İletişim
Yardım
Bugünki Mesajlar
Ajanda
Üye Listesi
KAYIT OL
Home

Navigation
Geri git   DelikanForum.NET > DİN-SİYASET / EKONOMİ-SAĞLIK > Dini Bilgi ve Eğitim
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama

  #1
Alt 23.03.2007, 13:17
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Cool Osmanlıyı anlamak...

1967 yılında Paris’te Yahudilik Kongresi yapılmıştı. Bu kongrede söz alan bir delege zabıtlara geçen şu sözleri sarf etmişti: “Evet bugün bağımsız bir devletimiz var. Ama mesut muyuz? Samimiyetle ve hepimizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki; Hayır!.. Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız, Osmanlıyı yeniden kurmaya bağlıdır...”

Bu özlem gerek bizde gerekse diğer milletlerde dün vardı bugün de var yarın da olacaktır. İnsaf ehli hakkı hak sahibine teslim edendir. Bu ölçü beşeriyetteki bütün insanlar için geçerlidir. İnsaf ehli bir insan Osmanlı Sultanlarını araştırdığında onların ne derece adalet sahibi, ne kadar başarılı bir devlet adamı olduklarını görür ve kabul eder. Bedel ödemek Günümüzde Orta Doğu, Kuzey Afrika, Avrupa, Anadolu, Kafkasya ve bütün dünyada çekilen sıkıntılar, Osmanlıya ihanetin bir bedelidir.

Size Enderun nedir diye sorsam, çoğumuz ne olduğunu dahi bilmeyiz. Sarayda eğitim ve öğretim yapılan mekteb olarak özetleyebileceğimiz Enderun’u bizleri idare edenlerin de birçoğu bilmiyor. Oysa Osmanlı Arşivlerini inceleyen 1000’e yakın ABD’li ve 100’e yakın İsrailli uzman tarihçi yıllarca çalışmış ve konu hakkında ortaya sayısız eser koymuştur. Hatta ABD’de “Enderun Okulu” hakkında hazırlanan 350 tane doktora tezi ve eser vardır. Dün, bugün, yarın... 1992 yılında “Genç Akademi” dergisinde Mısırlı Profesör Muhammed Harb’ın şu sözleri Osmanlıyı anlamak için herkese rehber olmalıdır:

“... Tarihçiler bilirler ki, bir devletin ömrü, onun medeniyette yüksekliğiyle doğru orantılıdır. Osmanlı günümüzde dahi parmak ısırtan medeniyetini, sarıldığı inançla tesis etmiştir. Osmanlı Devleti, tarihin en uzun ömürlü devletidir. Devletlerin ömrü ise ancak medeniyet bakımından güçlü olmasıyla mümkündür. Osmanlıları, Mısır’a bizim âlimlerimiz davet etmiştir. Bizi Memlukluların zulmünden kurtaran Osmanlının adaletiydi. En büyük derdimiz, Müslümanlığı ve kardeşliği nasıl ihya ederiz, bunu bilmek. Bunun için de Osmanlı tarihini iyi anlamamız ve anlatmamız gerekiyor. Çünkü tarihimizin yarısı Osmanlı Devletinde geçmiştir... Bugün Türkler ve Osmanlılar hakkında hüküm verebilmek için Osmanlının devlet yapısını, medeniyetini ve Arap ülkelerinde neleri gerçekleştirdiğini çok iyi bilip anlamak gerekir...”

Vaktiyle Osmanlıyı yıkan şer güçler bugün de aynı oyunu Türkiye için oynamaktadır. Yarın da oynayacaklardır. Kendimize gelelim. Oyun her zaman vardır. Tek fark isimler ve sıfatlardadır.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #2
Alt 23.03.2007, 13:49
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’dir. Babası Ertuğrul Gazi’dir. Bunun da babası Süleyman Şah’tır.

Oğuzların en kıymetlisi, Kayı hanın kabilesi idi. Bunun torunlarından Süleyman Şah, Cengiz zamanında Anadolu tarafına gelip, 1229 senesinde Fırat’ta boğuldu. Dört oğlu kaldı. Bunlardan Ertuğrul Bey, Cengizlerden uzaklaşmak için, kabilesi ile Sivas tarafına geldi. Bir tatar ordusu ile, Selçuk sultanı Alaüddin savaş ediyordu. Selçuklulara yardım etti. Sultan, Ertuğrul Beyin Kayı han kabilesini Ankara civarına yerleştirdi. Sonra, beşyüz kişi ile Söğüt’e yerleşti.

Ertuğrul Gazi etrafın fethi ve İslamiyet’in yayılması için bütün gayreti ile çalıştı. Çok cömertti, fakirlere, düşkünlere daima yardım ederdi. Yarım asır adaletle idare ettiği bölgede Hıristiyanlara da İslamiyet’i sevdirdi. 1281 yılında Söğüt’te vefat ederek oraya defnedildi. Vefatından sonra, küçük oğlu Osman Gazi, babası yerine emir seçildi.

Osmanlı devleti Osman Gazi tarafından 1299 da Söğüt kasabasında kuruldu.

Devletin dini, (İslamiyet) idi. Kanunlar ve bütün sosyal işler ve fertlerin güzel ahlakları, hep İslam dininden hasıl oluyordu. Müslümanlar ile beraber başka dinden olanlar da, ibadetlerini, ticaretlerini serbest yapıyorlar, rahat yaşıyorlardı. İnsan haklarına, adalete tam kavuştukları için, çoğu Müslüman oluyordu.

Osmanlı sultanları 1517 den itibaren bütün Müslümanların halifeleri oldular. Her işlerinde İslamiyet'e uydular. Altıyüzyirmiüç sene İslamiyet'e hizmet ettiler. Ehl-i sünnet olup, Hanefi mezhebinde idiler. İslamiyet'i yaymak ve Müslümanları korumak için kâfirlerle cihad yaptılar. İslamiyet'i bozmak, Müslümanları bölmek için saldıran mezhepsizleri terbiye etmek için çok uğraştılar. Alusi, (Galiyye)nin doksanbeşinci sayfasında diyor ki, (Yeryüzünü salih kullarıma miras bırakırım) âyet-i kerimesinin Osmanlı sultanlarını övdüğünü, Abdülgani Nablüsi bildirmektedir. (Burhan) kitabı da bunu yazmaktadır.

Masonların ve İngilizlerin oyunları ile 1908 de halifelerin salahiyetleri sınırlandı. 1922 de Devlete ve 1924 de hilafete son verildi. Azgın İslam düşmanlarından İngiliz casusu Lawrence’in bu işlerde çok tesiri oldu. Osmanlı toprakları üzerinde kurulan küçük Arab devletleri, Avrupalıların kontrolü altında kaldı. İkinci cihan harbinden sonra da, başlarına geçen din cahili devlet adamları, İslamiyet'i içerden yıktılar. Doktor Muhammed Savaş tarafından 1991 de Şam’da üçüncü baskısı yapılan arabi (Müzekkiratü sultan Abdülhamid) kitabında Osmanlı devletinin yıkılması ve İslamiyet'in yok edilmesi için, ingilizlerin hileleri ve askeri hücumları uzun yazılıdır.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #3
Alt 23.03.2007, 14:07
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Yarım asra yakın bir zamandır ‘Osmanlı’yı araştıran ünlü Hollandalı tarihçi, UNESCO’nun Balkan danışmanı Prof. Dr. Machiel Kiel, Balkan ülkelerindeki Osmanlı eserlerinin hızla yok olduğunu, ayakta kalma mücadelesi verenlerin de kısa bir süre sonra yıkılıp yok edileceği endişesini duyduğunu söyledi.
Erciyes Üniversitesi Tarih ve Kültür Kulübünün davetlisi olarak geldiği Kayseri’de değerlendirmelerde bulunan Kiel, 1959’dan beri Osmanlı devlet yapısını ve eserlerini araştırdığını kaydetti. Kiel, Balkanlardaki Osmanlı izlerinin hızla yok olduğunu belirterek, “Arnavutluk, Macaristan ve Sırbistan, Osmanlı eserlerini en fazla tahrip eden ülkelerdir” dedi.

Belgrat’ta 82 cami yıkıldı
Osmanlı Devleti’nin Balkan ülkelerinde, binlerce önemli mimari eser bıraktığını, ancak bazı savaş dönemlerinde de bu eserlerin kasıtlı olarak yok edilmeye çalışıldığına şahit olunduğunu ifade eden Kiel, şöyle konuştu: “Bunlarla birlikte daha tehlikeli olan, bu konuda hiçbir girişimin yapılmamış olmasıdır. Osmanlı Devletiyle ilgili şimdiye kadar 12 kitap, 230’dan fazla makale yazdım. Balkanlarda bazı ülkelerdeki Osmanlı eserleri, o ülkenin kendi eserlerinden daha çoktu. Macaristan bu ülkelerden biri idi. Ancak şu anda bu ülkede çok az sayıda Osmanlı eseri kaldı. Sırbistan’da çok az eser kaldı. Belgrat’ta 83 cami vardı. Bunlardan sadece 1 tanesi şu anda ayakta. Saraybosna’da 100 cami vardı. Bunların hemen hepsi şu anda ayakta. Ancak, Macaristan, Sırbistan ve Arnavutluk, Osmanlı eserlerini en fazla tahrip eden ülkelerdir. Yunanistan’da da çok sayıda tarihi eser tahrip edilerek yok edildi veya ihmal edilerek yok olmalarına seyirci kalındı.”
Prof. Kiel, Balkanlardaki erken dönem Osmanlı eserlerinin varlığının Amerika kıtasının keşfinden öncesine dayandığını da kaydederek, orta Bulgaristan’da İhtiman kasabasında 1395 tarihinde yapılan İmaret Camii’nin şu anki durumunun çok üzücü bir vaziyet arzettiğini sözlerine ekledi.

> BALKANLAR’A ÖZGÜRLÜK VERİLDİ
Osmanlı hoşgörüsünün, tarihi bilgi ve belgelerin ortaya çıkmasıyla daha iyi anlaşıldığının altını çizen Prof. Dr. Machiel Kiel, bunun en güzel örneklerinden birinin Bosna’da yaşandığını anlatttı. Prof. Kiel, şunları söyledi: “Kuzey Bosna’daki yeni Manastırların tamamı 16. yüzyıl Osmanlı idaresinde yapılmıştır. Burada daha önce kayıtlı hiçbir Manastır yoktu. Kendisine Bosna Beylerbeyliği verilen devşirme Deli Hasan Paşa, Bosna’da cami inşa ettirdiği gibi, aynı zamanda annesinin köyüne de bir kilise inşa etti. Hemen yakın bir kasabada (Bileca) da kendi adına bir cami inşa etti. Osmanlı döneminde kiliselere birçok alanda özgürlük verilmişti ki papazlar Osmanlı Devleti’nin kiliseye uyguladığı vergi muafiyeti uygulamalarını kullanarak zengin olmuşlardı, bunun sonucu olarak daha çok kilise inşa etme imkanı bulmuşlardı.”
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #4
Alt 23.03.2007, 14:09
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Washington’daki Georgetown Üniversitesi’ne bağlı Türk Etütleri Enstitüsü’nün başkanı Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. David Cuthell, Avrupa Birliği’nin, Osmanlı İmparatorluğu modelinden yararlanabileceğini söyledi. Kuzey Amerika Türk-Amerikan Akademisyenler Derneği’nin (NETA) düzenlediği konferansta konuşan Cuthell, Osmanlı İmparatorluğu döneminde hoşgörünün kurumsallaştırıldığını kaydederek, AB’nin de bu deneyimden yararlanması gerektiğini söyledi. Cuthell konuşmasında, Osmanlı toplumunun modernite öncesi çok kültürlü, çok uluslu ve çok dilli bir toplum olarak günümüze oldukça başarılı ve değişik açılımlar sunduğunu kaydetti. Cuthell, Osmanlı İmparatorluğu’nun 3 temel kurumsal unsuru olarak gösterdiği ‘’bireyin imparatorluk içindeki konumu, hukuk ve ekonomik fırsatları’’ ayrıntılarıyla irdeleyerek, bunların AB’ye model olabileceğini anlattı.

Her şartta adalet
Osmanlı İmparatorluğu’nun, cumhuriyete dek dışardan göç almakla birlikte hiçbir zaman dışarıya nüfus vermediğini hatırlatan Cuthell, bugünkü AB’nin ayrımcı politikalarının bu noktada Osmanlı deneyiminden etkilenebileceğini bildirdi. Cuthell, kanun uygulamaları ve adalet konusunda Osmanlılar’ın, milliyetçiliğin yükseldiği dönemlerde bile Müslüman veya Türk grupları kayırmak yerine adaleti tesis etmek amacıyla hareket ettiklerini belirterek, toplumlararası hoşgörüyü yerleştirme ve yaymada AB’nin Osmanlı toplumundan alacak çok şeyi olduğunu sözlerine ekledi.
Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan en önemli düşünce akımlarından milliyetçiliğin, aynı zamanda çağdaş Türk Cumhuriyeti’ni kuran akım olduğunu anlatan Cuthell, şimdilerde ise ironik bir biçimde AB’ye girmek isteyen Türkler’in, milliyetçiliklerini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldıklarını vurguladı. AB’nin, Türkiye’ye sürekli çifte standart uyguladığını savunan Cuthell, AB uyum reformlarının kısa vadede Türkiye için çok yararlı olduğunu, ancak uzun vadede Türkler’in AB’ye üye olup olmamayı yeniden gözden geçirmek durumunda kalacakları görüşünü dile getirdi.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #5
Alt 23.03.2007, 14:09
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Kosova’nın başkenti Priştine’de düzenlenen “6 Asır Arnavutlarda İslamiyet” konulu uluslararası sempozyumda Osmanlı’nın Balkanlar’daki hizmetleri anlatıldı. Türkiye, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Mısır, Ürdün ve Suriye’den gelen 75 bilim insanı ve din adamının katıldığı sempozyumda İslamiyet’in Balkanlar’da din, bilim ve eğitim alanlarına etkisine ilişkin tebliğler sunuldu.
Kosova İlahiyat Fakültesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen iki günlük sempozyumda konuşan Kosova İslam Birliği (KİB) Başkanı Dr. Naim Tırnava, Arnavutların Müslüman olmaktan gurur duyduklarını, Osmanlılarla altı yüzyıl Müslüman olarak aynı sofrada bulunduklarını ve aynı kaderi paylaştıklarını belirterek, kıyamet gününe kadar bunun böyle kalacağını söyledi.

> Kıyamete kadar
Dr. Tırnava, İslam’ın temelinde barış ve hoşgörü olduğunu, şiddete yer vermediğini belirterek, Papa’nın İslam ve Peygamber Efendimiz ile ilgili rencide edici sözlerini kınadı. Geçmişteki yanlışların birlikte düzeltilerek, geleceğe doğru ilerleyeceklerini vurgulayan KİB Başkanı, komünist ve ateist ideolojilerin etkisindeki müfredatların değiştirilmesi, kitapların Türkleri düşman olarak gösteren derslerden arındırılmasını istedi. İstanbul Edebiyat Fakültesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Arzu Terzi de Osmanlı yönetimi aleyhine belirtilen bazı görüşlerin önyargılı olduğunu ifade ederek, bu yanlış düşüncelerin ortadan kaldırılmasına çalıştıklarını dile getirdi.

> İddialara belgelerle cevap
Sempozyum çerçevesinde Sakarya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ebubekir Sofuoğlu tarafından hazırlanan “Belgelerle Kosova’da Osmanlı Asırları” adlı bir sergi açıldı. Osmanlı Devleti’nin Kosova’daki hizmetlerini içeren belgelerden oluşan sergide, özeti Türkçe, Arnavutça, Boşnakça ve İngilizce’ye tercüme edilmiş 64 parça Osmanlı arşiv belgesi yer aldı. Geçtiğimiz yıl Priştine Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde misafir öğretim görevlisi olarak ders veren Sofuoğlu, Priştine’de bulunduğu süre içinde “Osmanlı bizi geri bıraktı”, “Osmanlı halkı zorla Müslümanlaştırdı” gibi suçlamalarla karşılaştığını belirterek, iddiaların yanlış olduğunu belgelerle ispatlamaya çalıştıklarını kaydetti. Sofuoğlu, Osmanlı Devleti’nin hizmetlerini örnekleriyle açıklayarak, “O dönemde Osmanlı dünyada ne varsa getirdi. İnternet mi vardı da getirmedi” diye konuştu.
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #6
Alt 23.03.2007, 14:12
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesini sağlayacak Birinci Dünya Savaşı’nın önemli bir parçasıdır Çanakkale Savaşları... Bu savaşlarda 205 bin askerle, Batılı devletlerden en çok zayiat veren de İngilizlerdi. İngilizleri Osmanlıların üzerine sürenlerin başında, ezeli Türk düşmanı Churchill geliyordu.
Churchill, her neye mal olursa olsun bütün Müslümanların hamisi durumundaki Osmanlı Devleti’nin yıkılması taraftarıydı. Bu savaşlarda ve daha sonraki yıllarda bunun tersini savunan pek çok İngiliz devlet adamı da oldu. Hatta bunlar Osmanlıyı savunan, lobiler, dernekler oluşturdular. Lordlar Kamarası’nda günlerce fikirlerini savundular. Bunların düşüncesi şuydu: “Tarihi bir hata yapıyoruz. Osmanlı bölgede önemli bir denge unsurudur. Bu denge bozulursa, bu bölgelerde huzur kalmaz. Buna biz sebep olduğumuz içinde tarih bizi hiçbir zaman affetmez.”
Çoğunluk bunun aksini savunduğu için bu fikrin kıymeti harbiyesi olmadı. Osmanlıyı yıktılar ve o günden bugüne bölgede huzur sağlanamadı. Bu bölge kimseye yar olmadı. Mazlumun ahı, kanı yerde kalmadı. Başta İngilizlere yardım eden yerli halk olmak üzere bu yıkımda dahli bulunan herkes ağır bir bedel ödedi ve halen de ödemeye devam etmektedirler...
Osmanlı idare ettiği insanları, dini ırkı ne olursa olsun sömürü vasıtası olarak görmüyordu. Her şeyden önce onları insan olarak görüyordu. Onların hak ve hukukunu, huzur ve sükunu muhafazayı birinci iş addetmişlerdi kendilerine. Bütün insanların istediği de bu değil miydi zaten...
Osmanlıda insanlara hizmet esastı. Adaletsizliğin, zulmün olduğu yerde huzur olur mu? Osmanlılarda herkes, dini ırkı ne olursa olsun adalette eşitti. En üst düzeyde hakkını rahatlıkla arayabilirdi. Hak aramada hiçbir engel ile karşılaşmazdı. Adalet denilince akan sular dururdu. Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Osmanlının yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı’nın girişinde, sol tarafta bir levha var. Burada şöyle yazıyor: “Ya vâliye külli mazlûmin” yani, “Mazlumların, zulme uğrayanların sığınağı” Altı asırlık ömrün sırrı da buradaydı zaten. Bu, sadece yazıda kalmadı. Tatbik de edildi. Tarihte bununla ilgili sayısız örnekler var. Birini nakledeyim sizlere:
Kânûnî Sultan Süleyman Hân, Budin Seferinden dönerken, Edirne yakınlarında, bağların, bahçelerin içinden askerler yollarına devam ediyorlardı. Halk sevinç içinde sultanı karşılıyordu.
Köylünün biri ısrarla pâdişâhı görmek istiyordu. Görevliler pâdişâha yaklaştırmıyorlardı. Bu durumu fark eden pâdişâh: “Bırakın gelsin” dedi. Kânûnî, gelen kimseye sordu: “Derdin nedir?”
“Sultanım. Bizler fakir köylüleriz. Birkaç dönüm, bağ bahçe gibi arazimiz vardır. Dünden beri askerleriniz, ekinlerimize ve bağlarımıza istemeden de olsa zarar verdiler. Ya zararlarımızı ödersiniz veyahut da sizi şikâyet ederim. Kanuni sordu: “Söyler misin beni kime şikâyet edeceksin?” Köylü şöyle cevap verdi: “Size Kânûnî demezler mi pâdişâhım. Seni kânuna şikâyet ederim kânuna...”
Kânûnî, ihtiyar köylünün, kendisi ile böyle rahat bir şekilde konuşmasına hakkını arayabilmesine çok sevindi. Zararını hemen tazmîn ettirdi.
İşte Osmanlıyı altı asır ayakta tutan, halkını huzurlu kılan bu anlayıştı. Bunun da kaynağı İslamiyetti. Huzuru, aydınlığı başka yerde arayan karanlıkta kalmaya mahkumdur!..
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
  #7
Alt 23.03.2007, 14:13
Alp

 
Alp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.02.2007
Mesajlar: 3.380
Teşekkür etti: 0
23 Teşekkür 20 Mesaja aldı
Osmanlılar üç kıtaya yayılan milletleri asırlarca huzur ve sükûn içinde idare ettiler. Osmanlıların; türlü türlü kanı taşıyan, türlü dil konuşan, başka başka âdet ve ananelere bağlı olan çok kültürlü milyonlarca insanı, aralarındaki farkları bıraktırarak, bir inanç veya fikir etrafında toplayıp, altı asır hüküm süren muazzam bir imparatorluk kurduklarını biliyoruz.
Osmanlıların bu başarısı zannedildiği gibi yalnızca askerî değildi. Yanî kaba kuvvete dayanmıyordu. Askerî yöntem Osmanlıların başvurdukları en son çâre idi. Öyleyse, onları gayelerine ulaştıran ve uzun ömürlü kılan esas âmiller nelerdi? Bu başarıyı kazanmakta nasıl ve hangi metotları kullanmışlardı?
Başarılı olmalarını sağlayan birçok metot vardı. Bunlardan biri, belki de en önemlisi örnek bir hayat sunmalarıdır. Anadolu’da yerli halka, gerek inançları ve töreleri, gerekse daha geniş ifâdesi ile kültürleri üzerinde herhangi bir baskı uygulanmamıştır.
Avrupa Orta Çağında görülen engizisyonlar ve benzeri uygulamalar, İslâm âleminin hiçbir devrinde görülmediği gibi, Osmanlılarda da ne devlet ve ne de diğer ileri gelenlerce veya belli bazı teşkilatlarca bilinen ve uygulanan şeyler değildi.
Aksine tam bir inanç hürriyeti hâkimdi. Çünkü, İslâmiyetin, “Dinde zorlama yoktur” prensibine Osmanlılar sâdık kalıyorlardı. Kimse Müslüman olmaya zorlanmıyordu. Yaptıkları tek şey; yerli halk arasına Müslüman Türklerin getirilerek yerleştirilmesi, kendi inançlarının gereğini en arı ve duru hâliyle yaşamak suretiyle onlara bir alternatif sunmaları idi.
Bu şekilde, yerli halk, kendi hayat tarzları ile Müslüman Türklerin hayat tarzlarını görüp, mukayese yapabilme fırsatına sahip kılınmış oluyorlardı.
Bu gâye ile Yıldırım Bayezid, İstanbul’u muhasara ettikten bir müddet sonra Timur Han ile araları açılınca, muhasarayı kaldırmak için Bizans ile anlaşırken koydurduğu anlaşma maddelerinden birisinin gereği olarak İstanbul’un Sirkeci kesiminde, Taraklı, Göynük ve Karadeniz sahillerinden 700 hanelik bir Müslüman-Türk mahallesi kurdurmuştur.
Bu tür faaliyetlerin asıl maksadı İslâm ahlâkını gayri müslimlere tanıtmaktır. Bu tanıtma faaliyetlerine baskı denilemeyeceği gibi, propaganda demek bile güçtür. Çünkü, hiçbir propaganda ve hiçbir reklam gerçeğin yüzde yüz ifâdesi değildir. Bu örnek yaşayış ise gerçeği aynen yansıtmaktır.
Osmanlıların ilk dönemlerindeki kültürel tanıtım faaliyetlerinde ve bilhassa iskân edilen nüfus içerisinde gönüllü olarak yer alan, yahut da başka uç bölgelerine kendiliklerinden giderek yerleşen, tekke ve tasavvuf mensuplarının da önemli payları olmuştur.
Sadece Anadolu’nun değil, birçok ülkenin fethinde, tasavvufun güzel ahlâkı ile bezenmiş kimselerin büyük rolü olmuştur. Resûlullah efendimiz, Hudeybiye Anlaşmasını, bütün olumsuz maddelerine rağmen, bir maddesi için kabûl etmişti. Bu madde, Müslümanların müşriklerle rahatça görüşebilmelerini sağlamaktaydı. Bu görüşmeler ile birçok müşrik Müslüman olmuştu. Bir şeye inandırmanın en kolay, en sağlam yolu, görerek yaşayarak örnek olmaktan geçer.
Meselâ eskiden “Alperenler” denilen kimseler vardı. Bunların her biri, tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde, dergâhlarda yetişmiş kimselerdi. Dînimizin güzel ahlâkı ile bezenmişlerdi. Hâl ile, söz ile, yaşayış ile örnek kimselerdi. İslâmiyeti yaymak için kendilerini adamışlardı. Eshâb-ı kirâm gibi geri dönmemek üzere çeşitli memleketlere dağılmışlar, oralarda İslâmiyeti tanıtmakla ömürlerini tamamlamışlardı. Tâ Semerkant’tan, Buhara’dan kalkıp Anadolu’ya, Rum diyârına gelmişlerdi.
Tarih boyunca, küfür devam etmiş fakat, zulüm hiçbir devirde payidar olmamıştır. İnsana insan muamelesi yapan, adalet ile hükmeden devletler ayakta kalmış, zulmedenler yok olup gitmişler, tarihte hep lanetle anılmışlardır...
Alp isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lesezeichen

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anlamak ve anlasilmak senay Özgün Yazılarınız 0 22.08.2008 15:22
anlamak padrocan Resim ve Karikatür 3 06.05.2008 14:35
Ölümü anlamak... Ahmet76 Özgün Yazılarınız 6 09.03.2005 15:24
Avrupalı Osmanlıyı unutamadı! Alperen Haberler - Siyaset konusu soru ve cevaplar 0 23.09.2004 01:00
Hz. KURAN'ı anlamak... TALHA-61 Dini Bilgi ve Eğitim 0 01.06.2004 23:39


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:57 .
Powered by vBulletin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Template-Modifikationen durch TMS Web Design by: vbdesigns.de
İletişim - Anasayfa - Arşiv - Disclaimer - Yukarı git

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50