![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| KAlp ile beyin ölümünü kim karıştırıyor, oku da belki öğrenirsin. Yazan : Doç.Dr. Şahin Aksoy Yazan : Doç.Dr. Şahin Aksoy 20. Yüzyılın en büyük yanılgılarından biri: Beyin Ölümü Bu haftaki Medimagazin’de Sağlık Bakanlığı’nın, beyin ölümü raporu verilen hastaların yaşam destek ünitesinden çıkarılıp çıkarılmaması karanını aile onayına bırakan yasada değişiklik yapma hazırlığı ile ilgili bir haber var. Bu da yetmiyormuş gibi, hazırlanılan yeni yasa taslağında, beyin ölümü raporu 4 uzman yerine 2 uzman onayıyla verilecekmiş. Habere göre Organ Nakli Koordinatörleri Derneği kurucularından Dr. Engin Çelik, “Kanuna göre, beyin ölümü olunca yakınlarına önce organ bağışı yapıp yapmayacakları soruluyor. Aile ‘hayır’ dediğinde hekimler, ‘O zaman yaşam destek ünitesinden çıkaralım mı?’ diye sormak zorunda kalıyor. Böyle olduğunda aile, sağlık personelini kişi ölmeden organlarını almaya çalışmakla suçluyor” demiş. Haberi hazırlayan muhabir arkadaşımız beni arayarak konu hakkındaki görüşümü istedi, ben de; “Bunun yersiz ve yanlış bir çaba olacağını, aile onayını yasadan çıkarmanın organını bağışlamış kişilerin kurtarılması için hekimlerin yeterince çaba harcamadıklarına dair hasta yakınlarının şüphelerini kuvvetlendireceğini, bunun tıbba ve hekimlere olan güveni sarsacağını ve bu yasanın, zaten az olan organ bağışı sayısını azaltacağını” söyledim. Ancak konunun önemine ve beyin ölümü ile organ nakilleri konusundaki ciddi kafa karışıklığına binaen bu haftaki yazımı bu konuya ayırmak istedim. Yazının devamında her biri bilimsel dergilerden alınmış bazı bilgiler ile bazı kanaatlerimi dile getireceğim. * Beyin ölümü kavramı 1968 yılında başarılı kalp nakli ameliyatlarının yapılmasından sonra Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ortaya atılmış ve bugün tıp çevreleri ve hükümetler tarafından hüsnükabul görmüş, 20. yüzyılın en büyük yanılgısından birisidir. * Beyin ölümü kavramının organ nakillerine ‘malzeme’ sağlama ile yoğun bakımdaki belli hastaları ‘sessiz gemi’ye vakitsizce bindirme dışında hiçbir pratik faydası bulunmamaktadır. * Beyin ölümü teşhisi koyulan hastalar organları alınana kadar ‘yaşam destek makinesi’nde tutulur, idrar takibi yapılır, enfeksiyon ihtimaline karşı antibiyotik verilir, hatta kalbi durursa kalp masajı yapılır. * Eğer anestezi yapılmazsa, beyin ölümü gerçekleşen hastalar organları alınırken neşter darbelerine tepki verir ve kan basıncı ile kalp atımı belirgin şekilde yükselir. İngiltere’de Norfolk ve Norwich Hastaneleri uzman anesteziyoloğu Dr. Phillip Keep 19 Ağustos 2000 tarihli Guardian gazetesine verdiği beyanatta “Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin organlarını alırken bıçağı vurduğunuzda nabız ve kan basıncı fırlar. Eğer hastaya anestezi vermezseniz hasta kımıldamaya başlar, kıvranır ve ameliyat etmek imkansız bir hal alır” demiştir. * Literatürde beyin ölümü teşhisi konulan hamile kadının aylarca bu durumda kaldığı ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiği ile beyin ölümü gerçekleşen bir çocuğun ‘yaşam destek makinesi’ne bağlı olarak ve gerekli beslenmesi yapılarak 14 yıla kadar hayatta kaldığı rapor edilmiştir. * Beyin ölümü teşhisinde hata yapmak mümkündür. Örneğin GuillianBarre sendromu, hipotermi ve bazı ilaçlar ve toksinler beyin ölümü belirtileri verebilmektedir. * Beyin ölümünün mutlak ölüm olduğunu savunan yazarlarının en temel savlarından birisi, beyinin bedendeki “en üst düzenleyici” olduğu, onun geri dönüşümsüz olarak hasarlanması ile yaşamın da sona ermiş olacağıdır. Oysa en az beyin kadar, kalp, karaciğer, böbrek ve diğer organlarda bedensel bütünlüğün ve hayatiyetin devamı için şarttır. Bunlardan her hangi birisinin “ölmesi” de diğer bütün organların iflası, dolayısı ile canlının hayatının sona ermesine yol açar. * Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Pediatrik Nöroloji profesörü Shewmon, beyin ölümü kriterleri savunucularının temel dayanaklarından birisi olan, beyinin “bedenimizi bir arada tutan ana unsur” olduğu iddiasının tamamen tartışmalı olduğu, çünkü beyin ölümünün bedenin “dağılmasına” neden olmayacağını, dolayısı ile, klinik beyin ölümü durumunun ölümün biricik belirteci olarak tanıda kullanılmaması gerektiğini söylemiştir. Bedenimizi ‘bir arada tutan’ unsur kalptir. Ancak kalp öldüğü zaman, veya bedeni terk ettiği zaman beden ‘dağılır’. * Yıllar geçtikçe organa ihtiyaç duyanların sayısı ile organını bağışlayanların sayısı arasındaki farkın daha da açılması, bütün çabalara rağmen ne dünyada ne de ülkemizde insanların beyin ölümünü gerçek ölüme denk görmediğini, bu yüzden de organını bağışlamadığını göstermektedir. Avrupa’da organ bağışlama oranı %15-20 iken, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de %1’de kalmaktadır. Türkiye genelinde 2002 yılında 1073, 2003’de 984 kişi organ bağışlarken, Ankara’da 2002’de 77, 2003’de 43, 2004’de 9 kişi organını bağışlamıştır. Yine Sağlık Bakanlığı’nın internet sayfasında 2005 yılında yayınladığı verilere göre organ bağışlarının oranı ilden ile de farklılık göstermektedir. Organ bağışlarının %21.8’i İzmir, %13.4’ü İstanbul, %8.3’ü Aydın, %6.8’i Denizli’den yapılırken, Şanlıurfa’nın da içinde bulunduğu pek çok ilde son 2 yıl içinde hiç organ bağışı yapılmamıştır. * 29.05.1979 tarih ve 2238 sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun”un 5. maddesi “On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır” der. Ancak ülkemizde on sekiz yaşın altındaki beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları, bu yasağa rağmen, hekimlerin teşviki ve anne-babalarının onayı ile alınır ve medya da bunu ‘çarşaf-çarşaf’ haber yapar. * Mevcut pek çok bilimsel veri ile beyin ölümünün mutlak ölüm olmadığı son derece açıktır. Aslında beyin ölümü sadece, böbrek yetmezliği veya karaciğerin iflası gibi bir prognoz göstergesidir. * Beyin ölümü tanısı konulan hastalardan alınan organlar, esasında halâ canlı olan, kalbi atan, yardımla bile olsa nefes alıp-veren, kan dolaşımı devam eden, insan sıcaklığını taşıyan, hatta belki de ağrı duyan insanlardan alınmaktadır. * Öyleyse, daha fazla organ kaynağı oluşturmak adına bu ‘varsayımsal’ ölüm tanımından vazgeçilmesidir. Eğer beyin ölümünün mutlak ölüm olduğu varsayımına devam edilecek ve bu hastalardan organ alınmaya devam edilecekse en azından organ bağışı yapan kişilere ve kamuoyuna, onlara organları alınırken anestezi (ve analjezi) verilmesi gerektiği, aksi takdirde irkilme ve kıvranmanın söz konusu olacağı, nabız ve tansiyonlarının yükseleceği söylenmelidir. Aksi takdirde, organlarını başkalarının yaşamını kurtarmak için verme fedâkarlığında bulunan bu insanların uygun şekilde bilgilendirildiğinden söz edilemez. Bu haksız bilgilendirmeme ve samimiyetsizlik devam ettiği sürece insanların gönül rahatlığı ile organlarını bağışlamalarını beklemek boşunadır. Sağlık Bakanlığı’nın hazırlık içinde olduğu yasa değişikliği de toplum nazarındaki şüpheleri artırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır. http://www.medimagazin.com.tr/kose-yazisi_50952.html |
| | |
![]() Üyelik tarihi: 17.09.2006
Mesajlar: 586
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
| Hukuki açıdan boşluk var Avukat Süleyman Anıl (Hasta Hakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi): Tıbbi açıdan bakıldığında bir hayata dönüş ihtimalinden bahsediliyorsa yaşam destek ünitesine bağlı olarak devam edilebilir. Yani 'bir ihtimal varsa' devam etmek gerekiyor. Aksi halde bu pasif ötanaziye dönüşür ve bu da yasalara göre suçtur. Ancak yaşam destek üniteleri konusunda Türk hukukunda önemli bir boşluk var. Tıp, beyin ölümünün gerçekleşmesinden sonra kişiye 'ölü' dese bile hukukta 'ölünün' tanımı yok. Bu da hukuki sorun yaratıyor. Bu durumda hekim kimi zaman 'cinayetle' bile suçlanabiliyor. Hastanın makineden çıkarılması konusunda aile 'rıza' vermiş bile olsa hukuk bunu kabul etmeyebilir. Türk hukukunda bu konuda herhangi bir düzenleme yok. Ama benim kişisel görüşüme göre, beyin ölümü gerçekleştikten sonra makineye bağlı olmasının anlamı yok. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=88165 |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Delilin nedir? Hangi hadisi şerife hangi ayeti kerimeye göre organ nakli caizdir denilmiştir. Kafamıza göre alakasız şeyleri şu böyle dedi bu böyle dedi diye caizdir olduğunu iddia edemeyiz, fetva veremeyiz... Bunu sende konu olarak açmışsın ama uygulamaya gelince malesef... Tam tersine organ naklinin caiz olmadığına dair biçok ayet ve hadisi şerifler bulunmaktadır. |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 8 Mesaja aldı
|
Ölmüş annesinin karnındaki canlı çocuğu, ameliyatla almak caizdir. Çünkü, imam-ı a’zam hazretleri, ölmüş bir kadının karnının yarılmasını ve çocuğun çıkarılmasını emretmiş, kurtarılan çocuk uzun yıllar yaşamıştır. (Eşbah) Evet, ölünün bir organını kesmek ölüye eziyettir. Ancak kesilen organ, iyi birine verilecekse, ölü bundan zevk alır. Bir kimse, birine iyilik etmek için çok yorulsa, yorulmasından şikayet etmez, aksine “Hizmet ettim, iyilik ettim” diye zevk alır. Parasını kaybeden üzülür. Fakat isteyerek bir muhtaca veren sevinir. Kurbanlık koyun da, kurban oldum diye sevinir. O acı, ona zevk verir. Halbuki hayvana da eziyet etmek haramdır. Dinimize uyulunca eziyet edilmiş olmuyor. Ölüm acısı, çok acıdır. Narkozla her tarafı uyuşturulduktan sonra veya uyku hapı alarak ölen de, çok şiddetli olan ölüm acısını duyar. Fakat mücahidler, kurşun yağmuruna tutulsa, bu acıyı duymaz. Hadis-i şerifte (Şehid, ölüm acısını duymaz) buyuruldu. (Beyheki) İmam-ı a’zam hazretlerinin bu uygulaması organ naklinin caiz olduğuna kâfi delildir. Bir şeyin haramlığı hakkında edille-i şeriyyeden bir hüküm yoksa, o şey caizdir. Çünkü hadis-i şerifte, (Helal ve haram diye bildirilmeyen şey, Allahü teâlânın affettiği şeylerdendir) buyuruluyor. (Hakim) |
| | |
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| Bu nasıl mantıktır hayret ediyorum doğrusu Ölmüş kadının karnından yaşayan bebeği çıkarmak ile organ naklinin caiz olacağı sonucu nasıl çıkabilir? Organ nakli yapılıp öldürülen insana kim şehitlik makamını veriyor? Delil nedir? O insanın sevineceğini nerden biliyorsun? Delil nedir? Böyle şeylerden caizdir sonucu nasıl çıkarılabilir ? |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 8 Mesaja aldı
|
Müslüman, mütehassıs tabip, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilaç olmadığını söylerse, hastanın kadın sütü içmesi caiz olur. (İ.Hümâm-Feth-ul Kadir) Görüldüğü gibi kadın sütü içmek, zaruret olunca caiz olmaktadır. Bu bakımdan damara kan verilmesinin de caiz olduğunu, Şeyh Tâhir-üz-Zâvi, (Hedy-ül islâmi)de bildirmiştir. | ||||||||||||||||||
| | | ||||||||||||||||||
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14.09.2005
Mesajlar: 1.287
Teşekkür etti: 0
1 Teşekkür 1 Mesaj için aldı
| " Ölünün Organlarını Almak Cinayettir: Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde bir mü’mini haksız yere öldürmenin büyük bir cinayet olduğunu ve o nisbette cezaya sebep olacağını beyan buyurmaktadır: “Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir.” (Nisâ: 93) Kim ki bu Âyet-i kerime’yi görüp caiz olduğunu söylerse küfre kayar. Çünkü o, çok büyük bir suç işlemiştir. Bir kimse sahipsiz bir adamın organını almak için o aciz adamın canına kast ediyor. O onun katili oluyor. Adam aciz, hasta, ölüm anında; adamı hastaneye getiriyorlar. Ama gayeleri organlarını almakla adamı öldürmek. Bu doğrudan doğruya katldir. Çünkü organlar öldükten sonra alınmıyor ki, ölmeden evvel alındığı için bunu yapan doğrudan doğruya katildir. Bu adam mahşere de katil olarak çıkacaktır. Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar: “Şüphesiz ki dünyanın yok olup gitmesi, Allah katında haksız yere bir mümini öldürmekten daha hafiftir.” (İbn-i Mâce: 2619) Vasiyet etmediği halde, varisin de haberi olmadığı halde öldü diye organlarını alanlar ve fetvasını verenler mesuldürler. “Eğer gök ve yer sakinleri bir müminin kanının akıtılmasına (öldürülmesine) katılsalar, Allah mutlaka onları cehenneme yüzü üzere sürer.” (Tirmizi: Diyât: 8) İnsanların nazarında dünya büyük ve önemli bir varlık olmasına rağmen, bir mümini öldürmek; anlatılmayacak derecede tehlikeli ve korkunç bir âfet olduğu belirtilmektedir. Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor: “Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide: 32) Burada insan hayatının ne kadar değerli olduğu gözler önüne serilmektedir. Haksız yere bir başkasının hayatını alan veya ölümüne sebep olan kimse, yalnızca bir kişiye zulmetmekle kalmamış, aynı zamanda insan hayatının ulvîliğini ayaklar altına almış, bu hususta başkalarına da cesaret vermiş, Allah-u Teâlâ’nın gazabını haketmiş olur. Daha ölmemiş, kalbi çalışır bir vaziyette bulunan bir kimsenin organlarını almak, o kimsenin ölmesine mucip olur, böylece de bir mümin öldürülmüş olur. Belki o kimse bitkisel hayattan çıkacaktı. Ölü vasiyet etmemiş, varislerinin haberi yok veya izin vermemiş ama organlarını öldü diye doktorlar almış. Mesul olan ve fetvayı verendir. Halbuki organ nakli, organlar canlı iken yapılıyor. Öleceğine yakın bir zamanda vazifeli melekler canını alırken, doktorlar da organlarını alıyor. Kişi hem içten, hem de dıştan ıstırap görüyor. Bir taraftan en büyük eza ve cefâ çekiliyor, bir taraftan da bir nevi cinayet işleniyor. Bu ise haramdır. http://www.hakikat.com/dergi/94/bsyz9405.html |
| | |
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 10.02.2007
Mesajlar: 418
Teşekkür etti: 0
8 Teşekkür 8 Mesaja aldı
|
Zaruret olunca haramlar mubah hâle gelir. (Redd-ül muhtar) Zaruretsiz insanın bir parçasını kullanmak haramdır. Kullanması haram olan şeyi ilaç olarak yemek ve içmek de caiz değildir. (Dürr-ül-muhtar) Dürr-ül muhtar kitabını şerh eden İbni Abidin hazretleri burasını şöyle açıklıyor: Haram olan şeyi, tahir [temiz] olsun, necis [pis] olsun, ilaç olarak kullanmak haramdır; ama, hastalığa iyi geleceği bilinirse, ondan başka ilaç da yoksa, kullanmak caizdir. (Redd-ül muhtar) Müslüman ve uzman doktor, şifa vereceğini ve bu hastalığın başka ilacı olmadığını söyleyince, idrar, şarap veya kan içmek, leş yemek caiz olur. (Nihaye, Haniyye, Tehzib) İnsanın her organı gibi sütünü de içmek haramdır. Müslüman, uzman doktor, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilacı olmadığını söylerse, [kan nakli yaptırmak] kadın sütü içmek ve satın almak caiz olur. (Fethul-kadir) Cenazenin saçları dökülürse, kefeni içine konur. Çünkü, insanın her parçası muhteremdir. Diri insandan düşen ve kesilen tırnakları, saçları ve dişleri de defnetmek sünnettir. Ölmeyecek kadar leş veya domuz yenir, kan veya şarap içilir. Yiyip, içmeyip ölen Cehenneme gider. (Redd-ül muhtar) İnsanın parçaları muhterem olduğu için ondan faydalanmak caiz değildir. Domuz ve insan kemiğiyle tedavi olmak mekruhtur; çünkü bundan faydalanmak haramdır. Kübrada da böyledir. (Fetava-i Hindiyye) [Zaruretsiz böyle yapmak caiz değildir. Ama yukarıda din kitapları da bildirdiği gibi zaruretle yapılırsa caiz olur.] Bir organı kurtarmak, hayatı kurtarmak gibi zaruridir. Diri insanın organını, etini yemek, bir kadının sütünü içmek caiz değildir. Kanını nakletmek ise caizdir. (Mecmua-tül muallim) Tıp ilmini öğrenmek ve tedavi yapmak, farzı kifayedir. Yeni ölen birinin kalbini ve başka organlarını diri insana takmak caizdir. Bu iş ölüye hakaret olmaz. Zaruret olunca, bir çok yasaklar mubah olmaktadır. Ölünün de bir yerini kesmek haramdır. İnsana ölünce de kıymet vermek, saygı göstermek vaciptir. Fakat, zaruret olunca, bu haramlık kalkar. Müslüman uzman doktorlar bir hastanın ölümden kurtulması için, kan, diriden veya ölüden organ naklinden başka çare olmadığını bildirdikleri zaman, buna uyulur, din ayrılığı gözetilmez. İslam dini, sıhhati korumayı ve bedenin selametini emretmektedir. Hastaya kan vermek, insani vazifedir. Çünkü, hayatı korumak, bazen kan verilmesine bağlı olmaktadır. Kan vermek, süt kardeşliğe sebep olmaz, nikahı da bozmaz. (Hedy-ül-İslami) Ölüm tehlikesi varsa ve başka çare de yoksa, kan vermek caiz olur. (S. Ebediyye) İnsanın parçalarını kullanmak ve satmak haramdır. Zaruret olunca caiz olur. (İslam Ahlakı) Hanbeli’de, ihtilaf varsa da, kadın sütünü ve faydalanılan her şeyi satmak caizdir. Şafii’de de böyledir. Köle satıldığı gibi diğer organlar da satılır. Kopuk uzvu satmak haramdır; çünkü faydalanılmaz. [Buradan kopuk uzuvdan faydalanılırsa caiz olacağı pek açıktır.] Hanefi ve Maliki’de ise, zaruretsiz kadın sütü de, diğer organlar da satılmaz. Zaruret olunca caiz olur. (El Mugni) |
| | |
| |