İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 01.03.2007, 17:36
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
selefiye diye bir mezhep yoktur

Ehl-i sünnet olmayıp, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasslarda açık bildirilmemiş olan ahkamdaki ictihadlarını beğenmeyen ve bu manası açıkça anlaşılamayan nassları yanlış tevil ederek, anladıklarını Selef-i salihinin yolu olarak savunan sapıklara Selefiye denir. Selefin mezhebi vardır, selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Selefin mezhebi ise ehl-i sünnet vel cemaattir.

Ehl-i sünnet itikadından ayrılan bazı din adamları Selefiye adını verdikleri sapık bir yol tutmuşlardır.
Bunun itikadda mezhep olduğunu söyleyip, kitaplarında yazmışlardır. Halbuki İslamiyet’te Selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri böyle bir şey bildirmemişler ve kitaplarında asla yazmamışlardır.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 01.03.2007, 17:43
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
itikad mezhebi üç değil tektir, dört hak mezhepten ayrılan mezhepsizler bid’at ve dalalet ehli olup Cehennemliktir. Yukarıdaki hususlar, imam-ı Münavi, Şah Veliyullah Dehlevi gibi âlimlerce de teyid edilmektedir. (Seyf-ül Ebrar)

El-Mesailül-müntehabatü fir-risaleti vel vesileti isimli eserde dört mezhepten başkasıyla amel etmek caiz değil, bunda icma hasıl olmuştur denmektedir.

El-Besair li-münkir-it-tevessüli bi-ehlil-mekabir kitabında diyor ki:
Bugün her Müslümanın dört mezhepten birisinde bulunması vaciptir, dört mezhepten birinde bulunmayan, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur, Ehl-i sünnetten ayrılan da sapık veya kâfir olur.

Sebilün-Necat an bid’ati Ehli zigı ved-dalale isimli eserde şöyle denmektedir:
Vehhabiler, reisleri olan ibni Teymiye’nin talebesi ibn-ül Kayyim'in (i'lamil Muvakkiin) kitabında (kendisinde ictihad şartı bulunmayan kimsenin Kur'andan ve hadisten ahkam çıkarması caiz değildir. İctihad şartı bulunmayan kimsenin, mezheplerden birisine uyması vaciptir ve dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir. Çünkü diğerleri müdevven değildir) diyor.

Yusuf-i Nebhani hazretleri, “Herbiri hidayet yıldızı olan Eshab-ı kiramı bile müctehid olmayanın taklit etmesi caiz değildir” buyuruyor. (Huccetullahi alel âlemin)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 01.03.2007, 17:46
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Mezhepsizler kendilerine, Selefiye ismini takmışlar. İbni Teymiye, Selefilerin büyük imamıdır diyorlar. Bu sözleri bir bakımdan doğrudur. Çünkü, ibni Teymiye’den önce (Selefi) ismi yoktu. Selef-i salihin vardı. Bunların itikadları da Ehl-i sünnet mezhebi idi. İbni Teymiye’nin sapık fikirleri vehhabilere ve diğer mezhepsizlere kaynak oldu. İbni Teymiye Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehl-i sünnet idi. Fakat ilmi çoğalınca kendi fikirlerini beğenmeye, kendini Ehl-i sünnet âlimlerinden üstün görmeye başladı. İlminin çoğalması, dalaletine, sapıtmasına sebep oldu. Hanbeli olması kalmadı. Çünkü, dört mezhepten birinde olabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak lazımdır. Ehl-i sünnet itikadında olmayan kimse için Hanbeli mezhebindedir denilemez.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 01.03.2007, 17:46
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
1- Yehovacılar, "İlk Hıristiyanlar gibi, İncillere sarılalım" derler. Selefiyeciler de, "Yalnız Kur'ana sarılalım" derler.

2- Yehovacılar da, selefiyeciler de mezhebe, tarikata karşıdırlar. Selefiyeciler, birçok tasavvuf büyüğüne kâfir derler.

3- Yehovacılar, ilk Hıristiyanların yolunda olduklarını söylerler. Selefiyeciler de aynı mantıkla ilk Müslümanların yolunda olduklarını söylerler. (Selef, ilk Müslümanlar manasına gelir.)

4- Yehovacılar Cehennemi inkâr ederler. Selefiyeciler de, pirleri olan İbni Teymiye gibi Cehennem sonsuz değil derler.

5- Yehovacılar, Allah insan gibi düşünür diyerek "Tanrının düşüncesi" tabirini kullanırlar. Selefiyeciler de, "Kur'ani düşünce, İslam düşüncesi" gibi tabirler kullanırlar. Halbuki İslamiyet’i bir düşünce olarak kabul etmek küfürdür.

6- Yehovacılar da Selefiyeciler de, Allah gökte derler.

7- Yehovacılar ruha inanmaz, "Elektriğe benzeyen kişiliksiz bir kuvvet" derler. Bazı selefiyeciler de meleklere, rüzgar, tabiat kuvvetleri derler.

8- Yehovacılar, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler.

9- Yehovacılar, kadere inanmazlar. Selefiyecilerin bir kısmı da kadere inanmaz.

10- İncilleri işlerine geldiği gibi yorumlar, Yehovacı olmayanlara kâfir derler. Selefiyeciler de, Kur'anı işlerine geldiği gibi yorumlarlar. Selefiyeci olmayanlara müşrik derler.

İbni Sebe, bir Yahudidir, Hıristiyanlığı bozan Pavlos da Yahudi'dir. Selefiyecilerin Yehovacılara benzemeleri tesadüf değildir. Her bozuk fırkanın altında, bir Yahudi veya İngiliz parmağı vardır. Her taşın altında onlar gizlidir.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 01.03.2007, 17:47
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Hiçbir İslam âlimi, selefiye mezhebi diye bir mezhepten bahsetmemiştir. İbni Teymiyeciler, selefiyiz diyorlar. Selefilik, vehhabiliğin kamufle adıdır. Bazı selefi yazarlar, itikadda hak olan mezhebi üçe ayırıyorlar. Halbuki Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi Cehenneme gidecektir) buyurulurken, üç fırkaya fırka-i naciyye denir mi, itikadda üç tane hak mezhep olur mu? Fırka-i naciyye denilen kurtuluş fırkası bir tanedir. O da Ehl-i sünnet-vel-cemaattir. Hadis-i şerifle de bildirildiği gibi, diğerleri Cehenneme gidecektir.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 02.03.2007, 09:13
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
İbn-i Teymiyye'nin talebesi olan İbn-i

Kayyım el-Cevziyye (v.1350/751), hocasının bozuk yolunu devâm ettirdi. Hicrî on ikinci

asırda selefîlik fitnesi, Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından tekrar ortaya çıkarıldı. Onun

ve İbn-i Teymiyye'nin yolundakiler tarafından devâm ettirildi. Görülüyor ki, İslâmiyet'te

selefiyye mezhebi diye bir şey yoktur.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 02.03.2007, 12:04
out of order

 
Kudret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.10.2003
Mesajlar: 10.864
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 4 Mesaja aldı
yazip yazip duruyorsun, ama ne yazdigini biliyormusun?
__________________
Die Schari'a agiert. Sie formt und entwickelt die Gesellschaft.

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
Kudret isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #8
Alt 02.03.2007, 13:17
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Kudret
Mesajı göster
yazip yazip duruyorsun, ama ne yazdigini biliyormusun?
ben de sana bir soru sorayım,selefileri veya diğer adıyla vehhabi sapıklarını seviyormusun ?
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #9
Alt 02.03.2007, 14:26
out of order

 
Kudret - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.10.2003
Mesajlar: 10.864
Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür 4 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız alpakino
Mesajı göster
ben de sana bir soru sorayım,selefileri veya diğer adıyla vehhabi sapıklarını seviyormusun ?
sen önce soruya cevap ver. sonra senin soruna cevap verecem insaallah!
__________________
Die Schari'a agiert. Sie formt und entwickelt die Gesellschaft.

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
Kudret isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #10
Alt 02.03.2007, 15:42
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Kudret
Mesajı göster
sen önce soruya cevap ver. sonra senin soruna cevap verecem insaallah!
Bilmem, demek ilmin yarısıdır.ben cevabı verdim cevap verme sırası sende.vehhabileri yani diğer adıyla selefi sapıklarını seviyormusun ?
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #11
Alt 02.03.2007, 16:00

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.929
Teşekkür etti: 4
133 Teşekkür 92 Mesaja aldı
Bismillah....

Hayatınızda hiç 20 lahmacun 30 porsiyon kebab 50 ekmek arası döner yemeyi denediniz mi???

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #12
Alt 02.03.2007, 16:11
Arife Her Gün Kadir Gecesidir

 
elmnightmare - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 25.02.2007
Mesajlar: 11.142
Teşekkür etti: 785
827 Teşekkür 467 Mesaja aldı
Alpakino yu tebrik ederim.
İtiraz eden de selefi belli zaten
Selefiler çok şey bildiklerini ifade ederler
O kadar bilirler ki evliyanın kerametlerini bile şeytan işi derler
elmnightmare isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #13
Alt 02.03.2007, 16:50

 
Üyelik tarihi: 20.06.2006
Mesajlar: 4.929
Teşekkür etti: 4
133 Teşekkür 92 Mesaja aldı
Bismillah....

bu yazılanların kime ne faydası var???

vesselam
Ninja-Kedi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #14
Alt 02.03.2007, 16:58
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Ninja-Kedi
Mesajı göster
Bismillah....

bu yazılanların kime ne faydası var???

vesselam
Bütün dünya bize verilse, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, üzülmek gerekmez. Doğru itikadın Ehl-i sünnet vel-cemaat olduğunu İslam âlimleri ittifakla bildirmişlerdir.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #15
Alt 02.03.2007, 19:10

 
µmmed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.05.2002
Yaş: 33
Mesajlar: 6.684
Teşekkür etti: 141
666 Teşekkür 250 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız Kudret
Mesajı göster
yazip yazip duruyorsun, ama ne yazdigini biliyormusun?
Abi acizane sana tavsiyem,Yinede sen bilirsin
alpakino kardeşimiz anlaşılan site değiştirdi herhalde.
Kendisini rahat bırakmak lazım.Bir şeyler paste yapıyor ama pek anlamıyor yazdığın gibi.

Copy paste yapıp duruyor,Ben Hadis Buharı r.a diyorum o bana siteden ibrahim Halebi diyor

alpakino kardeşimize ilişme abi senin sahanda oynamıyor.
Küçük düşürmeye kalmak değil kesinlikle değil.

Ama bu konudan anlaşılıyorki bu kardeşimiz copy pasteden ileriye gidemiyor malesef.
http://delikanforum.net/showthread.php?t=59521

Bu mezhep konuları günümüzde takım tutar gibi bir durum halinde.
Alimlerin içtihadı ile ilgilenen ve bakanların sayısı çok az.

Bundan dolayıdırki alpakino gardaşıma dokunmayın ilişmeyin o diğer siteleredeki mesajlara şu an DF e boşaltmak ile meşgul.

Soruda sorma gereği görmüyorum imtihan eder gibi.Yoksa tutup yine bir site arayacak, zamanını almak istemem.

Devam et alpakino kardeşim güzel gidiyorsun
__________________
Yazacağın yazının efendisi, yazmış olduğun yazının kölesi ol

İmzada bulunan Resim ve Linkleri görebilmeniz için 0 Mesajınız olması gereklidir !.Sizin ise şuan 0 Mesajınız var.
µmmed isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #16
Alt 02.03.2007, 20:00
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
İbrahim bin Muhammed, fıkıh âlimidir. 1462 de Haleb’de doğup, 1549 da vefat etti. Mülteka kitabı fransızcaya tercüme edilmiştir. Halebi kitabı meşhurdur. Ayasofya dersiamlarından ve nakşi meşayıhından Ali Yekta efendi, buna haşiye yapmıştır. Siyer sahipleri Nureddin Ali Halebi Hanefi 1633 de ve Burhaneddin Ali Halebi şafii 1604 de vefat etmişlerdir.




İslam Fıkhı (Mülteka) (4 Cilt)









İbrahim Halebi
HİSAR YAYINLARI



%28 indirimli

Liste Fiyatı: 64,80YTL. Kitapyurdu Fiyatı: 46,33YTL.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #17
Alt 02.03.2007, 20:12
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Kiyas konusundaki görüsleri: Günümüzde Selefîler olarak anilan grup içinde, kiyasin ser'î bir delil sayilamayacagini, çünkü kiyasin, “Allah'in dininde sahsi görüs ile hüküm vermek” oldugunu söyleyenler mevcuttur. Oysa fikih usulü kitaplarinda ayrintili bir sekilde açiklandigi gibi, gerek Kur'an ayetleri, gerekse hadisler, vakia olarak sinirlidir ve insanligin karsilastigi her olayin hükmünün, ayetlerde ve hadislerde zikredilmis olmasi mümkün degildir. Kur'an ve Sünnet konusunda biraz malumati olan herkes bu noktayi kabul ve itiraf eder. Su halde hükmü Kur'an ve Sünnet'te zikredilmeyen olaylar hakkinda yapilabilecek iki seçenek var. Ya bu olaylar hakkinda Islâm'in herhangi bir hükmünün ve açiklamasinin olmadigini söylemek, ya da karsilastigimiz olayin bizzat kendisi olmasa da, benzeri hakkinda Kur'an ve Sünnet'te yer alan bir hükmü, aralarindaki benzerlik dolayisiyla yeni olaya da tatbik etmek. Bu seçeneklerden ilkinin dogru oldugunu söylemek, Islâm'in evrensel oldugunu, bütün zaman ve mekânlarin problemlerine çözüm getirme özelligini haiz bulundugunu inkâr etmek demektir. Kiyas'i inkâr eden Ibn Hazm , bu iddiasi sebebiyle, birakalim bir “Islâm alimi”ni, akli basinda siradan bir kimsenin bile gülüp geçecegi seyler söylemistir. Mesela Kur'an ve Sünnet'de domuz etinin haram oldugu zikredilmistir. Ama domuzun yaginin haram olduguna dair ne Kur'an'da , ne de Sünnet'te herhangi bir hüküm yoktur. Sirf bu gerekçeyle Ibn Hazm, domuzun yaginin haram olmadigini söylemistir. Iste kiyasin reddedilmesi sonucunda varilacak komik nokta budur. Ehl-i Sünnet ne diyor? Her ne kadar Selefîler, yukarida özetlemeye çalistigimiz görüslerinde Selef-i Salihîn'i örnek aldiklarini söylüyorsa da, bunun sadece bir iddia oldugunu söylemek durumundayiz. Esasinda mesela Imam-i Azam Ebu Hanife Hazretleri de Selef'tendir ve onun gerek itikadî, gerekse fikhî görüslerini benimsemek, gerçek Selefîliktir. Bu söyledigimiz diger büyük imamlar için de söz konusudur. Ebu'l-Muzaffer el-Isferâînî , Ehl -i Sünnet ve'l-Cemaat'in itikadî çizgisini ortaya koyan özellikleri zikrettikten sonra söyle der: “ Bilmis ol ki, Firka-i Naciye'nin (kurtulusa eren grubun) akaidinin özellikleri olarak zikrettigimiz bütün bu hususlar, imanin sihhati babinda bilinmesi gereken hususlardir. (...) “ Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in itikadi olarak zikrettigimiz hususlarin hiç birisi hakkinda Safi'î ile Ebu Hanîfe; (Allah her ikisine de rahmet eylesin) arasinda herhangi bir ihtilaf yoktur. Sadece bu iki imam degil, Malik, Evzaî , Davud ez-Zahirî, Zührî , Leys b. Sa'd , Ahmed b. Hanbel , Süfyan es-Sevrî , Süfyân b. Uyeyne , Yahya b. Maîn , Ishak b. Rahuye , Muhammed b. Ishak el-Hanzalî , Muhammed b. Eslem et-Tûsî , Yahya b. Yahya en-Nisaburî , Hüseyin b. Fadl el-Becelî , Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan, Züfer b. Hüzeyl, Ebu Sevr ve Hicaz, Sam, Irak imamlari, Horasan ve Maveraunnehir imamlari gibi Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis'in tümü ile onlardan önce yasamis olan Sahabe, Tabiun ve Etbau't-Tabiîn de bütün bu konularda görüs birligi içindedir. Bu iki firka ( Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis) arasinda bütün bu konularda herhangi bir ihtilaf bulunmadigini tahkik etmek isteyenler, Ebu Hanîfe'nin Kelâm sahasinda yazdigi Kitabu'l-Âlim (ve'l-Müte'allim)'e, el-Fikhu'l-Ekber'e (...) ve Osman el-Bettî'ye yazdigi (...) el-Vasiyye'sine baksin. Keza Safiî'nin yazdigi eserlere baksin. Bu ikisinin mezhebi arasinda herhangi bir farklilik bulamayacaktir. “Bütün bu imamlardan, burada zikrettigimiz hususlar ile çelisik olarak nakledilen görüslerin tümü, bid'atçilerin, kendi mezheplerini güzel ve dogru göstermek için uydurdugu yalanlardir. (...) Bu kimseler, Ehl-i Sünnet'in kiliçlarindan korktuklari için kendi habis akidelerini ihtiva eden sözleri Ebu Hanîfe'ye nisbet etmis ve onun arkasina gizlenmislerdir....” (et-Tabsîr fi'd-Dîn, s. 113-114) Bu ifadeler bize sunu göstermektedir: Selefîler'in “Selef” anlayisi ile gerçek Selef arasinda büyük farklilik var. Dolayisiyla adina Selefîlik denen akim, her ne kadar Selef'in anlayis ve uygulamalarini esas aldigini söylüyorsa da, aslinda Selef'in anlayis ve uygulamalariyla bagdastirilmasi hayli zor olan fikirler benimsemistir. Onlarin reddedici, dislayici, kati ve tekelci anlayisi, ne “Ehl-i Sünnet-i Hâssa” dedigimiz Selef'te, ne de “ Ehl-i Sünnet-i Âmme” dedigimiz Halef'te görülür. 1 Basta Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok hadis alimi tarafindan rivayet edilmistir. 2 “Allah Teala'nin eli, yüzü, gelmesi, gülmesi, gazaplanmasi , Ars'a istiva etmesi...” gibi ilk bakista mahlukata ait özellikler ile benzerlik arz eden, ancak mahiyet olarak farkli olan hususlarin zikredildigi ayet ve hadisler.

(EBUBEKİR SİFİL, Semerkand Dergisi)

Konu Alp tarafından (05.03.2007 Saat 18:03 ) değiştirilmiştir..
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #18
Alt 02.03.2007, 20:14
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Bir diğer yaklaşım ise daha "içeriden"dir ve diğerlerine göre daha fazla ciddiye alınmalıdır. Bazı Fıkhî hükümlerin miadını doldurduğu, Fıkh'ın gereksiz detaylardan ve zorlaştırıcı hükümlerden arındırılması gerektiği… gibi düşüncelerde, dolayısıyla "yeni içtihad" talebinde ve "taklidin zemmi"nde bir önceki yazıda değindiğim grupla buluşan bu hareket, ayrıca şu hususlara yaptığı vurgularla dikkat çeker:

_ Aslolan, "mezhepler öncesi" dönem, yani "Selef" dönemidir. Mezhepler de, diğer İslamî kurum ve anlayışlar da Selef dönemi esas alınarak ihya edilmelidir.

_ Mezhepler değersiz ve gereksiz kurumlar değildir. Ancak tek mezhepe bağlılıkta ve mezheplerin vaz geçilmezliğinde ısrar etmek "mezhep taassubu"dur ve terk edilmelidir.

_ Özellikle "makasıd/maslahat", "örf", "umumu'l-belva"… gibi kavramlar temel alınarak Fıkh'ın birçok hükmü gözden geçirilmelidir.

_ Mezhepler mutlaklaştırılmamalı, "Din" yerine konmamalıdır…

Bu tavrı benimseyenlerin, "yenilik" arayışı çabasında zaman zaman ölçüyü iyice kaçırıp, birinci gruptakilerle ilgi çekici bir benzerlik gösterdikleri görülmektedir. Recm ve irtidat konularında söyledikleri bunun en çarpıcı pratiğidir. Hz. Ömer (r.a)'in uygulamalarının sıklıkla gündeme getirilmesi de bu meyanda bilhassa zikredilmelidir. (Yusuf el-Karadavi'nin, Hz. Ömer (r.a)'in atlardan zekât alma uygulaması başlattığını anlatan ifadeleri tipik bir örnektir. Bu konuda bkz. "İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi", III, 73; "İslam Hukukunda Zekât", I, 229 vd. Yeri gelmişken el-Karadavi'nin, İbn Teymiyye'ye ittibaen Cehennem'in kâfir ve müşrikler için de ebedi olmadığı görüşünü benimsediğini bir not olarak eklemiş olalım.)

Örnek olarak zikrettiğim bu hususlar ve zikretmediğim benzerleri, kasdettiğim grubun eklektik ve seçmeci davranan bir yaklaşıma sahip olduğunu söylememizi mümkün kılıyor. Esasen bu durum garipsenmemeli. Zira İslam'ı "asrın idrakine söyletme"k maksadıyla çıkılan yolda bu türlü arızaların yaşanması vakayi-i adiyedendir…

İlgi çekici olan bir diğer husus da, bu kategoriye girenlerin, "Selef"e vurgu yapmaları ve görüşlerini büyük ölçüde İbn Teymiyye ile İbnu'l-Kayyım'dan refere etmeleri. Oysa onların, İbn Teymiyye'yi ve İbnu'l-Kayyım'ı bayraklaştıran "Selefîler"le herhangi bir bağlantısını kurmak hayli zor…

İbn Teymiyye-İbnu'l-Kayyım'dan Efgani-Abduh-Reşid Rıza çizgisine, eş-Şevkânî ve el-Kınnevcî'den Şah Veliyyullah'a uzanan çok renkli ve çok parçalı bir yapıyı aksettiren bu yaklaşım hakkında da dünkü yazıda altını çizdiğim bir hususu tekrarlamak yanlış olmayacak: "Usul"süzlük

14 Haziran 2006 Çarşamba
(Ebu Bekir Sifil, Milli Gazete)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #19
Alt 02.03.2007, 20:52
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
M.Şevket Eygi, Milli Gazetedeki yazısının ilk iki paragrafında diyor ki:
(Bir ilahiyat profesörü çıkıyor, Ehl-i Sünnet Müslümanlığına savaş açıp, *Kuran Müslümanlığı* safsatası altında masonik bir hümanizmanın propagandasını yapıyor. Bir başka reformcu, *Allah göktedir* diyen aşırı bir adamın mezhebini ülkemizde yaymak istiyor. Bir ötekisi, imanın şartlarını altıdan beşe indiren ve Amentü formülünden kadere iman maddesini kaldıran Pakistanlı bir yazarın metodunun Türkiyeyi kurtaracağını iddia ediyor. Velhasıl ortalıkta bir sürü yamuk, bozuk, çarpık inanç görüş dolaşıyor. Peki bu hatalı inanış ve kanaatleri yayanlar kimlerdir? Bunlar kendilerine İslâmcı diyorlar ama peşlerinden gittikleri adamlar genellikle 19. ve 20. asırda zuhur etmiş on kadar malum ve mahut şahıstır. Hâlbuki İslâm dünyasında, bahusus Ehl-i Sünnet dairesi içinde binlerce büyük din âlimi, fakih, mürşid, allame, imam, rehber yetişmiştir. Bizim reformcuların hiçbiri Gazalînin, Süyutînin, Şaranînin, Birgivinin, Ebülleysin, Ebussuudun, Fahreddin Razinin, Cüveyninin, İmam-ı Rabbanînin eserlerinden bahsetmez. Onlar ehl-i sünnet imamlarıdır. Bizimkiler ise selefi, mezhebsiz, Necdi, telfikçi, reformcu, aktivist birkaç kişinin peşine takılmıştır.)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #20
Alt 02.03.2007, 20:54
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Âlimlere tabi olmak, dört mezhebden birine uymak demektir. Asırlardan beri bütün İslâm âlimleri, dört mezhebden birine uymuşlar ve müslümanların da uymalarının gerektiğini bildirmişlerdir. Bunlara uymakta İcma hasıl olmuştur. İcmadan, cemaatten, birlikten, topluluktan ayrılan helak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İki kişi, bir kişiden, üç kişi, iki kişiden iyidir. O hâlde cemaatle birlikte olsun! Allahın rızası, rahmeti, yardımı cemaatten ayrılan Cehenneme düşer.) [İbni Asakir]
(Cemaatten ayrılan, yüzüstü Cehenneme düşer.) [Taberânî]
(Ümmetimin âlimleri, hiç bir zaman dalalette birleşmezler. İhtilaf olunca sivad-i a'zama [âlimlerin ekseriyetinin bildirdiği yola] tabi olun!) [İbni Mace]
(O gün her fırkayı imamları ile çağırırız.) mealindeki İsra suresinin 71. ayet-i kerimesini Kadi Beydavi hazretleri (Her ümmeti peygamberleri ve dinde uydukları imamları ile çağırırız.) şeklinde açıklamıştır. Ruh-ul beyan ve Tefsir-i Hüseynide ise, (Herkes mezhebinin imamı ile çağırılır. Mesela "Ya Şafiî" veya "Ya Hanefi" denir.) şeklinde açıklanmaktadır. Bu açıklamalar da, her müslümanın dört hak mezhebden birine uyması gerektiğini açıkça bildirmektedir.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #21
Alt 02.03.2007, 21:43
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Selefi görüşlü kimseler, kıyas yaparak ictihad etmenin caiz olmadığını bildirerek, kıyas yapan İmam-ı a’zam, İmam-ı Şafii gibi mezhep sahibi büyük müctehid âlimlere dil uzatıyorlar. Edille-i şerıyye [din bilgilerinde, müctehid imamlara delil] dörttür: Bunlar, Kur’an-ı kerim, Sünnet [hadis-i şerifler], İcmaı ümmet ve Kıyas-ı fukaha’dır. Sünnet, icma ve kıyas, Kur’an-ı kerimde bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kur’an-ı kerimin içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır. Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını, Kur’an-ı kerimde açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirir. İcma sözbirliği demektir. Yani, bu işi, Eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Eshab-ı kiramdan sonra gelen Tabiinin de icmaı delildir, senettir. Dinde reformcuların ve din cahillerinin ittifak ettikleri sözlere, icma denmez.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #22
Alt 02.03.2007, 21:44
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Kıyas, birşeyi başka şeye benzetmek demektir. Fıkıhta, nasstan anlaşılamayan birşeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden anlamak demektir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin, derin, örtülü manalarını meydana çıkarmaktır. Eshab-ı kiram da kıyas yapar, onların da ayrı mezhebleri var idi. Beydavi tefsirinde kıyas ve icmaın, Ali İmran suresinin 108. âyetinde emredildiği yazılıdır. İbni Abidin hazretleri, (Kıyas ile anlaşılan bilgileri kabul etmeyen, doğru yoldan saparak bid’at ehli olur, muhakkak Cehenneme girer) buyuruyor. Kıyasın delil olduğu aklen ve naklen sabittir. (Fatebiru) âyet-i kerimesi, (Bilmediklerinizi, bildiklerinize kıyas edin) demektir. (Menar şerhi) [Bu âyet-i kerimenin, kıyasın caiz ve gerektiğini bildirdiği Beydavi tefsirinde yazılıdır.]
Araf suresinin, (Allahü teâlâ, rüzgârı, rahmeti olan yağmurdan önce, müjdeci gönderir. Rüzgârlar, ağır olan bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırır, o yağmurla yerden meyvalar çıkarırız. Ölüleri de mezarlarından böyle çıkaracağız) mealindeki 57. âyet-i kerimesi de kıyasın hak olduğunu isbat etmektedir. Bu âyette, ihtilaflı olan bir şeyi, sözbirliği ile anlaşılmış olana benzetmek bildirilmektedir.
İctihad, gücü, kuvveti yettiği kadar, zahmet çekerek, uğraşarak çalışmak demektir. İctihaddan maksad, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden, manaları açıkça anlaşılmayanları, açıkça bildiren diğer ahkam-ı şerıyyeye kıyas ederek, benzeterek, bunlardan yeni hükümler çıkarmaya uğraşmak, çalışmaktır. Mesela ana-babaya itaati emreden âyet-i kerimede, (Onlara, öf sıkıldım demeyin) buyuruluyor. Dövmekten, sövmekten bahis buyurulmamıştır. Âyet-i kerimede, yalnız bunların en hafifi olan öf kelimesi açıkça bildirildiğine göre, müctehidler, dövmenin, sövmenin ve hakaret etmenin elbette haram olacağını ictihad etmişlerdir.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #23
Alt 02.03.2007, 21:45
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
İmam-ı Şaranî hazretleri buyuruyor ki: (İctihadı emreden âyet-i kerime çoktur. Nahl suresinin, (Bizden indirileni insanlara açıklaman için) mealindeki 44. ve Nisa suresinin (Allahın kitabına ve Resulün hadislerine müracaat edin) mealindeki 59. âyeti ictihadı emrediyor.) [Mizan]
Şu âyet-i kerime de, birbirine benzemeyen olayların, hükmünün de farklı olduğunu bildirmektedir: (Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde, iman edip salih amel işleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar.) [Casiye 21]
İmam-ı Razi, kıyasın delil olduğunu ve mukallidin, âlimleri taklid etmesinin vacip olduğunu, (Ülül-emre itaat edin) mealindeki âyet-i kerimeden çıkarmıştır. Mutlak müctehid olmayan âlimlerin de, mukallid olduklarını, usul âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Müctehidlerin sözbirliği ile bildirdiklerinden ayrılmak haramdır. Bu husus, Nisa suresinin 114. âyetinden anlaşılmaktadır. (Eşedd-ül-cihad)
İmam-ı Müzeni, (Asr-ı saadetten beri fakihler kıyası kullanmışlardır. Kıyası inkâr caiz olmaz) diyor. Kıyasın, şeri bir delil olduğu hakkında, Eshab-ı kiramın ittifakı vardır. Hz. Ebu Bekir, miras konusunda, ölenin babası yoksa, babanın babasını, baba hükmünde saymıştır. (Usul-i fıkıh)
Eshab-ı kiram, Hz.Ebu Bekire, biat ederken; namaz imamlığı ile devlet başkanlığını kıyas ederek, (Resulullah, Onu din işimizde imam tayin etti, biz de onu, dünya işimizde imam tanırız) diyerek ictihadda bulunmuşlardır. (Usul-i Serahsi)
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #24
Alt 02.03.2007, 21:50

 
gözyaşıgülüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.06.2006
Mesajlar: 669
Teşekkür etti: 0
0 Teşekkür 0 Mesaja aldı
Alıntı: Mesajı yazan Arkadaşımız alpakino
Mesajı göster
Mezhepsizler kendilerine, Selefiye ismini takmışlar. İbni Teymiye, Selefilerin büyük imamıdır diyorlar. Bu sözleri bir bakımdan doğrudur. Çünkü, ibni Teymiye’den önce (Selefi) ismi yoktu. Selef-i salihin vardı. Bunların itikadları da Ehl-i sünnet mezhebi idi. İbni Teymiye’nin sapık fikirleri vehhabilere ve diğer mezhepsizlere kaynak oldu. İbni Teymiye Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehl-i sünnet idi. Fakat ilmi çoğalınca kendi fikirlerini beğenmeye, kendini Ehl-i sünnet âlimlerinden üstün görmeye başladı. İlminin çoğalması, dalaletine, sapıtmasına sebep oldu. Hanbeli olması kalmadı. Çünkü, dört mezhepten birinde olabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak lazımdır. Ehl-i sünnet itikadında olmayan kimse için Hanbeli mezhebindedir denilemez.
kendi yorumlarınızı ulem