hüccet mezhep âlimleri, birkaç camide Cuma kılındığı takdirde, öğle namazının da kılınması gerektiğini bildirmişlerdi. Çünkü ihtiyatlı davranmak gerekir. Hadis-i şerifte, “Şüphelerden sakınan dinini korumuştur” buyuruldu.) Birden fazla yerde Cuma namazı kılınan mescitlerde Şafiiler öğle namazını kılmaları gerekir. Hanefilerin ise, Cuma namazından sonra, Vaktine yetişip kılmadığım son öğle namazına diye niyet ederek Zuhr-i ahir adıyla bir namaz kılmalarının gerektiğini İbni Hümam ve İbni Âbidin hazretleri gibi Hanefi âlimleri bildirmektedir. Bu şekilde kılınınca, Cuma kabul olmuş ise, bu namaz, kaza namazı yerine geçer. Cuma namazı kabul olmamışsa öğlenin farzı yerine geçer. (Redd-ül Muhtar) Yazının devamı şurada: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2854 Diyanet'in bu konudaki yeni tavrı Ali Eren hoca tarafından tenkid edilmişti: Bakan beye göre ibadet evde yapılabilirmiş. Cuma ve bayram namazları n’olacak? Yoksa, “Onlar da olmayıversin”e doğru mu gidiyoruz. Cuma namazını zaten kuşa çevirdiler. Soralım: Bayram namazlarıyla beraber ikisi de yavaşça ve yumuşakça yürürlükten mi kaldırılacak? Evet!.. Cuma namazını kırpıp kuşa benzettiler. Haberiniz olsun, Türkiye’nin birçok yerinde şu anda cuma namazının son sünnetinden sonra devamı kılınmaması için ne gerekiyorsa yapılıyor. Müezzinler, müftülerin emriyle son sünnetten sonra “Alâ resûlünâ salevât” deyip cemaati namazı bırakmaya zorluyorlar. İtiraz ve münakaşalar oluyor. Olmuyor mu sayın milletvekillerimiz? Sayın Vahit Erdem, sayın Murat Yılmazer bu kavgalara siz de şahit olmadınız mı? Sayın bakanın camilere adeta kilit vurduracak düşüncelerine ve DİB Sayın Ali Bardakoğlu’nun sözlerine sıra gelmedi. Yâ nasip, onlar da gelecek haftalara. ______________ Ali Eren - Vakit 04-03-2004 http://delikanforum.net/showthread.p...oto=nextnewest |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.11.2006 Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Hadisler Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır sayfasından alıntıdır: http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/fetvalar/index.php?cat_id=92#233 http://www.suleymaniyevakfi.org/modu...ticle&artid=62 Alttaki yazının tamamı: ZUHRU AHİR NAMAZI 2006-04-17 Cuma namazından sonra öğle namazı kılmak caiz değildir. Zira malum olduğu üzere Allah’ü teala kullarına bir vakit içerisinde iki farz namazını aynı anda farz kılmamıştır. O halde her kim içinde Cuma namazı kılınan bir cami ve mescitte bulunuyorsa Cuma namazını mutlaka orada cemaatle kılmalıdır. Bununla birlikte bazı şartlar yerine gelmediği için Cuma namazının geçersiz olduğunu düşünüyorsa bu durumda Cuma namazını kılması caiz değildir. Çünkü bu yanlış ta olsa söz konusu kişinin düşüncesine göre meşru olmayan batıl bir ibadete başlamak demektir. Buda Allahu Tealaya bir isyandır. Bu kişi Cuma namazının geçersiz olduğunu bile bile bu namazı kılacak olursa, öğle namazını kılmak onun boynunun borcu olur ve kılması gerekir. Bu kişinin Cuma namazı kılmak için başka insanlarla cemaat oluşturması caiz değildir. Çünkü yaptığı bu iş kendilerinden önce Cuma namazı kılan Müslüman kardeşleri ile bu kimseler arasını ayırmak anlamına gelir. Eğer kişi kıldığı Cuma namazının sıhhatinden eminse, bu namazdan sonra ne münferiden ne de cemaatle ayrıca bir öğle namazı kılması caiz olmaz. Çünkü bu uygulama ile o, dinen zaruri (bazı fakihlere göre ise kati) olduğu bilinen bir bilgiye muhalif hareket etmiş olur. Ne sahabilerden ne de müctehit selef imamlardan birinin Cuma namazından sonra öğle namazı kıldıklarına dair her hangi bir rivayet bize ulaşmış değildir. İmam Şafii Bağdat’a geldiğinde orada bir çok cami ve mescit bulunmaktaydı. Ancak ondan, Cuma namazından sonra öğle namazını kıldığına dair bir rivayet gelmemiştir. Eğer böyle bir rivayet olsaydı bile, kendisinin bu davranışı izlenecek, sünnete uygun bir tutum olmazdı. Cuma namazından sonra öğle namazını kılan kimseler “yaptığımız ilave namaz gibi hayırlı bir husustadır.” Demek suretiyle meseleyi önemsememezlik etmesinler. Çünkü bu yaptıkları Allahu Teala’nın öngörmediği bir ibadeti ihdas etmek anlamı taşıyacağından büyük bir tehlike arzetmektedir. Yegane Şari (Kanun ve yasa koyucu) yüce Allah’tır. Her kim dinde yeni bir şey ihdas etmeye kalkışırsa, Uluhiyet ve Rububiyet konusunda kendisini Allah’a ortak yapmış sayılır. Kimde böyle bir davranışı sergileyen kimseyi onaylarsa onu Allah’a ortak edinmiş olur. Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor: Peygamber (s.a.v.), Allah’ı bir taraf bırakan haham ve rahipleri rabler edinen ehl-i kitabı şöyle tanımlamaktadır: “Onlar, onlara (Yahudi ve Hıristiyan din adamlarına) tapmıyorlardı. Ancak onların kendilerine helal kıldığını helal sayıyorlar, yasakladıklarını da haram sayıyorlardı.”[1] Seyh Muhammed Şemsu’l – Hak El Azim Abadi şöyle demiştir: Cuma namazı öğle namazı yerine geçtiğinden Cuma’dan sonra ayrıca öğle namazının kılınması caiz değildir. Sahabelerden, Tabiinden, Tebe-i tabiinden müctehit ve muhaddis imamların hiç birisinden Cuma namazından sonra öğle namazı kıldığı veya böyle bir namazı emrettiği yolunda her hangi bir rivayet gelmemiştir. Cuma namazından sonra öğle namazının ihtiyaten kılınması, bu namazı kılan kimseyi günahkar yapan bir bid’attir. Kenzu’d Dekaik adlı eserin şerhi niteliğindeki el-Bahru’r Raik’ta da görüldüğü üzere söz konusu bid’ati Hanefilerin muteahhir ulemasından bazıları çıkartmıştır.[2] Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş - Sahih İlmihal [1] Tirmizi (3095), İbn Cerir tefsir 1/81 hadis yolları ve şahitleriyle birlikte hasen derecesindedir. [2] et-Tahkikatu’l Ula, s.46 |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.11.2006 Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Madem öyle o zaman kılındığına dahil bir hadis getir.(Peygamberimiz cuma namazından sonra zuhru ahir namazıl kıldı gibi) Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır hemem hemen hep hadis ile cevap vermiş. ve bunların coğunda cuma namazının farzından sonra dağılıp evinde 2 veya 4 rekat Namaz kıldığını söylüyor. şimdi bu hadislere karşı bir hadis bul bakalım |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Herhangi bir fıkıh meselesini öğrenmek için muteber fıkıh kitaplarına bakılır. Müctehid olmayanlar ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden hüküm istinbat edemez. Şimdi, Seyfullah Erdoğmuş'un da, A. Bayındır'ın da, diğer mezhepsizlerin de ehil olmadıkları bir işe teşebbüs etmemeleri gerekir. İctihad makamına çıkamamış olan herkes mensubu olduğu mezhebin fikıh ve ilmihal kitaplarına göre hareket etmek zorundadır. Her sapık (bid'at ehli veya mülhid) bozuk inanışlarını ve yanlış görüşlerini bir şekilde ayet ve hadislerden çıkarıyor. Kitap ve sünnetten herkesin anladığı muteber ve kıymetli değildir; muteber ve kıymetli olan manalar, müctehid imamların ve onların mezheblerine mensub Ehl-i sünnet alimlerinin anladıklarıdır. Bunlar da toplanmış, fıkıh ve fetva kitaplarına yazılmıştır. Din-i İslam yeni gelmiş bir din değildir, Vehhabilerin oyuncağı hiç değildir. Asırlardır Ehl-i sünnet ulemasının itibar ettiği kitaplara tabi' oluruz; çünkü ancak bu şekilde kitab ve sünnete uymuş oluruz. Türedi din adamlarının, reformcuların, mezhepsizlerin, Vehhabilerin görüş ve yorumları bizi bağlamaz. Tabii, herkes istediği gemiye biner. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
sızı bıdatlarınızla basbasa bırakırım sımdılık uyarırız yerı gelıgınde | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
| ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 09.06.2006
Mesajlar: 90
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Cuma namazı devlet namazıdır . Şeriat devleti olmayanın cuma namazı olmaz . 3 mezhebe göre türkiyede cuma yoktur . Darulharbte (kuranla yönetilmeyen ülkeler) cuma olmaz. Bundan dolayıdır ki Rasulullah mekkede cuma kılmamıştır. Fakat medineye gönderdiği Musab bin Umeyr'e orada müslümanlara cuma günü 2 rekat namaz kıldırmasını emretmiştir. fakat aynı cumayı kendisi mekkede öğle namazı kılmıştır . Şurası bir gerçektir ki, Resulullah (s.a.v) Medine'ye hicret ettiği zaman ilk defa Kuba'da Amr b. Avf oğullarına indi ve orada Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri kalıp Kuba Mescidi'nin temelini attı. Sonra Cuma günü Medine'ye doğru yola çıktı, Salim b. Avf oğullarına ait bir vadiye geldiğinde Cuma namazı vakti girmişti; Resulullah orada hutbe okuyup Cuma'yı kıldırdı ki işte Hz. Peygamber'in ilk kıldırdığı Cuma budur. İbn-i Nüceym'in "El Bahru'r Raik", İbn-i Hümam'ın "Fethü'l Kadir" ve İbn-i Abidin'in "Reddü'l Muhtar" isimli eserlerinde "- Gayr-i Müslimlerin galip, müslümanların mahkûm durumda bulunduğu ve mü'minlerin halifesinin olmadığı" durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğini izah ederken şunları söylemişlerdir: "- Gerekli olan müslümanların kendi içlerinden ehil olan bir ûlû'lemr (Harp emiri) olarak nasbetmeleridir. Onun üzerinde ittifak etmeleri vaciptir. Onu kendilerine idareci olarak seçerler ve o da Kadı (Hakim) tayin eder. Böylece kendi aralarında vuku bulan hadiselerin yargı organlarına (Mahkemeye) aktarılmasını sağlamış olurlar. Yine buralarda kendilerine Cum'a namazı kıldıracak bir imam nasbederler" (İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - Kahire: 1972 C: 4 Sh: 308 (Türkçe Nüsha İst: 1934 Şamil Yay. C: 12 Sh: 145).) İbn-i Abidin bu hükümleri zikrettikten sonra: "- İnsanın mutmain olduğu ve kabul edebileceği görüş de bu olsa gerektir. Bu hüküm istikâmetinde amel edilmelidir" diyerek, tercih edilen kavilin bu olduğuna işaret eder. Kâfirlerin mü'minler üzerinde velayet hakkı olmadığı için, yapacakları tayinler geçerli olmaz. Mü'minlerin kendi içlerinden birine bey'at ederek cemaat olmaları gerekir |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 27.10.2005
Mesajlar: 225
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
buravo sana..bırılerı bıdat işliyo... sende nesh edıyon.... | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() Üyelik tarihi: 25.09.2006
Mesajlar: 300
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Aşağıdaki gazete yazısı konuyla ilgili... OKUYUCU SORULARI Zuhr-i Ahir Milli Gazete - 23 Ocak 2006 Cuma namazının farz ve İslam'ın önemli şiarlarından biri olduğunu gösteren delillere nazaran, Cumanın sıhhatinin şartlarının tesbitinde dayanılan delillerin zannî olduğunu bir önceki yazıda vurgulamıştım. Taklid ehli olan bizlere düşen şudur: 1. Madem ki sıhhat şartlarının tesbitinde dayanılan deliller zannîdir ve Müçtehid İmamlar arasında tartışmalıdır, öyleyse zannî için kat'îyi terk etmemelidir. 2. Sorumluluktan çıkmış ve farzı yerine getirmiş olmak için Müçtehid İmamlar'dan birinin "kılınır" dediği her yerde Cuma namazını kılmalı, orada Cuma namazı kılınmaz diyen imamın kavlinin gereğiyle de amel etmiş olmak için arkasına zuhr-i ahir eklemelidir. 3. Burada dikkat edilecek husus şudur: Cuma namazının arkasına ekleyeceğimiz zuhr-i ahirin kılınma gerekçesi, sadece bulunduğumuz yerin "şehir" hükmünde olup olmadığıyla ya da bir şehirde birden fazla yerde kılınmasının cevaz veya adem-i cevazıyla ilgili değildir; asıl gerekçe, Cumanın sıhhat şartlarının tesbitinde İmamlar arasında ihtilaf bulunmasıdır. 4. Kaldı ki bahse konu şartların tesbitinde bir tek mezhep içinde bile ihtilaf varsa ihtiyatı elden bırakmamak evladır. 5. Cuma namazının sıhhat şartları olarak tesbit edilen hususların delillerinin zannî olması, onların büsbütün değersiz olduğunu elbette göstermez. Dolayısıyla bu şartların görmezden gelinmesi, hiçbir şekilde dikkate alınmaması kesinlikle doğru değildir. Söz buraya gelmişken bazı noktalara da değinmek gerekiyor: 1. Zuhr-i ahirin bid'at bir namaz olduğu iddiası.[1] Eğer bunu söyleyenler Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve Sahabe (Allah onlardan razı olsun) döneminde olmayan bir şeyin ihdas edilmemesi konusunda samimi bir hassasiyet taşıyorlarsa, Cuma namazının o dönemlerde kılınış tarzına dönülmesini istemelidirler… Kaldı ki bu bid'at değil, ibadet hassasiyetiyle ve ihtiyata riayeten yapılan bir uygulamadır. 2. Hanefî mezhebinin Ulu'l-Emr şartını öngörürken dayandığı, "Kimin adil veya cair bir imamı (devlet başkanı) olduğu halde onu terk ederse…" hadisinin zayıf olduğu iddiası.[2] el-Aynî bu rivayetin birçok tarikten geldiğini söylemiştir ki[3] son derece haklıdır. Bu rivayet Câbir b. Abdillah, Ebû Hureyre ve Ebû Sa'îd el-Hudrî'den (Allah onlardan razı olsun) nakledilmiştir. Kimi tariklerinde hadis uydurduğu veya zayıf olduğu söylenen raviler var ise de, bütün isnadları böyle değildir. İlgili çalışmalarda genellikle kaynak olarak sadece İbn Mâce[4] ve el-Heysemî[5]gösterilse de, ez-Zeyla'î bu rivayetin, mezkûr üç sahabîye dayanan 5 tarikini zikretmiştir.[6] Ayrıca Abd b. Humeyd ve İbn Abdilberr tarafından da Câbir (radıyallahü anh) rivayetinin farklı isnadları nakledilmiştir.[7] Dipnotta belirttiğim yerde İ'lâu's-Sünen sahibi de bu konudaki sahabî ve tabiî uygulamalarına ve rivayetlerine yer vermiştir. Bunların tamamından bir kuvvet hasıl olacağı aşikârdır. [1] eş-Şevkânî ve Reşid Rıza bunlardandır. [2] Bkz. DİA, VIII, 87. [3] Umdetu'l-Karî, V, 232; VI. 191. [4] İbn Mâce, "İkâme", 78. [5] Mecmau'z-Zevâid, II, 169-70 (et-Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat, VIII, 121). [6] Tahrîcu'l-Ahâdîs ve'l-Âsâr (el-Keşşâf hadislerinin tahrici), IV, 23 vd. [7] el-Müntehab min Müsned-i Abd b. Humeyd, 344; et-Tânevî, İ'lâu's-Sünen, VIII, 51. Konu oguz95 tarafından (11.12.2006 Saat 23:36 ) değiştirilmiştir.. |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 24.01.2003
Mesajlar: 899
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
|
Öyleyse bizim milletimiz cogu niye ikisini bir arada kiliyor. Ha kildigim cuma namazi farz olmamissa isi garantiye alip öglen namazini arkasina ilave etmek. Garip ve celiskili bir durum. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.11.2006 Yaş: 32
Mesajlar: 428
Teşekkür etti: 1
0 Teşekkür 0 Mesaja |