![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Namazın kazaya kalma sebebi önemlidir. Eğer namaz şer’i bir özürle kazaya kalmışsa, mesela, seferde; sel, yırtıcı hayvan, eşkıya, anarşist gibi bir tehlike varsa, namazı oturarak veya hayvan üzerinde ima ile de kılmak mümkün değilse, annenin veya çocuğunun telef olacağı zaman ebenin ve acil ameliyatlarda doktorun müdahalesi esnasında kılınamamışsa ve uyku, unutmak gibi bir özürle namaz kaçırılmışsa, kazayı önce kılmak gerekmez, bahsedilen nafile namazları kılmakta hiç mahzur olmaz. Çünkü namazın bu özürle kazaya kalması günah değildir.
Böyle bir özürle kaçırılan namazlara faite namaz denilmektedir. Çünkü, bir Müslüman namazlarını terk etmez. Ancak yukarıda bildirilen bir özür ile kaçırabilir. Bir özür ile kaçırılmış namaz ile özürsüz, kasten terkedilmiş namazın hükmü aynı değildir. Namazları, bir özürle fevt ederek kazaya bırakmak günah olmadığı için, bunların kazalarını, nafile kılacak kadar geciktirmek de günah olmaz. (Redd-ül muhtar, Halebi, Hindiyye) Terk edilmiş namazın hükmü ise şöyledir: Büyük âlim İbni Nüceym’e soruldu ki, kaza namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu? Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.) [Nevâdir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il Hanefiyye s.36] Hamza Efendi hazretlerinin Bey’ ve Şir’a risalesinin şerhinde, (Kaza borcu var iken, nafile kılmak ahmaklıktır) buyuruluyor. Sünnetlere nafile denir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: (Kaza borcu olan, sünnetleri kılarken, kazaya da niyet etmelidir.) Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer’e yaptığı vasiyetinde, (Farz olan ibadetler ödenmeden nafileler kabul olmaz) buyurdu. (Kitab-ül Harac) Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Kaza namazı olanın, kıldığı nafile namaz kabul olmaz.) [Dürret-ül-fahire] (Herkes nafile ile meşgul iken sen farzları tamamla!) [Miftah-ün-necat] (Hak teâlâ, farz ibadetle bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz buyurdu.) [Buhari] (Farz namaz borcu olanın nafile kılması, doğurmak üzere olan hamileye benzer. Doğumu yaklaşmışken, çocuğu düşürür. Artık bu kadına, hamile de, ana da denmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz.) [Fütuh-ul-gayb m.48] Bu kitabı şerh eden Hanefi âlimi Abdülhak-ı Dehlevi, (Bu hadis, farz borcu olanın, sünnetlerinin de kabul olmayacağını bildiriyor) buyuruyor. Abdülkadir-i Geylani hazretleri (Farz borcu varken sünnet ile meşgul olmak ahmaklıktır. Çünkü sünnetleri kabul olmaz) buyuruyor. (Fütuh-ul gayb ve şerhi) Farzın yanında nafile ve sünnet, deniz yanında bir damla bile değildir. (Mekt. Rabbani) Bu vesikalara rağmen, Allah’ın emri olan farzı bıraktırıp, Duha, Tesbih, Teheccüd gibi nafileleri kıldırmaya çalışıyorlar. Bir kimse, ömründe hiç nafile kılmasa, ahirette ceza verilmez. Fakat bir farzı terk etmenin cezası çok büyüktür. Düşman karşısında, bir farz namazı kılmak mümkün iken, terk etmenin cezası, 700 büyük günaha bedeldir. (Câmi’-ül-fetâvâ) O halde Resulullah efendimizin emrine uyup bir an önce kazaları bitirmeye çalışmalıdır. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
farzı yapmayan müslüman, iki büyük günaha girer:
Birincisi, o farzın vaktini ibadetsiz geçirmek, yani farzı geciktirmek günahıdır. Bunun affolması için tevbe etmek, yani pişman olmak gerekir. İkincisi, bu farzı terk etmek günahıdır. Bu büyük günahın affolması için, bu farzı hemen kaza etmek gerekir. Kazayı geciktirmek de, ayrıca büyük günah olur. Kaza geciktikçe, günahlar, katlanarak artar, sayılamayacak kadar çoğalır. Hadis-i şerifte, (Bir namazı, bilerek, özürsüz kılmayan, seksen hukbe [1 hukbe 80 yıl] Cehennemde kalacaktır) buyuruluyor. Bu müthiş günahların altından kurtulabilmek için, namazları bir an önce kaza etmek gerekir. (Tergib-üs-salat) İbni Nüceym hazretleri buyuruyor ki: (Farz namazları vaktinde sonraya bırakmak büyük günah olup, ancak tevbe etmekle affolur. Tevbe ederken, kılmadığı namazları kaza etmesi gerekir. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. (Kebair ve segair) |
||
|
|
|
![]() ![]() Üyelik tarihi: 13.02.2007
Mesajlar: 174
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Farz ibadetin yanında nafile ibadetin hiç kıymeti yoktur, deniz yanında damla bile değildir. Sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir. Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor, nafileyi teşvik ediyor. Halbuki bir altın zekat vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır.) [c.1, m. 29, 260, c.3, m. 17] |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Sünnet namazlar da nafiledir. Camiye girince, iki rekat namaz kılmak sünnettir. Buna Tehıyyat-ül-mescid denir. Camiye girince, farz veya sünnet kılmak bunun yerine geçer. Başka namaz kılarken tehıyyat-ül-mescid için de ayrıca niyet gerekmez ise de, niyet edilirse iyi olur.) [Redd-ül muhtar s.710] Sünnet kılarken kazaya da niyet edince kaza da sünnet de kılınmış olur. (Necat-ül müminin s.90) Sünnet kılarken kazaya da niyet gerekir. (Ramiz-ül-mülk Trablus Fetva emini) Tatarhaniyye’de, (Sünnet kılarken kazaya da niyet daha iyidir) deniyor. (Uyun-ül-besair s.103) İlk veya son sünnet demeden hepsini farz diye niyet ederek kılanın namazı sahih olur. Çünkü, sünnete, farz diye niyet edilirse, sünnet sahih olur. İlk kıldığı farz, sonraki sünnet olur. (Fetava-i kübra) Resulullah, beş vakit namazın sünnetlerini kılarken, yalnız, (Allah rızası için namaz kılmaya) derdi. Sünnet demezdi. Farzdan başka namaz kılınca sünnet de kılınmış olur. (Halebi-yi kebir) Öğlenin farzına dururken, hem farz, hem de sünneti olarak iki niyet yapılırsa, iki imama göre, yalnız farz kılınmış olur. İmam-ı Muhammed’e göre ise, o namaz sahih olmaz. Çünkü, farz ile sünnet ayrı cinsten iki namazdır. İki imama göre, farzı kılınmış olur. Halbuki, camiye girince kılınan herhangi bir namaz, tehıyyat-ül-mescid yerine de geçtiği için, farz kılarken tehıyyat-ül-mescid olarak da niyet etmek de caiz olur. Yalnız farza niyet edince de, iki namaz birlikte kılınmış olur. (İbni Âbidin) |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Farzın yanında nafileler kıymetsizdir. Sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir. (Mektubat-ı Rabbani 1/29, 260) [Yıllarca farz kaza namazı borcu olana sünnetleri bırakma demek, koca denize değil, bir damlaya itibar etmek gibi çok abes ve cahilce bir sözdür.] Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri buyurdu ki: (Yıllarca kaza borcu olanın, sünnetleri kılarken, kaza namazına da niyet etmesi, dört mezhepte de lazımdır) (S. Ebediyye) Sünnet yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. (Eşbah) Hiç kazası olmayanın da kaza namazı kılması caizdir. (Redd-ül muhtar, Hindiyye) |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1,287
Konulara Teşekkür etti: 8
26 Teşekkür aldı 11 Mesajlar için
|
– “Kaza namazı olanlar, sünnet namazlarının yerine kaza namazı kılmalıdırlar.” diye fetvâ verenler var, bu doğru mudur? – Hayır, doğru değildir. Bu husus mezheplere göre farklı içtihadi görüş ve farklı amel gösterir. Her mezhebin fikrine amelde tâbi olan kişi, kendi mezhebinin içtihadına uymak mecburiyetindedir. Hanefî mezhebinin içtihâdi görüşü şudur: “Nafileleri kılmak, kaza namazlarını derhal kılmaya mâni olmaz. Ancak evlâ olanı revâtip denilen, farzların önünde ve sonunda kılınan sünnetlerle; Duha, Tesbih, Tahiyyetül-mescid, Evvabin gibi sünnetlerin dışında kalan nafilelerin yerine kazaya kalmış namazları kılmaktır.” (Mezahib-i Erbaa. Cilt: 1, sh: 492) Görülüyor ki Hanefi mezhebinde farz namazlarının ön ve sonlarındaki sünnetlerle, adı geçen Duhâ gibi sünnetlerin yerine kaza namazı kılmak câiz değildir. Bu sünnetlerin dışında kalan, meselâ Allah rızâsını kazanmak niyetiyle kılınan nafileler yerine ancak kazaya kalmış namaz borçlarını kılmak evlâdır. Diğer mezheplerin içtihadi görüşlerini bu görüşe karıştıranların verdikleri cevap, mezheplerde telfik (yamama) olduğundan ve telfike de itibar edilmediğinden, kazası olanlar hem kaza namazlarını kılmalıdırlar, hem de sünnetleri terketmemelidirler. Hanefi içtihadı böyle iken, bu iddia nefsani ve şeytânidir. Ehl-i dünyâ, dünya kazancı için her türlü vasıtaya başvururlar. Topladıkları malı-mülkü korumak için canını ortaya koyarlar. Bunlar ne kadar nasipsizdirler ki, orada Allah için sarfedeceği beş dakikayı hesap ediyorlar, sünnet-i seniyyeyi hiçe müncer ediyorlar. Halbuki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hadis-i şerif’lerinde: “Ümmetim fesada düştüğü bir zamanda sünnet-i seniyyeme sarılanlara yüz şehid sevabı vardır.” buyuruyorlar. (Beyhakî) Bunlar müslümanları yüz şehid sevabından mahrum etmek istiyorlar. Bir Hadis-i şerif’te ise şöyle buyuruyorlar: “Sünnetimi terkeden kimse, Allah katında hâsirun (ziyana uğrayanlar) güruhundan olur.” (Münâvî) Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki: “Bilinsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm: 39) Akıllı odur ki götüreceği şey için çalışandır. Akılsız ise bırakacağı şey için çalışandır. Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar: “Biliniz ki, sizden bir fert yoktur, vârisinin malını kendi malından fazla sever. Hayatında tasadduk ettiğin şeyler kendi malındır, onların semeresini öldükten sonra görürsün. Senden sonraya bıraktığın mal ise varisinindir.” (C. Sağir) Sünnetler dahi kabul olmayan farz namazların yerine inşallah kâim olur. İslam İlmihali / Ömer Öngüt |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Sual: Kaza namazı borcu olan, nafile namaz kılabilir mi?
CEVAP Kazası olan nafile namaz kılamaz. İmam-ı Gazali hazretlerinin Dürret-ül Fahire kitabındaki hadis-i şerifte (Kazaya kalmış namaz borcu bulunanın, nafile namazı kabul olmaz) buyuruldu. Ahmed Cami hazretlerinin, Miftah-un-necat kitabındaki hadis-i şerifte, (Ya Ali, halk nafile ile meşgul olurken, sen farzları tamamla) buyuruldu. Hz. Ali’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz borcu olan, kaza etmeden, nafile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur, kazasını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz) [Fütuh-ul Gayb m. 48] Başka bir hadis-i şerifte de (Farzları eda ve muhafaza etmek cihadın en faziletlisidir) buyuruldu. (Taberani) Hadis-i Kudside (Farz yapmakla bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir ibadetle yaklaşılamaz) buyuruldu. (Beyheki) Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki: (Farz borcu varken nafile ile meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz.) [Fütuh-ul Gayb m. 48] İki niyetli namaz Farz namaz borcu olan, sünnetleri kılarken kazaya da niyet etmelidir. Sünnet yerine kaza kılan, sünneti terk etmiş olmaz. Fakat sünnetin sevabına kavuşmak için, kazayı kılarken, sünneti kılmaya da niyet etmelidir. Vaktin farzını kılarken, sünnete de niyet edilirse, sünnet sahih olmaz. Fakat, kaza kılarken sünnete de niyet etmek sahih olur. (Eşbah) Büyük âlim İbni Nüceym'e soruldu ki, kaza namazı olan kimse, sünnetleri kılarken kazaya niyet ederek kılsa, sünnetleri terk etmiş olur mu? Cevabında, (Sünnetleri terk etmiş olmaz. Çünkü sünnetleri kılmaktan maksat, o vakit içinde farzdan başka bir namaz daha kılmaktır. Kaza kılmakla, sünnet de yerine getirilmiş olur.) [Nevadir-i fıkhiyye fi mezheb-il-eimmet-il Hanefiyye s. 36] Dürr-ül-muhtar'ın, (Nafile kılmak isteyen, önce namaz kılmayı adamalı, sonra, nafile yerine, bu adak namazı kılmalıdır. Sünnet namazları nezr ettikten sonra kılan, bu sünnetleri kılmış olur) ifadesini, İbni Âbidin hazretleri açıklarken, (Nezr edilen namazı kılmak vacip olduğu için, vacip sevabı hasıl olur. Sünnet yerine, nezr olunan namaz kılınınca, sünnet de kılınmış olur) buyuruyor. Sünnetleri önceden nezr edip de, nezr olarak kılmanın daha iyi olduğu Halebi'de ve (Tahtavi)nin (Merakıl-felah) haşiyesinde yazılıdır. Böylece, öğle sünnetini kılmadan önce (Dört rekat namaz kılmak nezrim olsun) dese, sonra adak olarak niyet edip, kılsa, hem vacip sevabı kazanır, hem de öğle namazının sünnetini kılmış olur. Kulun, kendine vacip ettiği namazı kılması ile, sünnet terk edilmiş olmayınca, Allah’ın farz kıldığı kaza namazı kılınınca, sünnet terk edilmiş olmaz. Hem kaza, hem de sünnet kılınmış olur. Sual: Kaza namazı olan kimse, nafile bir namaz kılarken, mesela kuşluk, evvabin, teheccüd gibi nafile bir namazı kılarken nasıl niyet etmesi gerekir? CEVAP Kazası olanın nafilesi kabul olmaz. Bunun için, iki rekat kuşluk namazı kılarken, (İlk kazaya kalmış sabah namazının farzına ve kuşluk namazına) diye niyet eder. Abdesti yeni almış ve o abdestle başka namaz kılmamışsa, sübha namazına da, eğer mescidde kılıyorsa, tehıyyat-ül-mescide de, yolculuğa da çıkıyorsa, tehıyyat-ül-menzile de niyet eder. Yani beş namaza aynı anda niyet etmiş olur. Böylece hem kazası ödenmiş, hem de bildirilen nafile namazların sevabına kavuşulmuş olur. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Sual: Kaza namazı olan, nafile namaz kılabilir mi, belli başlı nafile namazlar hangileridir?
CEVAP Namaz, iki sebeple kazaya kalır: 1- Uyumak, unutmak gibi dini bir özürle kaçırılır. Buna Faite yani kaçırılmış namaz denir. Üzerinde böyle farz kazası olanın nafile namaz kılması caizdir. Çünkü Redd-ül-muhtar, Halebi, Tahtavi ve Hindiyye gibi kıymetli eserlerde buyuruluyor ki: Faite [fevt olmuş, yani bir özürle kaçırılmış] namazların kazalarını acele kılmak lazımdır. Fevt olmuş [bir özürle kazaya kalmış] namazların kazalarını kılmak, nafile kılmaktan evla ise de, hadis-i şerifle övülmüş olan beş vaktin sünnetlerini, duha, tesbih, tehıyyat-ül-mescid, evvabin gibi nafile namazları kılmak, kaza kılmaktan evladır. Evla olmasının sebebi, unutmak, uyumak gibi bir özürle namazı kazaya bırakmak günah olmadığı içindir. Böyle kimselerin, adı geçen nafileleri kılacak kadar, kazaları geciktirmeleri günah olmaz. Unutarak, uyuyarak kazaya bırakılan namaz sayısı bir veya birkaç vakittir. Mesela sabah namazının vaktinde uyuyup kalan kimse, güneş doğduktan 50 dakika kadar sonra bu namazı kaza eder. Kaza etmeden önce, duha [kuşluk] namazı kılarsa caiz olur. Çünkü sabah namazını, uyanamayarak bu vakte bırakması günah değildir. Duha namazı kılacak kadar geciktirmesi de günah olmaz. 2- Bir de namaz, bile bile tembellikle kılınmayıp kazaya bırakılır. Namazı böyle terk ederek kılmamak büyük günahtır. Terk edilen böyle namazı, bir özürle kaçırılan namazla karıştırmamalıdır. Birisinin kazaya kalması günah değilken, ötekinin kazaya kalması büyük günahtır. Bu büyük günah her namaz kılacak kadar boş zaman geçince, bir misli artar. Çünkü namazı boş zamanlarda hemen kaza etmek farzdır. Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki: Farz kazası olanın nafile kılması, borçlunun alacaklıya, hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafileler de kazancıdır. Sermaye kurtarılmadıkça, kazanç olamaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Farz borcu olan, kaza etmeden nafile kılarsa, boşa zahmet çekmiş olur. Kazasını ödemedikçe, nafile namazları kabul olmaz) [Fütuh-ul gayb, 48] Hanefi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, bu hadis-i şerifi açıklarken, farz borcu olanın hiçbir nafilesinin kabul olmayacağını bildiriyor. Kaza borcu olanın nafilelerinin kabul olmayacağı Mektubat-ı Ma'sumiyye, Bey ve Şir’a risalesi ve Nevâdir-i fıkhıyye fi mezheb-il-hanefiyye'de de yazılıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Farzların yanında nafilenin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında damla bile değildir. (Müjdeci Mektublar, m.260) Farz kazası olanlar, bildirilen nafile namazların vaktinde kaza namazı kılmalıdır! Hem kaza borcu ödenir, hem de nafile namaz sevabına kavuşur. Kuşluk, evvabin, teheccüd, tehıyyet-ül-mescid namazlarını kılarken, mesela, (ilk kazaya kalmış sabah namazının farzına ve kuşluk namazını kılmaya) diye niyet etmelidir. Böylece hem kaza borcu ödenmiş, hem de adı geçen nafile namazlar kılınmış olur. (N.Fıkhıyye) Hiç kazası olmayan kimsenin de kaza namazı kılması caizdir. (Redd-ül-muhtar, Hindiyye) |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Birisi gelip Resulullah efendimize sual etti:
- Ya Resulallah Cennete gidecek amel nedir? - Allah’a ortak koşmazsın, farzları yaparsın, farz olan namazı kılarsın, farz olan zekatı verirsin, Ramazanda orucu tutarsın. - Ya Resulallah bu söylediklerinizden başka yapılması gereken şey var mı? - Farz olarak bu kadardır; ama nafile olarak yapmak istersen başka. - Allah’a yemin ederim ki farzları yaparım daha fazlasını yapmam. Adam dönüp giderken Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Cennetlik bir kimse görmek isteyen bu adama baksın.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai]] Saçları dağınık birisi yine Resulullah efendimize bazı sorular sormaya başladı: - İslam nedir? - Birincisi günde beş vakit namaz kılmak... - Beşten fazla bir namaz yok mu? - Hayır yoktur. Nafile kılmak istersen o başka. Bir de Ramazan orucu var. - Bundan başka, oruç yok mu? - Farz olarak yok. Nafile olarak tutmak istersen var. Bir de zekat vardır. - Bundan fazlası var mıdır? - Hayır yoktur. Nafile olarak sadaka verebilirsin. Adam, (Vallahi ne fazla, ne de bundan noksan yaparım) diyerek çekip gitti. Resulullah buyurdu ki: (Sözünde durursa, kurtuluşa erdi.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai] İslam âlimleri bu hadis-i şerifi delil getirip, sünnet ve nafile kılmayanların ahirette ceza görmeyeceğini, sadece sevabından mahrum kalacağını bildirmişlerdir. Farzın önemi hakkında, bazı hadis-i şerif mealleri: (Farz namaz borcu olanın, nafile namazı kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire] (Nafile kılmak günah değildir. Farzın yanında denizde damla gibidir. Farzı kılma imkanı varken tehir ederek nafile ile meşgul olunca, farzı tehir günahı büyük olur. Bu günahtan azıcık nafile sevabı çıkarılınca yine ortada büyük günah kalmaktadır. Onun için Peygamber efendimiz, nafilesi kabul olmaz buyurmuştur.) (Borcu var iken verilen sadaka kabul olmaz.) [Buhari] (Borcu ödemek farzdır. Sadaka vermek nafiledir. Farz borcunu geciktirmek de günahtır. Bu bakımdan verdiği sadaka geciktirme günahını affettiremediği için kabul olmaz buyurulmuştur.) (Allahü teâlâ, “Farzla bana yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz” buyurdu.) [Buhari, Beyheki, Uyun-ül besair] (Yani Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için önce farzları eda etmek şarttır.) (En üstün amel, cihaddır. En üstün cihad, farzları ifa etmektir.) [İ.Ahmed Taberani] (Farzları yapmak en üstün cihad oluyor.) (Allah indinde en üstün amel, vaktinde kılınan farz namazdır.) [Müslim, Ebu Davud] (En üstün amel, farz namazdan sonra zekattır.) [Taberani] (Ya Fâtıma, önce Rabbinin farzını yerine getir.) [Ebu Davud] (Önce farzın ifası emrediliyor.) (Allahü teâlânın sana farz kıldığı şeyleri eda et ki, insanların en âbidi olasın.) [İbni Adiy] (Çok nafile ibadet eden değil, farzları aksatmayan insanların en çok ibadet edeni oluyor.) (Farzları öğrenip onunla amel edene veya başkasına öğretene Allah rahmet etsin.) [Ebuşşeyh] (Bir Müslüman yoktur ki, farz namaz için layıkı ile abdest alsın da, o gün ayaklarının yürüdüğü ellerinin tuttuğu, gözlerinin baktığı, kulaklarının dinlediği, dilinin söylediği, nefsinin arzuladığı kötü şeyler affolmasın.) [İ.Asakir] (Kıyamette işlediği farzlarla içi dolu olana müjdeler olsun.) [Deylemi] (Cihad için atılan adım ile bir farzı ifa için atılan adımdan daha üstünü yoktur.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ buyurdu ki: Beş vakit farz namazı, şartlarına uyarak, vaktinde kılanı Cennete koyacağıma söz verdim. Kılmayana verilmiş bir sözüm yoktur.) [İbni Mace, Ebu Davud] (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi] (Farz orucu kaza ediyor, oruç borcundan kurtuluyor ama, farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Hatta ömür boyu nafile oruç tutsa da bir farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Farzın ne kadar önemli olduğunu bu hadis-i şerif açıkça bildiriyor.) (Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece kılınan teheccüd namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai] (Bir kimse, en kıymetli bir sünnet olan teheccüd namazını ömründe hiç kılmasa, ahirette hiçbir ceza verilmez, sadece sevabından mahrum kalır. Ama bir farzı terkin cezası çok büyüktür. Din kitaplarında deniyor ki: Düşman karşısında, bir farz namaz, kılma imkanı varken, terk etmenin cezası, Yedi yüz büyük günaha bedeldir. (Cami-ül-fetâvâ Umdet-ül İslam) Farz namazları kazaya bırakmak büyük günahtır. İmkanı varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. (Kebair ve segair) [Farz borcu olanın nafile ile meşgul olması, farzı tehir ettiğinden dolayı günahtır.] |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1,287
Konulara Teşekkür etti: 8
26 Teşekkür aldı 11 Mesajlar için
|
1- NAfile ile sünneti karıştırmayalım birbirine.
2- Farklı mezheplerdeki görüşleri karıştırmayalım birbirine Sonra ne olur? Sapla saman birbirine karışmış, saçmalamış, sünneti hiçe müncer etmiş oluruz. Çelişkiye düşmüş oluruz. Bi taraftan sünnetin önemini vurgularken öte taraftan hürmetsizlik etmiş oluruz. Hanefî mezhebinin içtihâdi görüşü şudur: “Nafileleri kılmak, kaza namazlarını derhal kılmaya mâni olmaz. Ancak evlâ olanı revâtip denilen, farzların önünde ve sonunda kılınan sünnetlerle; Duha, Tesbih, Tahiyyetül-mescid, Evvabin gibi sünnetlerin dışında kalan nafilelerin yerine kazaya kalmış namazları kılmaktır.” (Mezahib-i Erbaa. Cilt: 1, sh: 492) |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Özrden dolayı gecikdirilmesine islâmiyyetin izn verdiği birkaç nemâzı fevt olmuş bir kimsenin, bu birkaç nemâzı, beş vakt nemâzın sünnetleri yerine kılmayıp, bu sünnetleri terk etmemesi câiz görülmekdedir. Fekat, din kitâbları yazıldığı zemânlarda, islâm memleketlerinde nemâz kılmıyan kimse yokdu. Özrsüz kazâya bırakan da yokdu. Özr ile fevt olan nemâzları da azdı. Şimdi ise, özrsüz terk etdikleri için, büyük günâha girmişlerdir. Bu vak'a ve hakîkat karşısında, nemâzlarını özrsüz terk edenler, nemâz borcu ile can vermemek, Cehennem azâbından kurtulmak için, hiç olmazsa, beş vakt nemâzdan dördünün sünnetlerini kılarken, kazâ kılmağa da niyyet etmelidir. Böylece, bir nemâz kılmakla, hem kazâ, hem de sünnet kılınmış olur. Sabâh nemâzının sünneti kuvvetli olduğundan, sabâh nemâzının sünnetini, yalnız sünnet niyyet ederek kılmalıdır.
Dört mezhebin fıkh bilgilerinde mütehassıs olan seyyid Abdülhakîm Efendi "rahmetullahi aleyh" buyurdu ki, (Tenbellikle nemâz kılmıyanlar, senelerce kazâ borcu olanlar, nemâza başladıkları zemân, sünnetleri kılarken, o vaktin ilk kazâya kalmış kazâ nemâzı için de niyyet ederek kılmalıdır. Bunların, sünnetleri kazâ nemâzı için de niyyet ederek kılması, dört mezhebde de lâzımdır. Hanefî mezhebinde, bir farz nemâzı özrsüz kazâya bırakmak ekber-i kebâirdir. Bu çok büyük günâh, her nemâz kılacak kadar boş zemân geçince, bir misli artmakdadır. Çünki, nemâzı boş zemânlarda hemen kazâ etmek de farzdır. Hesâba, sayıya sığmıyan bu müdhiş günâhdan ve azâbından kurtulmak için, sabâh nemâzından başka dört vakt nemâzın sünnetlerini ve Cum'a nemâzlarının ilk, son ve vakt sünnetlerini kılarken, kılınmamış farz nemâzını da ve yatsının son sünnetini kılarken, üç rek'at vitr nemâzını da kazâ etmeğe niyyet ederek kılmalıdır. Böyle olduğunu isbât eden delîller, Hanefî âlimlerinin kitâblarında pek çokdur. Farz nemâzı terk etmek büyük günâhdır. Hemen tevbe etmek lâzımdır. Tevbeyi gecikdirmek dahâ büyük günâhdır. Bu büyük günâh, kazâ kılacak kadar zemân geçince, bir misli artar. Kazâ etmeği gecikdirince de, tevbe farz olur. Kazâya kalan bir nemâzın kazâsı kılınınca, bu nemâzın kazâlarını gecikdirme günâhlarının hepsi afv olur. Bunun için, kazâyı bir an evvel kılarak, kazâ borcunu bitirmek lâzımdır. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
İbni Âbidîn), dörtyüzellinci sahîfesinde, (Vâcibi gecikdirmemek için sünnet terk edilir) buyuruyor. Üçyüzonaltıncı sahîfesinde de böyle buyurdukdan sonra, (Cemâ'at ile nemâz kılarken farz olan hareketlerde, imâma tâbi' olmak, farzdır. Vâciblerde vâcibdir. Sünnetlerde tâbi' olmak sünnetdir. Tâbi' olmak, imâmla berâber veyâ sonra yapmak veyâ önce başlayınca, imâmı beklemek demekdir. Meselâ, rükü'a imâmla berâber eğilmek veyâ sonra eğilip, ona rükü'da yetişmek veyâ imâm rükü'dan kalkdıkdan sonra eğilmek veyâ imâmdan önce eğilip kalkdıkdan sonra tekrâr imâmla birlikde veyâ ondan sonra eğilmek, imâma tâbi' olmak demekdir. Tekrâr eğilmezse, tâbi' olmamış, farzı terk etmiş olur ve nemâzı bozulur. Farz ve vâciblerde, imâmla berâber hareket etmek, ayrıca vâcibdir. Bir kimse, rükü' tesbîhini üç kerre okumadan, imâm rükü'dan kalkarsa, tesbîhi temâmlamayıp, imâmla berâber kalkması vâcibdir. Vâcibi gecikdirmemek için sünnet terk edilir) diyor. Vâcibi gecikdirmemek için tesbîhi temâmlamayıp bu sünneti terk etmek lâzım oluyor. Nemâz içindeki sünnetler, nemâz dışındaki her sünnetden dahâ kuvvetlidir. Meselâ, Kur'ân-ı kerîm okumak sünnetdir ve sevâbı çokdur. Fekat nemâz içinde okunan Kur'ân-ı kerîmin sevâbı dahâ çok olduğu hadîs-i şerîfde bildirilmişdir. Bu hadîs-i şerîf, senedleri ile birlikde, (Hazînet-ül-esrâr)ın yirmiikinci sahîfesinde yazılıdır. O hâlde, özrsüz terk edilen nemâzların kazâlarını kılarak, büyük günâhdan kurtulmak için, sünnetlerin terk edilmesi lâzım geldiği, buradan da anlaşılmakdadır. Böyle olmakla berâber, sünnetleri kazâ niyyetiyle de kılan kimse, sünnetleri terk etmiş olmaz.
Yetmişinci maddede, cemâ'at ile nemâzı anlatırken bildirdiğimiz gibi, imâm sabâh nemâzını kıldırmağa başlarken gelen kimse, câmi'in dışında veyâ içerde, direk arkasında sünneti kılar. Sonra imâma uyar. Böyle, cemâ'atden ayrı bir yer bulamazsa, sünneti cemâ'atin arkasında kılmaz. Hemen imâma uyar. Çünki, cemâ'at ile nemâz kılınırken, yalnız olarak nemâza başlamak mekrûhdur. Mekrûh işlememek için, sabâh sünneti terk edilir. (Dürr-ül-muhtâr)ın bu yazısına göre de, sünnetler yerine kazâ kılmak lâzımdır. Mekrûhdan kurtulmak için, en kuvvetli sabâh sünneti bile terk edilince, harâmdan kurtulmak için, sünnet elbette terk edilir. Çünki, sünnet yerine kılınan kazâ nemâzı, insanı büyük günâhdan kurtarmakdadır. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Kazâları kılmamak ve boş vakt geçirmek, büyük günâhdır. Amma, bu günâhları işleyenin, sünnetler yerine kazâ kılmamasını istemek, bu adamı üçüncü bir günâha sokmağı istemek olur. Meselâ kazâsı olup da kılmayan ve boş vakt geçiren bir kimsenin bu günâhlara girdiği için, ayrıca kumar oynamasını veyâ içki içmesini de istemek gibi olur. Büyüklerimizin (iyi bir işin hepsi yapılamazsa, hepsi de terk edilmemelidir) sözü meşhûrdur. O hâlde, nemâzlarını özrsüz olarak kılmamış olan kimse, büyük günâhdan kurtulmak için, sünnetler yerine kazâ kılmak fırsatını kaçırmamalıdır. Nitekim nemâz kılmayan, orucu da bırakmamalıdır.
(Tahtâvî) "rahmetullahi teâlâ aleyh", aynı sahîfede diyor ki, (Sabâh nemâzının sünneti çok fazîletlidir. Bunu kılmak, hadîs-i şerîflerde çok medh edildi. Sevâbı çokdur. Fekat, sabâh sünnetini bile kılmıyan için, hiç cezâ bildirilmedi. Hâlbuki, sabâh farzını cemâ'at ile kılmayıp, yalnız kılanın Cehenneme gideceği bildirildi. Demek ki, cemâ'atin kıymeti, sabâh sünnetinden bile katkat üstündür.) İbni Âbidîn diyor ki: (Bir kimse, imâma, sabâh nemâzının ikinci rek'atinde yetişirse, sünneti terk edip, imâma uyar. Çünki sünnet, cemâ'atden hâsıl olan yirmiyedi farz sevâbından birisine bile yetişemez). En kuvvetli olan sabâh sünneti, farzı cemâ'at ile kılabilmek için terk edilince, farz için elbette terk edilir. Farz borcu ile ölmemek için, sünnetleri kazâ niyyetiyle de kılmak lâzım olduğu buradan da anlaşılmakdadır. Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, 1313 [m. 1896] yılında Hindistânda basılan (Fütûh-ul gayb) kitâbının kırksekizinci makâlesinde diyor ki: Mü'minin, en önce farzları yapması lâzımdır. Farzlar bitdikden sonra, sünnetleri yapar. Ondan sonra, diğer nâfilelerle meşgûl olur. Farz borcu varken, sünnet ile meşgûl olmak, ahmaklıkdır. Farz borcu olanın sünnetleri kabûl olmaz. Alî ibni Ebî Tâlib "radıyallahü anh" bildiriyor: Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Üzerinde farz nemâzı borcu olan kimse, kazâsını kılmadan nâfile kılarsa, boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazâsını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile nemâzlarını kabûl etmez). Abdülkâdir-i Geylânînin yazdığı bu hadîs-i şerîfi şerh eden Hanefî mezhebi âlimlerinden Abdülhak-ı Dehlevî buyuruyor ki, (Bu haber, farz borcu olanların, sünnetlerinin ve nâfilelerinin kabûl olmıyacağını göstermekdedir. Sünnetlerin, farzları temâmlıyacağını biliyoruz. Bunun ma'nâsı, farzlar yapılırken, bunların kemâllerine sebeb olan birşey kaçırılırsa, sünnetler, kılınan farzın kemâl bulmasına sebeb olur. Farz borcu olanın kabûl edilmiyen sünnetleri bir işe yaramaz). (Fütûh-ul-gayb)ın bu şerhi fârisî olup, İstanbulda, Bâyezîd Devlet kütübhânesinde, 3866 numarada mevcûddur. İbni Âbidîn de, nâfile bahsinde buyuruyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Temâm yapılmamış olan nemâz, zekât ve başka farzlar, nâfileler ile temâmlanacakdır) buyuruldu. İmâm-ı Beyhekî, bu hadîs-i şerîf, yapılmış olan farzların içindeki sünnetler noksan kalırsa, nâfilelerle bu noksanların temâmlanacağını göstermekdedir. Yoksa, yapılmamış farzların yerine nâfilelerin geçeceğini bildirmiyor dedi. Çünki, başka bir hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, nemâzını temâmlamadı ise, o nemâzın üzerine, temâmlanıncaya kadar, nâfile nemâzları eklenir) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, nâfilelerin, terk edilmiş farzı değil, noksan olarak kılınmış farzı temâmlıyacağını göstermekdedir dedi. (İmdâd)ın (Tahtâvî) hâşiyesi ikiyüzkırkyedinci sahîfesinde de, bu hadîs-i şerîf zikr edilerek, sünnetlerin, kılınmış olan farzdaki kusûrları temâmlıyacağı bildirilmekdedir. İmâm-ı Gazâlî ve İbni Arabî gibi Hanefî mezhebinde olmıyan âlimler ise, nâfilelerin özr ile kaçırılan farzların yerine konacağını bildirmekdedir). (Uyûnül-besâir)de diyor ki, İmâm-ı Beyhekî, sünnetler, kılınmış olan farzların içindeki sünnetlerin noksanlıklarını temâmlar buyurdu. Çünki sünnetlerden hiçbirisi, hiçbir zemân bir vâcib gibi olamaz. Hadîs-i kudsîde, (Bir kimse, kendisine farz yapdığım ibâdeti yapmakla bana yaklaşdığı gibi, hiçbirşeyle yaklaşamaz) buyuruldu. Üçüncü kısmda sonsöz sonuna bakınız! Görülüyor ki, islâm âlimlerinin bir kısmına göre nâfileler, kılınmış olan farzların noksanlıklarını temâmlıyacakdır. Bir kısmı ise, özrle kaçırılmış olan farzların yerlerine de konacakdır buyuruyorlar. Fekat bu âlimler de, nemâzlarını tenbellikle kılmayıp, büyük günâh işlemiş olanların, bu hadîs-i şerîflerden istifâde edeceklerini bildirmemişlerdir. Çünki, nemâz kılmayanın nâfileleri kabûl olmaz ki, farzları temâmlamağa yarayabilsinler. Âlimlerin, bildirdiğimiz bu iki ayrı ictihâdını bırakıp da, bir üçüncüsünü söylemek, biz mukallidler için câiz değildir. Çünki, İbni Melek "rahmetullahi teâlâ aleyh" (Menâr) şerhinde, (Müctehidlerin bir din bilgisi üzerindeki sözleri birbirine uymadığı zemân, sonra gelen âlimlerin, bu bilgiyi, müctehidlerin bildirmiş olduklarından başka dürlü anlatmalarının bâtıl olduğu, sözbirliği ile bildirilmişdir) diyor. Bu icmâ'a göre, nâfilelerin, tenbellikle kılınmamış farzların yerine konacağını söylemek boş lâf olur. Müctehidlerin sözlerini anlıyamıyan, yâhud anlasa da kıymet vermiyen (Mezhebsiz) kimse, aklına gelen herşeyi söyliyebilir. (Merâkıl-felâh) ve (İmdâd-ül-fettâh)da, farz nemâzlardan sonra okunacak şeyleri anlatırken buyuruyor ki, (İmâm, farzdan sonra nâfile nemâz yoksa, farzı kılınca veyâ farzdan sonraki tetavvu'u kılınca, cemâ'ate karşı döner). (Dürr-ül-muhtâr)da (İmâmın nâfileyi, farz kıldığı yerde kılması mekrûhdur. Biraz solda kılmalıdır) diyor. Bu sözler ve (Hazînet-ül-esrâr) kitâbındaki açıklama, beş vakt nemâzda sünnet olarak kılınan nemâzların, nâfile olduklarını açıkca göstermekdedir. Yine bu kitâbda ve (Tahtâvî) şerhinde diyor ki, (Bütün sünnetlere nâfile denir. Nâfile, farz ve vâcib olmıyan ibâdetler demekdir. Nâfile, yâ sünnet olur veyâ insanın kendiliğinden yapdığı ibâdet olur. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, önce nemâzdan sorulacakdır. Nemâz doğru kılındı ise, kurtulacakdır. Nemâzı bozuk ise, işi kötü olacakdır. Farz nemâzında birşey noksan olursa, nâfileleri ile temâmlanacakdır). İnsanın derecesi ne kadar yüksek olursa olsun, kusûrsuz iş yapamaz. İşte nâfileler, kılınmış olan farzlarda olan kusûrları temâmlar). Şernblâlî, (Dürer) hâşiyesinde diyor ki, (Nâfile nemâz deyince, sünnetler de anlaşılır. Kâdî imâm-ı Ebû Zeyd dedi ki, nâfile kılmak, farzdaki kusûrları temâmlamak için emr olundu. Bir kimse, farzı kusûrsuz kılabilirse, sünnetleri kılmadığı için buna birşey denemez). İbni Âbidîn, vitr nemâzını ve hayvan üstünde nâfile kılmağı anlatırken diyor ki, müekked ve gayr-ı müekked sünnetlerin hepsine nâfile denir. (Cevhere)de (Hidâye)den alarak diyor ki, (Beş vakt nemâzın sünnetlerini özrsüz oturarak kılmak câizdir. Çünki bu sünnetler, nâfile nemâzdırlar). İbni Melek (Mecma'ul-bahreyn) şerhinde diyor ki, (Câmi'e gelen kimse, sabâh nemâzından başka nemâzların cemâ'at ile kılındığını görse, ilk sünnetini kılmayıp hemen cemâ'ate uyar. Çünki, farz için ikâmet okundukdan sonra, nâfile nemâz kılmak mekrûhdur. Sünnet kılarken, ikâmet okunursa, iki veyâ dört rek'ate temâmlayıp selâm verir ve imâma uyar. Sabâh veyâ akşam farzını kılarken okunursa, farzı kesip imâma uyar. Çünki, dahâ iyi şeklde kılmak için farz bozulur. Dahâ iyisini yapmak için câmi'i yıkmağa benzer. Cemâ'ate yetişmek için, sünneti bozmak ise böyle değildir). (El-hikem-ül Atâiyye)de diyor ki, (İki işden, nefsine ağır geleni yap! Çünki, hak olan iş, nefse ağır gelir. Vâcibleri yapmakda gevşek davranıp, nâfile hayrâtı yapmağa çalışmak, nefsin hevâsına uymak alâmetlerindendir). Bu söz, İbni Teymiyyenin (Kazâ kılmak lâzım değildir) sözüne cevâbdır. Kırkaltıncı maddede bildirildiği gibi, imâm-ı Rabbânî "rahmetullahi teâlâ aleyh" yirmidokuzuncu mektûbda buyuruyor ki, (Farz ibâdetin yanında nâfile ibâdetlerin hiç kıymeti yokdur. Deniz yanında, damla kadar bile değildirler. Mel'ûn şeytân, mü'minleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. [Kazâları kıldırtmıyor.] Nâfilelere yol gösteriyor. Zekât verdirmeyip, nâfile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki, zekât niyyeti ile fakîre bir altın vermek, yüzbin altın sadaka vermekden dahâ sevâbdır. Çünki zekât vermek, farzı yapmakdır. Zekât niyyeti olmadan verilenler ise, nâfile ibâdetdir). İkiyüz altmışıncı mektûbda buyuruyor ki, (Nâfile ibâdetlerin farzlar yanındaki kıymeti, okyanus yanında bir damla su gibi bile değildir. Hattâ, nâfile ibâdetlerin sünnetler yanında değerleri de, yine böyledir. Böyle olmakla berâber, sünnetlerin farzlar yanındaki kıymeti de, deniz yanında bir damla su gibi bile değildir). İslâm âlimlerinin bütün bu yazılarından anlaşılıyor ki, nemâzlarını özrsüz kılmamış olanlar, bir an evvel kazâ edip Cehennem azâbından kurtulma çârelerini aramalıdır. Hepsini kazâ etmeğe niyyet etdim diyerek, arada sırada kazâ etmek insanı Cehennemden kurtarmaz. İslâm âlimleri, islâmiyyeti bildirdiler. Kâfirlerin ve bid'at sâhiblerinin bölücü, bozuk sözlerine değil, Ehl-i sünnet âlimlerine uymak lâzımdır. Abdülkâdir-i Geylânî "kaddesallahü sirrehül'azîz", aynı makâlede buyuruyor ki, (Kazâ borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediyye götürmesine benzer ki, elbette kabûl olmaz. Kazâ borcu varken sünnet kılan kimse, sultân da'vet etdiği hâlde, gitmeyip, onun hizmetçisi ile vakt geçiren kimse gibidir. Mü'min, bir tüccâra benzer. Farzlar, onun sermâyesi, nâfileler de kazancıdır. Sermâye kurtarılmadıkça, kazanç olamaz). Gerek hadîs-i şerîfe, gerekse âlimlerin yazılarına dikkat edilirse, farz borcu olanın sünnetleri, nâfileleri kabûl olmaz buyurulmakdadır. Kabûl olmaz demek, sahîh olmaz demek değildir. Sahîh olur, fekat sevâbı, fâidesi olmaz demekdir. (Redd-ül-muhtâr), kurban bahsinde bunu güzel açıklamakdadır. (Bid'at işliyenin orucu, haccı, cihâdı kabûl olmaz) hadîs-i şerîfi, (Hadîka) ve (Berîka) kitâblarında açıklanırken, (Bunların ibâdetleri sahîh olur. Fekat sevâb verilmez) diyor. |
||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Alıntı:
|
|||
|
|
|
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Konulara Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür aldı 0 Mesajlar için
|
Alıntı:
Yine bu kitâbda ve (Tahtâvî) şerhinde diyor ki, (Bütün sünnetlere nâfile denir. Nâfile, farz ve vâcib olmıyan ibâdetler demekdir. Nâfile, yâ sünnet olur veyâ insanın kendiliğinden yapdığı ibâdet olur. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, önce nemâzdan sorulacakdır. Nemâz doğru kılındı ise, kurtulacakdır. Nemâzı bozuk ise, işi kötü olacakdır. Farz nemâzında birşey noksan olursa, nâfileleri ile temâmlanacakdır). İnsanın derecesi ne kadar yüksek olursa olsun, kusûrsuz iş yapamaz. İşte nâfileler, kılınmış olan farzlarda olan kusûrları temâmlar). Şernblâlî, (Dürer) hâşiyesinde diyor ki, (Nâfile nemâz deyince, sünnetler de anlaşılır. Kâdî imâm-ı Ebû Zeyd dedi ki, nâfile kılmak, farzdaki kusûrları temâmlamak için emr olundu. Bir kimse, farzı kusûrsuz kılabilirse, sünnetleri kılmadığı için buna birşey denemez). İbni Âbidîn, vitr nemâzını ve hayvan üstünde nâfile kılmağı anlatırken diyor ki, müekked ve gayr-ı müekked sünnetlerin hepsine nâfile denir. (Cevhere)de (Hidâye)den alarak diyor ki, (Beş vakt nemâzın sünnetlerini özrsüz oturarak kılmak câizdir. Çünki bu sünnetler, nâfile nemâzdırlar). |
|||
|
|
|